Tanzanya Canavarı

İşte öyle yoğun ve stresli bir dönemden geçiyordum ki bu tatilin zamanlaması hem çok uygunsuz oldu, hem de ilaç gibi geldi. Gitmeden evvel vücudumda o kadar çok elektrik vardı ki elbiselerim sanki çok rüzgar varmış gibi üzerime yapışıyor, sen dahil nereye dokunsam çatır çutur elektrikler havada uçuşuyordu. Arındım, dinlendim, kendime geldim diye düşünmem sadece 3 gün sürebildi. Sonra yine aynı terane. Döneli nerdeyse 3 hafta oldu ve ben tatile gittiğimizi bile hatırlamakta zorlanıyorum! Detayları unutmadan yazmalı, kayıt altına almalı…

Günler öncesinden bizi bu yolculukta neler beklediğini dakika dakika neler yapacağımızı sana defalarca anlattığımızdan mıdır nedir 20 Ocak Cuma saat 14.00 gibi evimizden yola çıktıktan yaklaşık 24 saat sonra Zanzibar’daki otelimize kavuştuğumuz süreç boyunca çok uyumlu ve heyecanlıydın. Ama yine de bebekle seyahat konusunda antrenmanlı olmayanlara tavsiye edemeyeceğim kadar yorucu bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim. Ucuz havayolları ve ekonomi koltuklarına alışkın sen, teyzenin kıyağıyla “biznıs” uçunca alan bolluğundan ne yapacağını şaşırdın. Kalkıştan hemen sonra önümüzdeki 1,5 metre karelik boşluğa battaniyeni serip boya kalemlerin, tüm tatilin en kurtarıcı oyuncağı hikayeli yapboz kartların,  legoların, ve i-Pad’inden oluşan sevimli bir dünya yarattık sana. Önce sakin sakin oynarken, kalkıp dolaşabileceğini keşfetmenle ve uçağın tuvaletine aşık olmanla işler biraz karışsa da biyolojik saatin ancak 21.00’e kadar dayanmana izin verdi. Uçaklarda verilen bebek yatağının kilo sınırı olan 11’in sadece yarım kilo üzerinde olduğundan hostesler bir güzellik yapıp yatağını taktılar. Kilo yetse de ebat olarak çok dar olduğu için uykuya dalmakta zorlandın ve sinirlendin. Kulağına en sevdiğin ninniyi fısıldayarak belki de bebekliğinden beri ilk kez kucağımda uyuttum seni. Uçak inene kadar da türbülans izin verdikçe yatağında, diğer vakitlerde koca koltukta yan yana bir güzel uyuduk seninle.

Darüsselam’a iniş anonsu ile gözleri açtın ve havaalanı oteline varana kadar biri pasaport kuyruğunda, biri taksiciyi beklerken geçirdiğimiz iki saat boyunca pür enerji ayaktaydın. Darüsselam’a iner inmez büyük bir taksici güruhu ve nemli bir yaz akşamı bizi karşıladı. Taksilerin kazıkçı olduklarını ve pek de tekin olmadıklarını duymuş bu nedenle otelden karşılama servisi istemiştik. Biraz(Afrika şartlarında 1,5 saat birazdır!) gecikse de sonunda gelen arabamız bizi otele götürdü. Sadece havaalanı çevresini görmeme rağmen çok da sefil gelmedi bana bu şehir. Yol boyu gidince bir bebek yatağımız olmayacağından, yanımızda uyuyacağından bahsedip seni hazırlamaya çalıştık. Sürekli “Ben nerde uyucam?” diye sorup durdun. Gider gitmez kendimizi yatağa attık. Kendi kendini soğutmaktan aciz klima, onca nem ve senin aramızda tepinmelerine rağmen sabah 7.30’a kadar üç saat de olsa sızmış kalmışız. Sen de bir noktada uyumuşsun herhalde.

