Tag Archives: 18.ay

18.ay kontrolü

Günü gününe 18.ayın itibariyle 79 cm ve 10.2 kg ebatlarındasın. Sevgili doktorun Kadir Tuğcu boyunun ortalamada, bir ara açığı bayağı kapattığın kilonun ise halen ve ısrarla 900 gr eksik olduğunu belirtti. Ha bu konuda ne yapacakmışız dersen tabii ki hiçbir şeymiş! Anne sütünü kestiğimizi ve kesinlikle inek sütü içmediğini söylediğimde ise “3 gün aç bıraksan öyle bir içer ki, ama sen kıyamazsın, boşver onu da içmesin, bomba gibi çocuk işte, hepsi Necdet Tosun olacak diye bir kaide yok” diyerek liberal yaklaşımın dibine vurdu! Süt içmeye alışman için mini bir öneri yaparak sana süt katılmış milkshake kıvamındaki sade dondurmayı kaşık kaşık yedirmemizi söyledi. Böylece sütün tadına alışma olasılığın çok yüksekmiş. İzin verdiğim tek abur cubur olan dondurmayı daha sık teklif etmeye başladık. Gerçi bir iki yalayıp bırakıyorsun ama olsun denemesi bedava.  Tek dikkat etmemiz gereken 500 ml süt ürünü almanmış, ister süt iç, ister dondurma,muhallebi, yoğurt, peynir ye, sana kalmış. 18. ay itibariyle dakika şaşmaz günlük programın aynen böyle:

06.30 Kalkış- anne ile oyun zamanı

07.30 Anne&babayı uğurlama&kahvaltı(Sunulan lezzetler: peynirli omlet, kaşarlı tost, zeytin, tereyağ&bal- Yenilen lezzetler: bazen hepsi, bazen hiçbiri!)

08.00-09.00 Evde çeşitli aktiviteler(yatak kapama, oyuncak toplama, çamaşır yıkama vs..)

09.00-11.00 Mahallemizi tanıyalım(evin günlük alışverişini yapma, sokakta dolaşma, oynama vs..)

11.00 Muhallebi&meyve saati

11.30-14.00 Öğle uykusu

14.00 Et&pilav/makarna+yoğurt/ayran+meyve

15.00-17.00 Park zamanı

17.00 Muhallebi&meyve saati

18.30-19.30 Anne&Baba hatta Oğuz ile çeşitli oyunlar

19.30 Akşam yemeği (evde ne varsa ne kadar istersen)

20.00 Banyo&uyku

Yaklaşık 5 gündür süregelen öksürüğün varken kontrole gittiğimiz için ayrıca sevindim çünkü öksürüğe kesinlikle ilaç verilmemesi gerektiğini söyleyen doktorunun ne önereceğini merak etmekteydim. Yine kocaman bir hiç dedi! Vücutta bir mikrop varken yeni mikroplar giriş yapamazmış. Bu nedenle bu tip ciddi olmayan öksürükleri ve burun tıkanıklıklarını pek severmiş kendisi. Vücut bu mikrobu ciddiye almadığı için savaşmaya çalışmaz, süründürür gibi gözükse de daha tehlikeli mikropların girişine engel olduğu için faydalıymış. Enteresan bir bakış açısı olmakla beraber bana mantıklı geldi. Sadece yatmadan yatağına cold mix damlatmamızı istedi. Gerçekten de 2-3 gün sonra öksürüğün geçti yerini hafif bir burun akıntısına bıraktı. Umarım bu kışı da böyle ufak mikroplarla atlatırız canım oğlum.

Kemik, kas gelişimini ve hareketliliğini çok iyi buldu. Sen “Amca doktor iğne yaptı, Memir bacak acıdı” dedikten sonra konuşmana inanamadı. Çok konuşan bir kız çocuğu gibi olduğunu söyledi. Geceleri çok sık uyanman ile ilgili yaptığı yorum yine beni benden aldı. “Hangi çocuk uyuyormuş ki, uyuyor diyen anneler yalan söylüyor” dedi! Gerçekten komik bir adam kendisi. Arada sadece Hepatit aşısı için uğrayacakmışız onun dışında 2 yaşına kadar ciddi bir hastalık olmadığı sürece Amca doktorun kapısını çalmayacakmışız.

