Tag Archives: 1 ay 1 foto

Seyahat Tipi Ecza Dolabı

ilac

22.ay kontrolü diye birşey yoktu literatürümüzde. Söz konusu Afrika olunca bir doktordan görüş almak, daha da önemlisi orada hasta filan olursan arayacak bir doktorumuz olsun diye Başak Teyzenin pek metettiği Lal’in sevgili doktoru Gökhan Mamur’da aldık soluğu.

Click to continue reading “Seyahat Tipi Ecza Dolabı”

Aktivite Bayramı

2011_11_13

Oraya mı buraya mı derken bu bayram evde kaldık, iyi ki de kalmışız. Arada 2 güncük işe gitsek de uzun zamandır böyle güzel dinlendiğimi hatırlamıyorum. İşten ziyade, işten eve evden işe ulaşmak için çektiğimiz eziyet beni o kadar yoruyormuş ki aslında enerjimin ne kadar fazla olduğunu ancak evimde oturabilince anladım. Bir de üzerine istisnasız her öğlen seninle 2 saat uyumak eklenince keyfime diyecek yoktu bu bayram.

Click to continue reading “Aktivite Bayramı”

Tek eksiği 1 kilo

Sen varya sen laf ebesi mi derler ne derler bilmiyorum ama konuşmaya başladığından beri çok fena bir şey oldun çıktın başımıza. Geceleri uyanınca yanına gelmeyeceğimi beyan ettikten sonra uykularımızın düzene girdiğini anlatmıştım. Şimdilerde beni tekrar yanına getirebilmek için türlü türlü numaralar çevirmeye başladın. Geçen akşam uykumdan “Annneaaaa neydesiiin çabut gel, Memir kaka yaptiii” diye bir sesle uyandım. O kadar inandırıcıydı ki feryadın, gündüz de az kaka yaptığından koşarak yanına geldim. Işığı azıcık açıp seni alt değiştirme masasına yatırdığımda kaka olmadığını görünce zokayı yuttuğumu anladım. Ya sen ne zaman doğdun da benim arkamdan alavera dalavera çeviriyorsun bakayım? Hem güldüm, hem kızdım, hem ileriki yıllarda yaşayabileceklerimizi düşünüp biraz da korktum. Sana acilen yalancı yalancı sana kimse inanmaz masalını anlatmamız lazım. Bir şey değil gerçekten kaka yaptığında öylece uyumak zorunda kalacaksın ona yanıyorum.

Her geçen gün bizi konuşmalarınla şaşırtmaya devam ediyorsun. Senin artan yoğurtlarını yediğini itiraf eden ablana “Çıktı foyaların meydana” diye takılırken koşarak gelip “Abla foya çıktı” dedin. O gün bugündür de kelime dağarcığına bu deyiş eklenmiş durumda, anlamını biliyor musun merak ediyorum. İsteklerini tek bir kelime ile değil istemek fiilinin sonuna-di’li geçmiş zaman ekleyerek “Memir mama istedi, Memir kipat istedi” şeklinde beyan ediyorsun. Saklambaç oynarken sürekli yemek masası ile kaloriferin arasına saklanmamızı istiyor “Anne buraya saklan, beraber kolorfer saklan” diyorsun. Oğuz’dan öğrendiğini sandığımız son numaran da istemediğin bir şey olursa “Küstüm” deyip bir duvar köşesinde arkanı dönüp dikilmen. O kadar komik oluyorsun ki kendimi gülmemek için zor tutuyorum.

Aslında 2 yaşına kadar doktor kontrolümüz yoktu ama hem Hepatit aşını olmak hem de vedalaşmak için Amca Doktor’un yolunu tuttuk bu ay da. Ben evden çıktığımız andan itibaren Amca Doktora gideceğimizi, aşı olacağını, biraz acıyabileceğini ama hasta olmaman için gerekli olduğunu filan anlattım. Sessizce durup gıkını çıkartmadan aşını olduktan sonra “Amca doktor bi daha yap” dedin adam da artık sana “Pesssss ne cins çocuk bu yaaa”dedi.

