Tag Archives: çalışan anne

En sevdiğim inekler

Yeni doktorumuz inek sütüne geçebilirsiniz diye fetva verdikten sonra süt sağma makinesi ile vedalaştım. Hiç de hüzünlü bir veda olmadı zira kendisinden hiç hoşlanmıyordum. Üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Eve süt getirme sorumluluğum bittiği için çok mutluyum. En çok da neye seviniyorum biliyor musun? Artık kaç cc sütüm çıktığını görmeyeceğim! Bunu kafaya takmamaya ant içtiysem de, bir sebeple miktarda azalma meydana gelince elimde olmadan diğer öğünler için de endişeleniyordum. Biberondan süt almadığına ve kahvaltı bulamacına veda ettiğine göre sağdığım sütler büyük olasılıkla çöp olacaktı. Şimdi büyük bir zevkle makineyi üçüncü sahibi için bir güzel temizleyip hazırlayacağım:) Emekleri için kendisine teşekkürü bir borç bilirim ayrı. Yaşasın en sevdiğim inekler!

12. Ayın itibariyle yeni beslenme düzenin bu şekilde olacak:

07.00 Anne sütü

08.30 Kahvaltı (tereyağında 1 yumurtadan peynirli omlet,+1 dilim tam buğday ekmeğine kaşarlı tost+ıhlamur/süt)

09.30-11.00 Uyku

12.00  Protein ağırlıklı ev yemeği+yoğurt/ayran

15.00-16.00 Uyku

16.30 Şekersiz sütlaç veya meyve

19.00 Sofrada tadımlık yemekler

19.30 Elmalı, muzlu, inek sütünden şekersiz muhallebi

19.45 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

04.00 Anne sütü

Hali hazırda 16.30’da beni emmeden hiçbir şey yemiyorsun ama bugün itibariyle maalesef süt iznimin sonuna gelmiş bulunduğumdan artık bu arada mutlaka bir şeyler yemen gerekiyor. Umarım çabuk alışırsın.

Gelgelelim inek sütü mamulleri ile aranın nasıl olduğuna. Biberon kullanmadığın için sütü tek başına içmeyi pek sevmedin, minik bardaktan veya suluğuna koyunca iki fırttan sonra su olmadığını anlayınca bırakıyorsun. Yemeklerin yanında yoğurt yenmesinin demir emilimini azalttığını söyleyen ve bu konuda haklı olduğunu düşündüğüm eski doktorumuzdan kalma bir alışkanlıkla yemeklerin yanında yoğurt yemeyi de pek sevmiyorsun ama ayran içiyorsun. Sütlacı içindeki pirinçlerin hatırına yiyorsun ama toksan hemen burun kıvırıyorsun. Akşam muhallebinde sorun yok, daha önce anne sütü ile yaptığım muhallebiyi şimdi inek sütüyle yapıyorum. Arkadaşın Ayda’nın annesinin verdiği insider bilgiler ışığında direkt inekten süt almak yerine günlük süt verme kararı aldım.

Alerji döneminde anne sütü ile hazırladığım Bebelac Mısılı Çavdarlı ve Milupa 7 tahıllıyı saymazsak ek gıdalara geçtiğimizden beri sana meyve, sebze, yoğurt gibi hazır gıdalardan hiç vermedim. Bir şeyin üzerinde son kullanma tarihi varsa ve bu tarih 1 haftadan uzunsa maalesef bana güven telkin etmiyor. İmkânım ve vaktim varken taze taze pişirip taşırmayı severek tercih ettim. Ha zorlandığım zamanlar olmadı mı oldu tabi ama içim başka türlü rahat etmeyecekti. Şimdi Mayıs ayında 4 günlük bir yurtdışı tatili bizi beklerken bu anlayışımdan ödün verip veremeyeceğimi enine boyuna düşündüm. Şimdiye kadar gittiğimiz yerlerde “Şeeey ben bebeğime yemek pişirecektim dee” diye mutfağına girmediğim otel, restoran kalmadı diyebilirim. Bu olay yurt dışında aynı sempati ile karşılanmayabilir, ya da senin yemek saatinde çok alakasız bir yerde olabiliriz. Kahvaltı kolay omlet ve tost her yerde bulabilirim, öğlen yemeği de kolay kıymalı makarna, bonfile veya vejeteryan bir pizza ile idare edebiliriz. Sadece meyve ve muhallebi pişirme faslı beni zorlayacak gibi duruyor. Bu nedenle şeftali&muz, erik püresi ile bir tane de hazır muhallebi denedim, sorun yok yiyorsun. Oraya gidince birden bu gıdaları red etme diye, gidene kadar da haftada 1 kez filan yedirip bu tatlara da alışmanı sağlayacağım.

