Tag Archives: çalışan anne

İyi Bakıcı Nasıl Bulunur?

Cevap benim için çok netti. Tanıdıktan, referanslı. Oğlumun bu yöntemle bulduğumuz çok iyi bir bakıcısı olmuş 4 yılın sonunda aniden evlenmeye karar verip yuvadan uçmuştu. Kız kardeşin doğumuna 3 ay kala bu olay gerçekleşince hem içim yeni bir bakıcıyı almadığından hem de abla gitti kardeş geldi, abla kardeş geldiği için gitti, kardeşim yüzünden ablam gitti gibi çıkarımlar yapmasın diye yeni birini aramadık.

Click to continue reading “İyi Bakıcı Nasıl Bulunur?”

Ben bu kış…

Çok yoruldum. Kasım bilemedin Aralık’ta taşınacağız diye işten ve senden çalmadan bulabildiğim her minicik boş vakitte deli gibi taşınma hazırlıkları yaptım, dergileri karıştırdım, yeni eşyalar aldım, evi ayağa kaldırdım, atılacakları ayırdım, hazır ayırıyorken birçok şeyi koliledim

Click to continue reading “Ben bu kış…”

Bir başına yazlıkçı

Çalışan annelerin çocuklarının kaderidir herhalde kısıtlı sürelerle yaz tatili yapmak. Ya da çalışan annelerin kaderidir çocuğu adam gibi tatil yapsın diye anneanne/babaanne yazlığına gönderip hasret çekmek. Tüm yaza ne sen ne biz dayanamazdık ama daha önceki tecrübelerimize dayanarak 4 günlük bir ayrılığı hepimiz kaldırabiliriz gibi geldi.

Click to continue reading “Bir başına yazlıkçı”

Çinkıl Pels

Eski yılın son Perşembesini kuzenin Mina’nın gösterisini izleyerek geçirdin. Teyzenle birlikte tüm ortaokul ve lise hayatımızı geçirdiğimiz okulun konferans salonunda Mina’nın gösteri yapması senin de teyzenin kucağında onu izlemiş olman öyle hoşuma gidiyor ki. Gerçi toplasan iki kere sahneye çıkmamışımdır ama sayısız kez bulunduğum o salonda şimdi sizlerin olması, ne bileyim nostaljik garip bir his. Akşama bi geldin, diline pelesenk olmuş Çinkıl pels çinkıl pels dedin başka da bir şey demedin.

Click to continue reading “Çinkıl Pels”

O kadar anne

Doğumdan sonra eve geldiğimiz ilk gün seni yatağına koyup duşa girmiştim. Evde sana bakacak en az 4 kişi hazırdı. Bense duşta acayip tedirgindim. Kulağımda sürekli bir ağlama sesi- şu 2 günlük birlikteliğimizde ağladığını çok da duymamıştım oysaki- bir daha asla rahat yıkanamayacağım demiştim içimden. Bu garip his, yani senin bensiz olmayacağın, benden başka hiç kimsenin seni sakinleştiremeyeceği hissi çok uzun bir süre de devam etti. Hatta küçük bir itiraf yapmam gerekirse bu histen tamamen kurtulmam işe başladıktan birkaç ay sonrasına dayanır.

Vazgeçilmez olmak, bu derece talep edilmek-ya da edildiğine inanmak,  her kadının-belki de her insanın içinde bir yerlere iyi geliyor muhtemelen. İnsanın kendini bu hisse fazlasıyla kaptırması ve kendini çok önemli sanması gerçekten an meselesi. Bensiz hiç durmadı, bensiz uyumaz, uyanınca beni görmezse kendini yerden yere atar, bunlar gerçek mi yoksa biz kafamızda yaratıp bunlardan biraz da keyif mi alıyoruz? Misal ben senin bensiz uyuyamayacağına dair takıntılı bir inanca sahiptim. Kaç kere icap etti ben eve dönüp seni yatırmayı, gideceğim yere geç gitmeyi günde 4 kez köprü geçmeyi tercih ettim seni yatırabilmek uğruna. Bir gün bir konser vardı işten direkt geçsem süper mantıklı olacaktı. Ama kararımı vermiştim, senin huzurla uyuman her şeyden önemliydi. Daha önce de birkaç kez denemiş, hep bir bahane bulup yine süperanne olarak yetişmiş seni ben uyutmuştum.

