Tag Archives: Çeşme

Cıp Çıp Tatili

Bu seneki tatil ayımızı Ağustos olarak ilan etmiş, Ağustos’ta boş vakitlerimizde işe gelecek şekilde planlarımızı yapmıştık. Kasım’daki bayrama da 2 günlük bir yedek akçe ayırdıktan sonra bir de baktık ki hala 2 günlük iznimiz var bunu değerlendirmek lazım dedik. Hemen planlar yapıldı uçak biletleri alındı, istikamet Alaçatı. Yurtiçinde pek tatil yapmadığımızdan mıdır nedir sıra gelmemişti nedense Alaçatı’ya. Kısmet seninleymiş topladık valizlerimizi, Perşembe iş çıkışı 20.00 uçağıyla koyulduk yollara. Senin uyku saatine denk gelen uçak yolculuklarımız hep kolay geçiyor, çok şükür. Bu aralar emzirme konusunda kafası karışık annen, her uçağa binişinde yok ya iyi ki emziriyorum çok rahat oluyor diyor,  akşamına sen bin kere uyanınca ufff ya artık emzirmesem mi de diyor ya neyse!

Her ne kadar gitmeden bolca araştırsam, tecrübeli annelerden istek post yapsam da herkesin tatil tecrübesi kendine oluyormuş onu anladım. İlk planımız Alaçatı’da küçük bir otelde kalmak, kiraladığımız arabayla her gün başka bir plaja gitmek üzerine kuruluydu. Ne kadar yanlış bir seçim olduğunu anlamamız yaklaşık 6 saatimizi aldı. Otel sahibinin nazik yaklaşımı nedeniyle otelin adını ve olayın detaylarını vermeyeceğim ama özetle şunu söyleyebilirim küçük ve butik otellere gitmeden önce bebek yatağı&mama sandalyeleri olup olmadığını sormamız gerektiğini öğrenmiş olduk. Çocuk kabul ettiklerini söyleseler de bu ekipmanlara sahip olmayarak çocuklu aileleri çok da tercih etmediklerini gösteriyorlar ki kendilerine göre haklı olabilirler.

Gece yarısı otele giriş yaptığımız sırada seni uyandırmadan oto koltuğundan bebek arabana geçirmeyi nasıl başardım şaşıyorum gerçekten. Enteresan çocuksun vesselam, ne kadar derin uyursan uyu pozisyon değiştirirsek saniyesinde hiç uyumamış gibi birden bire cin kesiliyorsun. Halbuki kendi çocukluğumu hatırlıyorum, gezenti ailemle her türlü gece gezmesine gider orada ilk bulduğum yerde uyur sonra da hayal meyal babamın omuzlarında önce arabaya sonra eve taşındığımı hatırlar, sabah uyandığımda ise kendimi yatağımda bulurdum. E baban desen top patlasa uyanmaz, sen bu konuda kime çekmişsin hiç anlamıyorum. Uçaktan inerken seni slinge yerleştirince uyandın ve oto koltuğuna yerleşene kadar, hatta yolu yarılayana kadar da uyumadın.