1 ay 1 foto uygulamamız sonuna yaklaşmak üzere zira o kadar hareketlisin ki ayakta bana bakarken ve net bir fotoğrafını çekmek giderek imkansızlaşıyor.

Yazlık Günleri

Eskiden arkadaşlarımla tatile gitmek için sabırsızlanır, ailemle tatile gitmeyi sıkıcı bulurdum. Evlendikten hele de çoluk çocuğa karıştıktan sonra, aslında içten içe onlarla olmayı ne kadar özlediğimi, tıpkı eski günlerdeki gibi onların güvenli kolları altında tembellik yapmayı ne kadar istediğimi fark ediyorum. Hele de ne tatillerde, ne hafta sonlarında hiç dinlenemediğim şu günlerde Çandarlı’daki yazlığımız dünyanın en güzel otellerinden, en güzel plajlarından daha cazip geliyor açıkçası. Eğer yeterince eğlenceli bir anne&baba olabilirsek, belki sen de bu huzur ve güven ortamını arar,büyüdüğünde bizle vakit geçirmek istersin diye umuyorum canım oğlum.

Uzun bayram tatilini fırsat bilip, İtalya’dan döndükten tam 1 hafta sonra soluğu yazlıkta aldık. Git git derinleşmeyen bir deniz, denizin hemen önündeki 1 dönüm bahçeli evimiz, sana bakmak için kuyrukta bekleyen bir anneanne, bir dede, bir büyük dayı, bir yenge, bunlara bir de bizimle gelen ablan eklenince vahaya düşmüş gibi oldum gerçekten. Seni oraya bırakıp kendimiz tatile gitsek inan bu kadar keyif almazdım. Yani hem seninle olmanın, seni izlemenin keyfi var hem de sana bakmakla ilgili en ufak bir sorumluluk yoktu. Bir anne daha ne ister ben bilemiyorum.

Sütle vedalaşmanın 8.gününde gittiğimiz yazlıkta özellikle sabahları en geç 06.00’da oldukça huysuz olarak güne başlıyordun. Seni hemen yan odaya devrediyor, bizse babanla bir güzel uyumaya devam ediyorduk. Onlarsa sabahın 7’sinde parka gitmek, arabanın içerisinde vakit geçirmek, traktöre bindirmek gibi aktivitelerle seni oyalıyorlar kahvaltını ettirip denize götürüyorlardı. Sen 11 gibi uyumak üzere geri geldiğinde, biz yataktan yeni çıkıyor, senin uyuduğun 3 saat boyunca kafamızı dinliyorduk. Öğlen yemeğinden sonra maaile denize gidiyor akşam 6’ya kadar orada vakit geçiriyorduk. Akşamüstleri yemeğe kadar geçen sürede ise komşuların torunlarına tonla oyuncağın yığıldığı kocaman bahçemizde oynuyor, biber topluyor, bahçeyi suluyorduk. Plajdaki abi arkadaşlarına ek olarak bir de köpek arkadaşların vardı ki onlarla oynamanı izlemek görülmeye değerdi. yemeğini yeyip, banyonu yaptıktan sonra 8 dedin mi yorgunluktan bayılıyor ama ne hikmetse gecede bilmem kaç kez uyanmaya devam ediyordun. Anneanenle deden seni odalarında yatırmaya cesaret bile edemediler öyle diyeyim sana! 

Bu tatilden tarihe not: ilk 3 kelimeli cümleni-Dede çöp attı- söyledin. Hemen arkasından da “Biz adda geldik”, “Baba neeen(araba sesi) yaptı” gibi çeşitlemelerle bizi eğlendirdin. Arabalara, anahtarlara olan bu aşırı düşkünlüğün sayesinde oto koltuğu huysuzluklarını da geride bıraktık gibi gözüküyor. Giderken ve gelirkenki bayram trafiğine rağmen şimdiye kadarki en rahat yolculuklarımızı geçirdiğimizi söyleyebilirim. Ağlasan da çatlasan da patlasan da bugüne kadar seni oto koltuğundan hiç çıkartmadım. Demek ki sabreden derviş muradına erermiş. Bizimki oto koltuğunda hiç oturmuyor deyip pes etmemek gerekmiş!

