Tag Archives: anne sütü

Sürpriz veda

21 Ağustos Pazar akşamı sen tam 17 ay 9 günlükken anne sütü ile vedalaştın. İkimizin de beklemediği bir anda öylece gerçekleşiverdi. İkimiz de üzüldük, zorlandık ama senin olgun tavırların sayesinde bunu da atlattık canım oğlum benim. Çılgınca emmek isteyen ve bunu toplum içinde hem sözle hem de üstümü başımı parçalayarak dile getiren bir oğul, hafiften masumiyetini kaybetmiş bir emzirme ilişkisi, bitmek bilmeyen gece uyanmaları, tatil öncesi karşımıza çıkan ufak bir sağlık problemi, 3 ay kadar kullanmam gereken bir ilaç, ilacın sana zararlı olup olmadığı konusunda fikir birliğine varamayan iki doktor, kafası karışık bir anne, derken bir karar verdim. Bu kararımda yukarıdaki faktörlerin hangisi ağır bastı bilmiyorum, ya hepsinin birleşimi ya da hali hazırda olan tüm faktörlere ilaç konusunun eklenmesi. Sanırım beklediğim cevap bana gelmişti, emzirmeyi bırakacaktım.

Yine hiçbir şey bilmeden, hiçbir şey okumadan kendi kafama yatan planı yaptım. Tatil boyunca seni dilediğin gibi emzirecek ama her emzirme sonrası dönünce artık emmeyeceğin konusunda propoganda yapacaktım. Döner dönmez 2 gece alışman için bekleyip Pazartesi itibariyle tamamen kesecektim. Orada acı kelimesini öğrenip acıyan dişini, düştüğünde acıyan kafanı filan göstermeye başlayınca ben de bu kozu kullanmaya karar verdim. Her emzirmeden sonra “Acıyor annecim o yüzden dönünce süt gelmeyecekmiş” dedim. Anladın mı anlamadın mı bilinmez keyifle emdin. Ben de son emzirmelerimiz olduğunun bilincinde olarak keyifle(ilacın zarar vermediğini umarak) emzirdim. Döner dönmez doktor kontrolünde ilacın işe yaramadığı mini bir operasyonla kökten çözüm sağlanacağını öğrenince hemen kararımdan caydım. Madem ilaç yoktu o zaman biraz daha böyle gidebilirdik.

Sonra babanla konuştuğumuzda 15 gün boyunca sana yapacağımı söylediğim bir şeyi yapmazsam, bunun büyük bir tutarsızlık olacağı ve senin bir daha benim söylediklerimi ciddiye almaman gibi bir sonuç doğurabileceği konusunda fikir birliğine vardık. Kimine saçma gelebilir ama sana başından beri yetişkin gibi davranıyoruz. Bizim için kendi aramızda tezat olmamak, sana karşı tutarlı ve dürüst olmak en önemli ebeveynlik kuralları. Duygusal yaklaştığımda kararımdan caymaya meyil ettiysem de mantıklı düşününce söylediğimin arkasında durmaya karar verdim. Pazar akşamı seni son kez emzirdim, sütün bittiğini ve bir daha hiç emmeyeceğini söyledim, el sallamanı istedim ve vedalaştık.

