Tag Archives: 12.ay

En sevdiğim inekler

Yeni doktorumuz inek sütüne geçebilirsiniz diye fetva verdikten sonra süt sağma makinesi ile vedalaştım. Hiç de hüzünlü bir veda olmadı zira kendisinden hiç hoşlanmıyordum. Üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Eve süt getirme sorumluluğum bittiği için çok mutluyum. En çok da neye seviniyorum biliyor musun? Artık kaç cc sütüm çıktığını görmeyeceğim! Bunu kafaya takmamaya ant içtiysem de, bir sebeple miktarda azalma meydana gelince elimde olmadan diğer öğünler için de endişeleniyordum. Biberondan süt almadığına ve kahvaltı bulamacına veda ettiğine göre sağdığım sütler büyük olasılıkla çöp olacaktı. Şimdi büyük bir zevkle makineyi üçüncü sahibi için bir güzel temizleyip hazırlayacağım:) Emekleri için kendisine teşekkürü bir borç bilirim ayrı. Yaşasın en sevdiğim inekler!

12. Ayın itibariyle yeni beslenme düzenin bu şekilde olacak:

07.00 Anne sütü

08.30 Kahvaltı (tereyağında 1 yumurtadan peynirli omlet,+1 dilim tam buğday ekmeğine kaşarlı tost+ıhlamur/süt)

09.30-11.00 Uyku

12.00  Protein ağırlıklı ev yemeği+yoğurt/ayran

15.00-16.00 Uyku

16.30 Şekersiz sütlaç veya meyve

19.00 Sofrada tadımlık yemekler

19.30 Elmalı, muzlu, inek sütünden şekersiz muhallebi

19.45 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

04.00 Anne sütü

Hali hazırda 16.30’da beni emmeden hiçbir şey yemiyorsun ama bugün itibariyle maalesef süt iznimin sonuna gelmiş bulunduğumdan artık bu arada mutlaka bir şeyler yemen gerekiyor. Umarım çabuk alışırsın.

Gelgelelim inek sütü mamulleri ile aranın nasıl olduğuna. Biberon kullanmadığın için sütü tek başına içmeyi pek sevmedin, minik bardaktan veya suluğuna koyunca iki fırttan sonra su olmadığını anlayınca bırakıyorsun. Yemeklerin yanında yoğurt yenmesinin demir emilimini azalttığını söyleyen ve bu konuda haklı olduğunu düşündüğüm eski doktorumuzdan kalma bir alışkanlıkla yemeklerin yanında yoğurt yemeyi de pek sevmiyorsun ama ayran içiyorsun. Sütlacı içindeki pirinçlerin hatırına yiyorsun ama toksan hemen burun kıvırıyorsun. Akşam muhallebinde sorun yok, daha önce anne sütü ile yaptığım muhallebiyi şimdi inek sütüyle yapıyorum. Arkadaşın Ayda’nın annesinin verdiği insider bilgiler ışığında direkt inekten süt almak yerine günlük süt verme kararı aldım.

Alerji döneminde anne sütü ile hazırladığım Bebelac Mısılı Çavdarlı ve Milupa 7 tahıllıyı saymazsak ek gıdalara geçtiğimizden beri sana meyve, sebze, yoğurt gibi hazır gıdalardan hiç vermedim. Bir şeyin üzerinde son kullanma tarihi varsa ve bu tarih 1 haftadan uzunsa maalesef bana güven telkin etmiyor. İmkânım ve vaktim varken taze taze pişirip taşırmayı severek tercih ettim. Ha zorlandığım zamanlar olmadı mı oldu tabi ama içim başka türlü rahat etmeyecekti. Şimdi Mayıs ayında 4 günlük bir yurtdışı tatili bizi beklerken bu anlayışımdan ödün verip veremeyeceğimi enine boyuna düşündüm. Şimdiye kadar gittiğimiz yerlerde “Şeeey ben bebeğime yemek pişirecektim dee” diye mutfağına girmediğim otel, restoran kalmadı diyebilirim. Bu olay yurt dışında aynı sempati ile karşılanmayabilir, ya da senin yemek saatinde çok alakasız bir yerde olabiliriz. Kahvaltı kolay omlet ve tost her yerde bulabilirim, öğlen yemeği de kolay kıymalı makarna, bonfile veya vejeteryan bir pizza ile idare edebiliriz. Sadece meyve ve muhallebi pişirme faslı beni zorlayacak gibi duruyor. Bu nedenle şeftali&muz, erik püresi ile bir tane de hazır muhallebi denedim, sorun yok yiyorsun. Oraya gidince birden bu gıdaları red etme diye, gidene kadar da haftada 1 kez filan yedirip bu tatlara da alışmanı sağlayacağım.

