Tag Archives: 11.ay

1’e 1 var

Bu ay canım doktora gitmek istemedi. Soracak bir şeyimiz yok, hasta değilsin çok şükür, keyfin yerinde, yemek yiyorsun, uyuyorsun, daha ne isteyeyim. Doktorun da sadece tartıya getirin eğer bir terslik yoksa kontrole gelmenize gerek yok buyurdu. Bugün, yani 11 ay 5 gün itibariyle 8.900 gr çıkmışsın. Tartıya göre bu ayı 280 gr’la kapatmışsın.  Yine benim için sorun yok gayet rahattım taaa ki az önce doktorun arayana kadar. Eğer Demir bu söylediklerinizi yiyorsa(ya vallahi yiyor, kadın resmen inanmıyor bana!) mutlaka kilo alması lazım, bir yerde bir kaçak var(ne demekse!), yaşında yapacağımız kan testlerini bu aralar yaptırabilir misiniz? İnsanı kendinden şüphe ettiriyor yahu. Gerçekten endişe etmem gereken bir durum var da ben mi rahatın önde gideniyim yoksa doktorun mu çok titiz inan anlayamıyorum. Tam kan sayımı, demir, alerji için son kez total IgE ve süt, daha önce yüksek çıkan karaciğer enzimlerine bakılacak. Telefonda tam anlayamadım ama sanırım bağırsaklarınla ilgili bir şeylere de bakılacak. Hiç kan aldırmak istememekle beraber yine bize laboratuar yolları gözüktü anlayacağın. Her ne kadar doktor doktor dolaşmayı sevmesem de, bu konuda çok dirensem de, sonu olmadığını bilsem de sanırım bu testleri yaptırdıktan sonra 1 yaş kontrolün için başka bir doktordan daha görüş alacağım. Niyetim doktor değiştirmek katiyen değil, sadece gerçekten endişe edilecek bir şey varsa bunu bana bir kişi daha söylesin istiyorum.

Bu ay yapabildiklerine gelince. Yürüdün yürüyeceksin. Ama çok temkinlisin,  kendini güvende hissetmediğin yerlerde, ki bu genelde ev dışında oluyor, denemiyorsun bile. Evde de etrafın boşken ayağa kalkarsan adım atmıyorsun ama 1-2 adım yakınında ben veya bir mobilya varsa ona güvenip atıyorsun. Gözü kara olmaman hoşuma gidiyor. Buraya bir kuş konmuş yapmayı öğrendin. Sabah gözünü açar açmaz parmağın avucunda bu bu buuuu yapıyorsun, o minik parmağını yiyesim geliyor. Sanırım yazmamışım geçen ay alkışlamayı öğrendiğinde de, seni yatağına uyumak üzere yatırdığımda, gece uyandığında, sabah kalkar kalkmaz hep alkış yapıyordun. Çok komik bir görüntüydü yatakta alkışlayarak oturup ağlayan halin. Sanırım yeni bir şey öğrenince 24 saat onu çalışıyorsun. Biraz alkış meraklısı olduğunu da söylemeliyim. Henüz sırasına göre dizemesen de renkli halkaları çubuğa sokar sokmaz çılgınca kendini alkışlıyor ve etrafta kim varsa alkışlasın diye suratlarına bakıyorsun. Bu ay diş yok çok şükür, gece huzurundan da belli oluyor. 2-3 kez kalkıp 1 kez emiyorsun, diğerlerinde de emzik ve pışpışla kolayca uykuya dönüyorsun.

İlk yılın son düzlüğüne girdik, hadi başlasın bol kutlamalı 12.ayımız…

1.Saklıköy Kuzen Buluşması

Bu hafta sonu Bursa’dan gelen amcan, yengen ve kuzenin Ryan ile birlikte Polonezköy’de çok sevdiğimiz bir otel olan Saklıköy’deydik. Önce bu mevsimde iki bebekle rahat edebilir miyiz diye endişelendiysek de,  şansımıza hava erken bir bahar yaşattı bize. Siz çimlerde koşup emeklediniz, biz de hasret giderdik. Ryan annesinin Faslı olması nedeniyle 3 dilli(Fransızca,Türkçe,Arapça) bir bebek olmasına rağmen konuşmayı o kadar güzel öğrenmiş ki söylediği çetrefilli sözcüklerle bizi çok eğlendirdi. Bir kere daha anladım ki siz bebek milleti ile her dönem ayrı bir güzel oluyor. Biz Ryan’ın tatlı diline vurulmuşken onlar da senin henüz yürüyememene özendiler. Zira 26 aylık Ryan 0-100 metre rekorlarını kıracak bir hızla koşabiliyor. Mekan alabildiğine uçsuz bucaksız olunca uzakta küçük bir nokta haline dönüşmesi an meselesi oluyor. Gel gör ki atları o kadar çok seviyor ki, o yerinde durmayan çocuk 45 dakika boyunca gıkını çıkartmadan ata binebiliyor. Aslında bir binicilik klübü olan bu güzel yerde,  baban ve Ryan ata binerken sen de manejde güzeeeeel bir uyku çektin.

