Tag Archives: çalışan anne

Çinkıl Pels

mc_gosteri

Eski yılın son Perşembesini kuzenin Mina’nın gösterisini izleyerek geçirdin. Teyzenle birlikte tüm ortaokul ve lise hayatımızı geçirdiğimiz okulun konferans salonunda Mina’nın gösteri yapması senin de teyzenin kucağında onu izlemiş olman öyle hoşuma gidiyor ki. Gerçi toplasan iki kere sahneye çıkmamışımdır ama sayısız kez bulunduğum o salonda şimdi sizlerin olması, ne bileyim nostaljik garip bir his. Akşama bi geldin, diline pelesenk olmuş Çinkıl pels çinkıl pels dedin başka da bir şey demedin.

Click to continue reading “Çinkıl Pels”

O kadar anne

Doğumdan sonra eve geldiğimiz ilk gün seni yatağına koyup duşa girmiştim. Evde sana bakacak en az 4 kişi hazırdı. Bense duşta acayip tedirgindim. Kulağımda sürekli bir ağlama sesi- şu 2 günlük birlikteliğimizde ağladığını çok da duymamıştım oysaki- bir daha asla rahat yıkanamayacağım demiştim içimden. Bu garip his, yani senin bensiz olmayacağın, benden başka hiç kimsenin seni sakinleştiremeyeceği hissi çok uzun bir süre de devam etti. Hatta küçük bir itiraf yapmam gerekirse bu histen tamamen kurtulmam işe başladıktan birkaç ay sonrasına dayanır.

Vazgeçilmez olmak, bu derece talep edilmek-ya da edildiğine inanmak,  her kadının-belki de her insanın içinde bir yerlere iyi geliyor muhtemelen. İnsanın kendini bu hisse fazlasıyla kaptırması ve kendini çok önemli sanması gerçekten an meselesi. Bensiz hiç durmadı, bensiz uyumaz, uyanınca beni görmezse kendini yerden yere atar, bunlar gerçek mi yoksa biz kafamızda yaratıp bunlardan biraz da keyif mi alıyoruz? Misal ben senin bensiz uyuyamayacağına dair takıntılı bir inanca sahiptim. Kaç kere icap etti ben eve dönüp seni yatırmayı, gideceğim yere geç gitmeyi günde 4 kez köprü geçmeyi tercih ettim seni yatırabilmek uğruna. Bir gün bir konser vardı işten direkt geçsem süper mantıklı olacaktı. Ama kararımı vermiştim, senin huzurla uyuman her şeyden önemliydi. Daha önce de birkaç kez denemiş, hep bir bahane bulup yine süperanne olarak yetişmiş seni ben uyutmuştum.

Aynı gün bambaşka bir vesile ile 8 yaşındaki bir çocuğun annesi yanında olmadan uyuyamıyor diye terapiye başladığını öğrendim. Şimdi bana bu kadar masum gelen uyku ritüelimiz ya ben farkında olmadan buralara varırsa? İçimi garip bir korku kapladı. Neden bu kadar etkilendim bilmiyorum ama o an karar verdim deneyecektim. Akşamüstü hiç adetim olmadığı bir şekilde evi aradım. Evet çok şaşırtıcı değil mi, seni bu kadar özlememe rağmen hiç aramamak? Ne bileyim saçma geliyor, yedi mi uyudu mu diye sormak. İnisiyatif kullanamayacağı bir durum olursa ablan beni arıyor, onun dışında tüm gün ne yaptığınızı bile bilmiyorum. Bu bana daha iyi geliyor, sesini duyarsam daha çok özlüyorum. Her şeyin yolunda olup olmadığını sordum o gün, beklenmeyen bir hastalık, keyifsizlik, diş sıkıntısı filan yoktu, tamam o zaman gelmiyordum. Ablan bana gülerek “Nihan Abla alt tarafı bir gece niye bu kadar abartıyorsun başımızın çaresine bakarız biz” dedi. 7 kardeşli ailenin en büyüğü, 23 yaşındaki gencecik ablan kim bilir aklından neler geçirdi. Annesi 1-2 yaş arayla doğurduğu hangi bebeyi öpe koklaya masallar okuya okuya uyutuyordu ki? Bir seferinde gülerek söylemişti bizim evde uykusu gelen bulunduğu yerde uyuyakalır ve yatağına taşınır diye. Muhtemelen beni yadırgadı ama anladı ve içimi rahatlattı, o başkalarının bakabilir mi çocuğuna dedikleri yaşı küçük ama kalbi büyük kız. O gece baban ve ablan senin rutinini aynen yerine getirmişler, sen ablanın kucağında kısa bir ninni dinledikten sonra tıpkı öğle uykunda olduğu gibi ufak birkaç itirazla yatağında uykuya dalmışsın. Sonucu bana mesajla bildiklerinde ne kendimi kötü hissettim, ne de üzüldüm. Aksine gurur duydum, şükrettim. Kurduğum düzene, ablana, babana, sana, hepimize…