Gece emzirmesini 1,5 ay önce kestiğim için gece kalkışların sorun olmadı. Ama sabah bayağı zorlandın. Kulaktan dolma bilgilerle sirke sürmek, acı sürmek veya kırmızı ruj sürmek gibi yöntemler olduğunu biliyordum. Ancak çok sevdiğin birşeyden tiksinerek ayrılmanı istemediğim için canım acıyor konseptinde devam etmeyi ve yara bandı kullanmayı uygun gördüm. İlk sabah görüntü seni fazlasıyla şaşırttı, bantları sökmeye çalıştın baktın beceremiyorsun bana ters ters bakıp kucağımdan inip gittin. Kendimi gün boyunca zor bir gece olacağı konusunda hazırladım. Akşam uyku ritüelimizi aynen yerine getirdikten sonra seni yatağına koydum. Meme diye ağlamaya başlayınca yine aynı cümleleri tekrar edip bantları gösterdim. Bu sefer hiç ikna olmuşa benzemedin ve deli gibi ağlamaya başladın. Sonraki geceler dinlemek ve karşılaştırmak üzere telefonuma sesini kayıt ettim. Tam tamına 10 dakika 54 saniye fasılalar halinde katıla katıla ağladın. Ben hep yanında seni sevdim ve sakinleştirmeye çalıştım. Bu kadar kararlı olmasam vazgeçmem işten bile değildi. Sonunda emziğini almayı kabul edip uykuya daldın. İşte ben de o zaman ağladım. Bir devri kapadık, büyük bir bağ koptu gibi garip hisler içerisine girdim. Ama ikinci gün canımın acısından senden çok kendimi düşündüğümü itiraf etmeliyim. Hala bu kadar sütüm olduğunu bilmiyordum, çok canım yandı. Azar azar elimle sağsam da hiçbir iyileşme olmayınca soluğu Gaye Teyze’nin ve onun hastane tipi pompasının yanında aldım. 30 cc sağıp biraz rahatladıktan sonra kuzu Nil’i sevip evime döndüm. Eve döndüğümde sen çoktan ablan tarafından yatırılmış ve hiç ağlamadan uykuya dalmıştın. Sanırım en çok işimize yarayan senin çok üzün süredir(sanırım 12.aydan beri) emerek değil emdikten sonra yatağında kendi kendine uykuya dalman oldu. Emzirmeyi ritüelin içerisinden çıkartsak da nasıl uykuya dalacağım şimdi ben gibi bir kafa karışıklığı yaşamadın. Asıl sorunu sabahları yaşadık. Normalde keyifle kalkan sen, emmeyeceğini anlayınca agresifleştin ve hep ağladın. Kendini pek sevdiren bir çocuk olmadığın için meğer ne güzel aşk yaşıyormuşuz senle sabahları, inan ben de eksikliğini çok hissettim. Her sabah farklı bir şeye dikkatini çekerek seni sakinleştirmeye çalıştım ve kahvaltını erkene aldım. Üçüncü akşam benimle de hiç ağlamadan uykuya dalınca, bu işi başardığımızı anladım. 10 günün sonunda halen her akşam ve her sabah şansını denesen de, sabah huysuzlukların devam etse de sandığımdan çok kolay bir şekilde bu süreci tamamladık. Son zamanlarda eski masumiyeti kalmasa da sanırım seninle aramızdaki bu bağı çok özleyeceğim. Bu gece yatmadan önce ilk kez bana sarılıp yanağıma minicik tatlı ıslak bir öpücük kondurdun ya beni benden aldın. Sanırım aramızdaki bağ şekil değiştirip daha farklı belki de daha güzel boyutlara geçecek, öyle hissettim bu akşam.

Bir taraftan da kendimi yorgun bir savaşçı gibi hissediyorum. Üzerime düşeni yapmış olmanın verdiği tatlı bir huzur ve yorgunluk var. Bu beden, hamilelik ve emzirme süreci toplamında nerdeyse 26 ay boyunca hiç hasta olmadı. Gıda alerjisi dönemlerinde neredeyse bitmek üzere olan sütüme ısrarla sarıldığım, özellikle işe başladıktan sonra yorgunluktan sürünerek de olsa geceleri kalkıp seni  emzirdiğim, büyümüyorsun diye verilen her türlü negatif tepkiye rağmen sana 1 damla bile mama vermediğim için kendi adıma mutluyum. Birebir alakası olmasa da şimdiye kadar bir kez bile ateşlenmemeni, hiç hasta olmamanı, ilaç kullanmamanı içten içe emzirmeye bağlıyordum.  Tek dileğim bu kışı da sağlıkla geçirmen.

Senin dilinden bu olayı özetlersek “Anne meme gok, acıooooo”

Anne sütü çılgınlığı

Tam olarak nasıl başladı bilmiyorum. Ne bana ne de anne sütüne aşırı bir düşkünlüğün hiçbir zaman olmamıştı. Ben istediğim için emziriyorum gibi bir hava vardı. Dubrovnik’te çok aç kalınca mecburen sıklıkla emdin ondan mı, yoksa ishal olunca yaşadığın açlıktan mı ya da 16.ay anneye yapışma ayı diye mi oldu inan bilmiyorum. Ama sen bir anda memmeh diye peşimde dolaşmaya ortalıkta üstümü başımı açmaya başladın. Hafta içi yatmadan, gece 4 civarı ve sabah kalkınca toplam üç kez, hafta sonları ise bunlara ek olarak gündüz iki kez daha emen bir çocuktun. Dişsel bir sıkıntın yoksa gecede 1-2 kere kalkar sadece 4 civarı olan kalkışında emeceğini bilir ısrar etmezdin. 10. Ayında gecede 8 kez emmeye başladığın bir dönem yaşamıştık ama işe başlayacağım için gece beslenmesini tamamen kesmeyi değil 1’e düşürmeyi hedeflemiş ve 15 gün uğraşarak bu düzeni bizzat kendim oturtmuştum. Bu aya kadar da tıkır tıkır işliyordu. Aksi takdirde 12’den evvel yatmayıp gecede 2 kez kalkıp, 06.00 civarı güne başlayıp, işe gidip tüm gün çalışıp, günde 2 saatten fazla trafik çekip, eve dönüp seninle ilgilenip, seni yatırdıktan sonra ev işlerine, özel işlerime ve sosyal hayatıma zaman ayırmam söz konusu bile olamazdı.