Tüm bu yediklerinden sonra vücudunda ve poponda çeşitli kızarıklıklar gözlemliyorum ama endişelenmeden sabırla bir sonraki kontrolümüzü bekliyorum. Zira uyku düzeninde ve keyfinde en ufak bir bozulma yok. Hatta blok 20.00-05.30 uykuları görmeye başladık ki, 1. yaşına girmek üzere olduğun bu günlerde hiç uyanmadan sabaha kadar uyuyacağın döneme yaklaştık gibi hissediyorum. Gündüzleri ise halen 2 kısa uyku uyuyorsun 1,5+1 veya 1+1 şeklinde. Oldun olası gündüz uykularını sevmediğini düşünürsek, sanırım sen hiçbir zaman blok 3-4 saat öğle uykusu uyuyan çocuklardan olamayacaksın. Olsun zaten haftada 2 gündüzümüz var onda da az uyumanı tercih ederim.

Vay be tam tamına 2,5 aydır çalışıyorum ve süt iznimin son gününe geldim. Bu sürecin ikimiz için de çok güzel bir geçiş ve alışma dönemi olduğunu söyleyebilirim. 2,5 aydır 16.30’da evde oluyor, yatana kadar seninle çok güzel vakit geçiriyorduk. Şimdi 18.30-18.45 aralığında evde olacak, seni 1,5 saat kadar görebileceğim ki bu sürenin tamamında yemek yiyor, yıkanıyor ve emiyor olacaksın. Olsun buna da şükür. Biz seninle iyi bir ekibiz, buna da alışırız değil mi tatlı oğlum?

Almanak

Davetiyenin Fikir Annesi : Ben
Tasarım Babası : Alper Enişten

1. yaşını geride bırakmaya hazırlandığımız bugünlerde, şöyle bir dönüp bakmak istedim ne zaman neler olmuş diye. İşte ilk yılının derli toplu özeti:

13.03.2010 – doğum
15.03.2010 – sünnet
18.03.2010 – ilk gezmen
24.03.2010 – göbeğin düştü
25.03.2010 – ilk banyo
23.04.2010 – ilk tatil-Şile Doğa Club
13.05.2010 –  gülücük atmalar, azalan gaz sancıları ve düzenli gece uykuları başlangıcı
10.06.2010 – ilk dönüş
13.06.2010 –  gündüz uykuları başlangıcı
03.07.2010 –  ilk uçak yolculuğu-İzmir
21.07.2010 – ilk yurt dışı tatili- Güney Fransa
31.07.2010 – ilk deniz tecrübesi- Juan les Pins sahilleri
26.08.2010 –  anne sütü dışındaki ilk tat- armut suyu
27.08.2010 – ilk sebze çorbası
31.08.2010 – kısa mesafeli emekleme
09.09.2010 – alerji şüpheleri
19.09.2010 – ilk diş sağ alt, gece uykularında bozulma
23.09.2010 – ikinci diş sol alt
13.10.2010 – tutunarak ayağa kalkma
20.10.2010 –  alerji diyetinin doruk noktası
08.11.2010 – pata pata emekleme
12.11.2010 – alerji diyetini bırakma kararı
19.11.2010 – üçüncü diş sağ üst
21.11.2010 – Güler işe başladı
01.12.2010 – tay tay durma, sıralama
23.12.2010 – dördüncü diş sol üst
27.12.2010 – gece uykuları düzeldi
03.01.2011 – anne işe başladı
04.01.2011 – el sallama ve alkış
05.01.2011 – beşinci diş üst sağ kesici
13.01.2011 – tuvalet eğitimi denemeleri
22.01.2011 – altıncı diş üst sol kesici
23.01.2011– ev yemeklerine geçiş
27.01.2011– ilk adım
01.02.2011– buraya kuş konmuş
23.02.2011– yedinci diş alt sol kesici
26.02.2011– yürüme
06.03.2011– inek sütüne geçiş