Tüm bu yediklerinden sonra vücudunda ve poponda çeşitli kızarıklıklar gözlemliyorum ama endişelenmeden sabırla bir sonraki kontrolümüzü bekliyorum. Zira uyku düzeninde ve keyfinde en ufak bir bozulma yok. Hatta blok 20.00-05.30 uykuları görmeye başladık ki, 1. yaşına girmek üzere olduğun bu günlerde hiç uyanmadan sabaha kadar uyuyacağın döneme yaklaştık gibi hissediyorum. Gündüzleri ise halen 2 kısa uyku uyuyorsun 1,5+1 veya 1+1 şeklinde. Oldun olası gündüz uykularını sevmediğini düşünürsek, sanırım sen hiçbir zaman blok 3-4 saat öğle uykusu uyuyan çocuklardan olamayacaksın. Olsun zaten haftada 2 gündüzümüz var onda da az uyumanı tercih ederim.

Vay be tam tamına 2,5 aydır çalışıyorum ve süt iznimin son gününe geldim. Bu sürecin ikimiz için de çok güzel bir geçiş ve alışma dönemi olduğunu söyleyebilirim. 2,5 aydır 16.30’da evde oluyor, yatana kadar seninle çok güzel vakit geçiriyorduk. Şimdi 18.30-18.45 aralığında evde olacak, seni 1,5 saat kadar görebileceğim ki bu sürenin tamamında yemek yiyor, yıkanıyor ve emiyor olacaksın. Olsun buna da şükür. Biz seninle iyi bir ekibiz, buna da alışırız değil mi tatlı oğlum?

Beraberlik

Ben işe başladıktan sonra bir de sabah ritueli eklendi hayatımıza. Sabah 6.30 gibi güne merhaba dediğinde seni yanımıza alıp yatakta emziriyorum. Böylece ben de bir yarım saat daha gözlerim kapalı senin kokunu içime çeke çeke dinlenebiliyorum. Hem sonrasında da uyanma özürlü babanı alarm yerine senin müdahalelerinle uyandırmak çok daha kolay oluyor. Emzirme faslından sonra, üçümüzün yatakta geçirdiği bu 5-10 dakika benim için paha biçilemez.  Fırından yeni çıkmış gibi sıcacık hafif kırmızı puf puf yanakların, gülünce kaybolan uykudan şişmiş gözlerinle seni gıdıklayan babana kıkırdamalarını seyrederken içimi kocaman bir huzur kaplıyor. Neden sonra fark ettim ki, bu huzur sadece o anın kendisinden gelmiyor, ben aslında kendi çocukluğuma da dönüyorum. Senin kadar bebekken değildi belki ama kendimi bildim bileli her hafta sonu uyanınca annemle babamın yatağına giderdim, pek tabi teyzen de gelirdi. Yatakta dördümüz öylece yatar, o hafta olanları, hafta sonu yapacaklarımızı konuşur, deden tarafından gıdıklanır, anneannen tarafından bolca öpülür, koklanırdık. Artık kalkma zamanı geldiğinde hepimiz kafalarımızı ortada birleştirir öpücük yapardık. Bunun kod adı da BERABERLİK’di aramızda. Hala hatırladığımda içimden sıcak bir şeyler akıtan bu rituelin bir benzerini senin hafızana tatlı bir anı olarak yerleştirebilirsek ne mutlu bize…

