
15.ay sonu itibariyle günlük programın şu şekilde geçiyor
06.00-06.30 Kalkış&Anne sütü
08.00 Tereyağında 1 yumurtadan peynirli omlet
1 dilim tam buğday ekmeğine kaşarlı tost
3-4 siyah zeytin
09.00-10.30 Bahçede top oynama&bisiklete binme
10.30 Yoğurt+meyve veya keşkül+meyve
11.00-13.00 Uyku
14.30 Et+pilav/makarna+yoğurt/ayran
15.00-18.00 Park ziyareti
18.00 Muzlu muhallebi/yoğurt
18.30-19.30 Evde Oğuz’la oyunlar
19.30 Ailece yenilen ev yemekleri
19.45 Banyo&masaj
20.00 Anne sütü&uyku
04.00 Anne sütü
Öğlen uykularını hafta içi 2 saate çıkartmış bulunmakla beraber(sonunda!), hafta sonları bizimle daha çok vakit geçirmek istemene bağladığım az uyuma sendromun devam etmekte. Sabah kalkış saatini 07.00 ve sonrasına çekmişken tekrar 06.00 civarına geri dönmek de pek eğlenceli olmadı. Günlük toplamda 12 saat uyuman bana az gelse de enerjine bakıldığında sana yetiyor da artıyor gibi gözüküyor.
Bu ara iyice dillendin. Sana söylenen her kelimeyi birebir tekrar ediyor, canın istediği zaman da kullanıyorsun. En çok kuzenin Mina’nın adını söyleşine bitiyorum. İlk M harfini yutarak sonundaki a’yı uzatarak Hımnaaaa tarzında bir şey söylüyor, hemen arkasından teydeee diyerek onların bir ikili olduğunu bildiğini ima ediyorsun. Yapmaman gereken bir şeyi söylediğimde Demircim duydun mu diye soruyorum ve sen bana duyduuuu diyorsun. Köpte, şuuu, oturdu, bass, bezemle(bezelye) sıklıkla kullandığın sözcükler. Ouuu’dan Oğusss’a terfi eden arkadaşını hemen her akşam sayıklıyor annesine de askerden tanırmışcasına sadece Dedaaa(Seda) diyorsun. Akşam yemeğinde karnın doyduğunda banyuuuu diyerek hadi beni yıkayın mesajı veriyorsun. Gitti ve geldi kelimelerini cümle içinde kullanıyor Hımnaaa ditti, nereye gitti oğlum addaaa dede diyorsun. Mina’nın dedenin yanına yazlığa gittiğini anlayıp da mı kuruyorsun bu cümleleri bilmiyorum ama iletişime geçmiş olmandan acayip keyif alıyorum.
Tam bir sokak çocuğu oldun. Akşamüstleri işten gelip sana sarıldığımda üzerine sinen ve bana çocukluğumu hatırlatan toprakla karışık sokak kokusunu açıklayamadığım bir hazla içime çekiyorum. Geçtiğimiz hafta sonu bizim evin bahçesindeki yerden hafif bir eğimle yükselen incir ağacına tırmanmaya çalışırken ayağın kaydı ve bacağının yanı ağaca sürtünüp tahriş oldu, şöyle bir bakıp devam ettin. Seni mutlulukla izlerken fark ettim ki daha sana hamile bile değilken aynen böyle bir erkek çocuğu hayal ediyordum, haşarı, mutlu ve huzurlu… Beni anne olarak seçmen için ne yaptım bilmiyorum ama hala her gün varlığın için şükredecek sebepler bulabiliyorum.
Pis bir sokak çocuğu olmanın yansımalarını da yaşamıyor değiliz. Bu hafta arka arkaya önce bir göz enfeksiyonu daha sonra da 6 gün süren bir ishal vakası yaşadık. Kıpkırmızı olan sağ gözün 4 gün boyunca geçmeyince soluğu göz doktorunda aldık. Aslında 1. yaş kontrolünü yaptırdığımız Dr.Şule Ziylan’a gitmeyi planlıyordum. Şule Hanım işinde çok uzman bir doktora benzemekle beraber, “Artık çocuğunuzu renkli kutunun nimetlerinden mahrum bırakmayın, 1 yaşından sonra TV’nin göze hiçbir zararı yoktur” beyanatından sonra ufak bir fikir ayrılığı yaşamıştık. Kontrole seni götüren anneannenle deden bana kenardan baaak gördün mü edasıyla nanik yaparken, ben kibarca neden izlettirmek istemediğimi bilimsel olarak açıkladım. Şimdi burada beyin gelişimi filan diye atıp tutmayacağım, herkesin kendi tercihi, NASA’ya bilim adamı yetiştirmiyorum belki ama beyninin mümkün olduğunca gerçek dünya ile meşgul olmasını tercih ediyorum diyelim. Senin ablan sadece sana bakmakla yükümlü, seni televizyonun karşısına oturtup yapacağı işleri ben akşam kendim yapmaktan yüksünmüyorum. Ayrıca senin de izlemek gibi bir talebin yok. Doğduğundan beri hiçbir akşam yemeği sofrasında televizyonun açık olduğunu görmedin, dolayısıyla tv olmadan yemek yememe gibi bir sendromun yok. Senin sendromun anne ve baba aynı anda sofrada bulunmazsa yememe şeklinde kendini gösteriyor, herkes alıştığını arıyor yani. Epeydir yazmıyorum ya uzatasım geldi zaar, neyse Şule Hanım’ın Anadolu yakasındaki randevularının 3 hafta dolu olduğunu öğrenince yeni bir doktor arayışına girdim. Büyük teyzenin tavsiyesi ve hatta bizzat seni alıp götürmesi sayesinde Amerikan Hastanesi’nin Göz Hastalıkları Bölümü Başkanı Osman Oram’a transfer olduk. Büyük ihtimalle mikrop kaptığını söyleyerek 2 damla verdi ama sen bu damlalar yüzünden gözünü daha çok kaşıyıp sol gözüne de bulaştırınca, ben damlaları kestim. Kontrole gittiğimizde de doğru bir şey yaptığımı öğrenip rahatladım. Doktorun damlaları kaşıntıyı azaltsın diye vermiş, kaşıntıyı tetiklediyse bu tip durumlarda hiç damla kullanmamak en doğru yöntemmiş. Göz konusunda endişe edilecek durum, sarı iltihap şeklinde gözün birbirine yapışması ve açılamaması durumlarıymış. Bunun dışında sal gitsin dedi özetle. Dediği de çıktı damlayı bıraktıktan 4-5 gün sonra tamamen geçmişti. Bu doktorla tv mevzusuna girmedim ama kendisini sevdim. İhtiyacımız olduğunda hangisi müsaitse ona gidebiliriz, yedekli çalışmakta fayda var.