Yeni doktordan inciler

Ben bu çocuğun hiçbirşeyi yok dedikçe birşey çıkmak zorunda mı? Sen misin hoşçakal alerji diyen, al sana der gibi resmen! Test sonuçlarında karaciğer enzimlerin yine azıcık yüksek(SGOT-AST 62), geçen seferkinden farklı olarak inek sütü alerjisi pozitif(SpIgE Cow’s Milk 0,57), diğerleri temiz. Doktorunun tavsiyesi yine sana ve bana mutlak diyet! Yani annelik tarihimin en zor günlerine geri dönüş. Ben  değer çok düşük diye itiraz eder gibi olunca hekim olarak görevinin teşhis koymak olduğunu, tedavi önerisine uyup uymamanın benim tercihim olduğunu sert bir dille ifade etti. Artık seni takip edemezmiş, bizim bir pediatrik gastroentologa gitmemiz gerekiyormuş. Ama doktor da tavsiye etmeyecekmiş çünkü benim o yönüm kuvvetliymiş, nasıl olsa ben araştırır en iyisini bulurmuşum. Biraz ironi sezdim, rahatsız oldum. Ben şampuanımı bile değiştirmekten hoşlanmayan biriyim, iş ki alerji dışındaki görüşlerine çok değer verdiğim doktorunu değiştireyim. Ama kendisi resmen bana gelmeyin dedi. Zaten farklı bir görüş almak için doktor araştırmış ve seçeneklerimi 4’e indirmiştim. En liberalinin görüşünü almaya karar verdim, Dr.Kadir Tuğcu. Gerçek alerjik bebeklerin sayıca çok az olduğunu savunan bu adam da sana alerji teşhisi koyarsa işte o zaman ciddiye almaya, kayıtsız şartsız ne deniyorsa yapmaya karar verdik babanla.

Aslında benim bir çocuk doktorunda aradığım kriterlerin(kadın olacak, genç olacak, profesör olmayacak, çocuğu olacak, ilaç vermekten kaçınacak, anne sütçü olacak, eve yakın olacak ve dilediğim zaman ulaşabileceğim biri olacak) kadın ve genç olmaması haricindekilere uyan bu doktor hakkında ortalıkta bir sürü farklı görüş dolaşıyor. Çok yakınımdaki üç anne arkadaşım kendisine gidiyor olmasa, seçimim bu yönde olmazdı sanırım.

Neyse Cumartesi günü kontrole gittiğimizde bizi gayet güzel karşıladı. Hakkında ne duyduysam birebir aynı şeyleri sanki bir scriptmiş gibi arka arkaya sıraladı. Yaptığı espiriler bile aynıydı. İçimden sıkılmıyor mu bu adam acaba her gelene aynı şeyleri anlatmaktan diye geçirdim ne yalan söyleyeyim. Alerji konusunda içimi rahatlattı rahatlatmasına ama kafama yatmayan bazı söylemleri de oldu. İşte Kadir Tuğcu’dan inciler:

  • Siz çok fena söğüşlenmişsiniz. Ah yavrum çocuğu boşuna delik deşik etmişsiniz. Yapılan bu testlere hiç gerek yoktu. 4 yaşından önce alerji testleri doğru sonuç vermez. Çocuk burada süt burada, verirsin sütten azıcık kızarıp bozarıp nefesi tıkanırsa aaa alerjisi varmış vermeyelim dersin bu kadar basittir.
  • Bunun dışındaki tüm ufak tefek reaksiyonlar önemsizdir, zamanla geçer. Bunca yıllık doktorluk hayatımda bunca hastamın arasında 10 yılda 1 gerçek alerji vakası görüyorum. Gerisi alerji adı altında sömürülen anne ve babalar!
  • Kaldı ki sizin çocuğunuz aylardır peynir ve yoğurt yiyormuş, büyük bir reaksiyon göstermemiş. Bunlar nedir peki inek sütü değil mi?
  • 12. aydan evvel inek sütü verilmez diyenler var. Sorarım kendilerine yeni doğmuş bir bebeğe mama veriliyorsa içeriğindeki nedir inek sütü tozu değil mi? Burada mama firmalarına büyük bir giydirme yaptıktan sonra, bu konudaki komplo teorilerinden bahsedip, anne sütünün önemi ve halen emzirdiğim için tebrik faslı ile konuyu bitirdi.
  • Tesadüfen doktora gitmeden az önce yaptığın kakayı inceleyip, neler yediğini dinledikten sonra– Kakasında hiçbir alerji belirtisi yok, bayağı büyük insan kakası yapıyor, ev yemeğini fazla bile yiyor. Çalıştığın için günde 4 kez verdiğin anne sütü yetmiyordur ona, menüsündeki süt ve süt ürünlerini arttırmanız lazım! Sadece öğlen et ağırlıklı ev yemeği yesin akşam inek sütünden muhallebi verin, sütlaç verin. Bu çocuk et, süt, yumurta ile büyüyecek, sen hiç sebze yiyerek kilo alan adam gördün mü?
  • D vitamini hariç, diğer tüm vitaminleri, demir damlasını bırakın.
  • Halen az su içtiğini söyleyince- Bu iyi birşey, anne sütü alan bir çocuk çok su içiyorsa 3 sebebi vardır. Ya çok kalın giydiriliyor ve terletiliyordur, ya çok yoğun kıvamlı mama takviyesi yapılıyordur ya da açtır.
  • Zaten çok iyi bildiğimiz, uyguladığımız ve çok faydasını gördüğümüz tavsiyeler-Çocuğu kat kat giydirme, ev soğuk olsun, hergün sokağa çıkart, çocuk soğuktan hasta olmaz mikroptan olur.
  • Gereksiz yere ilaç verme çocuğa. Aşılar 10 çocuktan birine ateş yapacak diye tüm hastalarına fitili dayayan meslektaşlarım var benim. Yazık!
  • Dikkatle muayne edip ölçüp biçtikten sonra- Beni başka doktorun yaptığı ölçümler ilgilendirmez. Bu çocuk 1 yaşına 1 hafta kala 74 cm ve 9 kg. Boyu ortalamanın 1 cm üzerinde, kilosu ortalamanın 600 gr altında. Söylediklerimi yedir, 1 ay sonra gel ben buradayım, bak nasıl kilo alacak çocuk. 1 yaşından sonra ayda 100 gr alsa bile normal, seninki 200 alsa açığı 6 ayda kapatır. Biraz ince kemikli olacak denebilir sadece. Hiç mi kafalarını kaldırıp size bakmamışlar, hiç bu anneden bu babadan küçük çıkabilir mi yahu!
  • Muayne esnasında sen adamın burnunu sıkıp kahkahalarla gülünce-Normalde bu aylarda ayrılık kaygısı başlar bu çocuk seni hiç takmıyor. Hıı evet çok uyumludur benim oğlum deyince, sen hiç kendine paye çıkartma çok güzel baktım büyüttüm diye, çocuğun yapısı budur senle alakası yok!
  • İşte hiç katılmadığım görüşü-Kamuoyundaki şeker tartışmaları gereksiz. Çiftçiler ve şeker fabrikasındaki işçiler aç kalmasın diye biz şekeri 7 kat pahalıya alıyoruz. Bakın görün 5-10 sene sonra nişasta bazlı şeker zararlı değil diye açıklama yapacaklar.
  • Anlatsa da anlayamadığım görüşü-Pekmez şekerden daha zararlı. Ayrıca kan filan yapmaz hurafedir. Eskiden şeker pahalı olduğu için, çocuklara reçel yerine pekmezi önerdiler kan yapar hurafesi ile. O günlerden bugünlere geldik. E ama hocam biri meyve şekeri, vücudun kolaylıkla yakabileceği türden şeker– Biri glukoz diğeri fruktoz, glukoz daha zararlı çünkü bla bla bla…..Diyorum ya anlamadım. Ben şeker yerine pekmez vermeye devam edeceğim.
  • Kesin yanlış olduğunu bildiğim görüşü- Piyasadaki tüm sütlerin içeriği aynı, sadece paketleme şekli ile günlük süt ve uzun ömürlü süt diye ayrılıyorlar.