Senin için her detay düşünülmüş, park yatağın ve İKEA mama sandalyen hazır edilmiş, buzluğa dizi dizi pirzolaların atılmıştı. Seni nerdeyse 3 aydır görmeyen anneanne ve deden sonlara doğru sabah 6’da kalkmaktan su kaynatsalar da varlığından o kadar memnun görünüyorlardı ki seni bu kadar geç oraya götürdüğüm için kendimi kötü hissettim. Hele de senin orada olmaktan bu kadar mutlu olduğunu gördükten sonra! Bu kışki performanslarına göre seneye seni sadece ablanla 1 haftalığına misafir edebilirler belki kim bilir?

Sürpriz veda

21 Ağustos Pazar akşamı sen tam 17 ay 9 günlükken anne sütü ile vedalaştın. İkimizin de beklemediği bir anda öylece gerçekleşiverdi. İkimiz de üzüldük, zorlandık ama senin olgun tavırların sayesinde bunu da atlattık canım oğlum benim. Çılgınca emmek isteyen ve bunu toplum içinde hem sözle hem de üstümü başımı parçalayarak dile getiren bir oğul, hafiften masumiyetini kaybetmiş bir emzirme ilişkisi, bitmek bilmeyen gece uyanmaları, tatil öncesi karşımıza çıkan ufak bir sağlık problemi, 3 ay kadar kullanmam gereken bir ilaç, ilacın sana zararlı olup olmadığı konusunda fikir birliğine varamayan iki doktor, kafası karışık bir anne, derken bir karar verdim. Bu kararımda yukarıdaki faktörlerin hangisi ağır bastı bilmiyorum, ya hepsinin birleşimi ya da hali hazırda olan tüm faktörlere ilaç konusunun eklenmesi. Sanırım beklediğim cevap bana gelmişti, emzirmeyi bırakacaktım.

Yine hiçbir şey bilmeden, hiçbir şey okumadan kendi kafama yatan planı yaptım. Tatil boyunca seni dilediğin gibi emzirecek ama her emzirme sonrası dönünce artık emmeyeceğin konusunda propoganda yapacaktım. Döner dönmez 2 gece alışman için bekleyip Pazartesi itibariyle tamamen kesecektim. Orada acı kelimesini öğrenip acıyan dişini, düştüğünde acıyan kafanı filan göstermeye başlayınca ben de bu kozu kullanmaya karar verdim. Her emzirmeden sonra “Acıyor annecim o yüzden dönünce süt gelmeyecekmiş” dedim. Anladın mı anlamadın mı bilinmez keyifle emdin. Ben de son emzirmelerimiz olduğunun bilincinde olarak keyifle(ilacın zarar vermediğini umarak) emzirdim. Döner dönmez doktor kontrolünde ilacın işe yaramadığı mini bir operasyonla kökten çözüm sağlanacağını öğrenince hemen kararımdan caydım. Madem ilaç yoktu o zaman biraz daha böyle gidebilirdik.

Sonra babanla konuştuğumuzda 15 gün boyunca sana yapacağımı söylediğim bir şeyi yapmazsam, bunun büyük bir tutarsızlık olacağı ve senin bir daha benim söylediklerimi ciddiye almaman gibi bir sonuç doğurabileceği konusunda fikir birliğine vardık. Kimine saçma gelebilir ama sana başından beri yetişkin gibi davranıyoruz. Bizim için kendi aramızda tezat olmamak, sana karşı tutarlı ve dürüst olmak en önemli ebeveynlik kuralları. Duygusal yaklaştığımda kararımdan caymaya meyil ettiysem de mantıklı düşününce söylediğimin arkasında durmaya karar verdim. Pazar akşamı seni son kez emzirdim, sütün bittiğini ve bir daha hiç emmeyeceğini söyledim, el sallamanı istedim ve vedalaştık.