Akşam yemeğine katılabilmek için saat 18.00 gibi seni yatırmayı denedim.  O saatte yatmaya alışık olmadığın için 45 dakika kadar yatakta tepindikten sonra uykuya daldın. Yatış o yatış, bir daha kaldıramadım. Benim seni birazcık geç yatırma ve hep birlikte akşam yemeği yeme hayallerim suya düştü tabi. Buradan çıkartacağımız sonuç: seni geç yatırmak üzerine plan program yapılmamalı, pirince gideceğim diye evdeki bulgurdan da olmamalı 🙂  İşin enteresan tarafı hem akşam yemeği yemeden hem de emmeden gece uykuna geçmiş oldun ve 6 saat sonra kalktın. Demek gece uykusu ve tokluk arasında sandığım kadar sıkı bir ilişki yokmuş, senin biyoritmin uyku saatin yaklaşınca diğer değişkenlerden bağımsız olarak uykuya geçiyormuş. Bu iyi haber sanki, hani emme faslı kapanınca uyuma, ya da benden başka birinin seni uyutması açısından bakılırsa. Peki neden hala denemiyorum? Bilmiyorum, sanırım gerek görmüyorum. Seni her akşam uykuya yatırmayı seviyorum.

Bebekleri bu derece özgür olmak istedikleri bir dönemde kucakta tutmaya çalışıp, durmayınca da ay çok hareketli bu diye şikayet etmek,  kendi keyfimiz için bir cafeye götürüp 2 saat boyunca mama sandalyesinde oturmalarını beklemek, durmayınca da ama bebekle de hiç birşey yapılamıyor diye hayıflanmak bize göre değil. Sen bize değil biz sana uymalı senin de zevk alabileceğin seçimler yapmalıyız. İşte Saklıköy böyle biryer. Gerçek bahar geldiğinde, sen de koşmaya başladığında sıklıkla buraya kaçma kararı aldık. Senin dediğin gibi dellll bahar delllllll….

Beraberlik

Ben işe başladıktan sonra bir de sabah ritueli eklendi hayatımıza. Sabah 6.30 gibi güne merhaba dediğinde seni yanımıza alıp yatakta emziriyorum. Böylece ben de bir yarım saat daha gözlerim kapalı senin kokunu içime çeke çeke dinlenebiliyorum. Hem sonrasında da uyanma özürlü babanı alarm yerine senin müdahalelerinle uyandırmak çok daha kolay oluyor. Emzirme faslından sonra, üçümüzün yatakta geçirdiği bu 5-10 dakika benim için paha biçilemez.  Fırından yeni çıkmış gibi sıcacık hafif kırmızı puf puf yanakların, gülünce kaybolan uykudan şişmiş gözlerinle seni gıdıklayan babana kıkırdamalarını seyrederken içimi kocaman bir huzur kaplıyor. Neden sonra fark ettim ki, bu huzur sadece o anın kendisinden gelmiyor, ben aslında kendi çocukluğuma da dönüyorum. Senin kadar bebekken değildi belki ama kendimi bildim bileli her hafta sonu uyanınca annemle babamın yatağına giderdim, pek tabi teyzen de gelirdi. Yatakta dördümüz öylece yatar, o hafta olanları, hafta sonu yapacaklarımızı konuşur, deden tarafından gıdıklanır, anneannen tarafından bolca öpülür, koklanırdık. Artık kalkma zamanı geldiğinde hepimiz kafalarımızı ortada birleştirir öpücük yapardık. Bunun kod adı da BERABERLİK’di aramızda. Hala hatırladığımda içimden sıcak bir şeyler akıtan bu rituelin bir benzerini senin hafızana tatlı bir anı olarak yerleştirebilirsek ne mutlu bize…

