Tag Archives: bakıcı

İyi Bakıcı Nasıl Bulunur?

Cevap benim için çok netti. Tanıdıktan, referanslı. Oğlumun bu yöntemle bulduğumuz çok iyi bir bakıcısı olmuş 4 yılın sonunda aniden evlenmeye karar verip yuvadan uçmuştu. Kız kardeşin doğumuna 3 ay kala bu olay gerçekleşince hem içim yeni bir bakıcıyı almadığından hem de abla gitti kardeş geldi, abla kardeş geldiği için gitti, kardeşim yüzünden ablam gitti gibi çıkarımlar yapmasın diye yeni birini aramadık.

Click to continue reading “İyi Bakıcı Nasıl Bulunur?”

İlk haftanın ardından

Anlayamadığım bir hızla geçti ilk haftam. Evde kızıyordum zamana geçme geçme diye, şimdi hemen geçsin isterken jet hızıyla geçen zamanın bana yaptığı bu kıyağı hiç unutmayacağım. İlk gün dışında, sandığım ve kendimi hazırladığım kadar zor bir hafta olmadı benim için.  Bu 5 günde işe alıştığım, çok sevdiğim, iyi ki geldim dediğim anlamına gelmiyor tabii ki. Kendimi sosyalleşmiş, havası değişmiş hissetmek bir yana tüm sosyal hayatı bitmiş bir hapisaneye tıkılmış gibi hissediyorum. Sen orada dururken, dışarıda bizim için bir hayat varken benim burada olmam çok saçma. Ama ben  değiştiremeyeceğim şeylerden şikayet etmeyi sevmiyorum. Mutsuz olmanın, bunu sana yansıtmanın hiçbirimize bir faydası olmaz. Bu karar mantıkla verildi, mantıkla da uygulanmaya devam edecek!

İlk gün vedalaşamamıştık seninle. Hergün cin gibi kalkan sen emzirmeme rağmen uyanmamıştın. Tabi bunda babanın yarım saat boyunca çalıp seni uyandıran alarmının benim işe başlamam sebebiyle artık hiç kurulmayacak olmasının da etkisi vardı. Ağlayarak çıktım evden ama işe gelene kadar toparlanmıştım. Akşam geldiğimde de uyuyordun. Uyku sersemi kalktığında hayal ettiğim gibi bir karşılaşma olmadı. Sonrasında da keyifsiz gibiydin, akşam muhallebini zor yedin, zor uyudun filan. Gece 03.00-04.30 arası aralıksız ağladın ve sen normalde ağlamazsın. Bu hikaye klasik bir diş çıkartma hikayesidir aslında. Şimdiye kadar çıkan 4 dişin de aynen böyle çıkmıştır. Ama şimdi ben işe başladım ya herşeyi ayrı kalışımıza bağlama eğilimindeyim ya, ben de ağladım seninle beraber. Ertesi sabah diş bulamayınca da üzüldüm, bizi nasıl gecelerin beklediğini düşünüp endişelendim. Ama 5 Ocak 2011 Çarşamba günü Güler 5. dişini buldu. Üst ikinin sağ yanında koca bir diş patlamış. Ben sabahın karanlığında o koca şeyi var olan dişin sanmışım 🙂 Sonraki geceler herzamanki temponda geçti.

Sanki sırf bana el sallayabilmek için el sallamayı öğrendin. Bizi uğurlarken önce el sallıyor sonra hınzırca gülerek kapıyı suratımıza kapatıyorsun. “Hadi anne uzatma git, ben iyiyim” der gibi. Burnumun direği sızlarken kendimi bir anda gözleri yaşlı ama gülerken buluyorum. Doğduğundan beri uyanık olduğun her sabah babanı uğurlamamız ve akşam karşılamamız işe yaramış gibi gözüküyor. Giden geri gelmez diye düşünmüyor gibisin, ya da daha anlamadın bilmiyorum. Gün içini de gayet keyifli geçiriyor, aynı düzeninde hayatına devam ediyormuşsun. Mişli geçmiş zaman kullanıyorum çünkü evi aramıyorum. Sesini duyarsam dayanmam daha zor olabilir. Hadi konuşuyor olsan seninle konuşmak için ararım belki ama şimdi arayınca kendimi üzmekten başka elime birşey geçmeyecek. Diyelim uyumadı diyecek Güler, e ben ne yapacağım koşup gelip seni uyutacak mıyım? Aramıyorum işte. Akşam eve gidince büyük bir zevkle dinliyorum yaptıklarınızı.