Özetle ben herşeyin en iyisini bilirim, benden başka herkes hikayedir tarzında bir muayneydi. Yani normalde benim hiç hoşlanmadığım, yeniliklere kapalı, yaşlı, dediğim dedik doktor tipi. Bir yanda tonla ailenin muzdarip olduğu alerji gerçeği, bir sürü doktorun topluca fikir birliği etmişcesine verdiği diyetler, diğer yanda hiç birşey yok diyen bi doktor? Şu anda tecrübesine saygı duymak fazlasıyla işime geliyor. Bunca çocuk görmüş, sende bir terslik olsa kesin anlardı diye içimi rahatlatıyorum.  Söylediklerini de denemeye değer buluyorum, birkaç ay da böyle gidelim bakalım.

İçgüdülerime güvenerek yola devam ediyorum ama sormadan da edemiyorum annelik niye hep bu ikilemlerle dolu?

Minik penguen

Babanın adının kimyasal element numarası ile doğum tarihin arasında kurduğu bağlantıyı daha önce anlatmıştım. Biz senin 26  Şubat’ta doğmayarak kızlara anlatacak değişik hikaye bulamayacağını sanaduralım, sen ani bir mavera ile 26 Şubat’ta tam 11 ay 13 günlükken yürümeye karar verdin. İlk adımından tamı tamına bir ay sonra. Aslında çok akıllı bir bebek olarak annen yürüdüğünü görebilsin diye Cumartesi günü yürüdün ammaaaa annen yine iş için bir eğitimde olduğu için ilk seriyi göremedi.

Baban sana tüm gün bakmaya cesaret edemediği için planı önceden yaptık. Sabah seni bırakırken geç kalmayayım diye Cuma akşamından anneanene kamp kurduk. İlk yatıya kalma simülasyonunu yapacak, seni onların odasında yatıracak, ben de aylar sonra ilk kez deliksiz bir uyku çekecektim. Aslında gayet güzel uyudun ama 4.30’daki ilk kalkışında anneanen ağzına emzik verene kadar ben uyandım, sonra da bir daha uyuyamadım. 05.50 gibi ikinci kalkışında anneanen seni bana getirdi, emzirdim geri yatırdım. Yatağında güzel sesler çıkararak uykuna geri dönmeye çalışırken, anneanenle deden gülme krizine girdiler. Hal böyle olunca sen zaten farklı bir evde olmanın merakıyla tamamen uyandın. Ben azimle gelmedim yanınıza ama sonunda dayanamayıp bir gittim ki anneanen almış bir güzel seni ayağında sallıyor! Yuh dedim yaaa bu çocuk ne zaman öyle uyudu, niye böyle birşeye gerek duyuyorsunuz diye uyku sersemi söylendim durdum. Biliyorum bir gecede buna alışmazsın ama yine de daha önce hiç yapmadığımız birşeyin yapılma gerekçesini anlayamıyorum. Seni aldım, biraz daha emzirdim yanıma yatırdım filan ama bu sefer de benimle yatmaya alışık olmadığın için uyuyamadın. 06.30 gibi buyrun alın kaldırdınız oynayın diyerek teslim ettim. Yani deliksiz uyku uyuyacağım diye gitmiştik, hep birlikte mevcut uykumuzdan da olduk! Tabi yine benimle gestapo subayı, jandarma filan diye dalga geçip durdular. Anladım ki henüz seni oraya bırakmak için erken. Ne zaman akşam 20.00-06.30 kesintisiz uyumaya başlarsın o zaman deneyebiliriz, aralarda uyanman bu ekiple çok tehlikeli olabilir 🙂