Geceleri emzirmeyi bıraktığım şu günlerde halen gecede 3-4 kez kalksan da anneannenler yazlıktan dönünce senin 1 gece onlarda yatabileceğini düşünüyorum. Başarıya ulaşırsa kışın mesela 15 günde bir tekrarlayabilir, sana başı sonu belli sağlıklı ayrılıkları öğretebilir, bizse 1 gece de olsa kesintisiz uykunun tadına varabiliriz. Hatta seneye yaz seni ablanla yazlığa göndermeyi, hafta sonu annesi olmanın artıları ve eksilerini bile düşünür oldum. Bu sıcaklarda sırf akşam 1 saat, sabah 1 saat bizi göreceksin diye seni eve kapatmalı mı yoksa deniz, kum, güneş, doğaya mı salmalı? Ne hissedersin, özler misin yoksa eğlenir misin, biz ne oluruz? Neyse daha çok var seneye yaza ama bunları düşünebilmem bile benim için büyük aşama J

Bunca şeyi neden mi anlattım? Pınar teyzenin seveceğini düşündüm diye verdiği bir kitap yüzünden. Haklıydı, gerçekten sevdim. Tekrar haftada 1 kitap bitirme hızına kavuştuğum son haftalarda 2 gecede bitirerek bir rekora imza attım. Yalnız bir annenin oğluyla olan tutkulu ilişkisini ve vardığı tehlikeli noktaları anlatan bu kitap çok etkileyici, çok derin. 3 gün önce bitirmeme rağmen hala yeni bir kitaba başlayamadım, üzerinde düşünüyorum. Ben o kadını yargılamadım, anlayabildim. Hatta senin ilk doğduğun aylarda ona çok yakın hisler içerisindeydim. Eğer yukarıda anlattığım değişimi yaşamasaydım korkarım kitaptaki karaktere çok çok daha yakın olacaktım.

Hep içimde bir şüphe vardı işe başladığım, seni annesiz bıraktığım için birtakım arazlar kalıyor muydu? Buna cevap vermek için belki çok erken ama şimdiye kadarki gözlemlerim bir arazdan çok ikimiz için de çok olumlu bir süreç olduğu yönünde. Sen çok mutlu, huzurlu, uyumlu, sevecen ve özgür ruhlu bir çocuksun. Belki tamamen benimle değil ama çokça sevgi görerek büyüyorsun. Hala işe gitmeyi hiç ama hiç istemiyorum ama sorun senden çok kendimim galiba. Senin büyümene şahit olamıyor ya da eksik şahit oluyor olmak beni üzüyor. Belki biraz bencilce ama evdeki sakin ve dinlendirici hayatı da özlüyorum. Trafiğe girmek zorunda olmamayı, canım isterse tüm gün pijamalarımla dolaşmayı, keyfim yoksa senden başka kimselerle konuşmadan günü bitirmeyi, sen uyudukça uyumayı, dilediğimiz gibi gezmeyi, senden başka hiçbir şeyle meşgul olmamayı özlüyorum. Ben ikisi de oldum, 11 ay evdeki anne, son 6 aydır da çalışan anne. Hafta sonları iki güncük de olsa yine evdeki anne oluyorum. Çok sorguladım sadece 2 gün diye mi bu kadar kıymetli, ondan mı hiç yorulmuyorum, şikayet etmiyorum diye? Sanmıyorum çünkü daha uzun soluklu tatiller de aynı hislerle geçiyor. İşe gelince dinlenen annelerden olamadım ben.

Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama belki de ilk kez işe döndüğüm için pişman değilim bugünlerde.  İşe dönmesem bu dengeyi tutturamayabilirmişim, gidişatım onu gösteriyormuş. Şimdi gördüklerimi görmem birkaç yılımı alabilirdi. “Ben o kadar anne anne olmadım, hayatım çocuğumdan ibaret değil” demişti bir arkadaşım. Ben çok uzun zamandır “o kadar anne anneydim” ki! Ama bu lafından ne alındım ne de onu yargıladım. Herkesin kurduğu denge farklı, kimi 3 ayda bu eşiği aşar kimi 13 ayda. Kimi bebeği 40 günlükken işe dönmek zorunda kalır, kimi 4-5 aylıkken bırakıp tatile gitmekte zorlanmaz. 3 yıl annesine yapışık yaşayan çocukların hepsinin canı can da bunların patlıcan mı? Hayır, tabii ki de. Sadece herkesin eşiği farklı yerde ve sanırım ben kendi çapımda kendi eşiğimin öteki tarafındayım artık…

Dersimiz Müzik, Velimiz Baba

Benim arkadaşlarım olan teyzelerin arasında bakanlıklar gibi bir görev dağılımı yapsaydık eğer kültür bakanlığı koltuğu kesinlikle ona ait olurdu. Bir elinde 100 marifet arkadaşım, 31 yıllık hayatının hangi arasına deresine opera, bale, piyano, tiyatro, resim, sinema, edebiyat vs. hakkında bunca şeyi öğrenmeyi sığdırmış hiç anlamasam da, nimetlerinden faydalandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hatta sanatsal yönü oldukça zayıf bir anne olarak büyüdükçe senin de onun engin bilgilerinden faydalanabileceğini, mesela ilk operana onunla gidebileceğini düşünmek içimi rahatlatıyor.

İşte bu arkadaşım Zeynep, sana doğum günü hediyesi olarak Yamaha Müzik Okulu’ndan 4 derslik bir müzik eğitimi armağan etti. Hem de farklılık olsun, sana aktivite olsun filan diye değil müzik eğitiminin gerçekten genç yaşta alınması gerektiğine inandığı için. Bebeklerin “mutlak kulak” diye tabir edilen, yani müzik eğitimi olmaksızın her bir notayı ayrı ayrı duymayı becerebilecek kapasitede olduğunu, yıllar içinde duyacağı seslerle bu durum bozulmadan alacağı eğitimin müziğe kabiliyeti varsa çok önemli bir kazanım olduğunu, yoksa da en azından bir dinleyici olarak ne dinlediğini bilmesi açısından faydalı olduğunu anlatırken içten içe kendime güldüm. Hiç bu açıdan bakmamıştım, hep aklımdaydı seni müzik kursuna götürmek Music Together mı, Ezo Sunal Çocuk Atölyesi mi diye araştırıyordum da gerekçem bundan çok uzaktı. Bu güzel bahar aylarında içeri tıkılmayalım kışa girerken hafta sonu aktivitemiz olur diye erteliyordum.  Bir yandan da yok müzik kursu, yok jimnastik kursu adı altında seni sepet gibi oradan oraya taşıyan aktivite manyağı anneye dönüşmek istemiyor, oyun grubumuz var işte amaaan ne gerek var bunlara diyordum. Şimdi müzik için bu lafımı geri alıyorum haliyle.

Geçen hafta ilk dersimize ailecek gittiğimizde, senin hızlıca uyum sağladığını görüp yine oyun grubumuza ve komşumuz Oğuz’a şükrettim. Gerçekten o kadar uyumlu ve özgürdün ki hiç yabancılık çekmedin, çocuklarla çok fazla birlikte olmanın farkını bize hissettirdin. Tam bir görev insanı olarak sana söylenen her şeyi kendince yapmaya çalıştın. Arada sınıfın saldırgan çocuğundan yediğin tef ve davul tokmağına rağmen huzursuzluk çıkartmadın ki mızmız olmaman ayrıca çok hoşuma gidiyor.