Aynı gün bambaşka bir vesile ile 8 yaşındaki bir çocuğun annesi yanında olmadan uyuyamıyor diye terapiye başladığını öğrendim. Şimdi bana bu kadar masum gelen uyku ritüelimiz ya ben farkında olmadan buralara varırsa? İçimi garip bir korku kapladı. Neden bu kadar etkilendim bilmiyorum ama o an karar verdim deneyecektim. Akşamüstü hiç adetim olmadığı bir şekilde evi aradım. Evet çok şaşırtıcı değil mi, seni bu kadar özlememe rağmen hiç aramamak? Ne bileyim saçma geliyor, yedi mi uyudu mu diye sormak. İnisiyatif kullanamayacağı bir durum olursa ablan beni arıyor, onun dışında tüm gün ne yaptığınızı bile bilmiyorum. Bu bana daha iyi geliyor, sesini duyarsam daha çok özlüyorum. Her şeyin yolunda olup olmadığını sordum o gün, beklenmeyen bir hastalık, keyifsizlik, diş sıkıntısı filan yoktu, tamam o zaman gelmiyordum. Ablan bana gülerek “Nihan Abla alt tarafı bir gece niye bu kadar abartıyorsun başımızın çaresine bakarız biz” dedi. 7 kardeşli ailenin en büyüğü, 23 yaşındaki gencecik ablan kim bilir aklından neler geçirdi. Annesi 1-2 yaş arayla doğurduğu hangi bebeyi öpe koklaya masallar okuya okuya uyutuyordu ki? Bir seferinde gülerek söylemişti bizim evde uykusu gelen bulunduğu yerde uyuyakalır ve yatağına taşınır diye. Muhtemelen beni yadırgadı ama anladı ve içimi rahatlattı, o başkalarının bakabilir mi çocuğuna dedikleri yaşı küçük ama kalbi büyük kız. O gece baban ve ablan senin rutinini aynen yerine getirmişler, sen ablanın kucağında kısa bir ninni dinledikten sonra tıpkı öğle uykunda olduğu gibi ufak birkaç itirazla yatağında uykuya dalmışsın. Sonucu bana mesajla bildiklerinde ne kendimi kötü hissettim, ne de üzüldüm. Aksine gurur duydum, şükrettim. Kurduğum düzene, ablana, babana, sana, hepimize…

Geceleri emzirmeyi bıraktığım şu günlerde halen gecede 3-4 kez kalksan da anneannenler yazlıktan dönünce senin 1 gece onlarda yatabileceğini düşünüyorum. Başarıya ulaşırsa kışın mesela 15 günde bir tekrarlayabilir, sana başı sonu belli sağlıklı ayrılıkları öğretebilir, bizse 1 gece de olsa kesintisiz uykunun tadına varabiliriz. Hatta seneye yaz seni ablanla yazlığa göndermeyi, hafta sonu annesi olmanın artıları ve eksilerini bile düşünür oldum. Bu sıcaklarda sırf akşam 1 saat, sabah 1 saat bizi göreceksin diye seni eve kapatmalı mı yoksa deniz, kum, güneş, doğaya mı salmalı? Ne hissedersin, özler misin yoksa eğlenir misin, biz ne oluruz? Neyse daha çok var seneye yaza ama bunları düşünebilmem bile benim için büyük aşama J

Bunca şeyi neden mi anlattım? Pınar teyzenin seveceğini düşündüm diye verdiği bir kitap yüzünden. Haklıydı, gerçekten sevdim. Tekrar haftada 1 kitap bitirme hızına kavuştuğum son haftalarda 2 gecede bitirerek bir rekora imza attım. Yalnız bir annenin oğluyla olan tutkulu ilişkisini ve vardığı tehlikeli noktaları anlatan bu kitap çok etkileyici, çok derin. 3 gün önce bitirmeme rağmen hala yeni bir kitaba başlayamadım, üzerinde düşünüyorum. Ben o kadını yargılamadım, anlayabildim. Hatta senin ilk doğduğun aylarda ona çok yakın hisler içerisindeydim. Eğer yukarıda anlattığım değişimi yaşamasaydım korkarım kitaptaki karaktere çok çok daha yakın olacaktım.

