Tag Archives: Dr.Kadir Tuğcu

Tek eksiği 1 kilo

Sen varya sen laf ebesi mi derler ne derler bilmiyorum ama konuşmaya başladığından beri çok fena bir şey oldun çıktın başımıza. Geceleri uyanınca yanına gelmeyeceğimi beyan ettikten sonra uykularımızın düzene girdiğini anlatmıştım. Şimdilerde beni tekrar yanına getirebilmek için türlü türlü numaralar çevirmeye başladın. Geçen akşam uykumdan “Annneaaaa neydesiiin çabut gel, Memir kaka yaptiii” diye bir sesle uyandım. O kadar inandırıcıydı ki feryadın, gündüz de az kaka yaptığından koşarak yanına geldim. Işığı azıcık açıp seni alt değiştirme masasına yatırdığımda kaka olmadığını görünce zokayı yuttuğumu anladım. Ya sen ne zaman doğdun da benim arkamdan alavera dalavera çeviriyorsun bakayım? Hem güldüm, hem kızdım, hem ileriki yıllarda yaşayabileceklerimizi düşünüp biraz da korktum. Sana acilen yalancı yalancı sana kimse inanmaz masalını anlatmamız lazım. Bir şey değil gerçekten kaka yaptığında öylece uyumak zorunda kalacaksın ona yanıyorum.

Her geçen gün bizi konuşmalarınla şaşırtmaya devam ediyorsun. Senin artan yoğurtlarını yediğini itiraf eden ablana “Çıktı foyaların meydana” diye takılırken koşarak gelip “Abla foya çıktı” dedin. O gün bugündür de kelime dağarcığına bu deyiş eklenmiş durumda, anlamını biliyor musun merak ediyorum. İsteklerini tek bir kelime ile değil istemek fiilinin sonuna-di’li geçmiş zaman ekleyerek “Memir mama istedi, Memir kipat istedi” şeklinde beyan ediyorsun. Saklambaç oynarken sürekli yemek masası ile kaloriferin arasına saklanmamızı istiyor “Anne buraya saklan, beraber kolorfer saklan” diyorsun. Oğuz’dan öğrendiğini sandığımız son numaran da istemediğin bir şey olursa “Küstüm” deyip bir duvar köşesinde arkanı dönüp dikilmen. O kadar komik oluyorsun ki kendimi gülmemek için zor tutuyorum.

Aslında 2 yaşına kadar doktor kontrolümüz yoktu ama hem Hepatit aşını olmak hem de vedalaşmak için Amca Doktor’un yolunu tuttuk bu ay da. Ben evden çıktığımız andan itibaren Amca Doktora gideceğimizi, aşı olacağını, biraz acıyabileceğini ama hasta olmaman için gerekli olduğunu filan anlattım. Sessizce durup gıkını çıkartmadan aşını olduktan sonra “Amca doktor bi daha yap” dedin adam da artık sana “Pesssss ne cins çocuk bu yaaa”dedi.

Kendisine pek de bayılmadığımı düşünürken Amerika’ya yerleşeceğine bu kadar üzüleceğimi tahmin etmezdim aslında. Maalesef, o ve onun gibi pek çok kıymetli doktor muayenehanelerle ilgili saçma bir yönetmelik yüzünden mesleği bırakma noktasına getirildi. Devam edenler ne yapacak nasıl uyum sağlayacak bilmiyorum. Tek bildiğim hangi doktora gideceğim konusunda kafamın çok karışık olduğu. Şimdi kime gidersem gideyim senin minyatürlüğünden, süt içmemenden, sebze yememenden girecek vitamin almayışından, ilaç kullanmayışından çıkacak! Gerçekten çekemeyeceğim.

Kadir Bey seni son kez tarttı 19.ay sonu itibariyle 10,5 kilo olmuşsun. Hala 1 kilo eksiksin ama yemin verdirdi hiçbir doktorun bu konuda söylediklerini kafama takmamam ve kendi bildiğimi okumam için. “Bu mutlu çocuğun tek eksiği 1 kilo olsun, yolunuz açık olsun” dedi. Gidip yerleştikten sonra forum’da yazmaya devam edecekmiş, çok kafamı bozarlarsa oraya yazıp görüşünü sorabilirmişim. Eh buna da şükür. Bakalım kamuoyu araştırması sonucu topladığım doktor isimlerinden hangisini seçeceğiz?