İtiraf edeyim, bu hediyeyi görür görmez kursun başka bir amaca daha hizmet edebileceğine dair hayaller kurmaya başlamıştım. İlk dersteki bu üstün performansından sonra niyetimi açıkça dile getirdim. Bu kursa baba&oğul birlikte gidecektiniz. Sen çok çok bebekken yaptığınız yürüyüşlerden sonra babanla aranıza mesafe girdiğini düşünüyor, hem buna sebebiyet verdiğim için kendimi suçluyor hem de işe döndükten sonra çok yorulduğum için böyle zamanlara ihtiyaç duyuyordum. Baban şaka yollu ikinizi başımdan atmakla beni suçlasa da kısa bir tedirginlikten sonra teklifimi kabul etti. Burada bir parantez açmak isterim ki kesinlikle ikinizi başımdan atmak gibi bir niyetim yok. Hafta sonu Güler Ablan olmasa da seni bırakabileceğim tonla insan var ama ne kadar yorgun olursam olayım bizimle birlikte olman gerektiğini düşündüğüm için bunu yapamıyorum. Ancak ve ancak babanla vakit geçirirsen kendimi rahat hissedebilir, gerçekten ihtiyacım olan bu 2 saati huzurla geçirebilirim.

Velhasıl, bu haftaki kursa babanla gittin. Sizi uğurlarken babana tek bir nasihatte bile bulunmadım. Başta sana sonra da ona güveniyordum çünkü. Tam 2,5 saat boyunca evde tek başıma kaldığımda sadece ve sadece durmayı hiçbir şey düşünmemeyi hayal ettiysem de önce evde biriken işleri yaptım, sonrasında da uyumaya çalıştım. İşe döndüğümden beri gündüz uyuma alışkanlığımı yitirdiğim için bir türlü uykuya dalamadım ve geliş saatiniz yaklaşınca kalkıp sizi beklemeye koyuldum. Geldiğinizde sen arabada mışıl mışıl uyuyor babansa gururla sırıtıyordu.

İşten gelince ben sofrayı hazırlarken sadece babanla oynaman, akşam uyku rutinimize eklediğimiz babadan masal saati, gece uyanmalarında uyanıksa babanın senle ilgilenmesi gibi son bir aydır süregelen sizi yakınlaştırma projem kursta geçirdiğiniz bu harika bir günden sonra amacına ulaşmıştı. Kursta olanları anlatırken onun da zevk aldığı çok belliydi. İnanması güç ama sadece 2,5 saatte acaba becerebilir miyim noktasından çıkmış biz daha oğlumla neler neler yapacağız durumuna gelmişti. Bu bir eşikti ve eşiği başarıyla atladık.

Zeynep teyzene senin müzik eğitimine yaptığı önemli katkının yanı sıra baba&oğul ilk yalnız aktivitenize vesile olduğu için ne kadar teşekkür etsek azdır.

En sevdiğim inekler

Yeni doktorumuz inek sütüne geçebilirsiniz diye fetva verdikten sonra süt sağma makinesi ile vedalaştım. Hiç de hüzünlü bir veda olmadı zira kendisinden hiç hoşlanmıyordum. Üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Eve süt getirme sorumluluğum bittiği için çok mutluyum. En çok da neye seviniyorum biliyor musun? Artık kaç cc sütüm çıktığını görmeyeceğim! Bunu kafaya takmamaya ant içtiysem de, bir sebeple miktarda azalma meydana gelince elimde olmadan diğer öğünler için de endişeleniyordum. Biberondan süt almadığına ve kahvaltı bulamacına veda ettiğine göre sağdığım sütler büyük olasılıkla çöp olacaktı. Şimdi büyük bir zevkle makineyi üçüncü sahibi için bir güzel temizleyip hazırlayacağım:) Emekleri için kendisine teşekkürü bir borç bilirim ayrı. Yaşasın en sevdiğim inekler!