Gece emzirmesini 1,5 ay önce kestiğim için gece kalkışların sorun olmadı. Ama sabah bayağı zorlandın. Kulaktan dolma bilgilerle sirke sürmek, acı sürmek veya kırmızı ruj sürmek gibi yöntemler olduğunu biliyordum. Ancak çok sevdiğin birşeyden tiksinerek ayrılmanı istemediğim için canım acıyor konseptinde devam etmeyi ve yara bandı kullanmayı uygun gördüm. İlk sabah görüntü seni fazlasıyla şaşırttı, bantları sökmeye çalıştın baktın beceremiyorsun bana ters ters bakıp kucağımdan inip gittin. Kendimi gün boyunca zor bir gece olacağı konusunda hazırladım. Akşam uyku ritüelimizi aynen yerine getirdikten sonra seni yatağına koydum. Meme diye ağlamaya başlayınca yine aynı cümleleri tekrar edip bantları gösterdim. Bu sefer hiç ikna olmuşa benzemedin ve deli gibi ağlamaya başladın. Sonraki geceler dinlemek ve karşılaştırmak üzere telefonuma sesini kayıt ettim. Tam tamına 10 dakika 54 saniye fasılalar halinde katıla katıla ağladın. Ben hep yanında seni sevdim ve sakinleştirmeye çalıştım. Bu kadar kararlı olmasam vazgeçmem işten bile değildi. Sonunda emziğini almayı kabul edip uykuya daldın. İşte ben de o zaman ağladım. Bir devri kapadık, büyük bir bağ koptu gibi garip hisler içerisine girdim. Ama ikinci gün canımın acısından senden çok kendimi düşündüğümü itiraf etmeliyim. Hala bu kadar sütüm olduğunu bilmiyordum, çok canım yandı. Azar azar elimle sağsam da hiçbir iyileşme olmayınca soluğu Gaye Teyze’nin ve onun hastane tipi pompasının yanında aldım. 30 cc sağıp biraz rahatladıktan sonra kuzu Nil’i sevip evime döndüm. Eve döndüğümde sen çoktan ablan tarafından yatırılmış ve hiç ağlamadan uykuya dalmıştın. Sanırım en çok işimize yarayan senin çok üzün süredir(sanırım 12.aydan beri) emerek değil emdikten sonra yatağında kendi kendine uykuya dalman oldu. Emzirmeyi ritüelin içerisinden çıkartsak da nasıl uykuya dalacağım şimdi ben gibi bir kafa karışıklığı yaşamadın. Asıl sorunu sabahları yaşadık. Normalde keyifle kalkan sen, emmeyeceğini anlayınca agresifleştin ve hep ağladın. Kendini pek sevdiren bir çocuk olmadığın için meğer ne güzel aşk yaşıyormuşuz senle sabahları, inan ben de eksikliğini çok hissettim. Her sabah farklı bir şeye dikkatini çekerek seni sakinleştirmeye çalıştım ve kahvaltını erkene aldım. Üçüncü akşam benimle de hiç ağlamadan uykuya dalınca, bu işi başardığımızı anladım. 10 günün sonunda halen her akşam ve her sabah şansını denesen de, sabah huysuzlukların devam etse de sandığımdan çok kolay bir şekilde bu süreci tamamladık. Son zamanlarda eski masumiyeti kalmasa da sanırım seninle aramızdaki bu bağı çok özleyeceğim. Bu gece yatmadan önce ilk kez bana sarılıp yanağıma minicik tatlı ıslak bir öpücük kondurdun ya beni benden aldın. Sanırım aramızdaki bağ şekil değiştirip daha farklı belki de daha güzel boyutlara geçecek, öyle hissettim bu akşam.

Bir taraftan da kendimi yorgun bir savaşçı gibi hissediyorum. Üzerime düşeni yapmış olmanın verdiği tatlı bir huzur ve yorgunluk var. Bu beden, hamilelik ve emzirme süreci toplamında nerdeyse 26 ay boyunca hiç hasta olmadı. Gıda alerjisi dönemlerinde neredeyse bitmek üzere olan sütüme ısrarla sarıldığım, özellikle işe başladıktan sonra yorgunluktan sürünerek de olsa geceleri kalkıp seni  emzirdiğim, büyümüyorsun diye verilen her türlü negatif tepkiye rağmen sana 1 damla bile mama vermediğim için kendi adıma mutluyum. Birebir alakası olmasa da şimdiye kadar bir kez bile ateşlenmemeni, hiç hasta olmamanı, ilaç kullanmamanı içten içe emzirmeye bağlıyordum.  Tek dileğim bu kışı da sağlıkla geçirmen.