Kendisine pek de bayılmadığımı düşünürken Amerika’ya yerleşeceğine bu kadar üzüleceğimi tahmin etmezdim aslında. Maalesef, o ve onun gibi pek çok kıymetli doktor muayenehanelerle ilgili saçma bir yönetmelik yüzünden mesleği bırakma noktasına getirildi. Devam edenler ne yapacak nasıl uyum sağlayacak bilmiyorum. Tek bildiğim hangi doktora gideceğim konusunda kafamın çok karışık olduğu. Şimdi kime gidersem gideyim senin minyatürlüğünden, süt içmemenden, sebze yememenden girecek vitamin almayışından, ilaç kullanmayışından çıkacak! Gerçekten çekemeyeceğim.

Kadir Bey seni son kez tarttı 19.ay sonu itibariyle 10,5 kilo olmuşsun. Hala 1 kilo eksiksin ama yemin verdirdi hiçbir doktorun bu konuda söylediklerini kafama takmamam ve kendi bildiğimi okumam için. “Bu mutlu çocuğun tek eksiği 1 kilo olsun, yolunuz açık olsun” dedi. Gidip yerleştikten sonra forum’da yazmaya devam edecekmiş, çok kafamı bozarlarsa oraya yazıp görüşünü sorabilirmişim. Eh buna da şükür. Bakalım kamuoyu araştırması sonucu topladığım doktor isimlerinden hangisini seçeceğiz?

Bu ayın en önemli gelişmesinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Teyzenin doğum günü için dışarı çıkacağımız gece ilk kez seni anneannende yatıya bıraktık. Önce yatırıp çıkmayı planlamıştım ama anneannenin “Yettin artık sen, ilk kez çocuk bakmıyoruz hayatımızda, uyuturuz bir şekilde” serzenişinden sonra sana durumu anlatıp çıktım. Haklıydı aslında annem, abartmanın lüzumu yoktu. Şaşırtıcı bir şekilde oradaki park yatağında değil anneannenin yatağında uyumak istemişsin. Tam uyku saatinde 1 dakika içinde uykuya dalınca yatağına transfer olmuşsun. Gece 2 kere direkt anneanne diyerek kalkmış, birinde su birinde emzik isteyerek hemen uyumuşsun. Sabah da bize hiç yapmadığın güzel bir sürpriz yapıp 8’de kalkmışsın. Seni 8.30’da almaya geldiğimizde keyifle kahvaltı ediyordun. Böylece çok önemli bir kilometre taşını daha sayende sorunsuz atlattık uyumlu oğlum benim.

Annelik kolay değildir kuşkusuz, ama senin annen olmak hem kolay hem de bir zevk. Sana sahip olmayı hak edecek ne yaptım diye çok düşünür oldum son zamanlarda. Şükür, şükran, teşekkür…

18.ay kontrolü

Günü gününe 18.ayın itibariyle 79 cm ve 10.2 kg ebatlarındasın. Sevgili doktorun Kadir Tuğcu boyunun ortalamada, bir ara açığı bayağı kapattığın kilonun ise halen ve ısrarla 900 gr eksik olduğunu belirtti. Ha bu konuda ne yapacakmışız dersen tabii ki hiçbir şeymiş! Anne sütünü kestiğimizi ve kesinlikle inek sütü içmediğini söylediğimde ise “3 gün aç bıraksan öyle bir içer ki, ama sen kıyamazsın, boşver onu da içmesin, bomba gibi çocuk işte, hepsi Necdet Tosun olacak diye bir kaide yok” diyerek liberal yaklaşımın dibine vurdu! Süt içmeye alışman için mini bir öneri yaparak sana süt katılmış milkshake kıvamındaki sade dondurmayı kaşık kaşık yedirmemizi söyledi. Böylece sütün tadına alışma olasılığın çok yüksekmiş. İzin verdiğim tek abur cubur olan dondurmayı daha sık teklif etmeye başladık. Gerçi bir iki yalayıp bırakıyorsun ama olsun denemesi bedava.  Tek dikkat etmemiz gereken 500 ml süt ürünü almanmış, ister süt iç, ister dondurma,muhallebi, yoğurt, peynir ye, sana kalmış. 18. ay itibariyle dakika şaşmaz günlük programın aynen böyle:

06.30 Kalkış- anne ile oyun zamanı

07.30 Anne&babayı uğurlama&kahvaltı(Sunulan lezzetler: peynirli omlet, kaşarlı tost, zeytin, tereyağ&bal- Yenilen lezzetler: bazen hepsi, bazen hiçbiri!)

