Tag Archives: hypno birthing

Yaş 3

İçimden çıkıp gözlerimi delercesine bana böyle baktığından beri tam 3 koca yıl geçti sevgili oğlum. Bir’de hala rüyada gibiydim, iki’de şükran doluydum, sanırım ancak 3’te sindirebildim sana sahip olmanın mutluluğunu.
Elimizde olmayan sebeplerden ötürü ayrı geçirdik bu yılki doğum gününü. Çılgın bir iş seyahati temposu içerisinde kutlu doğum ayının 13 gününü senden ayrı geçirmek zorunda kaldım.

Click to continue reading “Yaş 3”

Bir Hypnobirthing Hayali

Gözlerini kapa ve kendini mutlu hissettiğin o yerde hayal et. Bu yer daha önce hiç gitmediğin ama çok gitmek istediğin bir yer de olabilir. Orası nasıl bir yer? Hava nasıl, sıcak mı soğuk mu? Yürüyor musun, ayakların çıplak mı? Yerdeki dokuyu hissetmeye çalış. Havayı içine çek, ne kokuyor? Sesleri dinle, ne duyuyorsun? Etrafı dikkatle incele, neler görüyorsun?

Click to continue reading “Bir Hypnobirthing Hayali”

Nasıl doğdun?

12 Mart’taki son doktor kontrolümüzden biraz moralim bozuk çıkmıştım. Şiddeti 80’i bulan düzenli kasilmalar ve nerdeyse 10 gündür 1 cm’de duran bir rahim açıklığı! Kendi kendine geleceğine dair inancımı kaybetmiştim. O akşam, aynı gün doğmanı çok isteyen dedeciğinin doğumgünü için onlara gittik. Ben yine hiç doğuruyor gibi değildim. Gece eve döndük ve yatarken saat 1 gibi nişanın geldiğini gördüm. Bu, 1 gün içinde de 1 hafta içinde de doğuruyor olabileceğim anlamına geliyordu. Hemen salona gelip babana söyledim. O da x-box live’da oyun oynadığı kirve-enişten Alper’e söyledi. Ama ikisi de beni pek ciddiye almadılar. 39+4 te gelen nişanın 1 hafta sonra değil de daha yakın bir zamanda doğacağının işareti olduğunu düşünerek huzur içinde uykuma daldım. Sabah 5.30 da tuvalete kalktığımda hafif bir regl sancısı vardı. Saymaya başladım, 15 dakkikada bir 40 saniye süren sancılarım vardı. Ama şiddeti 10 üzerinden en fazla 2 alabilirdi benden. 1 saat sonra sancilar 8 dakikada bire inince gülümsemekten kendimi alamadım. Dışarda muhteşem bir güneş, doğmak çin harika bir gün seçtin oğlum dedim. Babanı uyandırdım, Dilek‘i aramamı söyleyip uyumaya devam etti 🙂 O kadar iyi biliyordu ki daha doğuma saatler olduğunu hiç panik yapmadı. Canım yoga hocam Dilek’e mesaj gönderdim. 1 saat sonra bizdeydi. Kapıdan girer girmez yanlış alarm vermediğimi umduğumu çünkü sancının çok hafif olduğunu söyledim. O da yanlışsa canın saolsun dedi ve ilk muaynemi senin odanda yaptı. Açıklık 3 cm olmuş, evet doğum başlamıştı. Bense hala inanamıyordum. Hemen doktorunu aradım. Hastanede olmadığı yegane cumartesiyi seçtiğim için beni tebrik etti. Telefonla takip edeceğini, işi biter bitmez de geleceğini söyledi. Dilek yanımda olduğu için çok problem etmedim bu durumu.