Hep içimde bir şüphe vardı işe başladığım, seni annesiz bıraktığım için birtakım arazlar kalıyor muydu? Buna cevap vermek için belki çok erken ama şimdiye kadarki gözlemlerim bir arazdan çok ikimiz için de çok olumlu bir süreç olduğu yönünde. Sen çok mutlu, huzurlu, uyumlu, sevecen ve özgür ruhlu bir çocuksun. Belki tamamen benimle değil ama çokça sevgi görerek büyüyorsun. Hala işe gitmeyi hiç ama hiç istemiyorum ama sorun senden çok kendimim galiba. Senin büyümene şahit olamıyor ya da eksik şahit oluyor olmak beni üzüyor. Belki biraz bencilce ama evdeki sakin ve dinlendirici hayatı da özlüyorum. Trafiğe girmek zorunda olmamayı, canım isterse tüm gün pijamalarımla dolaşmayı, keyfim yoksa senden başka kimselerle konuşmadan günü bitirmeyi, sen uyudukça uyumayı, dilediğimiz gibi gezmeyi, senden başka hiçbir şeyle meşgul olmamayı özlüyorum. Ben ikisi de oldum, 11 ay evdeki anne, son 6 aydır da çalışan anne. Hafta sonları iki güncük de olsa yine evdeki anne oluyorum. Çok sorguladım sadece 2 gün diye mi bu kadar kıymetli, ondan mı hiç yorulmuyorum, şikayet etmiyorum diye? Sanmıyorum çünkü daha uzun soluklu tatiller de aynı hislerle geçiyor. İşe gelince dinlenen annelerden olamadım ben.

Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama belki de ilk kez işe döndüğüm için pişman değilim bugünlerde.  İşe dönmesem bu dengeyi tutturamayabilirmişim, gidişatım onu gösteriyormuş. Şimdi gördüklerimi görmem birkaç yılımı alabilirdi. “Ben o kadar anne anne olmadım, hayatım çocuğumdan ibaret değil” demişti bir arkadaşım. Ben çok uzun zamandır “o kadar anne anneydim” ki! Ama bu lafından ne alındım ne de onu yargıladım. Herkesin kurduğu denge farklı, kimi 3 ayda bu eşiği aşar kimi 13 ayda. Kimi bebeği 40 günlükken işe dönmek zorunda kalır, kimi 4-5 aylıkken bırakıp tatile gitmekte zorlanmaz. 3 yıl annesine yapışık yaşayan çocukların hepsinin canı can da bunların patlıcan mı? Hayır, tabii ki de. Sadece herkesin eşiği farklı yerde ve sanırım ben kendi çapımda kendi eşiğimin öteki tarafındayım artık…

Dersimiz Müzik, Velimiz Baba

Benim arkadaşlarım olan teyzelerin arasında bakanlıklar gibi bir görev dağılımı yapsaydık eğer kültür bakanlığı koltuğu kesinlikle ona ait olurdu. Bir elinde 100 marifet arkadaşım, 31 yıllık hayatının hangi arasına deresine opera, bale, piyano, tiyatro, resim, sinema, edebiyat vs. hakkında bunca şeyi öğrenmeyi sığdırmış hiç anlamasam da, nimetlerinden faydalandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hatta sanatsal yönü oldukça zayıf bir anne olarak büyüdükçe senin de onun engin bilgilerinden faydalanabileceğini, mesela ilk operana onunla gidebileceğini düşünmek içimi rahatlatıyor.

İşte bu arkadaşım Zeynep, sana doğum günü hediyesi olarak Yamaha Müzik Okulu’ndan 4 derslik bir müzik eğitimi armağan etti. Hem de farklılık olsun, sana aktivite olsun filan diye değil müzik eğitiminin gerçekten genç yaşta alınması gerektiğine inandığı için. Bebeklerin “mutlak kulak” diye tabir edilen, yani müzik eğitimi olmaksızın her bir notayı ayrı ayrı duymayı becerebilecek kapasitede olduğunu, yıllar içinde duyacağı seslerle bu durum bozulmadan alacağı eğitimin müziğe kabiliyeti varsa çok önemli bir kazanım olduğunu, yoksa da en azından bir dinleyici olarak ne dinlediğini bilmesi açısından faydalı olduğunu anlatırken içten içe kendime güldüm. Hiç bu açıdan bakmamıştım, hep aklımdaydı seni müzik kursuna götürmek Music Together mı, Ezo Sunal Çocuk Atölyesi mi diye araştırıyordum da gerekçem bundan çok uzaktı. Bu güzel bahar aylarında içeri tıkılmayalım kışa girerken hafta sonu aktivitemiz olur diye erteliyordum.  Bir yandan da yok müzik kursu, yok jimnastik kursu adı altında seni sepet gibi oradan oraya taşıyan aktivite manyağı anneye dönüşmek istemiyor, oyun grubumuz var işte amaaan ne gerek var bunlara diyordum. Şimdi müzik için bu lafımı geri alıyorum haliyle.

