Tag Archives: 8.ay

Sekkk-kiz

8.ayın sonu itibariyle boyun 67,5 cm kilon 7.730 gr. Her ne kadar sana bu kış için hazırladığım kreasyonlar halen büyük gelse de, yavaş ama kararlı adımlarla büyüyorsun canım oğlum benim.

Yeme içme derdine düştüm geçen ay da neler yapabildiğini yazmamışım. Tam 7. ayını bitirdiğin gün yatağında kendi başına ayağa kalkmayı öğrendin. O gün bugündür de gece gündüz fark etmez uyanır uyanmaz anında ayaklanıp beni öyle bekliyorsun. Sadece yatağına değil artık her bulduğun şeye(hatta bazen arkadaşlarının sırtına) tutunup ayağa kalkma eğilimindesin. 5. ayından beri alçak sürünme hareketi ile sürdürdüğün emekleme çalışmalarını 8 Kasım 2010 Pazartesi günü 8. ayının bitmesine 5 gün kala nihayetlendirdin. Artık “pata pata” diye tabir edebileceğimiz hızda emekliyorsun. Ellerinden şlap şlap sesler çıkartarak tutun şunuuuuu nidalarımızdan kaçısını izlemek paha biçilemez.

Bu arada bolca düşüyorsun.  Ayakta duruken direkt sırt üstü hatta kafa üstü, ayağa kalkmaya çalışırken ayağın kayarsa direkt yüz üstü, kaygan zeminlerde ani dönüşler yaparken yine yüzüstü. Abartılı bir tepki vermiyoruz ama kalk kalk hadi hiçbirşey olmadı gibi acını hafife de almıyoruz. Bu kısımda kendimi kontrol edememekten korkuyordum. Her düşüşünde içim cız etse de iyi idare ettiğimi düşünüyorum. Sen de çok ağlak bir çocuk değilsin onu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Sanırdım ki sen mobil olunca işler çok zorlaşacak. Pek çok şeyde olduğu gibi bu da(henüz!) sandığım kadar zor olmadı. Evde ufak tefek güvenlik önlemleriyle az yasaklı bol özgürlüklü bir dünya kurmaya çalışıyoruz sana. Alçak çekmecelerde sana zarar  verebilecek şeylerin yerleri değiştirildi, çekmecelerle oynamak istediğinde elin sıkışmasın diye başında bekliyoruz o kadar. Hiç izin vermezsek daha çekici olabilir ama izin verirsek bir noktada sıkılırsın diye umuyoruz, sıkıl olur mu 🙂 Sivri köşelere korumalıklar takıldı, açık pirizler kilitlendi, her daim fişi takılı pirizlere yöneldiğinde ise kesin ve sert bir şekilde “HAYIR” diyoruz . Üçüncüde filan anlıyor, dudağını büzüp ağlamaya başlıyorsun. Dikkatini başka yöne çekince fazla ısrarcı olmuyor hemen susuyorsun. İkinci ve son yasağımız ise cam nesneler. Evin normal düzeninde bir değişikliğe gitmediğimden ortalıkta kırılabilecek şeyler var. Onların oyuncak olmadığını öğretmeye çalışıyoruz. Ne kadar başarılı olabiliriz bilmiyorum ama önümde bunu başarmış bir örnek var. Bebekliğime olmasa da kendi çocukluğuma dair hatırladığım çok net birşey var ki annemin bir bakışı ile neyi yapıp neyi yapmayacağımı gayet iyi bildiğim. Hem lafını bir göz hareketi ile dinletecek kadar otoriter hem de bu kadar sevgi dolu bir anne olmayı nasıl başardığını hep merak etmişimdir. Umarım ben de becerebilirim.

Hamileyken elim karnımda etrafa bakıp senin ortalıkta dolaşacağın günleri hayal etmeye çalışırdım. Bu kadar keyifli olacağını hayal edememişim tabii ki. Artık bu evde nereye koyarsak orada duran bir paketten çok tercihleri ve zevkleri olan kaşif bir birey var ve biz o meraklı bireye bayılıyoruz…