Bir duş aldım, sakin sakin hazırlandım, uzun süre yemek yiyemeyeceğimi bilerek güzel bir kahvaltı yaptım. Babacığın da aynı şekilde sallana sallana hazırlandı, duşunu aldı, kahvaltısını etti. Hatta keyif kahvesi ve sigarasını bile içti. Doğuma bu kadar sakin gideceğimizi adım gibi biliyordum. Baban, ben, Dilek saat 10 civarı köprüdeydik. Güneş içimizi ısıttı, boğaz herzamankinden daha güzeldi. Filmlerdeki gibi değilmiş dedi baban, çığlık çığlığa bir durum yokmuş 🙂

Hastaneye vardık. Başka bir doktor muaynemi yapıp yatışımı verdi. O zaman inandım ki gerçekten doğuruyorum. Doğumla ilgili, doktorunla mutabık kaldığımız bazı hususlar vardı. Suni sancı almadığım sürece serum takılmayacak, sürekli NST’ye bağlanmayacağım, mobil olmama izin verilecek ve ben istemediğim sürece kimse epidural sormayacaktı. Bunların karşılığında doktorun tek birşey istemişti o da hastaneye girer girmez sancım artmadan epidural için kateterin takılması. Bir noktada epidural isteyeceğime emindi sanki. Ya da bir terslik olur da sezeryane dönersek genel anestezi almama gerek kalmasın diye istedi bunu. Ben de kabul etmiştim. Sırtımı kedi kamburu yaptım ve kolayca takıldı kateter. Kolumdaki damar yolu açılırken daha çok acımıştı, öyle diyeyim sana.

Gerçi doktorun geç gelince benim tercihler gümbürtüye gitti ama olsun. Nöbetçi doktor hastane prosedürü dedi başka da bişe demedi. Dayadı serumu ve devamlı NST istedi. Bense moralimi bozmamaya kararlıydım, peki dedim.

Yavaş yavaş herkes damlamaya başladı hastaneye. Uzun süreceğini biliyor bu yüzden de bana endişeli gözlerle bakan kimseyi istemiyordum aslında ama ne yapalım. Saat 3 ‘e kadar güle oynaya, herkesle muhabbet ede ede sancılarımı çektim. Nöbetçi dr muayne edip de hala 3 cm’de olduğumu görünce doktorunla konuşup suni sancı almama karar verdiler. En istemediğim şey oluyordu işte.  Normal sancılar gelirken vücüt onlara baş edecek gücü de veriyor oğlum, ama suni sancı başka birşey! O kadar almak istemiyordum ki vücüdum şiddetli bir kusma isteğiyle tepki verdi suni sancılara ve bu senin annen deli gibi korkar kusmaktan! Ama mecburen kustum tabi.

Saat 6’ya kadar  pilates topu üzerinde, tepemde serum, karnımda NST tolere edebildiğim sancılar daha sonra ciddi şekilde artmaya başladı. Son kozumuzu oynamak üzere hipnoterapimizi yapmaya başladığımızda aniden odaya dalıp, ışıkları yakıp “Ben bi muayne edicektim deeeee” diyen nöbetçi doktor sayesinde tüm konsantrasyonum bozuldu. Akabinde suyum geldi. Suni sancıyı yedim, olay doğallıktan çıktı, battı balık yan gider diye epidurali istedim ama artık çok geç kalmıştık. Bir deneme dozu yaptılar bana mısın demedi. Sadece şiddetli bir titreme geldi ki, o da kendimi rahatlatmama iyice engel oldu.

7’de doktorun geldiğinde 5,5cm’deydik ve onu görmenin rahatlığıyla kontrolümü iyice kaybettim. Ama her işte bir hayır vardır ki, epidural olmadığı için 1 saat içinde anormal bir hızla 10 cm’e geldim ve ne olduğumu anlayamadan kendimi doğumhanede buldum. Doğumhaneye giderken verilen morfin sayesinde ve işin zor kısmını atlatıp kolay kısmına geldiğimizi bilerek huzurla gittim oraya. Bu arada sen hep uslu durdun. Tehlikede olduğuna dair en ufak bir mesaj vermedin. Ben de sana kavuşacağımı hayal ederek hiç isyan etmedim. Biraz bağırmış, artık dayanamıyorum demiş olabilirim ama katiyen beni sezeryane alın filan demedim 🙂