Akşamüstü seni almaya gittiğimde yürüyor dediler. Bir yandan büyük teyzen, bir yandan anneannenle deden, bir yandan Sarp karşında anahtarlık telefon ne buldularsa sallamışlar sen zevkten çığlık ata ata ilk arka arkaya 7-8 adımını atmıştın. Ben yine göremedim diye üzülürken anneanen lafı patlattı, “İşe gitmesen bize bırakmayacaktın, çocuk da yürüyemeyecekti. Biz yürüttük.” Güldüm peki dedim, zira haklı olabilir. Ben seni şimdiye kadar hiçbirşeye zorlamadım, buna da zorlamak denmez tabi ama ne bileyim doğal akışında bir gün ben işten gelince bana doğru yürümeni hayal etmiştim i phone’a doğru değil!

Ben geldikten sonra yine binbir şaklabanlıkla seni yürüttüler. İçimdeki kıkırdamaya engel olamadım, sanki yürüyecek yaşa gelmemiş gibisin, küçücüksün tam yerden bitme meraklı bir cücesin. Yürürken tıpkı bir penguene benziyorsun. Seni alıp eve getirdiğimde o kadar yorulmuştun ki babana yürüdüğünü ancak bugün gösterebildik. Gece de harika bir uyku çekererek aylar sonra ilk kez bir emme molası dışında 8-8 uyudun ve beni çok mutlu ettin.

Yine felaket tellalları şimdi yandınız diyorlar, bense hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Oyun parkı, yürüteç gibi şeyleri hiç kullanmadığımız için asıl değişiklik ilk mobil olduğunda meydana gelmişti, şimdi ha yürüyerek biryere gidip birşeyleri karıştırmışsın ha emekleyerek gidip tutunup ayağa kalkmışsın, bence çok büyük bir fark yok. Tek fark ilk ayakta durmayı öğrendiğin günlerdeki gibi sürekli düşüp biryerlerini morartma günlerine geri döneceğiz o kadar. O da kısa bir süre için.

İnsanlık için küçük, kendin için büyük bir adım attın bebeğim. Bir dönemi kapattık, yepyeni bir döneme adım attık. Hoşgeldin toddler Demir…

Ni-yeeeee?

Sen misin bu ay doktora gitmek istemeyen der gibisinden, kızamık salgını şüphesi ile 9-12 ay arası tüm çocukların aşılanması, 12. aydan sonra ikinci doz aşılanması gerektiği ile ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama geldi. Hemen doktorunla konuştuk ve gerçek aşı tarihine 17 gün olmasına rağmen aşıyı yapma kararına vardık. Tekrarı konusunu bir dahaki ay konuşacağız. Yaşıtlarının anneleri ile de bir telefon trafiği çevirdik ve herkesin aynı yönde karar verdiğini öğrendik. Çocuk yetiştirme konusunda beni deli eden iki başlı yaklaşımların bir diğeridir aşı konusu. Kimi hiç aşı yaptırmamayı tercih eder, kimi de aşı takvimine uymayı. Senin anneannen yıllar yıllar evvel aşıların kötü şöhreti nedeniyle bizleri aşılatmamış bedelini tüm çocuk hastalıklarını hastanelik olacak kadar ağır geçiren çocuklar ile ödemiştir. Bakınız ben, 6 yaşında kızamık olduğumda nefes borumun tıkanması sonucu neredeyse ölüyormuşum, evdeki oksijen tüpü hala gözümün önündedir. Bu nedenle ben aşı yaptıran ikinci gruba dahilim. En doğrusu da budur diyemem ama bizim şartlarımızda en akla uygunu buydu diyebilirim.

