Tag Archives: çalışan anne

Şans bize de ‘Güler’ mi?

Bu yazıyı yazmak için tam 2 hafta bekledim. Anneanen sus sus nazar değecek dese de ne nazarı demek istiyorum bize değen değmiş zaten, Ocak 2010’dan bu yana 11 ayda 4.bakıcımız! Üstelik ben daha işe dönmemişken. Biliyorum sorun bende gibi gözüküyor dışarıdan bakılınca ama işin aslını gel bir de bana sor.

Nihan khanım bogün de heç doguriyor gibi durmuyorsunuz diyerek evde doğum beklediğim günleri bana zehreden, anneanen misafirlere hizmet ederken içeride uyuyan, mahalle kasabı ile kırıştıran, daha önce çocuk bakmamış 49 yaşındaki yatılı, Özbek  ilk bakıcı… Aslında gayet içime sinen, çok güvenilir ama devamsızlıktan ve mutsuzluktan sınıfta kalan, bir tarikatla bağlantısı olduğundan şüphelendiğim, daha önce çocuk bakmamış 40 yaşındaki yatısız Türk ikinci bakıcı… Sinir bozucu ses tonuyla sürekli sana yapay bir şekilde aşşşşkımmm diye seslenip,  2 günde ikinci çoğul şahıs kullanarak hakkında genellemeler yapmaya başlayan(en favorim:sen sadece bir sabah uyumayınca bana gelip de “Biz sabah uykularını kaldırıyoruz artık” diye bilgi veren), günde en az 100 kez seni daha önce baktığı çocuklarla karşılaştıran(uykuları kaldırıyoruz çünkü baktığım x,y,z de öyle yaptı- hiçbir çocuk birbirine benzemezken nedense bu kadının baktığı bütün çocuklar aynıymış!), daha önce çocuk baktığı evlerin özel hayatlarını en ince ayrıntısına kadar anlatan, değil senin kirlettiğin yerleri temizlemek banyodaki saçlarını toplamaktan aciz, satın almayı düşündüğümüz eve “Ben evi beğenmedim orda çalışmam” diyecek kadar küstah, hayatı birşeylerden kaytarmak üzerine kurulu, pek tecrübeli 35 yaşındaki yatılı Türk üçüncü bakıcı…Tevekkeli değildi ben Demir’i bırakamicam galiba diye döktüğüm gözyaşları. Kimse kusura bakmasın ama seni bu kadınlardan birine bırakıp gidemezdim. Taaa ki şans bize de gülene kadar.

23 yaşında minicik çıtı pıtı, sevimli, saygılı, herşeden önemlisi kendisi mutlu, sevgi dolu, yüzü hep gülen Güler geldi girdi hayatımıza. Hiç çocuk bakmamış ama 7 kardeşli bir ailede büyümüş, halen haftasonları 2 çocuğu olan kardeşinde kalıyor ve onlara bakıyor. Liseyi dışarıdan bitiriyor, çocuk gelişimi okuyor ve ileride ana okulu öğretmeni olmak istiyor. 5 yıl alzheimer hastası bir teyzeye bakacak kadar sabırlı, ölmesini görmeye dayanamazdım diye ağlayarak oradan ayrılacak kadar da hassas. Evdeki kütüphaneden etkilenecek kadar entellektüel, güzel bir çiçek görünce sevinecek kadar doğal, yerde seninle emekleyecek kadar çocuk ruhlu, yemek kitabını eline alıp mutfağa girmekten keyif alacak kadar becerikli, sen geceleri çok uykusuz kalıyorsun Nihan Abla gece 1’e kadar Demir uyanırsa ben baksam da sen biraz uyusan diyecek kadar da duyarlı. Her lafı yaparız, hallederiz diye biten, hayatı kolaylaştıran pozitif insan. Onun mutluluğu sana yansıyor bütün gün mırıl mırıl oynuyorsunuz. Ben de kendim odalara kapatmıyor, basitçe odama çekilip uyuyorum. Kısacası herşey rüya gibi 2 haftadır…