Senin dilinden bu olayı özetlersek “Anne meme gok, acıooooo”

İtalyanların İtalyası

Seviyoruz işte, ailecek bilmediğimiz yerlere gitmeyi, orayı keşfetmeyi, az da olsa oralı gibi hissetmeyi. Bu yıl tam olarak anladık ki sen de bizdensin. Düzenin konusunda oldukça hassas olmana rağmen özellikle seyahatlerde gösterdiğin müthiş uyumlu tavır, gittiğin yerlerdeki tek beklentinin basit bir bebek yatağı olması, her yeni yeri keşfederken gözlerinde gördüğümüz heyecan ve aynı dili konuşmasan bile herkesle iletişim kurmaya bu kadar hevesli olman gezgin ruhun sana da geçtiğinin göstergeleri.

Yine uyku saatine getirdiğimiz İstanbul-Roma uçuşumuz, senin uçak havalandıktan yaklaşık 5 dk. sonra uyumanla vukuatsız geçti. Bildiğimiz üzere, sen uyudu mu külçe gibi uyuyan ve oradan oraya taşınabilen bir çocuk değilsin, olamayacaksın da. Daha uçak tekerleklerini yere koyar koymaz gözlerini cin gibi açıp “deldikkkkkkkkkk” diye bağırdın. O andan sonra da geceyi geçireceğimiz otelimize gidene kadar ortalıkta koşturdun durdun. Sallama, pışpışlama, yanımıza alma gibi uyku şekillerinden hiç hazetmediğinden seni tekrar uykuya ikna etmek oldukça zor oldu.

Sabah ise bu 3 saatlik uyanıklık süresi hiç olmamışcasına tüm enerjinle güne başladın. 1,5 saatlik araba yolcuğunun sonuna evimize vardığımızda kuzenin Ryan(senin dilinde Nayn) ve sen kendinizi çimlere atıp hemen oyuna daldınız. Bu tatilde iki çocuklu olmak nasıl bir şey acaba diye merak ettiğim her şeyi bizzat idrak etmiş oldum. Gözüm korkmadı dersem yalan olur ama bunda 32 aylık kuzeninin tam bir 2 yaş krizinin ortasında olmasının da etkisi var tabi. Bir de günlük programlarınız o kadar farklıydı ki sürekli birbirinizi rahatsız etmemeniniz için çaba göstermek çok yorucu oluyordu. Sen dünyanın neresine gidersek gidelim akşam 8’de uyuyup sabah 6’dan itibaren kalkıyorsun. O ise gece 11 gibi anne ve babasıyla yatıyor sabah 11 gibi onlarla kalkıyor. O kalkıyor sen öğlen uykusuna yatıyorsun, sen kalkıyorsun o yatıyor, bildiğin köşe kapmaca. Dolayısıyla dönüşümlü olarak sessiz olmanız gerekiyor. Ama gel de bunu size anlat!