Önce konduramadım, diş dedim, ishaldi aç kaldı dedim, o zaman küçüktü şimdi büyük zapt edemiyorum dedim, o zaman ağladığı gibi ağlamıyor dedim bir sürü bahane buldum.  Ya da kısaca uyku tatlı geldi ve her seferinde emzirmeye başladım. 1 hafta sonra baktım sistem çöküyor, kendimi çok çok yorgun ve bitkin hissediyorum tekrar bir şeyler yapmaya karar verdim. İşe önce sana bu durumu anlatarak başladım. Uykunun çok güzel bir şey olduğunu, sık sık uyandıkça bu keyfi alamadığını, her istediğinde yanında olacağımı ama emzirmeyeceğimi sana anlattım. Ne kadarını anladın bilemiyoruz ama ben tebligatımı yaptım. Biberon kullanmadığın, süt içmediğin için elimizdeki tek kozumuz suyla ve iyi bir ekip çalışmasıyla işe koyulduk. Aşırı emme isteğini azaltmak için geceleri beni daha az görmen gerektiğini düşündüm. İlk görev ablana verildi-emmeden gece uykusuna yatırma görevi. Bunu daha önce 1 kez denemiş, başarılı olmuş, 14 ay sonra ilk kez işten eve dönmeden bir konsere gidebilmemi sağlamıştınız. İkinci görev de geceleri geç yatan babaya verildi-kesintisiz pışpış desteği. Ablanla uykuya dalışın gayet kolay oluyor, devamındaki kalkışlarda ise babanı bayağı zorluyordun. Her başarılı uyutmadan sonra ne olur bir dahaki sefere emzir üzülüyorum deyip duruyordu ama ben kararımı vermiştim, gece beslenmesi kalkmalıydı. Belki de 6.ayda yapılması gereken ama benim bilerek ve isteyerek tercih etmediğim bu hareketin zamanı gelmişti. 16 aydır kesintisiz uyku uyumayan annen de bunu hak ediyordu, sen de.

1 haftadır deniyoruz. Her gün daha iyiye gidiyoruz. İlk günler sana teklif edilen suyu fırlatıp atarken şimdi anni şuuu diye kendin isteyip biraz içip arkanı dönüp uyuyabiliyorsun. 1 saat boyunca anni memmeh diye ağladığın da oluyor tabi ki. Ama şunu anladım ki her şey kafada bitiyor. Kararlı bir şekilde girince insan birçok bahaneyi kendi ürettiğini aslında bunların gerçek olmadığını anlıyor. Benim çocuğum bu numaraları yemez, canı acır gibi ağlıyor, ayağa kalkıyor 50 kere yatırsam da gene kalkıyor diyordum geçen hafta. Şimdi demiyorum bilmem anlatabildim mi? Tekrar 2 kere uyanma düzenimize geri geldik sayılır. 16 aylık bir çocuk olarak artık kesintisiz uyuman gerekmiyor muydu sorusunu sorup boşu boşuna kendimi üzmüyorum. Evet uyuyanlar var ama hala hiç hiç uyumayanlar da var. Ben elimdekinin kıymetini bilmeyi tercih ediyorum.

Bu arada emzirme konusunda kafam çok karıştı. Nedense ben çocuğumu 1 yıl emzireceğim diye kafaya koyan annelerin bebekleri daha 1 yıl dolmadan kendiliğinden emmeyi bırakıyor da süre kısıtım yok gittiği yere kadar diyen annelerin bebekleri emmeyi bırakmayı aklından bile geçirmiyor anlayamıyorum. Acaba sütle ilgili her şey gerçekten kafada mı bitiyor. Kafada bitirince bebek de bu mesajı alıp ona göre mi davranıyor? Eğer kafada bitiyorsa çok emzirmek isteyen bir annenin sütü olmaması nasıl açıklanabilir işte bunu hiç anlamıyorum.

Kendi adıma seni emzirmek benim için büyük bir keyif, bir hasret giderme aracı, yakınlaşma şekli. Normalde kucakta duran, sarılan, sokulan kendini sevdiren bir çocuk olmadığın için emerken seninle göz göze olmak, sürekli oynayan ayağını sevmek, saçlarını okşamak benim için paha biçilemez anlar. Son günlerdeki bu aşırı düşkünlük gözümü korkutmasaydı muhtemelen hiçbir değişiklik yapmaz olayı doğal akışına bırakırdım. Ama şimdi kafamda soru işaretleri var. Gittiği yere kadar gitmenin getirisi nedir götürüsü nedir, bırakmayı istiyor muyum yoksa sadece yorgun muyum, bırakmaya hazır mıyım? İşte bu soruların cevaplarını bilmiyorum. Yine içgüdülerimi dinliyorum ve cevabın bana gelmesini bekliyorum…