08.00-09.00 Evde çeşitli aktiviteler(yatak kapama, oyuncak toplama, çamaşır yıkama vs..)

09.00-11.00 Mahallemizi tanıyalım(evin günlük alışverişini yapma, sokakta dolaşma, oynama vs..)

11.00 Muhallebi&meyve saati

11.30-14.00 Öğle uykusu

14.00 Et&pilav/makarna+yoğurt/ayran+meyve

15.00-17.00 Park zamanı

17.00 Muhallebi&meyve saati

18.30-19.30 Anne&Baba hatta Oğuz ile çeşitli oyunlar

19.30 Akşam yemeği (evde ne varsa ne kadar istersen)

20.00 Banyo&uyku

Yaklaşık 5 gündür süregelen öksürüğün varken kontrole gittiğimiz için ayrıca sevindim çünkü öksürüğe kesinlikle ilaç verilmemesi gerektiğini söyleyen doktorunun ne önereceğini merak etmekteydim. Yine kocaman bir hiç dedi! Vücutta bir mikrop varken yeni mikroplar giriş yapamazmış. Bu nedenle bu tip ciddi olmayan öksürükleri ve burun tıkanıklıklarını pek severmiş kendisi. Vücut bu mikrobu ciddiye almadığı için savaşmaya çalışmaz, süründürür gibi gözükse de daha tehlikeli mikropların girişine engel olduğu için faydalıymış. Enteresan bir bakış açısı olmakla beraber bana mantıklı geldi. Sadece yatmadan yatağına cold mix damlatmamızı istedi. Gerçekten de 2-3 gün sonra öksürüğün geçti yerini hafif bir burun akıntısına bıraktı. Umarım bu kışı da böyle ufak mikroplarla atlatırız canım oğlum.

Kemik, kas gelişimini ve hareketliliğini çok iyi buldu. Sen “Amca doktor iğne yaptı, Memir bacak acıdı” dedikten sonra konuşmana inanamadı. Çok konuşan bir kız çocuğu gibi olduğunu söyledi. Geceleri çok sık uyanman ile ilgili yaptığı yorum yine beni benden aldı. “Hangi çocuk uyuyormuş ki, uyuyor diyen anneler yalan söylüyor” dedi! Gerçekten komik bir adam kendisi. Arada sadece Hepatit aşısı için uğrayacakmışız onun dışında 2 yaşına kadar ciddi bir hastalık olmadığı sürece Amca doktorun kapısını çalmayacakmışız.

1 ay 1 foto uygulamamız sonuna yaklaşmak üzere zira o kadar hareketlisin ki ayakta bana bakarken ve net bir fotoğrafını çekmek giderek imkansızlaşıyor.

Biyometrik Demir

16.ay fotomuz olarak vize başvurusunda kullanmak üzere çektirdiğimiz biyotmetrik resmi kullanayım dedim. Geçen yıl miniminnacıktın vesikalığın çekilirken. Seni beyaz bir örtünün üzerine yatırmış öyle çektirmiştik. Bu yıl ise kocaman adam gibi oturdun sandalyeye sonra da dönüp oturduuuuu dedin. Etraftaki ışıklar, fotoğrafçı amcanın sana salladığı oyuncak, herşey o kadar ilgini çekti ki etrafını şok halinde seyrederken kımıldamadan bir sürü poz verdin. Aslında daha güzel güldüğün tonla kare vardı ama maalesef biyometrik fotoğraf standartları gereği fazla gülmeyen bir tanesini seçtik.

16.ayının getirdiği fazla muzuratlık ve hareketlilik nedeniyle resimde de görülmekte olan alın morluğu standart bir durum haline geldi evimizde. Artık haber değeri taşımıyor senin düşmelerin. Sen de pek tınmıyorsun zaten, seni düşerken gören kişilerin sakinleşmesi senin sakinleşmenden daha zor oluyor, ben dahil!