Kıskanırım sanıyordum bensiz hiçbirşey aksamazsa, benim kucağımdan Güler’e gitmek istersen filan diye. Oysa iyi yönetici yokluğunda belli olurmuş, ben ancak mutlu oluyorum bu tablodan. Bunca yapışık geçen günlerimize inat bu kadar bağımsız olabilmeni hayranlıkla izliyorum. Elbet anne gitme diyeceğin, huysuzluk yapacağın günler de kapıdadır, büyük konuşmamak lazımdır. Ama yine de söylemeden geçemeyeceğim, biz iyi bir ekibiz ve bunların da üstesinden gelebiliriz. Seni çok seviyorum…

Ve bitti…

Gözümdeki en net kare, evdeki ilk günümde koca göbeğimle çok güneşli güzel bir havada evden doğum çikolatanı sipariş etmek üzere çıkışım. En son ne zaman haftaiçi bir günde dışarlarda aylak aylak gezdiğimi hatırlamamanın verdiği şaşkınlıkla etrafıma bakınmış, aslında ait olmadığım bir dünyanın mis gibi havasını içime çekmiştim. Bu ve bundan sonraki her çıkışımda yaptığım gibi…

Sayılı gün çabuk geçermiş, hem 2010’un, hem de seninle evde geçirdiğim sürenin sonuna gelmiş bulunmaktayız sevgili oğlum. Yarın sabah, yeni yılın ilk pazartesisinde işbaşı yapıyor annen. Kendi kendime söz verdim bu durumu dramatize etmeyeceğim diye. Ne sen annesi çalışan ilk çocuksun, ne de ben bebeğini bırakıp işe dönen son anneyim! Hele de bebeğini 8 haftalıkken bırakıp işe dönmek zorunda kalan annelerin yanında bana laf düşmez.

Ne kadar uzun olursa olsun bir gün biteceğini bildiğim için bu kadar kıymet bildim belki de, sürekli şükrettim, dibine kadar tadını çıkardım senin. Çok güzel vakit geçirdik seninle. Aynen hayal ettiğim gibi, ne bir eksik ne bir fazla. Patlayana kadar kokunu çektim içime, sıkılıp beni ittirene kadar öptüm seni, salyalarım aka aka ısırdım poponu, gözlerim kapanana kadar seyrettim seni geceler boyu. Doymadım, değil 10 ay 100 ay da geçse doyamam!

Ben “kaliteli zaman” hurafesine inanmıyorum maalesef. Seninle kaliteli zaman geçirebilmek için seni daha az görüp çok özlemiş olmak gerekliliği bana saçma geliyor. Ama bu derece dipdibe olmak da sürdürülebilir değil, bunun da farkındayım. Bugün ben işe, yarın sen okula, sevgiline, kendi evine… Hayat böyle birşey işte. Gel buradan başlayalım birbirine bağlı ama bağımsız, mesafelerden etkilenmeyecek ilişkimize.

İçim rahat, ilk yılının çok büyük bir kısmında yanındaydım, geç de olsa istediğim düzeni kurdum. Benim dışımda kim gelirse gelsin istemese de mecburen uygulamak zorunda kalacak kadar tıkır tıkır işliyor herşey.  Yokluğumda başta Güler olmak üzere seni seven pek çok kişiyle olacaksın, çok güzel vakit geçireceksin. Birbirinden güzel akşamlarımız, hafta sonlarımız, tatillerimiz olacak birlikte. Herşey çok güzel olacak…

Buraya kadar mantıklı yazdım. Şimdi asıl hislerime gelelim! Sanki yarın çalışmadığı bir dersten sınavı olan tembel öğrenci gibiyim, midemde bir kramp, göğsümde bir sıkıntı, boğazımda bir düğüm. Ayaklarım geri geri gidiyor. Seni soranlara ağlamadan cevap verebilecek miyim bilmiyorum. Eyyyy kaşındıran çoraplar, ağrıtan topuklar, rahatsız kıyafetler, bitmeyen projeler, asık suratlar, mutsuz insanlar diyarııııı oksijensiz plazammmm bekle beni geliyorum. Hem de mis kokulu oğlumu bırakıp geliyorum, buna değsen iyi edersin!

Şans bize de ‘Güler’ mi?

Bu yazıyı yazmak için tam 2 hafta bekledim. Anneanen sus sus nazar değecek dese de ne nazarı demek istiyorum bize değen değmiş zaten, Ocak 2010’dan bu yana 11 ayda 4.bakıcımız! Üstelik ben daha işe dönmemişken. Biliyorum sorun bende gibi gözüküyor dışarıdan bakılınca ama işin aslını gel bir de bana sor.