En sevdiğim inekler

Yeni doktorumuz inek sütüne geçebilirsiniz diye fetva verdikten sonra süt sağma makinesi ile vedalaştım. Hiç de hüzünlü bir veda olmadı zira kendisinden hiç hoşlanmıyordum. Üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Eve süt getirme sorumluluğum bittiği için çok mutluyum. En çok da neye seviniyorum biliyor musun? Artık kaç cc sütüm çıktığını görmeyeceğim! Bunu kafaya takmamaya ant içtiysem de, bir sebeple miktarda azalma meydana gelince elimde olmadan diğer öğünler için de endişeleniyordum. Biberondan süt almadığına ve kahvaltı bulamacına veda ettiğine göre sağdığım sütler büyük olasılıkla çöp olacaktı. Şimdi büyük bir zevkle makineyi üçüncü sahibi için bir güzel temizleyip hazırlayacağım:) Emekleri için kendisine teşekkürü bir borç bilirim ayrı. Yaşasın en sevdiğim inekler!

12. Ayın itibariyle yeni beslenme düzenin bu şekilde olacak:

07.00 Anne sütü

08.30 Kahvaltı (tereyağında 1 yumurtadan peynirli omlet,+1 dilim tam buğday ekmeğine kaşarlı tost+ıhlamur/süt)

09.30-11.00 Uyku

12.00  Protein ağırlıklı ev yemeği+yoğurt/ayran

15.00-16.00 Uyku

16.30 Şekersiz sütlaç veya meyve

19.00 Sofrada tadımlık yemekler

19.30 Elmalı, muzlu, inek sütünden şekersiz muhallebi

19.45 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

04.00 Anne sütü

Hali hazırda 16.30’da beni emmeden hiçbir şey yemiyorsun ama bugün itibariyle maalesef süt iznimin sonuna gelmiş bulunduğumdan artık bu arada mutlaka bir şeyler yemen gerekiyor. Umarım çabuk alışırsın.

Gelgelelim inek sütü mamulleri ile aranın nasıl olduğuna. Biberon kullanmadığın için sütü tek başına içmeyi pek sevmedin, minik bardaktan veya suluğuna koyunca iki fırttan sonra su olmadığını anlayınca bırakıyorsun. Yemeklerin yanında yoğurt yenmesinin demir emilimini azalttığını söyleyen ve bu konuda haklı olduğunu düşündüğüm eski doktorumuzdan kalma bir alışkanlıkla yemeklerin yanında yoğurt yemeyi de pek sevmiyorsun ama ayran içiyorsun. Sütlacı içindeki pirinçlerin hatırına yiyorsun ama toksan hemen burun kıvırıyorsun. Akşam muhallebinde sorun yok, daha önce anne sütü ile yaptığım muhallebiyi şimdi inek sütüyle yapıyorum. Arkadaşın Ayda’nın annesinin verdiği insider bilgiler ışığında direkt inekten süt almak yerine günlük süt verme kararı aldım.

Alerji döneminde anne sütü ile hazırladığım Bebelac Mısılı Çavdarlı ve Milupa 7 tahıllıyı saymazsak ek gıdalara geçtiğimizden beri sana meyve, sebze, yoğurt gibi hazır gıdalardan hiç vermedim. Bir şeyin üzerinde son kullanma tarihi varsa ve bu tarih 1 haftadan uzunsa maalesef bana güven telkin etmiyor. İmkânım ve vaktim varken taze taze pişirip taşırmayı severek tercih ettim. Ha zorlandığım zamanlar olmadı mı oldu tabi ama içim başka türlü rahat etmeyecekti. Şimdi Mayıs ayında 4 günlük bir yurtdışı tatili bizi beklerken bu anlayışımdan ödün verip veremeyeceğimi enine boyuna düşündüm. Şimdiye kadar gittiğimiz yerlerde “Şeeey ben bebeğime yemek pişirecektim dee” diye mutfağına girmediğim otel, restoran kalmadı diyebilirim. Bu olay yurt dışında aynı sempati ile karşılanmayabilir, ya da senin yemek saatinde çok alakasız bir yerde olabiliriz. Kahvaltı kolay omlet ve tost her yerde bulabilirim, öğlen yemeği de kolay kıymalı makarna, bonfile veya vejeteryan bir pizza ile idare edebiliriz. Sadece meyve ve muhallebi pişirme faslı beni zorlayacak gibi duruyor. Bu nedenle şeftali&muz, erik püresi ile bir tane de hazır muhallebi denedim, sorun yok yiyorsun. Oraya gidince birden bu gıdaları red etme diye, gidene kadar da haftada 1 kez filan yedirip bu tatlara da alışmanı sağlayacağım.

Tüm bu yediklerinden sonra vücudunda ve poponda çeşitli kızarıklıklar gözlemliyorum ama endişelenmeden sabırla bir sonraki kontrolümüzü bekliyorum. Zira uyku düzeninde ve keyfinde en ufak bir bozulma yok. Hatta blok 20.00-05.30 uykuları görmeye başladık ki, 1. yaşına girmek üzere olduğun bu günlerde hiç uyanmadan sabaha kadar uyuyacağın döneme yaklaştık gibi hissediyorum. Gündüzleri ise halen 2 kısa uyku uyuyorsun 1,5+1 veya 1+1 şeklinde. Oldun olası gündüz uykularını sevmediğini düşünürsek, sanırım sen hiçbir zaman blok 3-4 saat öğle uykusu uyuyan çocuklardan olamayacaksın. Olsun zaten haftada 2 gündüzümüz var onda da az uyumanı tercih ederim.