Gecenin bir yarısı bebek yatağımız olmayacağını öğrenince çaresiz seni aramıza yatırdım. Etrafımda kah isteyerek kah istemeyerek çocukları ile yatan o kadar çok arkadaşım var ki bu konuda şaka yapıyormuşum gibi algılıyorlar ama sen gerçek anlamda bizim yanımızda U-YU-MU-YOR-SUN! Mutlaka birlikte yatılması gerekir diyenlere de gıcık oluyorum zira her çocuğun bir tercihi oluyor işte. Bizle yatmadığın için odasına terk edilmiş, mutsuz, huzursuz bir çocuk değilsin bilakis her akşam istisnasız aynı saatte, itirazsız kendi kendine uyuyan bir çocuksun. Küçükken zorda kalırsak 1-2 gece idare edebiliyorduk ama büyüdükçe gerçekten imkansız oluyor. Sabahları uyanınca seni bizim yatağa getirip emzirdiğimden sen sağında solunda bizi görünce sabah oldu sanıyor yatakta zıplamaya hoplamaya başlıyorsun. Otelde uykuya daldıktan kısa bir süre uykumdan hoplayarak uyanıp yatağın ayak ucuna doğru koşar adımlarla giden seni nasıl yakaladım bir ben biliyorum. Sonra da uyutabilene aşk olsun. Yatağında sağa sola dönerek uykuya dalabilen sen oyuncak ineğini babanın burnuna sokmalar mı istersin, yatağın başındaki lambaları sökmeye çalışmalar mı istersin neler yapmadın ki! Her zamanki gibi sabah 6’da güne başlayana kadar kaç kere uyandın ve bu hareketleri yaptın ben sayamadım. Yataktan düşeceksin korkusuna sanırım hiç ama hiç uyumadım. O saatte otelin diğer konuklarını rahatsız etmemek için seni alıp dışarı çıkarttım. Sabah serinliğinde biraz dolaştıktan sonra otelde kahvaltı ettik. Allahtan eski püskü bir İKEA mama sandalyesi vardı da seni oturtabilmeyi başardım. Daha sonra babanı kaldırıp bu şekilde 3 gece daha geçirmemizin imkansız olduğunu söyledim, tasımızı tarağımızı toplayıp butik otelimizden çıktık.

Tur şirketlerini arayıp ne kadar büyük otel varsa hepsinden yer sordum ama nafile, her yer tıka basa doluydu. Bindik arabaya kıyı, koy gezmeye başladık. Bir sürü otelin önünden geçtikten, telefonla yer sorduktan sonra Dalyanköy’e geldik. Daha önce anneannenden methini duyduğum Ladin Otel’in önüne gelince şeytan dürttü, babana hadi gir yer sor dedim. Şansımıza bir tane odaları varmış. İşte o noktadan sonra şansımız döndü.

80’lerden kalma ama içi yenilenmiş minik ama sevimli bir otel Çeşme Ladin. Kendine ait koyuyla Çeşme’nin meşhur rüzgarından, soğuk denizinden nasibini almamış sessiz, sakin, mütevazı bir yer. Bize pek hitap etmeyen tatil fabrikalarından değil yani. Kumsuz plajına rağmen çocukları düşünerek bir adet kumlu bir adet de kumsuz çocuk oyun alanı hazırlamışlar ki seni ve senden daha büyük olan pek çok çocuğu oyalamaya rahatça yetti de arttı bile.

Seninle yapacağımız deniz tatilini nedense çok yorucu tahayyül etmiştim. Önden sen arkadan ben koşup, yorgunluktan öleceğim sanmıştım, oysa hiç öyle olmadı. Sabahları 6-7 gibi uyanıyor, bir saat kadar odamızda oyalandıktan sonra ailecek kahvaltıya iniyor, 9 gibi sahile geçiyor 11’e kadar denizde, kumda, oyun alanında takılıp 11 gibi ana oğul odamıza çekiliyorduk. Deniz ve güneşten yorulan sen 2,5-3 saatlik öğle uykuları yapıyor, bana hem kitap okuyacak hem de uyuyacak bolca vakit bırakıyordun. 2 gibi sahile inip öğle yemeği yiyor, 3 gibi tekrar kendimizi serin sulara bırakıyorduk. 5 gibi odamıza geri dönüp yıkanıp paklanıp civarı gezmeye gidiyor, akşam yemeği saatine tekrar otelimizde oluyorduk. Akşamüstü arabada hafif şekerlemeler yaptığın için uyku saatinde yarım/bir saatlik kaymalar oluyor biz de fırsattan istifade akşam yemeğinin tadına varıyorduk. Yüzmeyi bu kadar sevmeseydin, “anni hadi cıp çıppp” diye tutturmasaydın,  ya da butik otelde kalsaydık sürekli bangır bangır müzik çalan tıklım tıkış plajlara gitmek zorunda kalsaydık, sen arabada kısa kısa uykular yapıp bana dinlenecek vakit bırakmasaydın bu kadar güzel geçer miydi bilmiyorum. Çeşme uzmanı değilim ama bence Çeşme’de çocukla gidilebilecek en güzel otellerden birindeydik.