Bu ayın en önemli gelişmesinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Teyzenin doğum günü için dışarı çıkacağımız gece ilk kez seni anneannende yatıya bıraktık. Önce yatırıp çıkmayı planlamıştım ama anneannenin “Yettin artık sen, ilk kez çocuk bakmıyoruz hayatımızda, uyuturuz bir şekilde” serzenişinden sonra sana durumu anlatıp çıktım. Haklıydı aslında annem, abartmanın lüzumu yoktu. Şaşırtıcı bir şekilde oradaki park yatağında değil anneannenin yatağında uyumak istemişsin. Tam uyku saatinde 1 dakika içinde uykuya dalınca yatağına transfer olmuşsun. Gece 2 kere direkt anneanne diyerek kalkmış, birinde su birinde emzik isteyerek hemen uyumuşsun. Sabah da bize hiç yapmadığın güzel bir sürpriz yapıp 8’de kalkmışsın. Seni 8.30’da almaya geldiğimizde keyifle kahvaltı ediyordun. Böylece çok önemli bir kilometre taşını daha sayende sorunsuz atlattık uyumlu oğlum benim.

Annelik kolay değildir kuşkusuz, ama senin annen olmak hem kolay hem de bir zevk. Sana sahip olmayı hak edecek ne yaptım diye çok düşünür oldum son zamanlarda. Şükür, şükran, teşekkür…

18.ay kontrolü

Günü gününe 18.ayın itibariyle 79 cm ve 10.2 kg ebatlarındasın. Sevgili doktorun Kadir Tuğcu boyunun ortalamada, bir ara açığı bayağı kapattığın kilonun ise halen ve ısrarla 900 gr eksik olduğunu belirtti. Ha bu konuda ne yapacakmışız dersen tabii ki hiçbir şeymiş! Anne sütünü kestiğimizi ve kesinlikle inek sütü içmediğini söylediğimde ise “3 gün aç bıraksan öyle bir içer ki, ama sen kıyamazsın, boşver onu da içmesin, bomba gibi çocuk işte, hepsi Necdet Tosun olacak diye bir kaide yok” diyerek liberal yaklaşımın dibine vurdu! Süt içmeye alışman için mini bir öneri yaparak sana süt katılmış milkshake kıvamındaki sade dondurmayı kaşık kaşık yedirmemizi söyledi. Böylece sütün tadına alışma olasılığın çok yüksekmiş. İzin verdiğim tek abur cubur olan dondurmayı daha sık teklif etmeye başladık. Gerçi bir iki yalayıp bırakıyorsun ama olsun denemesi bedava.  Tek dikkat etmemiz gereken 500 ml süt ürünü almanmış, ister süt iç, ister dondurma,muhallebi, yoğurt, peynir ye, sana kalmış. 18. ay itibariyle dakika şaşmaz günlük programın aynen böyle:

06.30 Kalkış- anne ile oyun zamanı

07.30 Anne&babayı uğurlama&kahvaltı(Sunulan lezzetler: peynirli omlet, kaşarlı tost, zeytin, tereyağ&bal- Yenilen lezzetler: bazen hepsi, bazen hiçbiri!)

08.00-09.00 Evde çeşitli aktiviteler(yatak kapama, oyuncak toplama, çamaşır yıkama vs..)

09.00-11.00 Mahallemizi tanıyalım(evin günlük alışverişini yapma, sokakta dolaşma, oynama vs..)

