Gözümdeki en net kare, evdeki ilk günümde koca göbeğimle çok güneşli güzel bir havada evden doğum çikolatanı sipariş etmek üzere çıkışım. En son ne zaman haftaiçi bir günde dışarlarda aylak aylak gezdiğimi hatırlamamanın verdiği şaşkınlıkla etrafıma bakınmış, aslında ait olmadığım bir dünyanın mis gibi havasını içime çekmiştim. Bu ve bundan sonraki her çıkışımda yaptığım gibi…
Sayılı gün çabuk geçermiş, hem 2010′un, hem de seninle evde geçirdiğim sürenin sonuna gelmiş bulunmaktayız sevgili oğlum. Yarın sabah, yeni yılın ilk pazartesisinde işbaşı yapıyor annen. Kendi kendime söz verdim bu durumu dramatize etmeyeceğim diye. Ne sen annesi çalışan ilk çocuksun, ne de ben bebeğini bırakıp işe dönen son anneyim! Hele de bebeğini 8 haftalıkken bırakıp işe dönmek zorunda kalan annelerin yanında bana laf düşmez.
Ne kadar uzun olursa olsun bir gün biteceğini bildiğim için bu kadar kıymet bildim belki de, sürekli şükrettim, dibine kadar tadını çıkardım senin. Çok güzel vakit geçirdik seninle. Aynen hayal ettiğim gibi, ne bir eksik ne bir fazla. Patlayana kadar kokunu çektim içime, sıkılıp beni ittirene kadar öptüm seni, salyalarım aka aka ısırdım poponu, gözlerim kapanana kadar seyrettim seni geceler boyu. Doymadım, değil 10 ay 100 ay da geçse doyamam!
Ben “kaliteli zaman” hurafesine inanmıyorum maalesef. Seninle kaliteli zaman geçirebilmek için seni daha az görüp çok özlemiş olmak gerekliliği bana saçma geliyor. Ama bu derece dipdibe olmak da sürdürülebilir değil, bunun da farkındayım. Bugün ben işe, yarın sen okula, sevgiline, kendi evine… Hayat böyle birşey işte. Gel buradan başlayalım birbirine bağlı ama bağımsız, mesafelerden etkilenmeyecek ilişkimize.
İçim rahat, ilk yılının çok büyük bir kısmında yanındaydım, geç de olsa istediğim düzeni kurdum. Benim dışımda kim gelirse gelsin istemese de mecburen uygulamak zorunda kalacak kadar tıkır tıkır işliyor herşey. Yokluğumda başta Güler olmak üzere seni seven pek çok kişiyle olacaksın, çok güzel vakit geçireceksin. Birbirinden güzel akşamlarımız, hafta sonlarımız, tatillerimiz olacak birlikte. Herşey çok güzel olacak…
Buraya kadar mantıklı yazdım. Şimdi asıl hislerime gelelim! Sanki yarın çalışmadığı bir dersten sınavı olan tembel öğrenci gibiyim, midemde bir kramp, göğsümde bir sıkıntı, boğazımda bir düğüm. Ayaklarım geri geri gidiyor. Seni soranlara ağlamadan cevap verebilecek miyim bilmiyorum. Eyyyy kaşındıran çoraplar, ağrıtan topuklar, rahatsız kıyafetler, bitmeyen projeler, asık suratlar, mutsuz insanlar diyarııııı oksijensiz plazammmm bekle beni geliyorum. Hem de mis kokulu oğlumu bırakıp geliyorum, buna değsen iyi edersin!