12. Ayın itibariyle yeni beslenme düzenin bu şekilde olacak:

07.00 Anne sütü

08.30 Kahvaltı (tereyağında 1 yumurtadan peynirli omlet,+1 dilim tam buğday ekmeğine kaşarlı tost+ıhlamur/süt)

09.30-11.00 Uyku

12.00  Protein ağırlıklı ev yemeği+yoğurt/ayran

15.00-16.00 Uyku

16.30 Şekersiz sütlaç veya meyve

19.00 Sofrada tadımlık yemekler

19.30 Elmalı, muzlu, inek sütünden şekersiz muhallebi

19.45 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

04.00 Anne sütü

Hali hazırda 16.30’da beni emmeden hiçbir şey yemiyorsun ama bugün itibariyle maalesef süt iznimin sonuna gelmiş bulunduğumdan artık bu arada mutlaka bir şeyler yemen gerekiyor. Umarım çabuk alışırsın.

Gelgelelim inek sütü mamulleri ile aranın nasıl olduğuna. Biberon kullanmadığın için sütü tek başına içmeyi pek sevmedin, minik bardaktan veya suluğuna koyunca iki fırttan sonra su olmadığını anlayınca bırakıyorsun. Yemeklerin yanında yoğurt yenmesinin demir emilimini azalttığını söyleyen ve bu konuda haklı olduğunu düşündüğüm eski doktorumuzdan kalma bir alışkanlıkla yemeklerin yanında yoğurt yemeyi de pek sevmiyorsun ama ayran içiyorsun. Sütlacı içindeki pirinçlerin hatırına yiyorsun ama toksan hemen burun kıvırıyorsun. Akşam muhallebinde sorun yok, daha önce anne sütü ile yaptığım muhallebiyi şimdi inek sütüyle yapıyorum. Arkadaşın Ayda’nın annesinin verdiği insider bilgiler ışığında direkt inekten süt almak yerine günlük süt verme kararı aldım.

Alerji döneminde anne sütü ile hazırladığım Bebelac Mısılı Çavdarlı ve Milupa 7 tahıllıyı saymazsak ek gıdalara geçtiğimizden beri sana meyve, sebze, yoğurt gibi hazır gıdalardan hiç vermedim. Bir şeyin üzerinde son kullanma tarihi varsa ve bu tarih 1 haftadan uzunsa maalesef bana güven telkin etmiyor. İmkânım ve vaktim varken taze taze pişirip taşırmayı severek tercih ettim. Ha zorlandığım zamanlar olmadı mı oldu tabi ama içim başka türlü rahat etmeyecekti. Şimdi Mayıs ayında 4 günlük bir yurtdışı tatili bizi beklerken bu anlayışımdan ödün verip veremeyeceğimi enine boyuna düşündüm. Şimdiye kadar gittiğimiz yerlerde “Şeeey ben bebeğime yemek pişirecektim dee” diye mutfağına girmediğim otel, restoran kalmadı diyebilirim. Bu olay yurt dışında aynı sempati ile karşılanmayabilir, ya da senin yemek saatinde çok alakasız bir yerde olabiliriz. Kahvaltı kolay omlet ve tost her yerde bulabilirim, öğlen yemeği de kolay kıymalı makarna, bonfile veya vejeteryan bir pizza ile idare edebiliriz. Sadece meyve ve muhallebi pişirme faslı beni zorlayacak gibi duruyor. Bu nedenle şeftali&muz, erik püresi ile bir tane de hazır muhallebi denedim, sorun yok yiyorsun. Oraya gidince birden bu gıdaları red etme diye, gidene kadar da haftada 1 kez filan yedirip bu tatlara da alışmanı sağlayacağım.

Tüm bu yediklerinden sonra vücudunda ve poponda çeşitli kızarıklıklar gözlemliyorum ama endişelenmeden sabırla bir sonraki kontrolümüzü bekliyorum. Zira uyku düzeninde ve keyfinde en ufak bir bozulma yok. Hatta blok 20.00-05.30 uykuları görmeye başladık ki, 1. yaşına girmek üzere olduğun bu günlerde hiç uyanmadan sabaha kadar uyuyacağın döneme yaklaştık gibi hissediyorum. Gündüzleri ise halen 2 kısa uyku uyuyorsun 1,5+1 veya 1+1 şeklinde. Oldun olası gündüz uykularını sevmediğini düşünürsek, sanırım sen hiçbir zaman blok 3-4 saat öğle uykusu uyuyan çocuklardan olamayacaksın. Olsun zaten haftada 2 gündüzümüz var onda da az uyumanı tercih ederim.