Kahvaltımızı edip tekrar havaalanına doğru yola çıktık. Pırpır uçağımızın tam iki saat rötarlı olduğunu öğrenince biraz yıkılsak da bir şekilde seni oyaladık. Bu yolculuğun benim için en zor tarafı senin bezi bırakmış olmandı. Daha İstanbul’da havaalanında giderken çiş de çiş diye tutturman Zanzibar’daki otelimize kadar devam etti. Acil bir durum olur veya tuvaletler çok pis olursa bezini takarım oraya yaparsın diye planlama yapmış, minimalist bavul hazırlama anlayışım nedeniyle yanıma portatif bir lazımlık almamıştım. Evdeki hesap çarşıya uymadı, sen katiyen beze yapmam dedin ve hem uçakta hem gece hem gündüz birbirinden nadide havaalanı tuvaletlerinde beni sefil ettin. Bu seyahati bezi bırakmamış olduğun bir dönemde yapmış olmayı tercih ederdim. Normalde tuvaleti pek temiz bulmadığım ortamlarda ve kaka yapmayacağına eminsem seni dizlerinin üzerinde tutarım. Üçüncü kakadan sonraki bir tuvalet talebinde bu modeli kullanıp o pis tuvaletin yerlerini de temizlemek zorunda kaldığımı söyleyeyim daha da detay vermeyeyim sevgili oğlum! Gelir gelmez bu ve bu lazımlık arasında kaldım ama daha küçük olduğu için ikincisini aldım. Bir daha sırt çantamın başköşesinde lazımlığın olmadan yola çıkarsam iki olsun!

Kendimizi otele attıktan sonra gideceğimiz güne kadar burnumuzu bile çıkartmamacasına dinlendik. Üçüncü gün civarı başlayan öksürüğün nedeniyle gece uykuların, gündüz yapılacak aktivitelerin heyecanı ile gündüz uykuların sekteye uğrayınca senin standartlarına göre mız mız bir tatil geçirdiğini söyleyebilirim. Hal böyle olunca o sıcakta baharatlarıyla ünlü Stonetown’da Spice Tour’a çıkmak ya da Zanzibar’daki tek yağmur ormanı Jozani’de Red Colobus denen maymunları görmek üzere düzenlenen turlara katılmak konusunda pek istekli olmadık. Gerçi otelde tanıştığımız ve 20 aylık oğluyla tek başına Zanzibar’a gelen Rus annenin yine tek başına bu iki turu da yaptığını ve harika vakit geçirdiğini son gün öğrenince biraz pişman olsak da artık iş işten geçmişti. Ha bir de Coral Reef’de şnorkelle dalma turları vardı ki seninle yapılması pek mümkün bir aktivite değildi. Neyse, bu aktiviteleri ve öncesine planlanacak güzel bir Serengeti Safari’sini tüm bunları hatırlayacağın bir yaşta tekrarlamak konusunda babanla mutabık kaldık.

Günlerimiz deniz&kum&güneş&yemek&uyku arasında mekik dokuyarak geçti. Her şey ama her şey seni o kadar çok heyecanlandırdı ve mutlu etti ki, bu halini izlemek çok güzeldi. Çok okuyan değil çok gezen çok bilir derler ya, bu bence çocuklar için daha geçerli bir ata sözümüz-bknz bu makale. Zira normal şartlarda hiç göremeyeceğin o kadar çok şey gördün ve öğrendin ki bu tatilde, gezmenin gelişimine inanılmaz katkılar yaptığı kesin. İlk olarak Zanzibar havaalanından otele giden 1 saatlik yolda kucağımda uyurken birden uyanıp yolun kenarında dev palmiye ağaçlarına gözlerini kocaman açarak bakıp “Anneeee yapraklar çok güzelmiş” dedin. Bu senin Zanzibar’a ait ilk yorumundu.

Daha sonra seni en çok şaşırtan şey öğleden sonra girdiğin denizin sabah gittiğinde yerinde olmamasıydı. “Deniz nereye saklanmış baba? Deniz nereye gitmiş? Deniz kaybolmuşşşş” diye diye bir hal oldun. 2 yaşına yaklaşmış kaç çocuk gel-git görme şansına sahip olmuştur bilmiyorum. Konuyu aydede ile bağlayarak basitçe anlattık.