Roma’nın sayfiye yerlerinden olan Ronciglione’deki evimiz tam bir yayla havasına sahipti. Sabahları hafif puslu 13-16 derece sıcaklıkta çiğ yağmış çimenlerde seni ses çıkarmadan oyalamak oldukça zor olunca çözümü arabaya kaçmakta bulduk. “Aarbaaa” ve “aaahtar” bu ara favori kelimelerin, çılgın bir araba düşkünlüğün var. Bu konuda bana çekmişsin zira baban bile araba bilgim konusunda şaşırıp kaportacı çırağı ile mi evlendim diye sıklıkla merak etmektedir. Arabamızı tanıyalım seansından sonra, kahvaltımızı edip biraz da bahçede oynadıktan sonra saat 11 gibi maaile öğle uykusuna yatıp 2-3 saat dinleniyorduk. Sonra öğlen yemeğimizi yeyip, evimizin dibindeki Lago Di Vico’ya göle girmeye gidiyorduk. Akşamüstü Ronciglione’de dondurma keyfi yapıp 7 civarı evimize geçiyor, yemek, banyo uyku ritüelimizi gerçekleştiriyorduk. Çok sakin, çok dingin, doğayla ve seninle baş başa, telefonun bile çekmediği, internetin olmadığı, bol bol kitap okuduğumuz huzurlu bir haftaydı. İstanbul’da sürekli bir şeylere yetişmeye çalışırken insan ne kadar yorulduğunu anlamıyor da arada böyle durduğunda anlıyor bu dinginliğe olan ihtiyacını. 10 yıldır sadece 11 aylık bir doğum izni molasıyla aralıksız çalıştığım için herhalde, hele de senden sonra tatiller benim için eğlence odaklı olmaktan çok uzakta artık. Sadece 2 kez civarı gezecek gücü kendimizde bulabildik. Birinde Roma’ya diğerinde de yakınımızdaki 1500’lü yıllarda inşa edilmiş Bomarzo Canavar Parkı’na gittik. Sen tam anlamasan da kuzenin Ryan bu geziden çok memnun kaldı.

Birinci haftanın sonunda nispeten daha civcivli bir yer olan Silvi Marina’ya geçtik. Evimizin deniz kenarında ve iki katlı olması sabah seanslarımızın kolay geçmesini sağladı. Amcanları uyandırmadan hızlıca kahvaltını yaptırıp 7.30 gibi inin cinin top oynadığı plajda oluyor, öğlen sıcağı bastırmadan bol bol denize giriyor, saat 11’e doğru gözlerin kapanırken evimize gidip bi güzel uyuyorduk. Uyanıp yemeğimiz yiyor, bazen denize, bazen yürüyüşe, bazen de parklara gidiyorduk.

Yemek sorun olmayacakmış gibi gözükse de şaşırtıcı bir şekilde yine sorun oldu. Dubrovnik tatilimizden peynir seçtiğini bildiğimden, bu sefer hem beyaz peynirini hem kaşar peynirini vakumlatarak yanımda götürdüğüm için sabah kahvaltılarımız sorun olmadı.  Oranın meyveli yoğurtlarını çok sevdiğin için ara öğünlerin ve turuncu kavunlarına bayıldığın için meyven de sorun olmadı. Ama iş senin ana besin madden ete gelince çuvalladık. Ağırlıklı olarak kanlı kanlı kalın bisteccalar yedikleri için sana et bulmakta zorlandık. Bulduğumuz ince etler ise genellikle sığır etiydi sen onları çiğneyemedin. Pizza yemesine yerdin ama bu tatilimizde öğrendik ki gerçek İtalyanlar-artık üşengeçlikten midir bilinmez-öğlen asla pizza yemezler, pizza fırınlarını saat 18.00’den sonra yakarlarmış. Siz burayı Roma mı sandınız öğlen pizza yemek sadece turistlere göredir diye bir de dalga geçtiler bizle! Bazı akşamlar evimizin dibindeki pizzacıdan pizza alıp getiriyorduk ama ona da çok yüz vermedin. Balıkla da aran pek olmadığından deniz mahsulü lokantalarına gittiğimizde de yarı aç gezdin durdun. Makarna cennetinde canının pilav isteyeceğini tahmin ettiğimden evden getirdiğim pirinçle sana pilav yapıyor yanında da kasaptan aldığım hamburger köftesini veya schintzel kızartıyordum. Evdeki lezzetlere en yakın bunlardı.

Senin sosyalliğine gelince, ne baban ne ben böyle olmadığımızdan seni şaşkınlıkla izledik. Farklı bir dil konuşulduğunu anladın mı bilmiyorum ama seni gören ve seven herkes ciao(çav) dediğinden hemen bu lafı kaptın. Gayet aksanlı bir şekilde hem merhaba hem de baybay niyetine herkese çau çau deyip durdun. Sahilde arkana bile bakmadan altında çocuk olan her şemsiyeye kendi kendine gidip, onlarla arkadaş olup, oyuncaklarına sulandın. Allahtan İtalyanlar da bizim gibi çocuk sever bir millet de biz ezile büzüle seni oralardan toplayacağımıza uzaktan keyifle izledik sevimli sosyalleşme çabalarını. En bomba olay 8-9 yaşlarında bir kız çocuğu sana adını sorduğu sırada yaşandı. İtalyanca adını soran kıza bön bön bakınca, kız çok akıllı bir mavera ile önce kendini sonra arkadaşlarını göstererek teker teker isimlerini söyledi. Sonra seni işaret ederek tekrar sordu. Sen de gözlerin parlayarak “Memir” diye bağırdın. O an anladım ki çocukların dili, dini, ırkı yok. Siz dünya vatandaşınız, hepiniz…