Bir tatlı huzur…

Aradığımda adımı bilen, simamı hatırlayan doktor seviyorum ben. Yoğunluktan beni başından savacak doktor değil! Sorduğum tonla şeye cevap alabilmek için 3 gün uğraşıp, 3.günün sonunda 20 saniyelik bir konuşma yapacağım doktoru hiç mi hiç istemiyorum. Cevap “Hiçbirşey yemeyin, tekrar herşeyi kesin, oğlunuza da hiçbirşey vermeyin!” Aaa hakkaten bunlar benim hiç aklıma gelmemişti! Ya ishal hakkaten demir damlasını kestik diyeyese? Ya başka birşeydense? 9.ayına girerken yediklerin sana az geldiği için az kilo alıyor olmayasın? Ben bunları oturup konuşmak birlikte yorumlamak istiyordum. Ne kolay öyle kes onu bunu demek. Bir veya iki gıdaya (belki!)alerjin var diye dünya nimetlerinin %90’ından ana-oğul geri kalmak, şüphecilikte tavan yapmak, süt bitti stresi yaşamak, mutsuz olmak İS-TE-Mİ-YO-RUM! Tekrar arayıp giydirmek vardı da, artık daha fazla negativite istemiyorum hayatımızda.

2 aydır ne dedilerse yaptım ama içgüdülerim birşeylerin yanlış olduğunu söylüyor. Babanla oturduk konuştuk. Fügen Hanım’a gitmeyeceğiz artık. Hatta başka doktora da gitmeyeceğiz! İkinci, üçüncü görüş alıp kafamızı karıştırmayacağız. Hatta kademeli olarak diyeti ve aldığın ilaçları da keseceğim. Çünkü canım öyle istiyor!

Az önce 3. bakamayıcını da gönderdim. Şimdi işe dönmeme 1,5 ay kala, gönlüme göre birini bulabilecek miyim bilmiyorum. Diyeti bırakmakla doğru yapıp yapmadığımı da bilmiyorum. Tek bildiğim şu anda çok huzurlu olduğum. Bugünlerimiz saçma endişelerle geçemeyecek kadar kıymetli canım oğlum benim. Verdiğim geçici rahatsızlık için özür dilerim…

Zıkkımın kökü

Dün akşam kıymasız domatesli patates yemeği ve domatesli makarna yedim. Bugün ne oldu bil? Sen ishal oldun! Tam 7 kez kaka yaptın. Domates mi dokundu yoksa sütüm artsın diye içtiğim kayısı kompostosundan mı oldu acaba? Demir damlasını kestik o etkilemiş olabilir mi? Yok yok daha keçinin etkilerini atamadık galiba üzerimizden. Yoksa dün durdurulamaz bir hızla emeklemeye başlayıp bütün günü taşların üzerinde bir oradan bir oraya emekleyerek geçirince üşüttün mü? Şimdi domatesi kesmeli mi kesmemeli mi?

Ben bu bitmez tükenmez soruları sormaktan çok sıkıldım. Kafam da çok karıştı. Doktorun Sema Hanım’a telefon açtım. Ben bıdıdı bıdıdı anlatırken kadına fenalık geldi tabi. NİHAN STOP! dedi ve başladı terapiye.

” Kendine gel, sakin ol! Zorlu bir süreçten geçiyorsun, haklısın ama sihirli değnek beklemeden önce sabırlı olmalısın. Ben doktor olduğum halde kendi çocuğumun alerjisinin içinden çıkamadım. Sen de kendi kendine doktorculuk oynama, bu kadar sorgulama.  Sana ne deniyorsa onu yap, belirtileri not al ve doktorunu ara. Bırak onun kafası karışsın, bırak sana ne yapacağını o söylesin. Senin sakin olman gerek, senin sütün bize lazım!”

Telefonu kapattığımda gözümden yaşlar süzülüyordu. Hakkaten bana ne oluyor böyle? Bu ben değilim. Ben normalde sakin bir anneyim, endişeli filan da değilim. Belirsizlik+açlık+uykusuzluk ayarlarımı bozdu! Baban gelip beni gülme krizine sokup fabrika ayarlarıma geri getirdi saolsun.

Telefonda tüm söyleyeceklerimi söyleyemem diye Fügen Hanım’a öyle bir mail döşendim ki! Oh be rahatladım. Şimdi o düşünsün bunların ne anlama geldiğini, hakkaten bana noluyor?  Babana gönderdiğim maili okudum, “Siz en iyisi zıkkımın kökünü yiyin hanfendi” diyecek bence dedi. Düşün yani neler yazdım 🙂

Sabah Can Ali’nin annesi ile konuşup onun başına gelen yeni gelişmeleri duyunca acaba bir doktora daha mı gitsem diye düşünmüştüm. Ama şimdi vazgeçtim. Bu işi daha fazla sorgulayıp iyice kafamı karıştırmayacağım. Biraz daha kafam atarsa tüm ilaçları kesip diyeti bırakıp bir 15 gün  de öyle geçireceğim. Bakalım kilo alman hakkaten diyetten mi yoksa o da mı bir tesadüf?