Neyse bugün aşını olmaya gittiğimizde, herhangi bir enfeksiyon riskine karşı tüm kulak, burun, boğaz muaynen yapıldı sorun yok. Hemen hemen hiç mızırdanmadan aşını da oldun. Bir de gitmişken tekrar tartalım dedi. Seni tartıya koymamızla ufak çaplı bir şok yaşamamız bir oldu. Sadece 5 gün önce yapılan son tartında 8.900 gr çıkan sen 8.710 gr’a düşmüşsün. Nerdeyse 1 ayda aldığın kiloyu 5 günde geri vermişsin. Gözlerime inanamadım. Son 2 gündür kahvaltını etmiyor, akşam muhallebini yemiyordun ve gece huzursuzdun. 7.dişin geliyor diye hiç umursamıyor, yemek istemediğin öğünü atlıyorduk, bir sonrakini garanti yiyordun. Bunu çocuğu güzel yiyen ve kilosu iyi giden bir anne çok daha kolay söylüyordur eminim ama ben senin bunca küçüklüğüne rağmen yemek konusunda ısrarcı bir anne değilim, olmayacağım da. Sen ye diye televizyon açmam, reklamları kayıt edip seni hipnotize etmem, peşinde kaşıkla dolaşmam,  en fazla önüne kitap veya oyalanabileceğin bir oyuncak koyarım ki bu da mama sandalyesinde oturmaktan bir süre sonra sıkıldığın içindir. Tekrar tekrar sordum doktoruna benim bu yaklaşımda olmamın çocuğuma bir zararı var mı, zorla ya da hileyle yedirmeli miyim diye. Kocaman bir HAYIR dedi. “Söz konusu ilaç içmekse(demir damlası, vitamin vb.) her türlü zorlamayı yapabilirsin çünkü istemediği için ilaç içmeyebileceğini öğrenmesi hoş olmaz ama söz konusu yemekse dilerse yemeyebilir. Senin bu dönemde yapacağın, her gün her öğün aynı şeyi yedirmek pahasına ne yemek istiyorsa sürekli onu sunmaktır.” Böyle deyince bana dank etti biz öğünü atlamayacağız onun yerine gerekirse kahvaltıda da sebzeli tavuklu şehriye çorbası içeceksin.

Bu arada aynen tahmin ettiğim gibi 7. dişini doktorun buldu,  bugün çıkmış alt sol yan kesici. Asıl enteresan haber köpek dişlerinden önce üst 2 azının da aynı anda geliyor olması. Yani tüm suçlu dişler büyük ihtimalle. Ama yine de üzüldüm be oğlum ya. Niye çocuğun kilosuna taktı diye doktoruna kızarken kendimi de ni-yeeeee diye sorarken buldum. Diğer taraftan bir itiraf da doktorundan geldi “Bu kadar mutlu, huzurlu, yapması gereken her şeyi zamanında yapan, güzel uyuyan, gürbüz yaşıtları hastalıktan kırılırken daha hasta bile olmayan en sağlıklı çocuğum Demir  niye kilo almıyor bulamazsam çatlayacağım” dedi.

Pazartesi günü kan tahlillerini yaptıracağım. Umarım bu işin altından hiçbir şey çıkmasın, varsın biz çatlayalım.

Sizi tanıyorum

Sonunda 11 ay boyunca çektiğim binlerce resmi ayıklayıp içlerinden en güzel 600 tanesini seçip, neredeyse her gün bize sitem eden büyüklerimize de bastırmak suretiyle herkesin kalbini kazanmış bulunmatakyım. Burada sevgili Teknosa‘ya aile bütçemize yaptığı katkıdan ötürü teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Teknosa Fuji Fotolab diye bir uygulama başlatmış ve 10×15 ebadındaki resimleri tamına tamına 10 kuruşa bastırıyormuş. Bu işe sıkı bir bütçe ayırmam gerekeceğini düşünürken, sadece 60 TL vermek nasıl hoşuma gitti bilemezsin. Baskı kalitesi de hiç fena çıkmadı. Hele de resimlerin çoğunun seni  sevenlerin buzdolaplarını süslemek üzere bastırıldığı düşünülürse.

Hazır bu kadar fotoğraf bastırırken aylardır yapmayı ertelediğim aile ve arkadaş albümünü de hazırladım. Çok yakınlarımızı üzerilerine adlarını ya da akrabalık derecelerini yazarak bir albüme koydum. Şimdi hergün o minik işaret parmağınla bu bu buuuu diyerek albümüne bakıyor, çok eğleniyorsun. Fikir yine Montessori bloglarından…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company