Gel gelelim günün geri kalanına. Çalışan annenin çocukları daha mutluymuş, yok kendi kendine yetermiş, çalışan anne sosyalleşir mutlu olurmuş, eve çocuğunu özlemiş gelir, çok kaliteli zaman geçirirmiş! Çocukla ilgili kısmını sen büyüyünce göreceğiz de, anneyle ilgili kısmı diyenler benim külahıma anlatsınlar. İşteki beşinci haftam bitti. Süt iznimi ilk dört hafta her gün 1,5 saat erken çıkarak, son hafta ise Çarşamba gününde birleştirerek kullandım. Ortada büyük bir problem yok çok şükür, sen alıştın, ben alışmasam da kabullendim diyelim. Ama gel gör ki ben eski ben değilim. Yorgunum, çok! Hem de işlerim henüz doğum öncesi yoğunluğuna ulaşmamasına rağmen. Sırf trafikte geçirdiğim 2,5 saat bile beni yormaya, başımın çatlamasına yol açmaya yetiyor da artıyor bile. Hafta sonu hiç dinlenemeyip, yeni haftaya yine yorgun başlamak zor geliyor. Kesinlikle daha tahammülsüz bir insana dönüştüm, sana, babana ve herkese karşı. Evet seni deli gibi özlüyorum ama buna rağmen ay keşke uyumasa da 1 saat daha göreyim filan demiyorum, bilakis 15 dk geç uyusan sinirlendiğimi hissediyorum. Bu hisler bana çok yabancı çünkü ben seninle geçirdiğim en uykusuz, en huysuz günlerde bile hiç böyle şeyler hissetmedim. Bırak lohusa depresyonu yaşamayı, teğet bile geçmedi bana. Hep nasıl olsa evdeyim, oh iyi ki evdeyim, çok şükür evdeyim diye diye geçirdim o herkesin zor diye anlattığı günleri. Babandan senin öz bakımınla ve evle ilgili hiçbir yardım talebim olmadı. Çünkü o işe gidiyordu ve yoruluyordu, bense nasıl olsa evdeydim, bugün olmasa yarın dinlenirdim. Şimdiyse işe döndük, şartlar eşitlendi. “Sen yorulma”ların meyvesini toplayacağımı sandığım bu günlerde, babanın aslında seninle ilgili hiç bir şey bilmediğini anlamış bulunmaktayım. Hareketli bebeğin altı nasıl değiştirilir? Gece hık mık eden Demir uykuya nasıl geri yönlendirilir? Nasıl yemek yedirilir? Hatta ne zaman ne yer ne içer? Öyle çok şeyi zevkle ve şevkle üzerime almışım ki şimdi bu işlerin bir kısmının babana devri için kapsamlı bir eğitim vermek zorundayım. Yoksa sen büyüyüp de baba-oğul aktivite yapacak kıvama gelene kadar bana dinlenmek haram olacak gibi gözüküyor.

Bir de süt sağma meselesi var ki beni müthiş derecede sıkıyor. Bayıla bayıla 2-3 yıl daha seni emzirebilirim ama bu süt sağma işkencesine daha ne kadar dayanabilirim inan bilmiyorum. Sen biberondan süt almadığın için aslında günlük süt ihtiyacımız sadece 80 cc, sabah kahvaltın için 40 akşam muhallebin için 40. Ben de günde sadece bir kez saat 14.30 gibi gayet sakin steril bir ortamda rahatsız edilmeden 100-130 cc sağabiliyorum. Biliyorum hem hala sağacak sütüm olduğu için hem de böyle bir ortama sahip olduğum için çok şanslıyım bunun için de koca bir şükür. Buna rağmen niye bu kadar sıkılıyorum bilmiyorum.

Kendine göre haklı sebeplerle( gögüs yaraları, emzirmeyi sevmeme, estetik kaygılar..vb) emzirmeyip sadece sağmayı tercih eden anneleri değil yargılamak önlerinde saygıyla eğilmek istiyorum. Bu işkenceye 6 ay boyunca 3 saatte bir dayanabilmek her ana yiğidin harcı değildir bence. Yani en azından benim değil. Ben emzirme insanıyım, emzirmeyi çok seviyorum, ağzın açık bir şekilde heyecanla memeye gelişini, tam o kaptığın andaki huzurunu, çıkardığın sesleri, özellikle gece sessizliğinde duyabildiğim süt sesini, bir elinle beni sevmeni, bu yakınlaşmayı o kadar çok seviyorum ki bunu bir gün bırakacağımızın bilinciyle her emzirmenin tadına varmaya fazlasıyla özen gösteriyorum.

İşte çalışan yorgun annenin güncesi şimdilik böyle sevgili oğlum…

Ben yokken

Bugün ben yokken diye başlayan kaç cümle kuracağım kim bilir? Açılışı yapalım, bugün ben yokken ilk adımını atmışsın tam 10 ay 2 haftalıkken….

Telefonda öğrendim, sevinemedim, boğazıma bir yumru oturdu. 4 haftadır çalışıyorum ve gayet iyi gittiğimi düşünüyordum. Taa ki bu habere kadar. Neden yanında olamadığım kısmına o kadar takıldım ki, yaptığın şeyin büyüklüğünü idrak edemedim. Birkaç saat sonra Gaye Teyzen uyarınca dank etti ki SEN BİR ADIM ATTIN.