Gel gelelim günün geri kalanına. Çalışan annenin çocukları daha mutluymuş, yok kendi kendine yetermiş, çalışan anne sosyalleşir mutlu olurmuş, eve çocuğunu özlemiş gelir, çok kaliteli zaman geçirirmiş! Çocukla ilgili kısmını sen büyüyünce göreceğiz de, anneyle ilgili kısmı diyenler benim külahıma anlatsınlar. İşteki beşinci haftam bitti. Süt iznimi ilk dört hafta her gün 1,5 saat erken çıkarak, son hafta ise Çarşamba gününde birleştirerek kullandım. Ortada büyük bir problem yok çok şükür, sen alıştın, ben alışmasam da kabullendim diyelim. Ama gel gör ki ben eski ben değilim. Yorgunum, çok! Hem de işlerim henüz doğum öncesi yoğunluğuna ulaşmamasına rağmen. Sırf trafikte geçirdiğim 2,5 saat bile beni yormaya, başımın çatlamasına yol açmaya yetiyor da artıyor bile. Hafta sonu hiç dinlenemeyip, yeni haftaya yine yorgun başlamak zor geliyor. Kesinlikle daha tahammülsüz bir insana dönüştüm, sana, babana ve herkese karşı. Evet seni deli gibi özlüyorum ama buna rağmen ay keşke uyumasa da 1 saat daha göreyim filan demiyorum, bilakis 15 dk geç uyusan sinirlendiğimi hissediyorum. Bu hisler bana çok yabancı çünkü ben seninle geçirdiğim en uykusuz, en huysuz günlerde bile hiç böyle şeyler hissetmedim. Bırak lohusa depresyonu yaşamayı, teğet bile geçmedi bana. Hep nasıl olsa evdeyim, oh iyi ki evdeyim, çok şükür evdeyim diye diye geçirdim o herkesin zor diye anlattığı günleri. Babandan senin öz bakımınla ve evle ilgili hiçbir yardım talebim olmadı. Çünkü o işe gidiyordu ve yoruluyordu, bense nasıl olsa evdeydim, bugün olmasa yarın dinlenirdim. Şimdiyse işe döndük, şartlar eşitlendi. “Sen yorulma”ların meyvesini toplayacağımı sandığım bu günlerde, babanın aslında seninle ilgili hiç bir şey bilmediğini anlamış bulunmaktayım. Hareketli bebeğin altı nasıl değiştirilir? Gece hık mık eden Demir uykuya nasıl geri yönlendirilir? Nasıl yemek yedirilir? Hatta ne zaman ne yer ne içer? Öyle çok şeyi zevkle ve şevkle üzerime almışım ki şimdi bu işlerin bir kısmının babana devri için kapsamlı bir eğitim vermek zorundayım. Yoksa sen büyüyüp de baba-oğul aktivite yapacak kıvama gelene kadar bana dinlenmek haram olacak gibi gözüküyor.

Bir de süt sağma meselesi var ki beni müthiş derecede sıkıyor. Bayıla bayıla 2-3 yıl daha seni emzirebilirim ama bu süt sağma işkencesine daha ne kadar dayanabilirim inan bilmiyorum. Sen biberondan süt almadığın için aslında günlük süt ihtiyacımız sadece 80 cc, sabah kahvaltın için 40 akşam muhallebin için 40. Ben de günde sadece bir kez saat 14.30 gibi gayet sakin steril bir ortamda rahatsız edilmeden 100-130 cc sağabiliyorum. Biliyorum hem hala sağacak sütüm olduğu için hem de böyle bir ortama sahip olduğum için çok şanslıyım bunun için de koca bir şükür. Buna rağmen niye bu kadar sıkılıyorum bilmiyorum.

Kendine göre haklı sebeplerle( gögüs yaraları, emzirmeyi sevmeme, estetik kaygılar..vb) emzirmeyip sadece sağmayı tercih eden anneleri değil yargılamak önlerinde saygıyla eğilmek istiyorum. Bu işkenceye 6 ay boyunca 3 saatte bir dayanabilmek her ana yiğidin harcı değildir bence. Yani en azından benim değil. Ben emzirme insanıyım, emzirmeyi çok seviyorum, ağzın açık bir şekilde heyecanla memeye gelişini, tam o kaptığın andaki huzurunu, çıkardığın sesleri, özellikle gece sessizliğinde duyabildiğim süt sesini, bir elinle beni sevmeni, bu yakınlaşmayı o kadar çok seviyorum ki bunu bir gün bırakacağımızın bilinciyle her emzirmenin tadına varmaya fazlasıyla özen gösteriyorum.