Şu 11 ayda azıcık tecrübe edindiysem bu işte, bu sefer BULDUM diyorum. Umarım sonradan yanılmam. Şimdilik tek bildiğim şu kısacık 2 haftada bile bana seni bırakabileceğim hissini yaşatan tek insan. Sakın yanlış anlama hala hiç işe dönesim yok ama artık sebebim seni kimselere bırakamamak değil, seni çok özleyecek olmak…

Çember daralıyor

3 Ocak 2011’e tam tamına 3 ay kaldı. Bardağın dolu tarafı of be dolu dolu 3 ay, çocuğuyla sadece 3 ay birlikte olabilen anneler var buna da şükür diyor. Bardağın boş tarafıysa karabasan gibi üzerime çöküyor. Çalışmalı mı çalışmamalı mı? Terazi öylesine hassas ki, bugününden çalarak senin geleceğin için çalışmak mı, geleceğinden çalarak bugünü doyasıya yaşamak mı? İnan doğru cevabı bilmiyorum, belki de doğrusu  olmayan  bir cevabı aradığımdan bulamıyorum. Şimdi yaşamımızı sürdürebilmek için benim çalışmama ihtiyaç yok bunu biliyorum. Ama ileride nelerden geri kalırsın/ız(sen ve muhtemel kardeşin) onu öngöremiyorum.

Atıp tutuyordum sen doğmadan önce, erkenden başlatacaktım bakıcını işe, alışacaktık hepimiz birbirimize, güle oynaya dönecektim işe, sen de kendini yalnız hissetmeyecektin evde. Denedim de gerçekten. Ama kazın ayağı öyle olmadı işte! Çıkmadı benim karşıma doğrusu. 2 bak(amay)ıcı adayından sonra iyice sarsıldım galiba. İyice düştük seninle birbirimize. Eskiden gülerdim el kadar bebek için o şunu şöyle yapar, hayır onu sevmez bunu sever diyenlere. Ama doğruymuş. O kadar ince detay var ki seninle ilgili, yaşanan onca gün var ki, bunları şimdi bir başkasına aktarmak, onun anlamasını beklemek ve benimle aynı şevkatle sana yaklaşmasını ummak imkansızmış gibi geliyor. Ama deniyorum, inan deniyorum.

Bugüne kadarki bakıcılar ben işe dönene kadar ev işi yapacaklar ben döndükten sonra sana bakacaklardı. Aksi anlamsız gelmişti. Niye bunca ay evde oturuyordum? Seninle birlikte olamadıktan sonra ne anlamı vardı? Şimdiyse çember daraldı. Seninle geçireceğim son günlerimde sırf yeni bakıcına alışabil diye kendimi odama kapıyor, uyuyorum adı altında tavanları seyrederek işkence çekiyorum.

Bugün ben ona öğretirken yarın o bana öğretecek Demir onu sevmez bunu sever diyecek. O hafta sonları evine giderken peşinden ağlayacaksın sen de. Bunlar bana dokunmasına dokunacak belki ama iyi bakıldığını bilerek rahatlatacağım kendimi. Hadi oğlum birlikte gayret edelim bu seferki olsun. Yoksa zaten emin olmadığım kararımı değiştirmem gerekecek.

İleride bu satırları okuduğunda çalıştığım için bana kızarsan bil ki koşarak işe dönmüyorum ben. Havam değişsin, sosyalleşeyim, kendime bakayım, kendimi işe yarar hissedeyim bir yandan da kafamı dinleyeyim gibi kaygılarım yok benim. Benim havam seninle değişti, seninle sosyalleştim, gözlerimin içi güldü, kendimi hiç olmadığım kadar işe yarar ve mutlu hissettim bunu bil.

Niye dönüyorum peki? Neyse gün ola hayrola…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company