Doğumhane kısmı o kadar büyüleyiciydi ki yaşanan herşeye değermiş dedirtti. Epidural olmadığı için sancıları ve birlikte gelen ıkınma hissini gayet güzel algılıyor, içgüdüsel olarak ıkınyordum. Aylardır yaptığım yoga ve nefes teknikleri sayesinde, Dilekciğimin de büyük yardımıyla 10 dakika içinde 3. ıkınmada içimden balık gibi birşey kaydı. Ve sen karşımdaydın! O kadar güzel, o kadar hayal ettiğim gibiydin ki gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Kelimelerle ifade etmek çok zor o an hissettiklerimi. Müthiş bir huzur, başarmış olmanın gururu, seni görmenin büyüleyiciliği,  inanılmaz bir mutluluk, babacığının güzel sözleri, hepsi rüya gibiydi. Kadın olmanın ne kadar ulvi birşey olduğunu, taa derinlerde biryerde bir egomun okşandığını hissettim. Anne olmuştum, aile olmuştuk…

Sen de hemşireler seni temizlerken, meraklı cüceliğine yakışır bir şekilde direkt bana baktın, gözlerimin taa içine, sanki görür gibi…Sonra babacığınla sen çıktınız, biz de doktorunla geyik yapa yapa 1.5 yoğurtlu iskender hayalleriyle 3 dikişimi bitirdik.

Planladığımız kadar doğal olamasa da, kendi istediğin gün normal yollarla dünyaya gelebildiğin için çok mutluyum canım oğlum, Demirim benim. Söylemiştim sana biz iyi bir ekibiz ve dünya döndükçe de öyle olacağız. Hoşgeldin hayatımın anlamı…

Kafası karışık annen ve nutella

39 hafta 0 gün itibariyle boyunu bilmiyorum gene sormayı unuttum, kilon 3.500 gr, annen hala 13,5 kg…Hastaneye üstelik de bavullarımızla gittiğimiz kontrolümüzden de kös kös eve döndük.  Hazır oraya kadar gitmişken, doğumhaneyi ve odaları da gezdik. Doğumhaneyi görünce biraz heyecanlandım ne yalan söyleyeyim. Şimdilik benim için bir anlamı olmayan o odada, bundan en fazla 1 hafta sonra sana kavuşacağımı düşününce bir garip oldum. Üzerimdeki aşırı sakinlik normal değildi zaten, azıcık heyecan iyidir 🙂

Resmi olarak 1 haftadır 1 cm açıklıkla geziyorum ama sen gelmiyorsun. Kendi kendime bile itiraf edemediğim ama dün anneanenin de dile getirdiği birşey var ki sanırım senin doğmana ben engel oluyorum! Yani hamile olmayı, içimdeki varlığını o kadar sevdim ki içten içe dışarı çıkmanı istemiyor olabilirmişim. Evet tüm bunlar doğru ama ben seni çok seviyorum, içimde veye dışımda bu değişmeyecek canım oğlum. Umarım istemeden sana yanlış bir mesaj göndermiyorumdur.

İtiraf edeyim ben senin 40. haftana kalacağını hiç düşünmemiştim. Çok haraketli  bir hamilelik geçirdiğim ve kasılmaların çok erken başladığı için çoktan doğacağını düşünmüştüm. Aslında geçen hafta sonuncusunu yaptığımız hypnobirthing derslerinden bu duruma hazır olmam gerekiyordu ama değilmişim anlaşılan. Dün geceden beri kilonun bu hızla artmaya devam etmesi halinde sezeryan olmak zorunda kalacağıma dair ciddi bir endişeye kapılmış durumdayım. Bir tarafta herşeyi doğal akışına bırakmak, suni sanci ve epidural almadan senin seçeceğin günde seni doğurmak isteyen ben, bir tarafta da yeter ki sezeryan olmiyim suni sancı alsam da çok muhim değil diyen ben var. İçgüdülerim senin bekleyerek bir bildiğin olduğunu ve doğanın dengesine güvenmem gerektiğini söylemesine rağmen neden böyle hissediyorum bilmiyorum. Cuma günkü kontrolümüzde- tabi o vakte kadar doğmazsann bu endişemi doktorunla paylaşacağım. Beni sürekli beklemeye teşvik edip sonra da kilosu çok arttı sezeryan yapıcaz diyeceğini hiç sanmıyorum ama yine de içimi rahatlatmam gerekiyor.