Biyometrik fotomuzdan da anlaşılacağı üzere bize yine yollar göründü. Geçen yılki Fransa, Mayıs’taki Hırvatistan maceralarımızdan sonra bu yazki istikametimiz İtalya. Gerçi İtalya’ya üçüncü, schengen ülkelerini genelindeki kaçıncı başvurumuz hatırlamıyorum ama hiçbir vize başvurusunda bu kadar kastırdıklarını hatırlamıyorum. Eğer kiraladığımız evleri iptal etme şansımız olsaydı inan vazgeçecektik o kadar soğuttular ki ülkelerinden. Halbuki şu anda büyük bir ekonomik kriz içerisindeler, turiste ihtiyaçları var, bu muamelenin gerekçesini anlyamıyorum. Neyse başvurumuz kabul edildi şimdi 5 ağustos Cuma gecesi bineceğimiz uçağımıza kadar pasaportlarımızın elimizde olmasını ümit ediyoruz.

İtalya’ya ilk ziyaretimizi 2006 yılında şimdiki Daltonlardan Alp’in anne ve babası ile yapmış, turla tatile gitmek hiç adetimiz olmadığı halde ölü eşşek fiyatına bulduğumuz turla 1 hafta boyunca klasik Türk turisti tadında Venedik, Floransa, Roma, Siena, Pisa vs. deliler gibi gezmiştik. Burada sevgili Hayal‘in kulaklarını çınlatmadan geçemeyeceğim zira kendisi ile tanışmamız da işte bu seyahate dayanmaktadır. Yıllar sonra kaderin bizi tekrar biraraya getirmesi meselelerine hiç girmeyeceğim :)

İkinci İtalya ziyaretimizi ise 2008 yılında Como’ya yapmış göl kıyısındaki otelimizde sakinliğin tadını çıkartmıştık. Daha sonra arabayla Portfino’ya kadar gitmiş Santa Margaritha Ligure’de kalıp hergün ayrı bir plajda güney İtalya sahillerini keşfetmiştik. İkinci tatilimizden sonra biraz da Under The Tuscan Sun filminin etkisiyle bir gün Toscana’da bir bağ evinde uzunca bir süre kalmayı ve İtalyanların İtalyasını yaşamayı istemiştik.

Geçen yıl sen çok küçük olduğun için dağın başında olmaya cesaret edememiş kendimizi Güney Fransa’nın güvenli sahillerinde bulmuştuk. Bu yılsa uzun araştırmalar ve bebek dostu ev arayışlarımızdan sonra Roma’ya doğru yola çıkıyoruz. İlk haftamızı Roma yakınlarındaki Lago Di Vico(Vico Gölü) kıyısındaki evimizde, ikinci haftayı ise Adriyatik kıyısındaki minik bir tatil kasabası olan Silvi’deki evimizde geçireceğiz.

Bu yıl tatil planlarını yapmakta biraz geç kalınca gideceğimiz yerleri biz değil, gideceğimiz yerler bizi seçti diyebiliriz. Önce 2 hafta Sardunya’ya gitmek üzere yola çıktıysak da gerek benim her-ihtimale-karşı-anakarada-olalım endişeme gerekse içimize sinen bir ev bulamamız nedeniyle rotayı Toscana’ya çevirdik. Toscana’daki bağ evleri şarap turizminden dolayı hızla dolunca bu sefer de Amalfi kıyılarını gezmek için harika bir üs olan Sorrento’yu gözümüze kestirdik. Dağların denizi dik kestiği Amalfi kıyılarında muhteşem evler olmasına rağmen, tepelere kurulmuş şehirler, dimdik yokuşlar ve merdivenler gözümüzü korkuttuğundan bunu da başka bir bahara erteledik.

Genelde evlerimizi ararken www.holidaylettings.co.uk ve www.homeaway.com adreslerini kullanıyoruz. Uçarken www.easyjet.com , www.blu-express.com gibi ucuz havayolu şirketlerini tercih ediyoruz.  Her yıl yurtdışında bu kadar uzun kaldığımızı görenler astoronomik paralar harcadığımızı düşünedursun biz aslında oldukça uygun bütçelere yeni yerler görerek çok güzel tatiller planlıyoruz. Daha doğrusu baban planlıyor çünkü bu onun hobisi.  Türkiye’deki birbirinin aynı tatil fabrikalarında 15 gün yapacağımız bir tatilin bedeli geceliği ortalama kişi başı 300 TL’den hesaplarsak-ki çok daha pahalıları da var  9.000 TL oluyor. Buna yol filan dahil değil.  Bu 15 günlük tatilin bize kabaca maliyeti ise 3.000 € yani bugünkü kurla 7.100 TL.