Bir devri kapattın,  artık bebek değil çocuksun.  Hayatın tam içine doğru yola koyuluyorsun. Atacağın pek çok adımda fiziksel olarak yanında olamayacağım besbelli. Olmamalıyım da zaten, sağlıklı olan da bu. Ama sevgimi, desteğimi yanında hissetmen için elimden geleni yapacağım. Hep güzelliklere atılan nice güzel adımlarına…

İlk haftanın ardından

Anlayamadığım bir hızla geçti ilk haftam. Evde kızıyordum zamana geçme geçme diye, şimdi hemen geçsin isterken jet hızıyla geçen zamanın bana yaptığı bu kıyağı hiç unutmayacağım. İlk gün dışında, sandığım ve kendimi hazırladığım kadar zor bir hafta olmadı benim için.  Bu 5 günde işe alıştığım, çok sevdiğim, iyi ki geldim dediğim anlamına gelmiyor tabii ki. Kendimi sosyalleşmiş, havası değişmiş hissetmek bir yana tüm sosyal hayatı bitmiş bir hapisaneye tıkılmış gibi hissediyorum. Sen orada dururken, dışarıda bizim için bir hayat varken benim burada olmam çok saçma. Ama ben  değiştiremeyeceğim şeylerden şikayet etmeyi sevmiyorum. Mutsuz olmanın, bunu sana yansıtmanın hiçbirimize bir faydası olmaz. Bu karar mantıkla verildi, mantıkla da uygulanmaya devam edecek!

İlk gün vedalaşamamıştık seninle. Hergün cin gibi kalkan sen emzirmeme rağmen uyanmamıştın. Tabi bunda babanın yarım saat boyunca çalıp seni uyandıran alarmının benim işe başlamam sebebiyle artık hiç kurulmayacak olmasının da etkisi vardı. Ağlayarak çıktım evden ama işe gelene kadar toparlanmıştım. Akşam geldiğimde de uyuyordun. Uyku sersemi kalktığında hayal ettiğim gibi bir karşılaşma olmadı. Sonrasında da keyifsiz gibiydin, akşam muhallebini zor yedin, zor uyudun filan. Gece 03.00-04.30 arası aralıksız ağladın ve sen normalde ağlamazsın. Bu hikaye klasik bir diş çıkartma hikayesidir aslında. Şimdiye kadar çıkan 4 dişin de aynen böyle çıkmıştır. Ama şimdi ben işe başladım ya herşeyi ayrı kalışımıza bağlama eğilimindeyim ya, ben de ağladım seninle beraber. Ertesi sabah diş bulamayınca da üzüldüm, bizi nasıl gecelerin beklediğini düşünüp endişelendim. Ama 5 Ocak 2011 Çarşamba günü Güler 5. dişini buldu. Üst ikinin sağ yanında koca bir diş patlamış. Ben sabahın karanlığında o koca şeyi var olan dişin sanmışım 🙂 Sonraki geceler herzamanki temponda geçti.

Sanki sırf bana el sallayabilmek için el sallamayı öğrendin. Bizi uğurlarken önce el sallıyor sonra hınzırca gülerek kapıyı suratımıza kapatıyorsun. “Hadi anne uzatma git, ben iyiyim” der gibi. Burnumun direği sızlarken kendimi bir anda gözleri yaşlı ama gülerken buluyorum. Doğduğundan beri uyanık olduğun her sabah babanı uğurlamamız ve akşam karşılamamız işe yaramış gibi gözüküyor. Giden geri gelmez diye düşünmüyor gibisin, ya da daha anlamadın bilmiyorum. Gün içini de gayet keyifli geçiriyor, aynı düzeninde hayatına devam ediyormuşsun. Mişli geçmiş zaman kullanıyorum çünkü evi aramıyorum. Sesini duyarsam dayanmam daha zor olabilir. Hadi konuşuyor olsan seninle konuşmak için ararım belki ama şimdi arayınca kendimi üzmekten başka elime birşey geçmeyecek. Diyelim uyumadı diyecek Güler, e ben ne yapacağım koşup gelip seni uyutacak mıyım? Aramıyorum işte. Akşam eve gidince büyük bir zevkle dinliyorum yaptıklarınızı.