Oteldeki konukların profili genelde 70+ tontonlar veya çocuklu ailelerdi. Benim çocuğum dünyanın en tatlı çocuğu diyen annelerden olmadığım için sana gerek oteldeki yaşlı amca ve teyzelerin gerekse otel personelinin gösterdiği aşırı ilgiyi şaşkınlıkla izledim. Bize çok normal gelen çatal ve kaşık kullanarak kendi kendine yemek yemen herkesi o kadar şaşırttı ki etrafımızdaki herkes seni izleyip sana laf atıyorlardı. Hele sahilde günde 2 kere ağzını şapırdata şapırdata meyvelerini götürmen yeni bir akım başlattı, herkes “Yaw bu çocuk canımızı çektirdi” diyerek seninle meyve saati yapmaya başladı. Seni yemek konusunda tamamen serbest bırakma yaklaşımımız nedeniyle kendi kendimizi tebrik ededuralım, oyun alanında henüz 2 yaşını bitirmemiş ama 4 yaş görünümlü elinde cips göbeği yağ içindeki çocuğun annesi yanıma yaklaşıp senin kaç aylık olduğunu sordu. Kendi tahmini 11’di ben 16 deyince kadın ufak çaplı bir şok geçirip “Ay sizin de eşinizin de boyu posu pek yerinde bu çocuk niye böyle ufacıcık kalmış?” demesin mi? Huzurumu kaçırmamak için cevap vermedim, yemiyor pek sadece anne sütü alıyor dedim. Akşam yemeğinde elinde tabak çocuğun peşinde koşarak ağzına yemekler tıktığını görünce şaşırdım mı? Hayır tabiî ki de.

Şimdiye kadar neyi doğru yaptığını düşünüyorsun diye sorarsan tek bir cevabım olur o da yemek konusu. Çocuklarına yemek yedirirken gerilen anneler, ağlayan çocuklar gördükçe içim acıyor resmen. Birileri restoranda çocuğumuzla yemek yiyemiyoruz, Avrupalı anneler nasıl yapıyor dedikçe sinirlerim kalkıyor. Bizim için senin yemek yediğin vakitler güzel molalar. Evdeyken sen sabah kahvaltını ederken ben bütün evi toplayabiliyorum mesela. Dışarıdayken dönüp sana bakmaksızın iki çift laf edebilecek, rahatça yemek yiyebilecek en az yarım saat mutlaka veriyorsun. Ha çok mu yemek yiyorsun? Bence evet, etraftaki çocuklara kıyasla kocaman bir hayır. Daha 10 kiloyu aşamamış, abur cuburla tanışmamış, şeker/çikolata yemeyen 16 aylık bir bebeksin ve yemek yemekten kesinlikle zevk alıyorsun. Şimdiye kadarki tek kaçamağımız bu tatilde sana sade dondurma yedirmek oldu. Sanırım ağrıyan dişlerine çok iyi geldi yalamak yerine direkt ısırmaya başladın. Kendim çok sevdiğimden midir yoksa bana masum geldiğinden midir artık dondurma yiyebileceğine kanaat getirdim.

Şu kısacık tatilde bir kez daha anladım ki hiçbir şey beni işe gitmek kadar yormuyor. İş, trafik , ev işi, yemek sorumluluğu olmadan sadece ve sadece seninle tüm gün vakit geçirmek değil beni yormak ruhumu da bedenimi de dinlendiriyor.

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company