Nihan khanım bogün de heç doguriyor gibi durmuyorsunuz diyerek evde doğum beklediğim günleri bana zehreden, anneanen misafirlere hizmet ederken içeride uyuyan, mahalle kasabı ile kırıştıran, daha önce çocuk bakmamış 49 yaşındaki yatılı, Özbek  ilk bakıcı… Aslında gayet içime sinen, çok güvenilir ama devamsızlıktan ve mutsuzluktan sınıfta kalan, bir tarikatla bağlantısı olduğundan şüphelendiğim, daha önce çocuk bakmamış 40 yaşındaki yatısız Türk ikinci bakıcı… Sinir bozucu ses tonuyla sürekli sana yapay bir şekilde aşşşşkımmm diye seslenip,  2 günde ikinci çoğul şahıs kullanarak hakkında genellemeler yapmaya başlayan(en favorim:sen sadece bir sabah uyumayınca bana gelip de “Biz sabah uykularını kaldırıyoruz artık” diye bilgi veren), günde en az 100 kez seni daha önce baktığı çocuklarla karşılaştıran(uykuları kaldırıyoruz çünkü baktığım x,y,z de öyle yaptı- hiçbir çocuk birbirine benzemezken nedense bu kadının baktığı bütün çocuklar aynıymış!), daha önce çocuk baktığı evlerin özel hayatlarını en ince ayrıntısına kadar anlatan, değil senin kirlettiğin yerleri temizlemek banyodaki saçlarını toplamaktan aciz, satın almayı düşündüğümüz eve “Ben evi beğenmedim orda çalışmam” diyecek kadar küstah, hayatı birşeylerden kaytarmak üzerine kurulu, pek tecrübeli 35 yaşındaki yatılı Türk üçüncü bakıcı…Tevekkeli değildi ben Demir’i bırakamicam galiba diye döktüğüm gözyaşları. Kimse kusura bakmasın ama seni bu kadınlardan birine bırakıp gidemezdim. Taaa ki şans bize de gülene kadar.

23 yaşında minicik çıtı pıtı, sevimli, saygılı, herşeden önemlisi kendisi mutlu, sevgi dolu, yüzü hep gülen Güler geldi girdi hayatımıza. Hiç çocuk bakmamış ama 7 kardeşli bir ailede büyümüş, halen haftasonları 2 çocuğu olan kardeşinde kalıyor ve onlara bakıyor. Liseyi dışarıdan bitiriyor, çocuk gelişimi okuyor ve ileride ana okulu öğretmeni olmak istiyor. 5 yıl alzheimer hastası bir teyzeye bakacak kadar sabırlı, ölmesini görmeye dayanamazdım diye ağlayarak oradan ayrılacak kadar da hassas. Evdeki kütüphaneden etkilenecek kadar entellektüel, güzel bir çiçek görünce sevinecek kadar doğal, yerde seninle emekleyecek kadar çocuk ruhlu, yemek kitabını eline alıp mutfağa girmekten keyif alacak kadar becerikli, sen geceleri çok uykusuz kalıyorsun Nihan Abla gece 1’e kadar Demir uyanırsa ben baksam da sen biraz uyusan diyecek kadar da duyarlı. Her lafı yaparız, hallederiz diye biten, hayatı kolaylaştıran pozitif insan. Onun mutluluğu sana yansıyor bütün gün mırıl mırıl oynuyorsunuz. Ben de kendim odalara kapatmıyor, basitçe odama çekilip uyuyorum. Kısacası herşey rüya gibi 2 haftadır…

Şu 11 ayda azıcık tecrübe edindiysem bu işte, bu sefer BULDUM diyorum. Umarım sonradan yanılmam. Şimdilik tek bildiğim şu kısacık 2 haftada bile bana seni bırakabileceğim hissini yaşatan tek insan. Sakın yanlış anlama hala hiç işe dönesim yok ama artık sebebim seni kimselere bırakamamak değil, seni çok özleyecek olmak…

Bir tatlı huzur…

Aradığımda adımı bilen, simamı hatırlayan doktor seviyorum ben. Yoğunluktan beni başından savacak doktor değil! Sorduğum tonla şeye cevap alabilmek için 3 gün uğraşıp, 3.günün sonunda 20 saniyelik bir konuşma yapacağım doktoru hiç mi hiç istemiyorum. Cevap “Hiçbirşey yemeyin, tekrar herşeyi kesin, oğlunuza da hiçbirşey vermeyin!” Aaa hakkaten bunlar benim hiç aklıma gelmemişti! Ya ishal hakkaten demir damlasını kestik diyeyese? Ya başka birşeydense? 9.ayına girerken yediklerin sana az geldiği için az kilo alıyor olmayasın? Ben bunları oturup konuşmak birlikte yorumlamak istiyordum. Ne kolay öyle kes onu bunu demek. Bir veya iki gıdaya (belki!)alerjin var diye dünya nimetlerinin %90’ından ana-oğul geri kalmak, şüphecilikte tavan yapmak, süt bitti stresi yaşamak, mutsuz olmak İS-TE-Mİ-YO-RUM! Tekrar arayıp giydirmek vardı da, artık daha fazla negativite istemiyorum hayatımızda.

