Tag Archives: Güney Fransa

Home sweet home

İnsanoğlu kuş misali işte oğlum bi uyursun Marsilya’dasın bir uyanırsın evde koridordasın. İstanbul’daki son 100 yılın sıcağına inat 17 derece olan Marsilya’da havaalanı otelinde yorgan altında geçirdiğimiz güzel günden sonra geceyarısı 02.00’de uçağımıza bindik. Yine gayet güzel bir yolculukla evimize geldik.

Seni bilmem ama ben en çok senin yatağını özlemişim. O alçak park yataklara seni yatırmaya çalışmak belime hiç iyi gelmemiş! Yüksek yatağında kaybettiğimiz gündüz uykularını kazanmak için pış pış mücadelemize başladık. Bakalım ne kadar sürecek?

Bu tatilden çıkardığımız sonuçlar: Bebek ne kadar ufaksa tatil o kadar kolay, sadece anne sütü alan bebekle tatil çok kolay ve sen çok uyumlu bir bebeksin. Ama yine de 26 gün biraz uzunmuş. Seneye daha kısa bir tatilde rahatça koşup oynayacağın bir yer bulma çalışmalarımız başlamış bulunmaktadır.

Nice Günleri

Juan les Pins’teki evimiz sadece 16 gün için müsait olunca, biz de tatili o kadar kısa kesmek istemeyince başka bir ev daha kiralamak zorunda kalmıştık. Güzelim Antibes’i bırakıp 20 dakika uzaklıktaki büyük şehir Nice’e gelmek ne kadar zor geldi bilemezsin. Antibes, eski adıyla Antipolis, adı üzerinde polis=şehir, anti=karşı,  karşı şehir ya da şehrin karşısı.  Burada kast edilen şehir de Nice. Klişe bir şekilde ülkemizden bir örnek vermek gerekirse Nice İzmir’e, Antibes Karşıyaka’ya tekabül ediyor. Ailemizde böyle turistik bilgilerden baban sorumludur. Sor daha neler anlatır. Benden bu kadar.

Sayfiye hayatımızı bir kenara bırakıp Nice’e geçerken, her deliğe girip çıkabilmek için araba kiraladık. Avrupa’da otomatik vites anlayışı olmadığından, düz vites hiç kullanmamış babaya karşı en son 10 yıl önce kullanmış anne galip gelince, şöför Nebahat olarak iş başa düştü. Güney Fransa sahillerinde yaptığımız 1000 küsür kilometre ve gezilen onlarca yer(Eze, Ville Franche, Cap Ferrat, Cannes sur Mer, Biot, St.Tropez…vs) sonrasında elde var kocaman bir sıfır. Yok işte Antibes’den daha güzel biryer yok! Lafım özellikle dünya jet sosyetesinin kalbi St.Tropez’e. Evimize 68 km diye bağrımıza basıp uzun kalırız diye sabahın köründe gittiğimiz bu manasız yer, tam tamına 5 saat sürünce İstanbul trafiğine ettiğimiz tüm lafları geri aldık. 5 saat de dönüş ekleyince akşam uyku saatine yolda yakalandık ve sen tabi ki haklı olarak yaygarayı bastın. Roller değişince arkada seni sakinleştirmeye çalışan bir baba, aklı arka koltukta bir şöför anne olarak A8 denen otoban boyunca her mola yerinde durduk. Sonunda seni uyutmayı başardık ama bizim de sinirlerimiz harap oldu. En son baban neden 120’yle gidiyorsun hız limiti 130 sen de biraz hızlı git ama bile dedi!

Günlerce gezeceğiz adı altında trafikte helak olduğumuz için son 2 gün kendimize ödül olarak tembellik yapmaya karar verdik. Sabahtan akşama kadar Nice’in en güzel plajı  Castel Plage‘da keyif çatıp durduk. Sen de kah uyudun kah oynadın ama hep çok tatlıydın. Dönüşte Old Nice’in içinden geçip 150 çeşit dondurması olan Fenocchio’dan dondurmalarımızı alıp yıkanma saatine yetişmek üzere evimize doğru yola koyulduk. Seni güzelce uyuttuktan sonra terasımızda pizza&şarap keyfi yaparak bir tatilin daha sonuna geldik.