Kıskanırım sanıyordum bensiz hiçbirşey aksamazsa, benim kucağımdan Güler’e gitmek istersen filan diye. Oysa iyi yönetici yokluğunda belli olurmuş, ben ancak mutlu oluyorum bu tablodan. Bunca yapışık geçen günlerimize inat bu kadar bağımsız olabilmeni hayranlıkla izliyorum. Elbet anne gitme diyeceğin, huysuzluk yapacağın günler de kapıdadır, büyük konuşmamak lazımdır. Ama yine de söylemeden geçemeyeceğim, biz iyi bir ekibiz ve bunların da üstesinden gelebiliriz. Seni çok seviyorum…

Ve bitti…

Gözümdeki en net kare, evdeki ilk günümde koca göbeğimle çok güneşli güzel bir havada evden doğum çikolatanı sipariş etmek üzere çıkışım. En son ne zaman haftaiçi bir günde dışarlarda aylak aylak gezdiğimi hatırlamamanın verdiği şaşkınlıkla etrafıma bakınmış, aslında ait olmadığım bir dünyanın mis gibi havasını içime çekmiştim. Bu ve bundan sonraki her çıkışımda yaptığım gibi…

Sayılı gün çabuk geçermiş, hem 2010’un, hem de seninle evde geçirdiğim sürenin sonuna gelmiş bulunmaktayız sevgili oğlum. Yarın sabah, yeni yılın ilk pazartesisinde işbaşı yapıyor annen. Kendi kendime söz verdim bu durumu dramatize etmeyeceğim diye. Ne sen annesi çalışan ilk çocuksun, ne de ben bebeğini bırakıp işe dönen son anneyim! Hele de bebeğini 8 haftalıkken bırakıp işe dönmek zorunda kalan annelerin yanında bana laf düşmez.

Ne kadar uzun olursa olsun bir gün biteceğini bildiğim için bu kadar kıymet bildim belki de, sürekli şükrettim, dibine kadar tadını çıkardım senin. Çok güzel vakit geçirdik seninle. Aynen hayal ettiğim gibi, ne bir eksik ne bir fazla. Patlayana kadar kokunu çektim içime, sıkılıp beni ittirene kadar öptüm seni, salyalarım aka aka ısırdım poponu, gözlerim kapanana kadar seyrettim seni geceler boyu. Doymadım, değil 10 ay 100 ay da geçse doyamam!

Ben “kaliteli zaman” hurafesine inanmıyorum maalesef. Seninle kaliteli zaman geçirebilmek için seni daha az görüp çok özlemiş olmak gerekliliği bana saçma geliyor. Ama bu derece dipdibe olmak da sürdürülebilir değil, bunun da farkındayım. Bugün ben işe, yarın sen okula, sevgiline, kendi evine… Hayat böyle birşey işte. Gel buradan başlayalım birbirine bağlı ama bağımsız, mesafelerden etkilenmeyecek ilişkimize.

İçim rahat, ilk yılının çok büyük bir kısmında yanındaydım, geç de olsa istediğim düzeni kurdum. Benim dışımda kim gelirse gelsin istemese de mecburen uygulamak zorunda kalacak kadar tıkır tıkır işliyor herşey.  Yokluğumda başta Güler olmak üzere seni seven pek çok kişiyle olacaksın, çok güzel vakit geçireceksin. Birbirinden güzel akşamlarımız, hafta sonlarımız, tatillerimiz olacak birlikte. Herşey çok güzel olacak…

Buraya kadar mantıklı yazdım. Şimdi asıl hislerime gelelim! Sanki yarın çalışmadığı bir dersten sınavı olan tembel öğrenci gibiyim, midemde bir kramp, göğsümde bir sıkıntı, boğazımda bir düğüm. Ayaklarım geri geri gidiyor. Seni soranlara ağlamadan cevap verebilecek miyim bilmiyorum. Eyyyy kaşındıran çoraplar, ağrıtan topuklar, rahatsız kıyafetler, bitmeyen projeler, asık suratlar, mutsuz insanlar diyarııııı oksijensiz plazammmm bekle beni geliyorum. Hem de mis kokulu oğlumu bırakıp geliyorum, buna değsen iyi edersin!

Emzirme Reformu Sobesi

Emzirme Reformu’nun gönüllü çalışanlarından olamadım maalesef ama sonuna kadar destekliyorum. Bu konuda farkındalığı arttırmak ve veri toplamak için bir sobe dolaşıyor bugünlerde. Sena beni sobelemiş, işte yanıtlarım…

1. Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)

Gerçek oranı(%1,3) duyunca küçük dilimi yutuyordum. Oysa ben Anadolu’da 7-8 çocuklu kadınların tamamının sadece emzirdiğini ve bu oranı yükselttiğini düşünmüşümdür. Hala da o kadınları ellerinde birberonla hayal edemiyorum ama araştırmayı UNICEF yapmış, sonuca güvenilir.