2 aydır ne dedilerse yaptım ama içgüdülerim birşeylerin yanlış olduğunu söylüyor. Babanla oturduk konuştuk. Fügen Hanım’a gitmeyeceğiz artık. Hatta başka doktora da gitmeyeceğiz! İkinci, üçüncü görüş alıp kafamızı karıştırmayacağız. Hatta kademeli olarak diyeti ve aldığın ilaçları da keseceğim. Çünkü canım öyle istiyor!

Az önce 3. bakamayıcını da gönderdim. Şimdi işe dönmeme 1,5 ay kala, gönlüme göre birini bulabilecek miyim bilmiyorum. Diyeti bırakmakla doğru yapıp yapmadığımı da bilmiyorum. Tek bildiğim şu anda çok huzurlu olduğum. Bugünlerimiz saçma endişelerle geçemeyecek kadar kıymetli canım oğlum benim. Verdiğim geçici rahatsızlık için özür dilerim…

Çember daralıyor

3 Ocak 2011’e tam tamına 3 ay kaldı. Bardağın dolu tarafı of be dolu dolu 3 ay, çocuğuyla sadece 3 ay birlikte olabilen anneler var buna da şükür diyor. Bardağın boş tarafıysa karabasan gibi üzerime çöküyor. Çalışmalı mı çalışmamalı mı? Terazi öylesine hassas ki, bugününden çalarak senin geleceğin için çalışmak mı, geleceğinden çalarak bugünü doyasıya yaşamak mı? İnan doğru cevabı bilmiyorum, belki de doğrusu  olmayan  bir cevabı aradığımdan bulamıyorum. Şimdi yaşamımızı sürdürebilmek için benim çalışmama ihtiyaç yok bunu biliyorum. Ama ileride nelerden geri kalırsın/ız(sen ve muhtemel kardeşin) onu öngöremiyorum.

Atıp tutuyordum sen doğmadan önce, erkenden başlatacaktım bakıcını işe, alışacaktık hepimiz birbirimize, güle oynaya dönecektim işe, sen de kendini yalnız hissetmeyecektin evde. Denedim de gerçekten. Ama kazın ayağı öyle olmadı işte! Çıkmadı benim karşıma doğrusu. 2 bak(amay)ıcı adayından sonra iyice sarsıldım galiba. İyice düştük seninle birbirimize. Eskiden gülerdim el kadar bebek için o şunu şöyle yapar, hayır onu sevmez bunu sever diyenlere. Ama doğruymuş. O kadar ince detay var ki seninle ilgili, yaşanan onca gün var ki, bunları şimdi bir başkasına aktarmak, onun anlamasını beklemek ve benimle aynı şevkatle sana yaklaşmasını ummak imkansızmış gibi geliyor. Ama deniyorum, inan deniyorum.

Bugüne kadarki bakıcılar ben işe dönene kadar ev işi yapacaklar ben döndükten sonra sana bakacaklardı. Aksi anlamsız gelmişti. Niye bunca ay evde oturuyordum? Seninle birlikte olamadıktan sonra ne anlamı vardı? Şimdiyse çember daraldı. Seninle geçireceğim son günlerimde sırf yeni bakıcına alışabil diye kendimi odama kapıyor, uyuyorum adı altında tavanları seyrederek işkence çekiyorum.

Bugün ben ona öğretirken yarın o bana öğretecek Demir onu sevmez bunu sever diyecek. O hafta sonları evine giderken peşinden ağlayacaksın sen de. Bunlar bana dokunmasına dokunacak belki ama iyi bakıldığını bilerek rahatlatacağım kendimi. Hadi oğlum birlikte gayret edelim bu seferki olsun. Yoksa zaten emin olmadığım kararımı değiştirmem gerekecek.

İleride bu satırları okuduğunda çalıştığım için bana kızarsan bil ki koşarak işe dönmüyorum ben. Havam değişsin, sosyalleşeyim, kendime bakayım, kendimi işe yarar hissedeyim bir yandan da kafamı dinleyeyim gibi kaygılarım yok benim. Benim havam seninle değişti, seninle sosyalleştim, gözlerimin içi güldü, kendimi hiç olmadığım kadar işe yarar ve mutlu hissettim bunu bil.

Niye dönüyorum peki? Neyse gün ola hayrola…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company