Merak ediyoruz acaba ilerde sevgilinle buralara gelip biliyor musun ben ilk yurtdışı tatilimi burda yapmıştım diyecek misin? Sen Antibes ne demek biliyor musun diye anlatırken sevgilin de seni benim babanı dinlediğim gibi hayran hayran dinleyeek mi?

Juan les Pins Günleri

Güney Fransa sahillerinde Nice ve Cannes’ın ortasında bulunan otantik şehir Antibes’in jazz festivaliyle ünlü sevimli tatil beldesi Juan les Pins‘teyiz. Pek çok turistin bi haber olduğu bu güzel yeri, 98 Dünya Kupası için Fransa’ya gelen babacığın tesadüfen keşfetmiş. Seninle yapacağımız ilk yurtdışı seyahatimizde bildiğimiz biryerde olmak istediğimizden, son 6 yılda üçüncü kez yine buradayız. Bu kez farklı olarak otelde değil kat be kat ucuza mal ettiğimiz kiralık bahçe katımızdayız. Aslında ilk plan Toscana’da ıssız bir bağ eviydi ama bu yıl için ona cesaret edemedik.  Kimbilir, belki seneye ilk adımlarını atıyor olduğun günlerde kendini uçsuz bucaksız çimlerde bulabilirsin  🙂

Tatilimizin ilk 10 günlük kısmı geride kalırken, senden ne kadar memnun olduğumuzu belirtmek isteriz. Her ortama elinden geldiğince uyum sağlıyor, bize hiçbir zorluk çıkartmıyorsun. Sabahları uyanır uyanmaz babacığınla uzun yürüyüşlere çıkıyor, doğduğundan beri belki de ilk kez bu kadar yakınlaşıyorsunuz. Annen de fırsattan istifade sabah uykularının tadını çıkartıyor. Sonra hepbirlikte plaja gidiyor, sen gölgede uykunu uyurken biz de sırayla denize giriyoruz. Henüz aşıların bitmediğinden, maalesef sen giremiyorsun. Yine de mayonu giydirip ayaklarını denize sokma teşebbüsünde bulunduk, pek başarılı olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Sanırım deniz soğuk geldi, suratını ekşittin, biz de ısrarcı olmadık.

Akşamüstleri yaptığmız yürüyüşlerde araban yerine slingde dolaşmaktan çok keyif alıyor, durmaksızın auauaoooo şeklinde şarkı söyleyerek meraklı meraklı etrafı seyrediyorsun. Şarkı söylemeye başlaman dışında bir yeni gelişme de artık minder dışına çıkacak kadar emekliyor olman. Azıcık ilerledikten sonra yorulup hemen sırtüstü dönüyorsun. Eve döndüğümüzde emekleme becerilerini iyice geliştireceğin düşünülürse uzun zamandır ertelediğim “Evdeki Güvenlik Önlemlerini Artttırma” projemi devreye almam farz oldu artık!

Tek kötü gelişme yine gündüz uykularının 15-30 dk’ya inmesi ve kendi kendine uyumayı bırakmış olman. Aydınlıkta yatağını yadırgadığını, etrafı incelemekten kendini uykuya veremediğini düşünüyordum ama dışarıda da az uyumaya başlayınca bu tezim çürüdü. Acaba diş mi diyorum ama ortada diş miş yok. Gerçi beni yalancı çıkartmak istercesine ne zaman resim çekilecek bir atraksiyon olsa hemen uyuyuveriyorsun ya neyse.

Seninle olmak normal gezme tempomuzdan hiçbirşey kaybettirmedi. Bebek arabanı o kadar randımanlı kullanıyoruz ki, herhalde standart bir bebeğin 1 yılda kullanacağı kadar yolu sırf bu tatilde kat etmişizdir. Kızgın kumlardan serin sulara, Monaco’daki Formula 1 pistine kadar heryere girdi çıktı araban. Herkes Ferrari ve Porshe’lerini çekmişken Monte Carlo’ya sen de Buggster’ınla kuruldun baş köşeye.