Vay be tam tamına 2,5 aydır çalışıyorum ve süt iznimin son gününe geldim. Bu sürecin ikimiz için de çok güzel bir geçiş ve alışma dönemi olduğunu söyleyebilirim. 2,5 aydır 16.30’da evde oluyor, yatana kadar seninle çok güzel vakit geçiriyorduk. Şimdi 18.30-18.45 aralığında evde olacak, seni 1,5 saat kadar görebileceğim ki bu sürenin tamamında yemek yiyor, yıkanıyor ve emiyor olacaksın. Olsun buna da şükür. Biz seninle iyi bir ekibiz, buna da alışırız değil mi tatlı oğlum?

Beraberlik

Ben işe başladıktan sonra bir de sabah ritueli eklendi hayatımıza. Sabah 6.30 gibi güne merhaba dediğinde seni yanımıza alıp yatakta emziriyorum. Böylece ben de bir yarım saat daha gözlerim kapalı senin kokunu içime çeke çeke dinlenebiliyorum. Hem sonrasında da uyanma özürlü babanı alarm yerine senin müdahalelerinle uyandırmak çok daha kolay oluyor. Emzirme faslından sonra, üçümüzün yatakta geçirdiği bu 5-10 dakika benim için paha biçilemez.  Fırından yeni çıkmış gibi sıcacık hafif kırmızı puf puf yanakların, gülünce kaybolan uykudan şişmiş gözlerinle seni gıdıklayan babana kıkırdamalarını seyrederken içimi kocaman bir huzur kaplıyor. Neden sonra fark ettim ki, bu huzur sadece o anın kendisinden gelmiyor, ben aslında kendi çocukluğuma da dönüyorum. Senin kadar bebekken değildi belki ama kendimi bildim bileli her hafta sonu uyanınca annemle babamın yatağına giderdim, pek tabi teyzen de gelirdi. Yatakta dördümüz öylece yatar, o hafta olanları, hafta sonu yapacaklarımızı konuşur, deden tarafından gıdıklanır, anneannen tarafından bolca öpülür, koklanırdık. Artık kalkma zamanı geldiğinde hepimiz kafalarımızı ortada birleştirir öpücük yapardık. Bunun kod adı da BERABERLİK’di aramızda. Hala hatırladığımda içimden sıcak bir şeyler akıtan bu rituelin bir benzerini senin hafızana tatlı bir anı olarak yerleştirebilirsek ne mutlu bize…

Gel gelelim günün geri kalanına. Çalışan annenin çocukları daha mutluymuş, yok kendi kendine yetermiş, çalışan anne sosyalleşir mutlu olurmuş, eve çocuğunu özlemiş gelir, çok kaliteli zaman geçirirmiş! Çocukla ilgili kısmını sen büyüyünce göreceğiz de, anneyle ilgili kısmı diyenler benim külahıma anlatsınlar. İşteki beşinci haftam bitti. Süt iznimi ilk dört hafta her gün 1,5 saat erken çıkarak, son hafta ise Çarşamba gününde birleştirerek kullandım. Ortada büyük bir problem yok çok şükür, sen alıştın, ben alışmasam da kabullendim diyelim. Ama gel gör ki ben eski ben değilim. Yorgunum, çok! Hem de işlerim henüz doğum öncesi yoğunluğuna ulaşmamasına rağmen. Sırf trafikte geçirdiğim 2,5 saat bile beni yormaya, başımın çatlamasına yol açmaya yetiyor da artıyor bile. Hafta sonu hiç dinlenemeyip, yeni haftaya yine yorgun başlamak zor geliyor. Kesinlikle daha tahammülsüz bir insana dönüştüm, sana, babana ve herkese karşı. Evet seni deli gibi özlüyorum ama buna rağmen ay keşke uyumasa da 1 saat daha göreyim filan demiyorum, bilakis 15 dk geç uyusan sinirlendiğimi hissediyorum. Bu hisler bana çok yabancı çünkü ben seninle geçirdiğim en uykusuz, en huysuz günlerde bile hiç böyle şeyler hissetmedim. Bırak lohusa depresyonu yaşamayı, teğet bile geçmedi bana. Hep nasıl olsa evdeyim, oh iyi ki evdeyim, çok şükür evdeyim diye diye geçirdim o herkesin zor diye anlattığı günleri. Babandan senin öz bakımınla ve evle ilgili hiçbir yardım talebim olmadı. Çünkü o işe gidiyordu ve yoruluyordu, bense nasıl olsa evdeydim, bugün olmasa yarın dinlenirdim. Şimdiyse işe döndük, şartlar eşitlendi. “Sen yorulma”ların meyvesini toplayacağımı sandığım bu günlerde, babanın aslında seninle ilgili hiç bir şey bilmediğini anlamış bulunmaktayım. Hareketli bebeğin altı nasıl değiştirilir? Gece hık mık eden Demir uykuya nasıl geri yönlendirilir? Nasıl yemek yedirilir? Hatta ne zaman ne yer ne içer? Öyle çok şeyi zevkle ve şevkle üzerime almışım ki şimdi bu işlerin bir kısmının babana devri için kapsamlı bir eğitim vermek zorundayım. Yoksa sen büyüyüp de baba-oğul aktivite yapacak kıvama gelene kadar bana dinlenmek haram olacak gibi gözüküyor.