Yalnız bu tatilde ilk kez sana çok çok çok sinirlendik babanla ikimiz. Araba ve anahtar sevdan bize çok pahalıya patlıyordu az kalsın. Evden çıkmak üzereyken babandan anahtarı istedin o da verdi. Sonra senden bir an gözümüzü ayırdık ve arabanın anahtarı yokoldu. Nereye koydun oğlum diye sordukça, “orda, burada” deyip bir sürü yer gösterdin ama yok yok, yer yarıldı anahtar içine girdi! Dönmemize 1 gün var, araba kiralık, Silvi’de ofisleri yok, anahtarı kaybettiğimizi söylesek ne zaman bize yedek anahtarı yetiştirirler, yetiştiremezlerse biz 4 saat uzaklıkta havaalanına nasıl gideriz, arabayı onlar nasıl alırlar gibi binbir düşünce içinde deli gibi anahtar ararken sen adda adda diye peşimizde dolaşınca iyice sinirlerimiz kalktı. Sakince tekrar aramak için seni odanda yatağına hapis bıraktık. Biraz ağladın ama plan başarılı oldu, sakin sakin arayınca anahtarı bulduk. Bulaşık makinesinin içine atmışsın! Bu da bize kocaman bir ders oldu artık senin eline önemli bir şey vermiyoruz.

Dönüş uçağımız 23.40’da olduğu için Fiumicino yakınlarında biraz vakit geçirmek üzere plan yaptık. Önce büyük markaların %70 indirimli mağazalarının bulunduğu CastelRomano Designer Outlet’e gittik. Pek alışveriş modumuzda olmadığımızdan şöyle bir gezip çıktık. Tatilimiz boyunca gördüğümüz ilk Türklere de tam da burada rastladık. Sanırım millet olarak seviyoruz pahalı markaları ölü eşek fiyatına almayı. Alışveriş için Roma’ya giden marka meraklıları şehir içinde vakit kaybetmemeli bence.

Sonra akşam kapanana kadar Zoomarine Aqua Park’ta vakit geçirdik. Böyle büyük bir eğlence merkezi için henüz çok küçükmüşsün onu anladık. Tek ilgini çeken bahçedeki sincap ve mini tren oldu. Oradaki kalabalık da benim midemi bulandırdı. Bir yandan böyle eğlenceleri tatmanı istiyorum bir yandan da kafam kalabalıkları kaldırmıyor. Nasıl olacak bu iş bilmiyorum.

Dönüşte havaalanında bebek arabanda zorla da olsa seni uyutmayı başardım. Ama uçağa binerken arabadan kucağıma transfer esnasında yine cin kesildin. İlk kez bir uçak yolculuğunda 1 saat filan uyumadın, hatta ağladın. Emzirsem de ışıklar açık olduğu için bir türlü uykuya dalamadın. Sonunda daldığında inişe geçmiştik zaten. İner inmez uyanıp eve varıncaya kadar da uyumayınca, ertesi günü nasıl çıkartacağımı kara kara düşündüm. Sabah 5’te uykuya daldın ve 5 saat deliksiz bir uyku çekerek bana büyük kıyak yaptın. Sen doğduğundan beri ilk kez 10’da yataktan çıkınca uçakta uyumayan çocuk da fena olmuyormuş diyerek bir tatilin daha sonuna geldik.

Aşırı doz Demir yüklemesinden sonra bugün işe gelmek çok koydu ama sadece 5 işgünü çalışıyoruz ve bayramı fırsat bilip hasretinle yanıp tutuşan anneane, dedeye doğru yelken açıyoruz.İşte benim asıl tatilim de tam orada başlıyor…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company