11.00 Muhallebi&meyve saati

11.30-14.00 Öğle uykusu

14.00 Et&pilav/makarna+yoğurt/ayran+meyve

15.00-17.00 Park zamanı

17.00 Muhallebi&meyve saati

18.30-19.30 Anne&Baba hatta Oğuz ile çeşitli oyunlar

19.30 Akşam yemeği (evde ne varsa ne kadar istersen)

20.00 Banyo&uyku

Yaklaşık 5 gündür süregelen öksürüğün varken kontrole gittiğimiz için ayrıca sevindim çünkü öksürüğe kesinlikle ilaç verilmemesi gerektiğini söyleyen doktorunun ne önereceğini merak etmekteydim. Yine kocaman bir hiç dedi! Vücutta bir mikrop varken yeni mikroplar giriş yapamazmış. Bu nedenle bu tip ciddi olmayan öksürükleri ve burun tıkanıklıklarını pek severmiş kendisi. Vücut bu mikrobu ciddiye almadığı için savaşmaya çalışmaz, süründürür gibi gözükse de daha tehlikeli mikropların girişine engel olduğu için faydalıymış. Enteresan bir bakış açısı olmakla beraber bana mantıklı geldi. Sadece yatmadan yatağına cold mix damlatmamızı istedi. Gerçekten de 2-3 gün sonra öksürüğün geçti yerini hafif bir burun akıntısına bıraktı. Umarım bu kışı da böyle ufak mikroplarla atlatırız canım oğlum.

Kemik, kas gelişimini ve hareketliliğini çok iyi buldu. Sen “Amca doktor iğne yaptı, Memir bacak acıdı” dedikten sonra konuşmana inanamadı. Çok konuşan bir kız çocuğu gibi olduğunu söyledi. Geceleri çok sık uyanman ile ilgili yaptığı yorum yine beni benden aldı. “Hangi çocuk uyuyormuş ki, uyuyor diyen anneler yalan söylüyor” dedi! Gerçekten komik bir adam kendisi. Arada sadece Hepatit aşısı için uğrayacakmışız onun dışında 2 yaşına kadar ciddi bir hastalık olmadığı sürece Amca doktorun kapısını çalmayacakmışız.

1 ay 1 foto uygulamamız sonuna yaklaşmak üzere zira o kadar hareketlisin ki ayakta bana bakarken ve net bir fotoğrafını çekmek giderek imkansızlaşıyor.

Anti-nazar

Bu yazı gecikmiş bir 14.ay kontrolü yazısı olmakla birlikte birikmiş çok şey olduğundan, daldan dala atlayacak bir yazıdır önceden uyarayım sevgili oğlum konu bütünlüğü, giriş gelişme sonuç arama bu yazıda.

14.ay kontrolümüze 14 Mayıs Cumartesi günü sen tam 14 ay 1 günlükken gittik. 77 cm boy 9.700 gr ölçüleriyle tüm tartışmalara bir son nokta koydun. Boyun ortalamanın 1 cm üzerinde kilon ise sadece 200 gr eksik kalmış ki bu da artık mühim değilmiş. Doktorunun dediklerini yaptık ve her şey fazlasıyla yolunda. 3.Kadir Tuğcu Seferimizde aldığımız bu güzel haberle daha fazla doktor aramaya da gerek olmadığı sonucuna vardık babanla. Zaten 3 ay gelmeyin dedi kendisi. Kulak&burun&boğaz muayeneni yaptıktan sonra bu çocuğu üçüncü görüşüm şimdiye kadar hiçbir hastalık belirtisine rastlamadım, bu çocuk kolay kolay hasta olmaz dedi. Yine tam biz sevinirken, yuvaya başlayınca görürsünüz gününüzü diye ekledi. Ne diyeyim adamın tarzı bu. Hakikaten de 15.ayını bitirmene sayılı günler kala birkaç burun akıntısı dışında hiç hasta olmadın sen. Her ne kadar doktorun bunu sadece mikropla karşılaşmamış olmana bağlasa da ben bu noktada artık kendime pay çıkartmak istiyorum. Bana göre bunun sırları:

  • İlk sokağa çıktığında 4 günlüktün. O gün bugündür de aşırı sıcaklar hariç her türlü hava şartında hatta tercihen soğuk ve ayaz havalarda günde 2 ila 4 saat arası sokakta gezdin. Asla kalın giydirilmeden!
  • Her türlü hava şartında her akşam yatmadan önce yıkandın. Hatta yazları her alt açışında yıkandın.
  • Evimiz hep soğuktu, gündüz 22-23, geceleri ise 17 derece. Buna rağmen hiç uyku tulumu giymedin, penye tulum üzerine de ince bir battaniye ile yattın artık onu da üzerinde kadar tutarsan! Uyanınca üzerine yelek, hırka giymedin, hatta tek bir yün hırkan bile olmadı! Yazları ise ağzına kadar açık camın önündeki püfür püfür yatağında kolsuz body ile yattın.
  • Hijyene hiç dikkat etmedim. Sokakta yere düşen emziğini düştüğü yer tuvalet olmadığı sürece hiç kaynar suda bekletmedim. İçme suyu ile yıkayıp ağzına verdim. Hatta arka tarafı yere denk geldiyse 5 saniye kuralı uygulayıp hiç yıkamadan geri verdim. Emeklemeye başladığın andan itibaren her yerde emeklemene izin verdim. Sürekli elinde ıslak mendille dolaşan bir anne olmadım.
  • Sadece ve sadece anne sütü için mücadele ettim. Ay kilo alırım ya da veremem diye korkmak aklımın ucundan bile geçmedi, hep güzel yedim/yiyorum. İtiraf edeyim 15.ayı bitirmemize günler kala daha yeni yeni şu 3 kiloyu ya da hazır başlamışken 5 kiloyu versem mi diye düşünüyorum.
  • Alerji döneminde tufaya gelip verdiğim ilaçlar için halen suçluluk duymakla beraber, sana gereksiz yere hiç ilaç vermedim. Ay bu akşam çok keyifsiz daya fitili, ay etrafta salgın var tedbir olsun, ay bu akşam çok ağlıyor daya calpolü yapmadım. 15 ayın bilançosu çeyrek şişe ibufen, çeyrek şişe calpol, iki kaşık pedifen! Neredeyse tamamı son 5 ayda azı dişlerini çıkartırken kıvranmaların sonucunda verildi.
  • En özen gösterdiğim şey ise bile bile lades olmama hali, hasta kişilerle görüştürmeme konusunda aşırı hassasiyet gösterdim.
  • Sadece şanslıydım!
  • Ve son olarak NAZARA İNANMAMA! Bu noktada doktorundan bir alıntı yapmak istiyorum. Gerçi bu bakış açısıyla sen çirkin çocuk kategorisine giriyorsun 🙂

“Bebek, üşümekle, nazar değmesiyle, diş çıkarmakla, terlemekle terleyip terinin üzerinde kurumasıyla veya çıplak ayakla yere basmasıyla hasta olmaz. Hastalıklar sadece ve sadece mikropla olur. Çocuk mikrobu alırsa hastalanacaktır.
Ama bu lafların çıkış yerleri şöyledir. Bunlar çok eski zamanlarda mikropların bilinmediği zamanlarda gözlemle ortaya konmuş laflardır. Mesela eski insanlar dikkat etmişlerdir ne zaman düğün dernek bir yere gitseler üç gün sonra hep güzel çocuklar hastalanıyor, çirkinler hastalanmıyor. Buradaki mekanizma güzel çocuğun çok ellenip çok öpülmesidir. Öpülmeyen, ellenmeyen, fazla teması olmayan çocuklar mikrobu almazlar ve hasta da olmazlar.
Çok öpülen çocuk mikrobu alır ve mikrobu aldıktan sonra en az üç gün içinde mikrop etkisini göstermeye başlar. Dikkat edin çocuğunuz gripli biriyle temas ettikten üç gün sonra hastalanacaktır.”

Aslında nazar boncuğu çok severim ama aksesuar olarak, takı olarak. Mavisi içime huzur verir. Ancak birilerinin iyi veya kötü gözlerinin hayatımda negatif bir yansımaya neden olabileceği fikri bana saçma geliyor. Hayatta hiçbir şey gümüş tabaklarda sunulmadı bana, hep mücadele ederek sahip oldum istediklerime. Bir şeyi yeterince istersem, yeterince çaba gösterirsem, sabırla beklersem sonunda hep oldu o şey.  Belki inanmadığımdan belki olaylardan bu tarz anlamlar çıkartmaya meyilli olmadığımdan, ne istediğim şeyler olana kadar geçen süreçte ne de olduktan sonra herhangi bir “nazar değme” vakası yaşamadım. Söz konusu sen olunca da böyle bir korkuya kapılmadım. Hep kapılsam sana hitaben yazdığım blogumu, tonla resmini cümle aleme açık bir şekilde yayınlamazdım.