Doktor, kuaför, terzi, tatil tavsiye etmemeyi çeşitli tecrübelerimden çok iyi öğrendim. Herkesin tatil anlayışı gerçekten çok farklı. Biz 2 gezgin yay burcu olarak yeni yerler görmeyi her yıl birbirinin aynı yerlere gitmeye tercih ediyoruz. Yalnız bu yıl vizeye çok sinirlendik, baban seneye Dubai aktarmalı olarak Tanzanya’ya gitmemize karar verdi. Ciddiyim! Du bakalım arkadaşın Duru bi hayırlısıyla yeni evi olan Maldivler’e uçsun, bizi tropik adada yapılması gerekenler konusunda bilgilendirsin sonra ver elini Tanzanya…

Sokak Çocuğu

15.ay sonu itibariyle günlük programın şu şekilde geçiyor

06.00-06.30 Kalkış&Anne sütü

08.00   Tereyağında 1 yumurtadan peynirli omlet

           1 dilim tam buğday ekmeğine kaşarlı tost

           3-4 siyah zeytin

09.00-10.30 Bahçede top oynama&bisiklete binme

10.30 Yoğurt+meyve veya keşkül+meyve

11.00-13.00  Uyku

14.30 Et+pilav/makarna+yoğurt/ayran

15.00-18.00 Park ziyareti

18.00 Muzlu muhallebi/yoğurt

18.30-19.30 Evde Oğuz’la oyunlar

19.30 Ailece yenilen ev yemekleri

19.45 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

04.00 Anne sütü

Öğlen uykularını hafta içi 2 saate çıkartmış bulunmakla beraber(sonunda!), hafta sonları bizimle daha çok vakit geçirmek istemene bağladığım az uyuma sendromun devam etmekte. Sabah kalkış saatini 07.00 ve sonrasına çekmişken tekrar 06.00 civarına geri dönmek de pek eğlenceli olmadı. Günlük toplamda 12 saat uyuman bana az gelse de enerjine bakıldığında sana yetiyor da artıyor gibi gözüküyor.

Bu ara iyice dillendin. Sana söylenen her kelimeyi birebir tekrar ediyor, canın istediği zaman da kullanıyorsun. En çok kuzenin Mina’nın adını söyleşine bitiyorum. İlk M harfini yutarak sonundaki a’yı uzatarak Hımnaaaa tarzında bir şey söylüyor, hemen arkasından teydeee diyerek onların bir ikili olduğunu bildiğini ima ediyorsun. Yapmaman gereken bir şeyi söylediğimde Demircim duydun mu diye soruyorum ve sen bana duyduuuu diyorsun. Köpte, şuuu, oturdu, bass, bezemle(bezelye) sıklıkla kullandığın sözcükler. Ouuu’dan Oğusss’a terfi eden arkadaşını hemen her akşam sayıklıyor annesine de askerden tanırmışcasına sadece Dedaaa(Seda) diyorsun. Akşam yemeğinde karnın doyduğunda banyuuuu diyerek hadi beni yıkayın mesajı veriyorsun. Gitti ve geldi kelimelerini cümle içinde kullanıyor Hımnaaa ditti, nereye gitti oğlum addaaa dede diyorsun. Mina’nın dedenin yanına yazlığa gittiğini anlayıp da mı kuruyorsun bu cümleleri bilmiyorum ama iletişime geçmiş olmandan acayip keyif alıyorum.

Tam bir sokak çocuğu oldun. Akşamüstleri işten gelip sana sarıldığımda üzerine sinen ve bana çocukluğumu hatırlatan toprakla karışık sokak kokusunu açıklayamadığım bir hazla içime çekiyorum. Geçtiğimiz hafta sonu bizim evin bahçesindeki yerden hafif bir eğimle yükselen incir ağacına tırmanmaya çalışırken ayağın kaydı ve bacağının yanı ağaca sürtünüp tahriş oldu, şöyle bir bakıp devam ettin. Seni mutlulukla izlerken fark ettim ki daha sana hamile bile değilken aynen böyle bir erkek çocuğu hayal ediyordum, haşarı, mutlu ve huzurlu… Beni anne olarak seçmen için ne yaptım bilmiyorum ama hala her gün varlığın için şükredecek sebepler bulabiliyorum.