Beni en çok şaşırtan şey ise hayatında ilk kez bu kadar zenci bir insan topluluğu görüp bu konu ile ilgili hiçbir yorum yapmamış olman. Yani en azından bu abi niye bu kadar siyah filan demeni bekliyordum. Hiçbir yorum yapmadığın gibi hangilerine abi hangilerine amca diyeceğini benden iyi biliyordun. Tüm personel ile kırk yıllık arkadaş gibi oldun. Swahili dilinde merhaba demek olan “Jambo” ve aslan kral dolayısıyla tüm dünyanın bildiği “Hakuna Matata”yı hemen kapıp sürekli kullandın. Plaja giderken bindiğimiz golf arabasına hasta olunca sen de tüm şöförlere “Buna bincem” demeyi öğrettin. İngilizce bilseydin seni rahatlıkla Mini Club’de tek başına bırakabilirmişim zira orada da çok eğlendin. Kocaman dalgalarda yüzmekten hiç mi hiç korkmadın ve yaza kıyasla önemli bir gelişme olarak artık havuzda kolluklarınla kendi başına yüzmeye başladın. “Baba bırakma, baba bıraaaaaak” çığlıkların bütün oteli inletti. Plajdaki kumlar nerdeyse pudra şekeri kıvamında olduğundan yapışmalarından rahatsız oldun ve bir yandan oynadın bir yandan “Anne temizle” dedin. Gece ve gündüz uykuların pek verimli olmayınca plajda kucağımda şekerlemeler yaptın ve beni mest ettin.

Balık sever bir kişilik olman sayesinde ilk 2-3 gün çılgınca balık yedikten sonra sıkılıp “Anne pirzo, anne köfte” diye sayıklamaya başladın. Nedense oradaki etleri hiç beğenmeyip, “Anne bu ne eti?” diye hepsini ağzından çıkarıp çıkarıp durdun. Güzelim tropikal muzları “Bu Zanzibar muzu. Ben İstanbul muzu istiyorum” diyerek yemedin. Yoğurtları çok sulu buldun yemedin, yanımdaki hazır muhallebilere alışık olmadığın için pek yemedin. Rus arkadaşın Daniel mama sandalyesi yerine ya annesinin tepesinde ya da ortalıkta koşarak yemek yediği için(bu sefer özenilecek çocuk turist çocuğu değil bizzat sendin canım benim) sen de “Yemicem, Daniel’le koşucam” diye tutturdun yemedin. Velhasıl sabah kahvaltısı haricinde doğru düzgün yemeyişinin ve son gün başlayan ishalinin hediyesi olarak eve döndüğümüzde tam tamına 800 gr vermiştin.

Gelgelelim sivrisineklere. İlk 4 gün bir tane bile görmedik. Ama bu durumu adanın geneline yaymak istemem zira bizim otelimiz belli ki çok iyi ilaçlanıyordu. Daha otantik otellerin sivrisinekten geçilmediğini söyleyenleri okumuştum. Evden getirdiğim prize takılan sinek ilacını, kendimize sürdüğümüz Off’u , sana sürdüğümüz Defans’ı, başta çok romantik gelen ama sonlara doğru gece bin kere kalkıp sana bakarken içime fenalık bastıran cibinliklerimizi hiç ihmal etmedik. Sonuç, sadece sende tek bir ısırık olarak geri döndük. Rus arkadaşının suda doğal doğum yapmış, çocuğunu hiçbir şekilde aşılatmamış, tek bir ilaç bile vermemiş aşırı doğalcı annesi uzun yıllar Zanzibar’da yaşayan bir arkadaşından son 6 yıldır adada hiç sıtma görülmediğini, ayrıca ilaç ile tedbir alındığında gerçekten sıtma olursan kan testinde anlaşılamadığını öğrenmiş ve çocuğuna ilaç vermemeyi tercih etmişti. Bu bilgileri edindikten sonra kendime biraz kızdım ne yalan söyleyeyim. Çok daha iyi araştırıp, ben de seni bu ne üdüğü belirsiz ilaçtan koruyabilirdim. Neyse o ilacı bulmaya çalışırken verdiğim mücadelenin yüzü suyu hürmetine fazla kafama takmadım bu durumu.