Bunları başkasına anlatma diyen herkese inat, iyi bir özelliğin varsa herkesin ortasında özellikle senin duyacağın şekilde sıklıkla söyledim. Evet benim oğlum çok uyumludur, evet benim oğlum çok sakindir, evet benim oğlum 8 dedin mi uyur. Nazar değmesin diye ne olanın aksini abartılı bir şekilde anlatmaya çalıştım ne de eksik bilgi verdim. Kötü bir özelliğin varsa da söyledim ama senin duymayacağın şekilde, etiketler yapıştırmamaya özen göstererek. Oysa çok yakınlarım hariç kaç anne çocuğuna nazar değmesin diye yuvarlak konuşuyor eksik bilgiler veriyor inanamazsın. Ben o kısacık duraksamadan anlıyorum, gülümseyerek dinlemeye devam ediyorum.

Gelelim 15. ayında neler yapabildiğine. Evimizin bellboy’u olarak hizmet vermeye başladın. Getir götür işlerine bakıyor bu işten fena halde zevk alıyorsun. Topu al babana götür, suyunu getir çantana koyalım, koş babanı uyandır gibi talimatları büyük bir görev aşkıyla yerine getiriyorsun. Özellikle akşam yemeklerinde tam bir papağana dönüşüyor, söylediğimiz her kelimeyi tekrar etmeye çalışıyorsun. Aç, otur filan gibi basit kelimelerden sonra köfte, bravo filan gibi telaffuzu zor kelimelere bile geçtin. Buna rağmen adını sorunca  “Memir” diyorsun. Halbuki “dede” diyebilen bir insan “mir” de diyebiliyorken niye Demir diyemez anlayamıyoruz.

Hobilerin arasında evdeki minik potanda basket oynamak, her türlü yere tırmanmak yer alıyor. Merdiven, kaydırak, koltuk ne bulursan artık. Bana sorarsan bu aralar favori karemiz, yemekten sonra seni mama sandalyesinde çırılçıplak soyduktan sonra(o kadar pis yiyorsun ki mecburiyetten yapıyoruz) hadi banyoya dediğimizde senin “banyuuuu bıçı bıçı” diyerek küvete doğru koşman. O kadar tatlı gözüküyorsun ki şu kamera sevmeme huyumu bir kenara bırakıp seni çekmeliyim artık diye düşünüyorum.

Varsın herkes beni otoriter olmakla eleştirsin, ben mutluyum, baban mutlu ama en önemlisi sen mutlusun. Son zamanlarda bu tablonun içinde kendime paye çıkartmak istesem de, sadece bana iyi bir çocuk denk geldiğini söyleyerek hevesimi kursağımda bırakıyorlar. Her şeyi şansla açıklamak mümkün mü? Emin değilim…

Yeni doktordan inciler

Ben bu çocuğun hiçbirşeyi yok dedikçe birşey çıkmak zorunda mı? Sen misin hoşçakal alerji diyen, al sana der gibi resmen! Test sonuçlarında karaciğer enzimlerin yine azıcık yüksek(SGOT-AST 62), geçen seferkinden farklı olarak inek sütü alerjisi pozitif(SpIgE Cow’s Milk 0,57), diğerleri temiz. Doktorunun tavsiyesi yine sana ve bana mutlak diyet! Yani annelik tarihimin en zor günlerine geri dönüş. Ben  değer çok düşük diye itiraz eder gibi olunca hekim olarak görevinin teşhis koymak olduğunu, tedavi önerisine uyup uymamanın benim tercihim olduğunu sert bir dille ifade etti. Artık seni takip edemezmiş, bizim bir pediatrik gastroentologa gitmemiz gerekiyormuş. Ama doktor da tavsiye etmeyecekmiş çünkü benim o yönüm kuvvetliymiş, nasıl olsa ben araştırır en iyisini bulurmuşum. Biraz ironi sezdim, rahatsız oldum. Ben şampuanımı bile değiştirmekten hoşlanmayan biriyim, iş ki alerji dışındaki görüşlerine çok değer verdiğim doktorunu değiştireyim. Ama kendisi resmen bana gelmeyin dedi. Zaten farklı bir görüş almak için doktor araştırmış ve seçeneklerimi 4’e indirmiştim. En liberalinin görüşünü almaya karar verdim, Dr.Kadir Tuğcu. Gerçek alerjik bebeklerin sayıca çok az olduğunu savunan bu adam da sana alerji teşhisi koyarsa işte o zaman ciddiye almaya, kayıtsız şartsız ne deniyorsa yapmaya karar verdik babanla.