Geçen hafta ilk dersimize ailecek gittiğimizde, senin hızlıca uyum sağladığını görüp yine oyun grubumuza ve komşumuz Oğuz’a şükrettim. Gerçekten o kadar uyumlu ve özgürdün ki hiç yabancılık çekmedin, çocuklarla çok fazla birlikte olmanın farkını bize hissettirdin. Tam bir görev insanı olarak sana söylenen her şeyi kendince yapmaya çalıştın. Arada sınıfın saldırgan çocuğundan yediğin tef ve davul tokmağına rağmen huzursuzluk çıkartmadın ki mızmız olmaman ayrıca çok hoşuma gidiyor.

İtiraf edeyim, bu hediyeyi görür görmez kursun başka bir amaca daha hizmet edebileceğine dair hayaller kurmaya başlamıştım. İlk dersteki bu üstün performansından sonra niyetimi açıkça dile getirdim. Bu kursa baba&oğul birlikte gidecektiniz. Sen çok çok bebekken yaptığınız yürüyüşlerden sonra babanla aranıza mesafe girdiğini düşünüyor, hem buna sebebiyet verdiğim için kendimi suçluyor hem de işe döndükten sonra çok yorulduğum için böyle zamanlara ihtiyaç duyuyordum. Baban şaka yollu ikinizi başımdan atmakla beni suçlasa da kısa bir tedirginlikten sonra teklifimi kabul etti. Burada bir parantez açmak isterim ki kesinlikle ikinizi başımdan atmak gibi bir niyetim yok. Hafta sonu Güler Ablan olmasa da seni bırakabileceğim tonla insan var ama ne kadar yorgun olursam olayım bizimle birlikte olman gerektiğini düşündüğüm için bunu yapamıyorum. Ancak ve ancak babanla vakit geçirirsen kendimi rahat hissedebilir, gerçekten ihtiyacım olan bu 2 saati huzurla geçirebilirim.

Velhasıl, bu haftaki kursa babanla gittin. Sizi uğurlarken babana tek bir nasihatte bile bulunmadım. Başta sana sonra da ona güveniyordum çünkü. Tam 2,5 saat boyunca evde tek başıma kaldığımda sadece ve sadece durmayı hiçbir şey düşünmemeyi hayal ettiysem de önce evde biriken işleri yaptım, sonrasında da uyumaya çalıştım. İşe döndüğümden beri gündüz uyuma alışkanlığımı yitirdiğim için bir türlü uykuya dalamadım ve geliş saatiniz yaklaşınca kalkıp sizi beklemeye koyuldum. Geldiğinizde sen arabada mışıl mışıl uyuyor babansa gururla sırıtıyordu.

İşten gelince ben sofrayı hazırlarken sadece babanla oynaman, akşam uyku rutinimize eklediğimiz babadan masal saati, gece uyanmalarında uyanıksa babanın senle ilgilenmesi gibi son bir aydır süregelen sizi yakınlaştırma projem kursta geçirdiğiniz bu harika bir günden sonra amacına ulaşmıştı. Kursta olanları anlatırken onun da zevk aldığı çok belliydi. İnanması güç ama sadece 2,5 saatte acaba becerebilir miyim noktasından çıkmış biz daha oğlumla neler neler yapacağız durumuna gelmişti. Bu bir eşikti ve eşiği başarıyla atladık.

Zeynep teyzene senin müzik eğitimine yaptığı önemli katkının yanı sıra baba&oğul ilk yalnız aktivitenize vesile olduğu için ne kadar teşekkür etsek azdır.

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company