Otel çok çok çok doğru bir seçimdi. Odalar ama özellikle banyo bir harikaydı. Oda bile başlı başına seni oyalayacak pek çok atraksiyon barındırıyordu. 110 odalı otelde 200 personel çalışıyordu. Bu da misafir başına bir personel demek oluyordu ki ben değme lüks Türk otellerinde böyle bir hizmet kalitesi daha görmedim. Sen yemekleri beğenmesen de şef gerçekten çok başarılıydı. Az ama öz çeşitli açık büfedeki her bir ana yemek ayrı bir şaheserdi. Velhasıl biz babanla her daim yedik. Hava çok rüzgarlı, deniz ise tahmin ettiğimden çok daha sıcak ve dalgalıydı. Beni hayal kırıklığına uğratan tek şey denizin turkuaz yerine nil yeşili olmasıydı. Dalgadan dolayı zevkle yüzülen bir deniz de değildi.

Özenle hazırladığım seyahat tipi ecza dolabımın çok önemli bir eksiğini fark ettim, VİKS! Hem eski hem yeni doktorun anti-öksürük şurubu doktorlar olduğundan öksürüğe karşı yanıma bir şey almamıştım. Bir gece aynı kendi çocukluğumdan hatırladığım yalancı kuşpalazı gibi nefes alamaz bir şekilde uyanıp sabaha kadar uyuyamayaınca öksürüğünü söktürmek için bir şey yapmam gerektiğini anladım. Önce bal&limon&karabiber’e başladık. Hemen sonra Kadir Tuğcu’nun topuğuna Viks sürme tavsiyesi aklıma geldi. Baktım Viks bulmam imkânsız, otelin SPA’sına gidip peppermint yağı istedim. İkinci gece ayağına onu sürüp, kurutma makinesi ile ısıttığımız çorapları üzerine giydirip seni yatırdık. Ertesi gün öksürük sökülmüştü. Kesintisiz uyumasan da o ilk geceki kadar korkunç bir durum yoktu. Ateşin filan çıkmadı ama öksürüğe hastalık denirse ilk hastalığını Zanzibar’da geçirdin diyebiliriz. Aşırı rüzgarlı ortam, hava değişimi, sudan çıkmayışın bunların hiçbirinin sebep olamayacağına kendimi inandırdım ve öksürüğüne rağmen günlük tempomuza aynen devam ettik. Bence suçlu Darüsselam havalanında uzun uzun oyun oynağın çok öksüren kızdı!

Dönüş günümüz İstanbul’daki son yılların en büyük kar yağışına denk gelince tamı tamına 6 saatlik rötarla karşı karşıya kaldık. Öğlen saatlerinde yine pırpır uçağımızla Zanzibar’dan Darüsselam’a, oradan da havaalanı otelimize geçtik. Akşam 20.00 gibi tüm aile uykuya yattık. Yanarım yanarım gece 1’de rötar var mı diye sorgulamadan mışıl mışıl uyuduğumuz uykumuzdan kalkıp havaalanına gidişimize yanarım. Gitmemizle önce 4 saat olduğu söylenen sonra 6 saate çıkan rötarı öğrenmemiz bir oldu. Gece yolculuğu olarak planladığımız yolculuğumuz full bir gündüz yolculuğuna dönüştü. Biz biraz sefil olsak da senin keyfin gayet iyiydi. 20.00-01.00 arasını otelde 03.00-07.00 arasını havaalanında bebek arabanda uyuyarak geçirdin. Bir kere daha anlamış olduk ki düzen senin her şeyin. Şartlar ne olursa olsun uyuyabiliyorsun. Belki de artık gece gezmelerine başlayıp seni de yanımızda götürmeliyiz. Yolda kucaklarda uyuyarak taşınan bir çocuk olmasan da uygun bir ortam sağlandığında uykuya devam edebildiğini hem gidişte hem dönüşte öğrenmiş bulunduk.

Gezmeyi sevmek demek iyisiyle kötüsüyle her anını sevmek demek galiba. Sen bebek arabanda baban bekleme koltuklarında mışıl mışıl uyurken bir baktım ki ben içinde bulunduğum durumdan hiç şikayetçi değilim. Her güzel şeyin olduğu gibi, bu pozu vermenin de bir bedeli olabilir…

Not: Biz denize doğru bakarken uzaktan çekilmesini umduğum hypnobirthing hayalim olan bu poz, hizmet kalitesi çok yüksek personelin sürekli buraya bakın bana bakın gülümseyin nidaları ile bu kadarcık olabildi 🙂

8 Responses to Tanzanya Canavarı

  1. benden bizden dedi ki:

    Nihancım, harika bir gezi yazısı ve süper bir anı olmuş size. Demir oğlan da gayet uyumlu bence, maşallah! Senin hypnobirthing resmi için biraz photoshop yaptık mı tamamdır bu iş 🙂 Sevgiler..