Pis bir sokak çocuğu olmanın yansımalarını da yaşamıyor değiliz. Bu hafta arka arkaya önce bir göz enfeksiyonu daha sonra da 6 gün süren bir ishal vakası yaşadık. Kıpkırmızı olan sağ gözün 4 gün boyunca geçmeyince soluğu göz doktorunda aldık. Aslında 1. yaş kontrolünü yaptırdığımız Dr.Şule Ziylan’a gitmeyi planlıyordum. Şule Hanım işinde çok uzman bir doktora benzemekle beraber, “Artık çocuğunuzu renkli kutunun nimetlerinden mahrum bırakmayın, 1 yaşından sonra TV’nin göze hiçbir zararı yoktur” beyanatından sonra ufak bir fikir ayrılığı yaşamıştık. Kontrole seni götüren anneannenle deden bana kenardan baaak gördün mü edasıyla nanik yaparken, ben kibarca neden izlettirmek istemediğimi bilimsel olarak açıkladım. Şimdi burada beyin gelişimi filan diye atıp tutmayacağım, herkesin kendi tercihi, NASA’ya bilim adamı yetiştirmiyorum belki ama beyninin mümkün olduğunca gerçek dünya ile meşgul olmasını tercih ediyorum diyelim. Senin ablan sadece sana bakmakla yükümlü, seni televizyonun karşısına oturtup yapacağı işleri ben akşam kendim yapmaktan yüksünmüyorum.  Ayrıca senin de izlemek gibi bir talebin yok. Doğduğundan beri hiçbir akşam yemeği sofrasında televizyonun açık olduğunu görmedin, dolayısıyla tv olmadan yemek yememe gibi bir sendromun yok. Senin sendromun anne ve baba aynı anda sofrada bulunmazsa yememe şeklinde kendini gösteriyor, herkes alıştığını arıyor yani. Epeydir yazmıyorum ya uzatasım geldi zaar, neyse Şule Hanım’ın Anadolu yakasındaki randevularının 3 hafta dolu olduğunu öğrenince yeni bir doktor arayışına girdim. Büyük teyzenin tavsiyesi ve hatta bizzat seni alıp götürmesi sayesinde Amerikan Hastanesi’nin Göz Hastalıkları Bölümü Başkanı Osman Oram’a transfer olduk. Büyük ihtimalle mikrop kaptığını söyleyerek 2 damla verdi ama sen bu damlalar yüzünden gözünü daha çok kaşıyıp sol gözüne de bulaştırınca, ben damlaları kestim. Kontrole gittiğimizde de doğru bir şey yaptığımı öğrenip rahatladım. Doktorun damlaları kaşıntıyı azaltsın diye vermiş, kaşıntıyı tetiklediyse bu tip durumlarda hiç damla kullanmamak en doğru yöntemmiş. Göz konusunda endişe edilecek durum, sarı iltihap şeklinde gözün birbirine yapışması ve açılamaması durumlarıymış. Bunun dışında sal gitsin dedi özetle. Dediği de çıktı damlayı bıraktıktan 4-5 gün sonra tamamen geçmişti. Bu doktorla tv mevzusuna girmedim ama kendisini sevdim. İhtiyacımız olduğunda hangisi müsaitse ona gidebiliriz, yedekli çalışmakta fayda var.

İshale gelince, sadece pilav,muz ve yoğurt yediğin 4. zafer günün sonunda ev tartısında -500 gr görünce  endişelenmeye başlayıp doktorunu aradım. Yine rutin fırçamızı yedik, ishal en nihayetinde bu kadar tedirgin oluyorsan kap gel çocuğunu benden getirebilir miyim diye icazet almana gerek yok buyurdu paşam! Bazen bu aşırı rahatlık beni rahatsız ediyor. Ne zaman gerçekten endişelenmem gerektiğini kestiremiyorum. İlk kontrolde bu konuyu yüz yüze soracağımdır. Neyse kusup kusmadığını sordu, eğer kusmuyorsan su kaybetmeyeceğini, bir mikrobun vücuttan atılması anlamına gelen ishalin durdurulmaması gerektiğini belirtip kapadı. İyice halsizleşmeye başladığın 6. günün sonunda ishalin son buldu ve biz de rahatladık.

Sen kumlarda yuvarlanıp, bir kısmını yeyip bir kısmını da gözüne sokarsan olacağı bunlar işte benim canım sokak çocuğum.

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company