Aslında benim bir çocuk doktorunda aradığım kriterlerin(kadın olacak, genç olacak, profesör olmayacak, çocuğu olacak, ilaç vermekten kaçınacak, anne sütçü olacak, eve yakın olacak ve dilediğim zaman ulaşabileceğim biri olacak) kadın ve genç olmaması haricindekilere uyan bu doktor hakkında ortalıkta bir sürü farklı görüş dolaşıyor. Çok yakınımdaki üç anne arkadaşım kendisine gidiyor olmasa, seçimim bu yönde olmazdı sanırım.

Neyse Cumartesi günü kontrole gittiğimizde bizi gayet güzel karşıladı. Hakkında ne duyduysam birebir aynı şeyleri sanki bir scriptmiş gibi arka arkaya sıraladı. Yaptığı espiriler bile aynıydı. İçimden sıkılmıyor mu bu adam acaba her gelene aynı şeyleri anlatmaktan diye geçirdim ne yalan söyleyeyim. Alerji konusunda içimi rahatlattı rahatlatmasına ama kafama yatmayan bazı söylemleri de oldu. İşte Kadir Tuğcu’dan inciler:

  • Siz çok fena söğüşlenmişsiniz. Ah yavrum çocuğu boşuna delik deşik etmişsiniz. Yapılan bu testlere hiç gerek yoktu. 4 yaşından önce alerji testleri doğru sonuç vermez. Çocuk burada süt burada, verirsin sütten azıcık kızarıp bozarıp nefesi tıkanırsa aaa alerjisi varmış vermeyelim dersin bu kadar basittir.
  • Bunun dışındaki tüm ufak tefek reaksiyonlar önemsizdir, zamanla geçer. Bunca yıllık doktorluk hayatımda bunca hastamın arasında 10 yılda 1 gerçek alerji vakası görüyorum. Gerisi alerji adı altında sömürülen anne ve babalar!
  • Kaldı ki sizin çocuğunuz aylardır peynir ve yoğurt yiyormuş, büyük bir reaksiyon göstermemiş. Bunlar nedir peki inek sütü değil mi?
  • 12. aydan evvel inek sütü verilmez diyenler var. Sorarım kendilerine yeni doğmuş bir bebeğe mama veriliyorsa içeriğindeki nedir inek sütü tozu değil mi? Burada mama firmalarına büyük bir giydirme yaptıktan sonra, bu konudaki komplo teorilerinden bahsedip, anne sütünün önemi ve halen emzirdiğim için tebrik faslı ile konuyu bitirdi.
  • Tesadüfen doktora gitmeden az önce yaptığın kakayı inceleyip, neler yediğini dinledikten sonra– Kakasında hiçbir alerji belirtisi yok, bayağı büyük insan kakası yapıyor, ev yemeğini fazla bile yiyor. Çalıştığın için günde 4 kez verdiğin anne sütü yetmiyordur ona, menüsündeki süt ve süt ürünlerini arttırmanız lazım! Sadece öğlen et ağırlıklı ev yemeği yesin akşam inek sütünden muhallebi verin, sütlaç verin. Bu çocuk et, süt, yumurta ile büyüyecek, sen hiç sebze yiyerek kilo alan adam gördün mü?
  • D vitamini hariç, diğer tüm vitaminleri, demir damlasını bırakın.
  • Halen az su içtiğini söyleyince- Bu iyi birşey, anne sütü alan bir çocuk çok su içiyorsa 3 sebebi vardır. Ya çok kalın giydiriliyor ve terletiliyordur, ya çok yoğun kıvamlı mama takviyesi yapılıyordur ya da açtır.