Vay be tam tamına 2,5 aydır çalışıyorum ve süt iznimin son gününe geldim. Bu sürecin ikimiz için de çok güzel bir geçiş ve alışma dönemi olduğunu söyleyebilirim. 2,5 aydır 16.30’da evde oluyor, yatana kadar seninle çok güzel vakit geçiriyorduk. Şimdi 18.30-18.45 aralığında evde olacak, seni 1,5 saat kadar görebileceğim ki bu sürenin tamamında yemek yiyor, yıkanıyor ve emiyor olacaksın. Olsun buna da şükür. Biz seninle iyi bir ekibiz, buna da alışırız değil mi tatlı oğlum?

Beraberlik

Ben işe başladıktan sonra bir de sabah ritueli eklendi hayatımıza. Sabah 6.30 gibi güne merhaba dediğinde seni yanımıza alıp yatakta emziriyorum. Böylece ben de bir yarım saat daha gözlerim kapalı senin kokunu içime çeke çeke dinlenebiliyorum. Hem sonrasında da uyanma özürlü babanı alarm yerine senin müdahalelerinle uyandırmak çok daha kolay oluyor. Emzirme faslından sonra, üçümüzün yatakta geçirdiği bu 5-10 dakika benim için paha biçilemez.  Fırından yeni çıkmış gibi sıcacık hafif kırmızı puf puf yanakların, gülünce kaybolan uykudan şişmiş gözlerinle seni gıdıklayan babana kıkırdamalarını seyrederken içimi kocaman bir huzur kaplıyor. Neden sonra fark ettim ki, bu huzur sadece o anın kendisinden gelmiyor, ben aslında kendi çocukluğuma da dönüyorum. Senin kadar bebekken değildi belki ama kendimi bildim bileli her hafta sonu uyanınca annemle babamın yatağına giderdim, pek tabi teyzen de gelirdi. Yatakta dördümüz öylece yatar, o hafta olanları, hafta sonu yapacaklarımızı konuşur, deden tarafından gıdıklanır, anneannen tarafından bolca öpülür, koklanırdık. Artık kalkma zamanı geldiğinde hepimiz kafalarımızı ortada birleştirir öpücük yapardık. Bunun kod adı da BERABERLİK’di aramızda. Hala hatırladığımda içimden sıcak bir şeyler akıtan bu rituelin bir benzerini senin hafızana tatlı bir anı olarak yerleştirebilirsek ne mutlu bize…

Gel gelelim günün geri kalanına. Çalışan annenin çocukları daha mutluymuş, yok kendi kendine yetermiş, çalışan anne sosyalleşir mutlu olurmuş, eve çocuğunu özlemiş gelir, çok kaliteli zaman geçirirmiş! Çocukla ilgili kısmını sen büyüyünce göreceğiz de, anneyle ilgili kısmı diyenler benim külahıma anlatsınlar. İşteki beşinci haftam bitti. Süt iznimi ilk dört hafta her gün 1,5 saat erken çıkarak, son hafta ise Çarşamba gününde birleştirerek kullandım. Ortada büyük bir problem yok çok şükür, sen alıştın, ben alışmasam da kabullendim diyelim. Ama gel gör ki ben eski ben değilim. Yorgunum, çok! Hem de işlerim henüz doğum öncesi yoğunluğuna ulaşmamasına rağmen. Sırf trafikte geçirdiğim 2,5 saat bile beni yormaya, başımın çatlamasına yol açmaya yetiyor da artıyor bile. Hafta sonu hiç dinlenemeyip, yeni haftaya yine yorgun başlamak zor geliyor. Kesinlikle daha tahammülsüz bir insana dönüştüm, sana, babana ve herkese karşı. Evet seni deli gibi özlüyorum ama buna rağmen ay keşke uyumasa da 1 saat daha göreyim filan demiyorum, bilakis 15 dk geç uyusan sinirlendiğimi hissediyorum. Bu hisler bana çok yabancı çünkü ben seninle geçirdiğim en uykusuz, en huysuz günlerde bile hiç böyle şeyler hissetmedim. Bırak lohusa depresyonu yaşamayı, teğet bile geçmedi bana. Hep nasıl olsa evdeyim, oh iyi ki evdeyim, çok şükür evdeyim diye diye geçirdim o herkesin zor diye anlattığı günleri. Babandan senin öz bakımınla ve evle ilgili hiçbir yardım talebim olmadı. Çünkü o işe gidiyordu ve yoruluyordu, bense nasıl olsa evdeydim, bugün olmasa yarın dinlenirdim. Şimdiyse işe döndük, şartlar eşitlendi. “Sen yorulma”ların meyvesini toplayacağımı sandığım bu günlerde, babanın aslında seninle ilgili hiç bir şey bilmediğini anlamış bulunmaktayım. Hareketli bebeğin altı nasıl değiştirilir? Gece hık mık eden Demir uykuya nasıl geri yönlendirilir? Nasıl yemek yedirilir? Hatta ne zaman ne yer ne içer? Öyle çok şeyi zevkle ve şevkle üzerime almışım ki şimdi bu işlerin bir kısmının babana devri için kapsamlı bir eğitim vermek zorundayım. Yoksa sen büyüyüp de baba-oğul aktivite yapacak kıvama gelene kadar bana dinlenmek haram olacak gibi gözüküyor.