İshale gelince, sadece pilav,muz ve yoğurt yediğin 4. zafer günün sonunda ev tartısında -500 gr görünce endişelenmeye başlayıp doktorunu aradım. Yine rutin fırçamızı yedik, ishal en nihayetinde bu kadar tedirgin oluyorsan kap gel çocuğunu benden getirebilir miyim diye icazet almana gerek yok buyurdu paşam! Bazen bu aşırı rahatlık beni rahatsız ediyor. Ne zaman gerçekten endişelenmem gerektiğini kestiremiyorum. İlk kontrolde bu konuyu yüz yüze soracağımdır. Neyse kusup kusmadığını sordu, eğer kusmuyorsan su kaybetmeyeceğini, bir mikrobun vücuttan atılması anlamına gelen ishalin durdurulmaması gerektiğini belirtip kapadı. İyice halsizleşmeye başladığın 6. günün sonunda ishalin son buldu ve biz de rahatladık.
Sen kumlarda yuvarlanıp, bir kısmını yeyip bir kısmını da gözüne sokarsan olacağı bunlar işte benim canım sokak çocuğum.
No related posts.
artık evinize girdiğimizde önce aaaa oğusss diyen,siz geldiğinde bak biz oynuyoduk diye anlatır gibi deda diyip boynuma sarılan demir’e gittikçe daha çok bağlanıyorum:)))
gelemediğimiz akşamlar eksiklğini hissediyoruz.oğuz ve sen uyku-yemek dışında sokak çocukları oldunuz.geçen sene banklarda oturup pusetlerinizde yatan size bakan Nihan ve ben bu günlere inanamıyoruz…
merhaba benim bebeğim ne yazık ki bu kadar yemiyor.:( hayran kaldım menünüze
sabah omletle tostu verince bitiriyor mu demir? bizim boyumuz pek uzamıyor süt tüketimi az olduğu için herhalde anladığım kadarıyla süte çok yoğunlaşmışsınız.
demirrrr sen çok tatlı bir çocuk oldunnnnnnn!
seni tanımasam da annenin anlatış tarzından seni sevmemek mümkün değil!
sen çok iyi yaşa emi..
kumdan biz de muzdaribiz, kafamız gözümüz kum içinde dönüyoruz hep parktan..aman varsın kum olsun, bütün kış boyunca çocuklar dışarının tadını çıkartamadılar, keşke imkan olsaydı da her gün denize de girebilselerdi. doktorumuz son randevuda öyle soyledi, çocuklar çok cabuk serpiliyormus denizde ve güneşte..neyse buna da şükür
@Eda-Aman diyeyim Eda yanlış anlama Demir bunların hepsini yemiyor, bunlar ona sunulan yiyecekler. O gün canı hangisini isterse onu yiyor. Bazen sadece omleti, bazen sadece tostun peynirini, bazen sadece zeytini, nadiren hepsini bitirdiği oluyor. İnan neyi ne kadar yediğine bakmıyorum bile kalkmak istediğinde kaldırıyorum. Hele akşam yemeklerinde sırf sofra adabı öğreniyor yoksa yediği 5-6 bezelye tanesi 2 yemek kaşığı pilav oluyor çuğu zaman. Hala inek sütü içimiyor onun yerine muhallebi,ayran,yoğurt ve peynire ağırlık vermeye çalışıyoruz. Haftasonu benimle onları da yemiyor emmeyi tercih ediyor. 16.ayın sonuna yaklaşırken hala 10 kilonun ve 80 cm’in altındayız. Sakın üzülme çocuğum kısa veya zayıf diye, bünye meselesi bu.
ya nihan cok tatlı olmus demirrrrr.yicem onu:)) gercekten aksam 8 de yatıp 4 e kadar uyuyomu
( ne guzel kıymetini bil.
keşke çok çok yeseler..
sağlıklı olsunlar en önemlisi..