Suçlu keçi mi?

Bilmiyorum. Bunların hepsi tesadüf mü yoksa suçlu keçi mi? Salı akşamı keçi sütlü dondurma yedim, çarşamba sabahı sen de ben de keçi peyniri yedik. Sen nasıl da ağzını şapırdata şapırdata yedin, oh be dedim içimden. Derken o gün 5 kere kaka yaptın hafif yumuşağımsı. Hadi dedim belki tesadüftür. Perşembe sabahını da aynı şekilde geçirdik. Kahvaltıdan sonra sen yürüyüşe çıktın geldiğinde yanakların pütürlü ve kızarıktı. Soğuktan gelip sıcağa girdin ondan olabilir, 3 aydır büyümediğin için bu mevsimlik alındığı halde sana büyük gelen montunun yanağına değen fermuarlardan olabilir, ya da keçi alerji yapmış olabilir. Hangisi acaba? Akşamına da yine 23.30-01.00 arası çok ağlayınca, keçiyi kesme kararı aldım. Tam da anneanenle keçi sütlü tatlılar serisine başlayacakken yine hevesim kursağımda kaldı.

Bir belirti verir demişti ya Fügen Hanım bunlar belirti herhalde. Niye aramıyorum kendisini? İçimden gelmiyor çünkü. Karşısındayken alamadığım cevabı telefonda alabilir miyim bilmiyorum. Pazartesi  domatesli yemeğe başlayacağım, Cuma domatesin kendisine, sonraki Pazartesi de seni tarttıracağım. Ondan sonra telefon açıp adam gibi konuşacağım, gerekirse Aralık ortasındaki randevumuzu erkene çekeceğim.

Artık durumu kabullenme kararı aldım. Yakın bir gelecekte eski yeme düzenime kavuşamayacağım. Ben değil miyim değiştiremeyeceğim şeylerden şikayet etmeyen? Sustum ve oturdum.

Bu ne perhiz bu ne alerji?

Şu kısacık annelik tarihimin en sıkıntılı günlerini yaşıyorum herhalde canım oğlum benim. Böyle sıkıntılara itirazım yok tabii ki, çok şükür demeden anlatmaya başlamak istemem.

Ben birşeylerden şikayet etmedikçe, daha doğrusu etmemeyi tercih ettikçe herkes senin bir melek olduğunu düşünedursun işin aslını sadece sen, ben ve baban bilebiliyoruz. İlk diş sancılarınla başlayan alejik sıkıntılarınla devam eden bu süreçte, tam 2 aydır gecede en az 4, en fazla 9, ortalama 6 kez kalkıyorsun. Ya emiyor ya da bağırsaklarındaki hareketlilik nedeniyle kıvranarak 1-1,5 saat boyunca ağlıyorsun. Aslında bunlar bize çok tanıdık, ilk iki ayını da böyle geçirmiştik. Başta salgılanan hormonlardan mıydı yoksa mutluluk sarhoşluğundan mı bilmiyorum ama ben bu kadar yorgun hissetmiyordum kendimi o zamanlar. Şimdi leyla gibi geliyorum odana, hafiften duvarlara çarparak! İyi ki diyorum iyi ki henüz işe gitmiyorum.