Bir de süt sağma meselesi var ki beni müthiş derecede sıkıyor. Bayıla bayıla 2-3 yıl daha seni emzirebilirim ama bu süt sağma işkencesine daha ne kadar dayanabilirim inan bilmiyorum. Sen biberondan süt almadığın için aslında günlük süt ihtiyacımız sadece 80 cc, sabah kahvaltın için 40 akşam muhallebin için 40. Ben de günde sadece bir kez saat 14.30 gibi gayet sakin steril bir ortamda rahatsız edilmeden 100-130 cc sağabiliyorum. Biliyorum hem hala sağacak sütüm olduğu için hem de böyle bir ortama sahip olduğum için çok şanslıyım bunun için de koca bir şükür. Buna rağmen niye bu kadar sıkılıyorum bilmiyorum.

Kendine göre haklı sebeplerle( gögüs yaraları, emzirmeyi sevmeme, estetik kaygılar..vb) emzirmeyip sadece sağmayı tercih eden anneleri değil yargılamak önlerinde saygıyla eğilmek istiyorum. Bu işkenceye 6 ay boyunca 3 saatte bir dayanabilmek her ana yiğidin harcı değildir bence. Yani en azından benim değil. Ben emzirme insanıyım, emzirmeyi çok seviyorum, ağzın açık bir şekilde heyecanla memeye gelişini, tam o kaptığın andaki huzurunu, çıkardığın sesleri, özellikle gece sessizliğinde duyabildiğim süt sesini, bir elinle beni sevmeni, bu yakınlaşmayı o kadar çok seviyorum ki bunu bir gün bırakacağımızın bilinciyle her emzirmenin tadına varmaya fazlasıyla özen gösteriyorum.

İşte çalışan yorgun annenin güncesi şimdilik böyle sevgili oğlum…

5.ay biterken

5. ayını tatilde doldurmuş olmanın anlam ve önemine uygun olarak bu ayki fotoğrafın mayolu olsun istedim.

Doktorunla aynı anda İstanbul il sınırları içinde olmayı başaramadığımız için 5.ay kontrolüne ancak bugün gidebildik, yani sen 5 ay 12 günlükken. Kilon 7.050 gr, boyun 64,5 cm olmuş. Kısacası bu ay pek büyümemişsin oğlum, sadece 355 gr almış ve yarım santimcik uzamışsın. Başka doktora gidiyor olsaydık(mesela geçen ay gittiğimiz işgüzar doktor), bu değerlerle elimizde kutu kutu mamalarla dışarı çıkardık herhalde!  Ama sevgili doktorumuz Sema Hanım bu durumu umursamadı bile. Bu sıcaklarda ve bu kadar hareketliliğe gayet normalmiş. Ortalama bebek olarak %50’lik persentilde hayatına devam ediyorsun. Sadece anne sütü alan bebeğin yeterli beslenip beslenmediği aldığı kilo ile değil huzurlu olup olmadığı, gece uyuyup uyumadığı ile ölçülürmüş. Biz ikisinden de kocaman birer geçer not alıp anne sütümüze aynen devam ediyoruz.

Yalnız biraz vitamin takviyesi yapacakmışız. Adın Demir olabilir ama günde 8 damla demir takviyesi ve 5 ml de herşey dahil vitamin şurubu Vitagil alacaksın. Doğduğundan beri günde 4 damla aldığın Devit-3 biter bitmez de onun yerine 2 çay kaşığı suyla ezilmiş D-Flor almaya başlayacaksın. Vitaminlere çok inanmayan biri olarak söz konusu sen olduğunda bu konuda önyargılı olamamaya karar verdim. Gelişimine bariz bir katkısı olmazsa gerekliliği konusunu tartışmaya açacağım.

Ailede akdeniz anemisi olması nedeniyle bu ay kan alınacaktı, benim alerjik bünyem eklenince, hadi bir de demire bakalım derken uzun bir test listen oldu. Hemogram, Deri yayma, Demir, Ferritis, TDBK, Total lgE-ECP, Hemoglobin elekttraforeni bakılacakmış. Alınan kan miktarı değişmeyeceği için itiraz etmedim. Hiç bilmem böyle tıbbi terimleri, sonuçlar çıksın o zaman anlayacağım neymiş ne değilmiş.