Velhasıl iyi ki gelmişiz be oğlum. Gerçi burada minimum üç çocukla büyük bir harmoni içerisinde gezen yabancıları gördükçe kendimizi tebrik etmeyi bırakmış vaziyetteyiz ama olsun. Şimdi bol bol gezin bebeğiniz olunca gezemeyeceksiniz diyen zihniyete sevgiler, saygılar…

Marsilya Yolcusu Kalmasın!

İlk yurtdışı uçuşunu 21 Temmuz 2010 Çarşamba akşamı saat 23.00’da(rötarla brlikte 23.30 diyelim) İstanbul-Marsilya arasında yaptın.

Düğün tecrübemizden sonra gece rutinini kökünden sarsacak bu yolculuk gözümü ciddi şekilde korkutuyordu. 1 saatlik iç hatlar uçuşu olsa neyse 3,5 saatlik üstelik de gece yolculuğunda düğün dönüşü ağladığın tonda ağladığını gözlerimin önüne getiriyordum da, kaç çift göz bize kınayarak bakarak küfür edecekti onu hesaplayamıyordum. Çocuksuz yaptığımız onlarca yolculuğu düşündüm, bebekli aileler hakkında atıp tutmuş muydum acaba diye. Yok çok şükür “Aman canım madem bebekleri var gezmesinler onlar da” gibi empati yoksunu bir yaklaşım içinde olmamışım hiçbir zaman. Ama bebekli bir ailenin önüne, arkasına, yanına denk gelince “Eyvah yandık hiç uyuyamayacağız” dediğimi hatırlıyorum!

Evden çıkmadan herzamanki saatinde seni yıkadık ve emzirdim. Yatağın yerine ana kucağına koyup taksiyle havaalanına doğru yola koyulduk. Alana geldiğimizde hala uyumamış olman hiç iyi bir gösterge değildi. İçeri girerken seni slinge geçirdim ve yüzünü örtünle kapattım. Ama onca ışık, ses, anons derken sen yine gözlerini kocaman açıp etrafı incelemeye başladın. Hiç uyumayacağını sanırken, yarım saatin sonunda pasaport kuyruğundayken gözlerini kapadın. Kapayış o kapayış kalkış ve inişteki emzirmeler dahil bir daha Marsilya’daki otelimizde sabah 7.30’da gözlerini açtın! Uçakta babacığın horul horul uyurken kucağımda seninle uyuyamayacağımı anlayınca tadını çıkatmaya karar verdim. Tüm yol boyunca seni seyrettim, tıpkı kucağımdan başka yerde uyumadığın ilk ayımızda olduğu gibi. Kucağıma sığmayan bacaklarına baktım da öyle büyük geldin ki gözüme. Hayran hayran oğlunu seyreden anne hakkında kabin ekibi ne düşündü bilinmez ama anne zevkten dört köşe bir yolculuk yaptı orası kesin.

Gece 4 gibi otelimize vardığımızda bebek yatağı istemediğimizi fark edip yıkıldık. Elin Fransızı da durun iki dakika ayarlayayım demedi! Anneler içgüdüsel olarak bebeklerini ezmezlermiş de baba kısmısından biraz korkulurmuş. Aynı yatakta ailecek hiç yatmadığımız için bir çözüm bulmak zorundaydık. Duvarla yatak arasına bavulları koyup üzerine yastıkla barikat yaptıktan sonra seni duvar tarafına yatırp kendim de ortaya konuşlandım. Hoşuma gitmedi desem yalan olur bir yanımda mis kokulu oğlum bir yanımda kocam. Babanla halimize bakıp kikirdeyerek uykuya daldık.

Tüm korkularımı boşa çıkartıp bu kadar rahat bir yoculuk yapmamıza izin verdiğin için sana teşekkür ederiz Demircim. Tamı tamına 26 gün buralardayız, bakalım neler yapacaksın?

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company