(*) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı yüzde 1,3. (Kaynak UNICEF Türkiye). Annelerin yüzde 98’i doğumdan sonra emzirmeye başlıyor, fakat ilk iki aydan sonra genel emzirme sorunları veya işe başladıklarında yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle emzirmeyi ve anne sütüyle beslemeyi sonlandırabiliyorlar.

2. Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?

Bu yazı itibariyle tam 9 ay 10 gündür oğlumu anne sütü ile besliyorum. En az şu kadar daha beslemeyi hedefliyorum demiyorum çünkü bu bir hedef olamaz. Ben ve oğlum istedikçe, sütüm oldukça emzirmeye devam etmek istiyorum.

3. Kaç ay doğum izni kullandınız?

Doğumdan önce 1 ay+doğumdan sonra 3 ay ücretli izin+6 ay ücretsiz izin+1 ay yıllık izin tam 11 ay izin kullandım. Maalesef yeni yılın ilk iş günü iznim sona eriyor.

4. Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?

Evet kullanacağım. Oğlumun doğum gününe kadar hergün 16.00’da işten çıkacağım.

5.Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?

Ben bu konuda çok şanslıyım, değil mobbinge maruz kalmak, 9 yıldır aynı yerde çalışan 30’lu yaşlarına gelmiş çalışanlarının anneliğini sevinçle karşılayan bir şirkette çalışıyorum. Süt izni kullanmama, hatta işyerinde süt sağmama da kimse laf etmeyecektir.

 6. Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
 
Bebeğim 4 günlük olduğundan beri hergün dışarı çıkıyorum. İlk toplum içi emzirmemi 7 günlükken kocam yanımdayken yaptım. O tecrübesiz halimle debelenirken canım kocam sürekli olacak bu iş , dışarda emzirmeye alışmak zorundasın, sürekli eve kapanamazsın diye bana moral veriyordu. 3 dakika içinde koltuğa yayılmış keyifle emziriyordum. Sonrasında hep olduğu gibi… Bugüne kadar yabancı hiç kimseden emziriyorum diye tepki görmedim, bilakis hep bir tebessümle bakıp geçiyorlar. Ama en yakın arkadaşlarımdan biri emzirme önlüğü olmadan emzirmeye başladığımda dehşete kapılmıştı. Henüz anne olmayışına verdim 🙂
 
7. Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?
 
Hamileyken Amerikan Hastanesi’nde Doğum Öncesi Hazırlık kursuna katılmış ve Beyhan Numan’dan emzirme ile ilgili teknikleri öğrenmiştim. Haftasonu doğum yaptığım için ilk emzirme deneyimimi onunla gerçekleştiremedim ama kontrol için gittiğimizde görüştüm. Şimdi geriye dönüp bakınca yaptığım en doğru şeymiş diyorum. Emzirmek için sadece çok istemek yetmiyor bazı şeyleri bilmek de gerekiyor. Ana-oğul emzirmeyi öğrenene kadar emzirme esnasında yanımıza kimseyi almadım, telefonla konuşmadım, televizyon seyretmedim, kilo alırım diye korkmadan çok güzel beslendim. İlk 40 gün emzirmekten vazgeçmeyi aklımdan geçirecek kadar çok canım yandı ama sonra 1 günde mucizevi şekilde geçti.
 
8. Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?
 
İlk 6 ay değil ama sonrasında alerjik problemler nedeniyle kilo alımı azalınca bu tip öneriler bolca geldi. Özellikle alerjik mamalar çok lezzetsiz, asıl mama versem aç kalacağını anlayacaklara kibarca açıkladım, anlamayacaklara başımı salladım.
 
9. Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
 
Biliyor ve gönülden destekliyorum. Bir bebeğin en doğal hakkıdır anne sütü. Bunu engellemek isteyen dahili ve harici bedhahlara karşı direnç olacak Emzirme Reformu.

10. Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak içinhttp://emzirmereformu.com/ adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Evet destekledim. Hem yorum bırakarak hem de blogumda bir yazı yazarak http://meraklicuce.annemingunlugu.com/emzirme-reformu

Ben de Hayal‘i sobeliyorum. Hadi bakalım Antep’ten destek….

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company