  • Zaten çok iyi bildiğimiz, uyguladığımız ve çok faydasını gördüğümüz tavsiyeler-Çocuğu kat kat giydirme, ev soğuk olsun, hergün sokağa çıkart, çocuk soğuktan hasta olmaz mikroptan olur.
  • Gereksiz yere ilaç verme çocuğa. Aşılar 10 çocuktan birine ateş yapacak diye tüm hastalarına fitili dayayan meslektaşlarım var benim. Yazık!
  • Dikkatle muayne edip ölçüp biçtikten sonra- Beni başka doktorun yaptığı ölçümler ilgilendirmez. Bu çocuk 1 yaşına 1 hafta kala 74 cm ve 9 kg. Boyu ortalamanın 1 cm üzerinde, kilosu ortalamanın 600 gr altında. Söylediklerimi yedir, 1 ay sonra gel ben buradayım, bak nasıl kilo alacak çocuk. 1 yaşından sonra ayda 100 gr alsa bile normal, seninki 200 alsa açığı 6 ayda kapatır. Biraz ince kemikli olacak denebilir sadece. Hiç mi kafalarını kaldırıp size bakmamışlar, hiç bu anneden bu babadan küçük çıkabilir mi yahu!
  • Muayne esnasında sen adamın burnunu sıkıp kahkahalarla gülünce-Normalde bu aylarda ayrılık kaygısı başlar bu çocuk seni hiç takmıyor. Hıı evet çok uyumludur benim oğlum deyince, sen hiç kendine paye çıkartma çok güzel baktım büyüttüm diye, çocuğun yapısı budur senle alakası yok!
  • İşte hiç katılmadığım görüşü-Kamuoyundaki şeker tartışmaları gereksiz. Çiftçiler ve şeker fabrikasındaki işçiler aç kalmasın diye biz şekeri 7 kat pahalıya alıyoruz. Bakın görün 5-10 sene sonra nişasta bazlı şeker zararlı değil diye açıklama yapacaklar.
  • Anlatsa da anlayamadığım görüşü-Pekmez şekerden daha zararlı. Ayrıca kan filan yapmaz hurafedir. Eskiden şeker pahalı olduğu için, çocuklara reçel yerine pekmezi önerdiler kan yapar hurafesi ile. O günlerden bugünlere geldik. E ama hocam biri meyve şekeri, vücudun kolaylıkla yakabileceği türden şeker– Biri glukoz diğeri fruktoz, glukoz daha zararlı çünkü bla bla bla…..Diyorum ya anlamadım. Ben şeker yerine pekmez vermeye devam edeceğim.
  • Kesin yanlış olduğunu bildiğim görüşü- Piyasadaki tüm sütlerin içeriği aynı, sadece paketleme şekli ile günlük süt ve uzun ömürlü süt diye ayrılıyorlar.

Özetle ben herşeyin en iyisini bilirim, benden başka herkes hikayedir tarzında bir muayneydi. Yani normalde benim hiç hoşlanmadığım, yeniliklere kapalı, yaşlı, dediğim dedik doktor tipi. Bir yanda tonla ailenin muzdarip olduğu alerji gerçeği, bir sürü doktorun topluca fikir birliği etmişcesine verdiği diyetler, diğer yanda hiç birşey yok diyen bi doktor? Şu anda tecrübesine saygı duymak fazlasıyla işime geliyor. Bunca çocuk görmüş, sende bir terslik olsa kesin anlardı diye içimi rahatlatıyorum.  Söylediklerini de denemeye değer buluyorum, birkaç ay da böyle gidelim bakalım.

İçgüdülerime güvenerek yola devam ediyorum ama sormadan da edemiyorum annelik niye hep bu ikilemlerle dolu?

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company