  2. ahu dedi ki:

    nıhancım daha gıtmeden sen merak edıyordum bu yazını ,senınle ve kucuk aılenızle gurur duyuyorum ve sızı ornek alıyorum ,almak ıstıyorum,mickey mouse club evı arkadaslarının deyımıyle SUPER SUPER SUPERSINIZ.buarada goruselım bır ara muhakkak.sevgiler.

  3. ceylan dedi ki:

    bu Demir’i çok seviyorum yav sanki benim Demir’i yazıyorsun bu böyle geldi böyle gider adamların tarzı var coolllar:) ne istediğini biliyor kakaları da kıymetli ne yiyeceğine hangi saatte uyuyacaklarına bile onlar karar veriyor:) bak görürsün ilerde ne giyeceği konusunda da seni zorlayacak bence de gece gezmelerine hafiften başlayabilirsiniz arabasından uyuyunca gece 11 derin uykuya geçilen zamanmış o zaman ışık olmadan yumuşak yatak geçişiyle tamamlanır:))) çok öptüm minik Demiri yine güzel tatillere

  4. GezginAnne dedi ki:

    Çok güzel bir gezi olmuş. Oğlunuz da uyum sağlamış hemen gittiğiniz yerlere. Dönüşteki rötarlar olmasa bir de! Nedense bize de denk gelir tam tatil sonrası stres atılmış, herşey tozpembeyken… bam rötar! Neyse elinize sağlık içimiz ısındı bu kış günü yazınızı okurken.

  5. arzu dedi ki:

    oğlunuzun valizini nerden aldınız.

  6. Meraklının Annesi dedi ki:

    @Benden bizden-photoshopla bizim kafaları denize baktırabilir misin 😛
    @Ahu-Günlerdir aklımdasın yoğunluktan 2 satır yazışamıyoruz bile. Dur ben sana bir mail atayım.
    @Ceylan-Sen böyle dedikçe pek mutlu oluyorum. Sayende biliyorum ki önümüzdeki günler de hep güzel geçecek. Bu arada kıyafet seçimleri daha doğrusu don seçimleri şimdiden başladı. Batman’li donumu giyicem diye olay çıkartıyor!
    @Gezgin Anne-Beğenmenize çok sevindim. Biz de sizin gezileri takibe aldık. Sevgiler.
    @Arzu-Bavulumuzu Ethemefendi Caddesi üzerinde Komşu fırın’a gelmeden hemen az önceki minik kırtasiyeden aldık. Bi daha da ne aynısını ne başka rengini bulabildik 🙁 Küçük kırtasiyelere bakmanızı öneririm

  7. gökçen dedi ki:

    sayenizde moralim düzeldi:) öğrenciyken kısıtlı imkanlarla bir sürü yer gezen ben iş- güç, evlilik, gezmeyi pek de sevmeyen koca 🙂 ve bıdık oğluşum derken eve tıkılıp kaldım diye sıkılıp duruyordum. Bebekle zor da olsa seyahat edilebiliyor fikri beni çok mutlu etti:)) Bakalım bir deneme yapıp size yazayım…

  8. ilknur dedi ki:

    yazınız ve geziniz çok güzel geçmiş okuması çok keyifliydi ama benim için en önemli tarafı 14 aylık bebeğimizle kurban bayramında 12 gün bir afrika gezi planımız var.. yazınızı okudum ama yinede yeme içme ve börtü böcek ve günlük gezi programında çok çok dikkat etmemiz gereken şeyler neler olabilir ..yanımıza almamız gereken olmazsa olmazlar neler …ayrıca bebekle safari yapılabilirmi şartları nasıl ..çok tereddütlüyüz biraz yönlendirme şansınız olabirlise çok sevinirim …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company