Gelgelelim diğer konuya, AÇIM! Üstelik alışık da değilim. Yedim, aylardır öyle güzel beslendim ki. Şimdi yiyebildiklerim bazılarına aman canım ne var dedirtsede ben bu konudan oldukça muzdaribim. Mesela tatlılar yok hayatımda. Hamileyken şaşırtıcı şekilde canım en sevdiğim şeyi tatlıları istememiş, ama seni doğurduktan hemen sonra çılgınca yemeye başlamıştım. Şimdi yiyebildiğim tatlılar anneanenin süt yerine gazozla ve yumurtanın sadece sarısını kullanarak yaptığı sade kek, suyla yapılan irmik helvası ve yeni deneyeceğim şekerpare ile ayva tatlısı. Tabi hepsi zeytinyağlı. Gerçi ben tatlıya tatlı demem içinde çikolata olmadıkça ya neyse! Domates yasak olduğu için sebzelerden enginar, kereviz ve pırasa yiyebiliyorum. Diğer sebzeleri de biber salçasıyla yapmak mümkün tabi ama bünye alışmış bir kere hastane yemeği gibi geliyor tatları, suyun içinde yüzen sebzeler! Çorbalar da sınırlandı haliyle sadece mercimek ve sebze çorbası içebiliyorum. Yoğurt, süt, krema kendileri yasak olduğu gibi bir de dahil oldukları çorbalar yasak. Baklagiller biber salçası ile nispeten yenilebilir olduğundan mercimek, nohut var protein namına. Zira Dana eti YASAK. Hamilelikte tavan yapan kırmızı et aşkım, doğumhanede bile sayıkladığım iskender yasak, köfte yok, hamburger yok, bonfile yok, mantı yok. Kuzu eti var, ama yiyebilene. Aç kalınca insan herşeyi yer derler ama yok ben yiyemedim kuzu şiş, kuzu külbastı denedim, sevenlere saygı duymakla beraber bana plastik çiğniyormuşum gibi geldi ki kokusundan bahsetmiyorum bile. Adana kebap sırf kuzudan yapılıyor diye diretiyor baban, bizim kebapçının ustasıyla konuşacağım eğer öyleyse kimse tutmasın beni her akşam yiyebilirim. Tavuk ve balık serbest. İçimde tavuk ve hamsi ağacı çıkacak yakında. Bir tavuklu pilav, bir hamsili pilav yiyorum değişik olsun diye. Pirinç, bulgur ve ucuz makarnalar serbest. Pahalı janjanlı makarnalarda yumurta varmış diğerlerinde yokmuş. Patates kızartması serbest. Karbonhidratın dibine vurmuş vaziyetteyim anlayacağın. Meyvelerden elma, armut serbest niyeyese canım istemiyor, aklım hep mandalina da kivi de ananasta! Zırt pırt atıştırdığım ceviz, fındık, badem üçlüsü yasak olduğu gibi süt yapan dut kurusu da yok. Peynirsiz bir hayat düşünemiyorum derdim hep, artık düşünebiliyorum, hatta düşünmekle kalmıyorum bizzat idrak ediyorum. Simit peynir, domates üçlüsü olmadan kahvaltı mümkünmüş. Haftasonları kahvaltıya gitmek kabusum oldu resmen. Tabi buna kahvaltı denirse zeytin tanecikleri ve ayva reçeli. Sabah sabah sinirlerim bozuluyor o tabağı gördükçe. Zaten ilk başlarda neye elimi uzatsam yiyemediğimi fark edip, hiçbirşey yememeye başlamıştım ki sağdığım süt 20 cc’ye kadar düşünce  anneanen gelip olaya el koymuştu.

Bir yandan da süt stresi var. Yaşıtların yoğurdun, muhallebinin kitabını yazarken, senin bunları yiyeceğin günler ufukta bile gözükmüyor. Beslenemiyorsun diye endişeli değilim. Biliyorum ki ilk 1 yıl anne sütü ana besin, diğerleri tadımlık. Varsayalım ki sevmedin ondan yemiyorsun. E peki ya anne sütü biterse ne yapacağız? Non-alerjen mamalar varmış ama bunca ay emen bir çocuğun onun tadına alışması çok zormuş. Hadi şimdi evdeyim zırt desen emiyorsun zurt desen emiyorsun da işe dönünce ne olacak? Zaten şimdi stok yapamıyorum bir de işe dönünce sana süt getirememekten korkuyorum. Plan şuydu: zaten 10 aylık olacaksın, gün içi tonla şey yiyeceksin, sabah çıkmadan, akşam gelince ve gece boyunca emzirirsem süt getiremesem de sorun olmayacaktı. Şimdi sadece öğlen sebzen, akşamüstü meyven var. Onun dışında hep anne sütü veya anne sütüyle yapılmış ek besinler ( 7 tahıllı, sütsüz pirinçli, mısırlı çavdarlı)yiyorsun- ki bunları ne kadar yediğin tartışmalı. Gerçi iyi oldu bana, ben değil miydim sebze çorbasına başlayınca mutsuz olan, benden ayrılıyorsun gibi hisseden, al bana işte tıpkı ilk günlerdeki gibi yapıştık yine. Neden gece seni bırakıp çıkmıyormuşum, neden gündüz kendimi sokaklara vurmuyormuşum? Peki sen uyanınca ne yiyeceksin biri bana bunu söyleyebilir mi? Sana olan düşkünlüğümün kulislerde “Ama bu da sağlıklı değil canım” dedikodularına sebep olsa da ben gayet iyiyim. Hey gidi ne günlere geldik çocuğundan bunalmak normal, bunalmamak endişe verici!