Bu ayın güncel gündemi senin Pazar gününden beri kaka yapmıyor oluşundu. Doğduğundan beri en fazla 24 saatlik aralıklarla mutlaka her gün en az bir kez hatta çoğu zaman 3 -4 kez kaka yapan sen, hayatında ilk kez kabız oldun. Kontrole gittiğimizde 72 saati geçmiştik. Doktorun annaneni onaylayarak 1 çay kaşığı zeytinyağı vermemizi ve 30 cc armut suyu içirmemizi istedi. Yarın öğlene kadar bir gelişme olmazsa(96 saat) telefonlaşacağız ne yapmamız gerektiğini söyleyecek.  Aslında bu bebeklerde sık rastlanan bir durummuş, bunu arkadaşlarından da biliyorduk zaten, ama yine de hiç başımıza gelmediği için biraz tedirgin oldum. Umarım fitile gerek kalmadan bunu atlatırız.

Katı gıdalara geçince kabızlık giderek azalırmış. Normal planımız 18 gün sonra yani 7. ayın başında sebze çorbasına geçmek, ondan 1 hafta sonra meyve püresine geçmek, bir hafta sonra da kahvaltı vermekti. Ama bu son kabızlık vakası nedeniyle ufak bir değişiklik yaparak sadece sebze çorbasına başlamaya karar verdik. Besleyici olmasından çok şimdiye kadar bir damla su bile içmemiş seni katı gıdalara geçişe hazırlamak için, çok sevsen bile ilk gün sadece 2 tatlı kaşığı, ikinci gün 4 tatlı kaşığı, üçüncü gün 8 tatlı kaşığı, 4. gün ve sonrasında yarım kase olmak üzere sebze çorbası vereceğiz. 8 tatlı kaşığı yediğin gün dilediğin kadar su içme hakkını elde edeceksin. Suyun 2 yaşına kadar kaynatılmış ve soğutulmuş olacakmış.

Sadece göz göze huzur içinde emmekten oluşan basit dünyamıza dahil olan bunca şeye içten içe hafif tepkili olduğumu hissediyorum. Bir  yandan karışık ve teferruatlı geliyor, bir yandan da tüm bunların emzirme ilişkimizi azaltacak olmasının burukluğunu yaşıyorum sanırım. Bir dahaki doktor kontrolümüzden sonra meyve püresi ve kahvaltı da eklenince, tabi eğer herşeyi seversen ve yersen, 8. ayın başından itibaren seni sadece sabah uyanır uyanmaz, gece yatarken ve gece uyandığında emzirecekmişim. Doktorun bu duruma kendimi psikolojik olarak hazırlamamı rica etti, sanki hissettiklerimi anlamış gibi!

Emekleme gösterini doktoruna da yapıp, eline verilen oyuncakla oynarken kendi kendine oturabilince ana kucağı modelinden normal bebek arabana geçişe onay çıktı. Seninle birlikte giderek ağırlaşan ana kucağını söküp takmaktan kurtulacağım için çok mutlu oldum. Gerek sürekli oturma isteğin, gerekse elinden tutulunca ayağa kalkma isteğine doktorundan onay çıktı. Kendin yapmak istediğin ve kendi kendine yapabildiğin her hareket serbest. Buna basmak da dahil. Ama sırta yastık koyarak oturtmak, aa bak ayakta duruyor hadi zıplatayım filan demek yok.

Geçen ay gittiğimiz işgüzar doktorun aşı takvimine bakmadan bu ay olman gereken Pnomokök aşını erken yaptığını ve karma aşıyla üst üste yapıldığı için ateşlendiğini öğrenip yine kendisine sinirlendikten sonra, aşı takvimini yeniledik. Karma aşının 3.dozunu ve rota virüsü aşının 2.dozunu olduktan sonra güle oynaya ayrıldık doktorumuzdan.

Velhasıl bu ay ilklerle dolu bir ay olacak. Her ilkini tarihe not düşmek için elimde fotograf makinem görev başında olacağım…

4.ay biterken

Doktorunun tatilde olması sebebiyle bu ay kendisinin yönlendirdiği başka bir doktora gittik. Doktorumuzun kıymetini anlayıp hızlıca geri çıktık!