İşte çalışan yorgun annenin güncesi şimdilik böyle sevgili oğlum…

Acemi Gurme

Evde pişen yemekleri yemeye başladığından beri evimizi tatlı bir heyecan sarmış durumda. Önce ne pişirsek ona karar veriyoruz, sevip sevmeyeceğine dair bahisleri açıyoruz sonra da büyük bir merak içinde tatmanı izliyoruz. Kendi elinle, döke saça, çokça gülerek, sevmediklerini püskürterek ilk gurmelik günlerini yaşıyorsun. Akşam yemeklerimizi hep birlikte yiyor, ne zaman bu kadar büyüdüğüne şaşıyoruz. Şimdiye kadar denediğin yemekler ve tepkilerin…

  • Tarhana çorbası – 1.deneme başarılı, 2. ve sonrakiler başarısız 
  • Mercimek çorbası – Başarısız
  • Tavuklu şehriye çorbası – Başarılı
  • Kabak dolması – Başarısız
  • Zeytinyağlı kereviz – Başarısız
  • Zeytinyağlı fasülye – Başarısız
  • Zeytinyağlı pırasa – Başarılı
  • Kıymalı pirinçli ıspanak – Başarılı
  • Havuçlu şehriyeli mercimek yemeği – Çok başarılı
  • Et sote – Çok başarılı
  • Tavuk Schinitzel – Çok başarılı
  • Pilav  – Çok başarılı
  • Makarna – Çok başarılı
  • Bulgur Pilavı – Çok başarılı
  • LAHMACUN – En başarılı

Evet yanlış okumadın lahmacun! Pazar akşamı evde yemek yok diye lahmacun söylemiştik. İçindekileri şöyle bir düşündüm ve verebileceğime karar verdim. Daha önce yemek tattırdığım dönemden biliyorum ki genel olarak baharatlarla hattta acıyla hiçbir problemin yok. Doktorun karaciğer enzimlerin yüksek diye fazla acı vermemizi tasvip etmese de azıcık lahmacundan kimseye zarar gelmez diye düşündüm. Hatta fast food çocuğu olup hamburger yiyeceğine lahmacun yemeni her zaman tercih ederim. Resmen çıldırdın, sen hayatında hiçbirşeyi yerken böyle tepkiler vermedin öyle diyeyim sana. Uzaktan elimi tutup hızlıca ağzına götürüp kahkahalar mı istersin, vermiyorum diye çığlık çığlığa bağırmalar mı, çeyrek lahmacunu götüren cool oğlumu tanıyamadım resmen 🙂 Kamera görüntülerin de var elimizde, hala bakıp bakıp gülüyoruz.

Bu yazıyı bugünler için yazmıştım işte, bakalım sana hamileyken yediklerimle senin şimdi sevdiklerin arasında bir bağlantı var mıymış? BİNGOOOOOO, etçisin, hatta lahmacun deneyiminden sonra kebapçısın diyebilirim. Bir de mercimek yemeği. Aslında birçok kişinin sevmediği zor bir lezzet ve sen bayıldın. Aynen benim hamileyken olduğum gibi.

 Bakalım sık sık bu karşılaştırmayı yapacağım, zira siz bebek milleti bi sevdiğinizi ertesi hafta sevmeyebiliyormuşsunuz. Mesela günde 2 köfte ve 180 cc yoğurdu hüpleten sen, son 2 haftadır bunların yüzüne bakmıyorsun ama teklif var ısrar yok. Bir süre unutturduk, dün yoğurdu tekrar denedik içinde elma püresi ile yedin. Sanırım artık değişiklik arıyorsun.

Dozajlara gelince her yemekten 2 yemek kaşığı koyuyorum tabağına, ana yemekten 2, pilav/makarnadan 2. Yarısını yere döktüğünü varsayarsak ikisinden de birer kaşık yiyorsun. Kimine göre az, senin küçücük midene kıyasla bence gayet yeterli. Tek kafama takılan şey tuz, başarısız olan yemekler tamamen tuzsuzdu, diğerlerinde ise 4 kişilik bir tencereye yarım çay kaşığı tuz atıldı. Şekere karşı olduğum kadar tuza karşı değilim sanırım. Bu konuyu biraz araştıracağım. 

Ağzının tadını bilen minik gurmem benim, seni, her halini çok seviyorum…

Ben yokken

Bugün ben yokken diye başlayan kaç cümle kuracağım kim bilir? Açılışı yapalım, bugün ben yokken ilk adımını atmışsın tam 10 ay 2 haftalıkken….

Telefonda öğrendim, sevinemedim, boğazıma bir yumru oturdu. 4 haftadır çalışıyorum ve gayet iyi gittiğimi düşünüyordum. Taa ki bu habere kadar. Neden yanında olamadığım kısmına o kadar takıldım ki, yaptığın şeyin büyüklüğünü idrak edemedim. Birkaç saat sonra Gaye Teyzen uyarınca dank etti ki SEN BİR ADIM ATTIN.

Bir devri kapattın,  artık bebek değil çocuksun.  Hayatın tam içine doğru yola koyuluyorsun. Atacağın pek çok adımda fiziksel olarak yanında olamayacağım besbelli. Olmamalıyım da zaten, sağlıklı olan da bu. Ama sevgimi, desteğimi yanında hissetmen için elimden geleni yapacağım. Hep güzelliklere atılan nice güzel adımlarına…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company