Gündüzleri neredeyse hiç hareket etmemeye başladın. Kahvaltıdan sonra elimde bir nutella, sen hareket edene kadar kaşıklıyorum- tatlının tadı hala çok kötü gelmesine rağmen! O ilk hareketini duyduğumdaki huzurumu sana anlatamam. Ha bir de göğsümden ciddi şekilde gelen sütlerin var. Yani aslında hazırız sanki be oğlum, gel kavuşalım artık?

Doğum Yogası

yoga_071109_3

Tesadüf denen birşey var oğlum, sen de büyüdükçe göreceksin bazen sanki gizli bir el birşeylerin olması için uğraşır ve sonunda başarır. İşte bizim Dilek Hocamızla tanışma hikayemiz de aynen böyle bir tesadüfe dayanıyor.

2 yıldır büyük bir zevkle derslerine gittiğim yoga hocam Merih Hanım, yeni yoga stüdyosu  için kart bastırırken aynı yerde kendine kart bastıran Dilek Hoca‘yla karşılaşıyor. Tam da 12.haftamın dolduğu günlerde bana ders verecek bir hoca ararken hem de. Aynı günlerde ben de gördüğüm bir rüyanın etkisiyle seni nasıl doğuracağım konusunda derin düşünceler içerisindeyken, hypnobirthing/ebeyle doğuma girme/doğum koçluğu gibi yeni moda kavramları araştırıyor, bir türlü kendimi bunların herhangi birine yakın hissedemiyordum.

Derken derslerimiz başladı. Amacım hamileyken hareketsiz kalmamak, sırt ağrıları çekmemek, yogaya alışmış vücudumu bu zevkten mahrum etmemek gibi basit şeylerken, bir anda kendimi bizzat jinekolog olan bir doktorun güvenli ellerinde doğuma hazırlanırken buldum. O yüzden bu yaptığım şeye spor amaçlı hamile yogası diyemeyeceğim çünkü çok hafif kalır. Bu bayağı bayağı doğum yogası. Kendisi jinekolog, hypnobirthing uzmanı ve doğum koçu olmasına rağmen, bu kavramları burnuma sokmadan, tatlı tatlı, çoğu zaman çaktırmadan fikren ve fiziken beni doğuma hazırlıyor.

İstanbul şartlarında, hamileliğini çalışırken geçirmenin türlü zorlukları varken, haftada 1 güncük de olsa 2 saat boyunca kendimle ve senle başbaşa kalabildiğim için çok mutluyum. Her hareketini, duruş şeklini, hatta ayak parmaklarının her birini ultrasonda görmeden hissedebiliyorsam, vücudumdaki 6 kilo fazlaya rağmen hala hamile olduğumu unutabiliyorsam, ayaklarım şişmiyor, kramplar girmiyorsa, midem yanmıyor, nefesim tıkanmıyor, zevkle sırt üstü yatabiyor ve her seferinde “Gebe gibi kalk Nihan” uyarısı alıyorsam bunların hepsi Dilek Hocamın sayesindedir. Bizi onla buluşturan tesadüfe teşekkür ediyorum.

Yıllardır çevremde gördüğüm, filmlerde inandırılmaya çalıştığım “doğum zordur” yargısını yıkıp, tarlada doğum yapan kadınların önyargısızlığına kavuşmam kolay değil biliyorum. Bugünden 3,5-4 ay sonrasında yapacağım doğumla ilgili atıp tutmak da istemiyorum. O gün geldiğinde şartlar ne gösterir bilinmez ama herşey yolunda giderse seni normal yollardan doğurmayı çok istiyorum. Ki herşey istemekle ve hayal etmekle başlıyor…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company