Nedir bu doktorların anne sütüyle problemi bilmiyorum. Daha kapıdan girmez neyle beslendiğini sordu. Anne sütü diyince “Tabi yetiyorsa” gibi manasız bir reaksiyon verdi. Daha seni tartmamış etmemiş! Hadi dedim sus asabiyet yapma daha bizi tanımıyor genel bir laf etti herhalde. Kilon 6.695 gr, boyun 64 cm. Yani bu ay 525 gr almış ve 4,5 cm uzamışsın. İçimden “Vay be süper gitmişiz” diye düşünürken, “Sütünüz azalmış” demesin mi? Önce espiri yapıyor sandım, meğer ciddiymiş. Efendim geçen ay 800 gr almışmışsın da bu ay 500’e düşmüşmüş de, bu ay için söylemiyormuş ama önümüzdeki ayı çıkartamayabilirmişiz de. Hiç ciddiye almadım he dedim geçtim. Ben mi anlatıcam koskoca doktora bu çocuk her ay 800-800 alırsa bir noktada patlar diye! Ayrıca bu ay boya gitmişsin o konuya değinmedi bile.

Motor gelişimini muayne ederken, daha doğrusu sen yerinde durmadığın için edemezken, “4. ay için çok hareketli bir bebeğiniz var, bu tip bebekler çok kalori harcadıkları için zor kilo alırlar” demesin mi? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? E be adam az önce 525 gr az diyen sen değil miydin? Bu çocuk belli ki bu ay hareketlenmiş lafımı geri alıyorum bile demedi. Tamam takmıyorum filan ama nedense doktordan geldiğimizden beri hep tek meme emen sana ikinci memeyi sunarken buluyorum kendimi! Eşşeğin aklına karpuz kabuğu soktu bi kere…

Artık kucağa alındığında oturmak istiyor olmanın bir mahsuru yokmuş, ama ayakta durmak istemeni ciddiye almayacakmışız. Henüz bacakların yeterince güçlenmediği için ayakta durursan parantez bacak olabilirmişsin ki bu yanlış konusunda kuzenin Ryan’dan dolayı tecrübeliyiz zaten.

Karma aşını yaparken 2 iğne hazırladığını gördüm. Sema Hanım bunları bir arada yapıyor dediğimde, “Pek tavsiye edilmez ama siz bilirsiniz” dedi ve aşıları birleştirdi. Yoksa delik deşik olacaktı bacağın. Hangisi doğru bilmiyorum, çok da ilgilenmiyorum. 3 aydır hiçbir aşımızda ne ateş oldu ne de huysuzluk. Aşını yapmadan önce ben her zamanki gibi parmağımı hazırladım, seni oyalamak için oyuncaklarını aldım yanına geldim. Sema Hanım’ın aşıyı çok ama çok yavaş yaptığı konusunda adamı uyardım. “Ben de yavaş yapacağım” diye geçiştirdi. Ben daha parmağımı ağzına sokamadan aşı bitmişti! Gözlerime inanamadım Sema Hanım’ın milim milim en az 1 dakikada yaptığı aşıyı 5 saniyede yapmıştı. Ağlamadın ama ben bi tedirgin oldum tabi. İçimden “Umarım ateş yapmaz” dedim. Veee bingo! Akşam eve geldiğimizde 38,2 ateşin vardı.

Hemen Sema Hanım’ı aradım. Kadıncağız burnumun dibindeyken hiç aramam gerekmedi. Şimdi tatilden 3. kez rahatsız ettiğim için özür dileyip, kontrolde yaşadıklarımızı anlattım. Yönlendirdiği doktora tek bir kötü laf etmeden hemen beni rahatlattı. “Persentil değişmediği sürece kaç kilo aldığı umrumda bile değil, rahatına bak” dedi. “Anne sütü mucizevi birşey, çocuğun neye ihtiyacı varsa orayı tamamlar, demek ki bu ay boyunu eksik görmüş” diye de ekledi. Diyemedim ki adam persentile bile bakmadı, neyse.

“Ateş 38’i geçtiği için fitil vermek zorundayız, ateşle yormak doğru değil” dedi. Daha önce hiçbir aşımızda ya keyifsizleşirsen diye peşinen fitil vermediğinden 3 fitil kardaydık. Ama bu sefer gerekli olduğu aşikardı. Çok durgunlaşmış, emecek halin bile kalmamış, sıcağın da etkisiyle iyice yanmaya başlamıştın. Seni önce yıkadık, ateşin 37,5’a kadar düştü. Biraz açılıp güzelce sütünü emdin. Emmenin de etkisiyle tekrar 38,2’yi gördüğümüz an fitilini koyduk ve seni yatırdık. Normal uyku saatinde güzelce uyudun. Gece 12 gibi ben yatarken baktığımda hala ateşin vardı. 4’te emmeye kalktığında çok şükür düşmüştü. Sonra da bi daha 8 de kalktın. Ya ateş yordu ya fitil yorgunluk yaptı ki böyle güzel uyudun. Sabah güler yüzünle beni karşıladığında dünyalar benim oldu.

Anladım ki hastalık benim zayıf karnım. Şu son 1 haftadır yaşadıklarımız bana bunu gösterdi. Hemen suratım asılıyor ve soğukkanlı olamıyorum. Allah beterinden saklasın seni ve tüm bebekleri..

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company