Tüm bunların hepsinin üzerine işe dönmeme az kalmasınının ve hala ısrarla bakıcına alışamamış olmamın yarattığı sıkıntıyı da ekle. İşte tam  bu ruh hali içerisinde bugün Fügen Hanım’a kontrole gittik.  Kilo almadıysan ne yapacağıma karar vermeden önce Saray Muhallebicisini yağmalama kararı aldım yolda giderken.

Amaaaa sen 13 günde 230 gr almış ve 1,5 cm uzamışsın. Bu son 3 ayın rekoru 🙂 Aynı hızla 1 aya tamamlarsak 450 gr ve 3 cm civarı birşey olur ki 8. ay için gayet iyi bir kilo alımı bu. En azından emeklerim boşa gitmemiş. Sonra Fügen Hanım profesörlüğünü gösterdi ve ilk seferin aksine beni hiç tatmin etmeyecek 3-5 laf edip bizi sepetledi. Kan testlerin tamamen temiz, alerjinin a’sı ble yok değerlerde. Semptomları takip edeceğiz dedi. E neden yaptık o zaman testleri diye çıkışınca çıksa fena mı olurdu bilirdik dedi. Hani vardır ya, ya çıkarsa? Öyle bir davrandı ki sanki senin hiçbirşeyin yok ben de panik yapan anneyim. Sanki konu çözüldü, boşuna vaktini alıyoruz!

Zantac ve demir damlasını kesiyoruz, sabah ve akşam 7 damla Zaditen başlıyoruz. Tek tek alerjen olduğunu düşündüğümüz besinleri yemeye başlıyoruz. 5 gün sen de ben de keçi peyniri yiyecekmişiz, sonraki 5 gün ben domatesli yemek, sonraki 5 gün bizzat domatesin kendisini yiyip 15.günün sonunda kendi doktorumda seni tarttırıp ona bilgi verecekmişim. Bu arada bu yediklerin dokunursa kesecekmişim. Nasıl anlayacağım dokunduğunu? Mutlaka anlarsın! Fügen Hanımcım bu çocuğun vücudundaki pütürler geçmedi, poposu hala kızarık, geceleri hala uyumuyor, semptomlar hiç azalmadı ki ben bunlar dokununca anlayayım? Mutlaka bir belirti verir! İyi dedik çıktık. Babanda ve anneanende bir bayram havası, bense durgun ve kafası karışık. Bu işten tek anladığım alerjin ciddi boyutta değil ve ben bugün Mado dondurma yiyebilirim. Sevmiyorum işte profesör sevmiyorum!

Daltonlar ve Calamity Jane

Önce x-raydeki güvenlik görevlilerini çıldırttık. Niye geçmiyorsunuz hanfendi? Hamileyim, ben de, ben de… Sonra yöneticilerimizi. Nasıl yani hepsi mi hamile? Ne yaptık ettik 2-3 ay arayla hepimiz hamile kalıp 2010 model 4 erkek annesi olmayı başardık. Bir de Calamity Jane’imiz var ki bizi beklemeyip önden gelen onu da ekleyince bu çete tadından yenmez oldu.

Çete tam kadro ilk buluşmasını bugün yaptı. Oğlanların adlarının karıştığı, kimin kimin çocuğuna baktığı belli olmayan, bol emzirmeli, beklenen kaosun aksine sakin, huzur dolu bir gün geçirdik kocalarla birlikte.

Dördümüzün aynı anda hamile olduğu tarihi kareyi de buraya eklemek istedim. Artık gelenekselleşecek bu buluşmanın yeni kareleri ile zamanda yolculuk yapacağız belli ki. Lal önde, filinta delikanlı Alp, sen, artist Batu ve yakışıklı Doruk arkada komik bir ekip olacaksınız ve biz sizi izlemeye doyamayacağız.

Bir işin bana kazandırabileceği en büyük hazinem canım arkadaşlarım sizler ve çocuklarınız iyi ki varsınız…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company