Bir de süt sağma meselesi var ki beni müthiş derecede sıkıyor. Bayıla bayıla 2-3 yıl daha seni emzirebilirim ama bu süt sağma işkencesine daha ne kadar dayanabilirim inan bilmiyorum. Sen biberondan süt almadığın için aslında günlük süt ihtiyacımız sadece 80 cc, sabah kahvaltın için 40 akşam muhallebin için 40. Ben de günde sadece bir kez saat 14.30 gibi gayet sakin steril bir ortamda rahatsız edilmeden 100-130 cc sağabiliyorum. Biliyorum hem hala sağacak sütüm olduğu için hem de böyle bir ortama sahip olduğum için çok şanslıyım bunun için de koca bir şükür. Buna rağmen niye bu kadar sıkılıyorum bilmiyorum.

Kendine göre haklı sebeplerle( gögüs yaraları, emzirmeyi sevmeme, estetik kaygılar..vb) emzirmeyip sadece sağmayı tercih eden anneleri değil yargılamak önlerinde saygıyla eğilmek istiyorum. Bu işkenceye 6 ay boyunca 3 saatte bir dayanabilmek her ana yiğidin harcı değildir bence. Yani en azından benim değil. Ben emzirme insanıyım, emzirmeyi çok seviyorum, ağzın açık bir şekilde heyecanla memeye gelişini, tam o kaptığın andaki huzurunu, çıkardığın sesleri, özellikle gece sessizliğinde duyabildiğim süt sesini, bir elinle beni sevmeni, bu yakınlaşmayı o kadar çok seviyorum ki bunu bir gün bırakacağımızın bilinciyle her emzirmenin tadına varmaya fazlasıyla özen gösteriyorum.

İşte çalışan yorgun annenin güncesi şimdilik böyle sevgili oğlum…

Ben yokken

Bugün ben yokken diye başlayan kaç cümle kuracağım kim bilir? Açılışı yapalım, bugün ben yokken ilk adımını atmışsın tam 10 ay 2 haftalıkken….

Telefonda öğrendim, sevinemedim, boğazıma bir yumru oturdu. 4 haftadır çalışıyorum ve gayet iyi gittiğimi düşünüyordum. Taa ki bu habere kadar. Neden yanında olamadığım kısmına o kadar takıldım ki, yaptığın şeyin büyüklüğünü idrak edemedim. Birkaç saat sonra Gaye Teyzen uyarınca dank etti ki SEN BİR ADIM ATTIN.

Bir devri kapattın,  artık bebek değil çocuksun.  Hayatın tam içine doğru yola koyuluyorsun. Atacağın pek çok adımda fiziksel olarak yanında olamayacağım besbelli. Olmamalıyım da zaten, sağlıklı olan da bu. Ama sevgimi, desteğimi yanında hissetmen için elimden geleni yapacağım. Hep güzelliklere atılan nice güzel adımlarına…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company