Kayıp, aranıyor!

Senden uzak geçen günlerden sonra 23 Nisan tatilini gözüme kestirmişim, mutlak ailece bir yere gidilmeli hasret giderilmeliydi. İş için gittiğim Brüksel’de kalayım siz babanla gelin, yok ben direkt Barcelona’ya geçeyim orada buluşalım derken babanın Kıbrıs’ta çıkan işi nedeniyle rotayı oraya çevirdik. Daha bir bavulu boşaltamadan diğerini yapıp yola çıktığımızda tek düşündüğüm seninle doya doya geçireceğim 5 gündü.

Güle oynaya pasaport kontrolünden geçtik. Lounge’a gittiğimizde babanın iş arkadaşlarından oluşan büyük masada oturmak yerine-tıpkı oradaki pek çok iş adamı gibi- çek çek bavulun ve kitabınla başka bir masada tek başına oturmak istedin. Görebileceğim bir masa seçtiğin için izin verdim. Kah yanıma geliyor, kah masana dönüp birşeylerle oynuyordun. Sonra ani bir hareketle kapıya doğru koştun, pek tabi ben de hemen arkandan fırladım. Aramızdaki mesafe taş çatlasın 5-6 metreydi, derken görüş açıma dev gibi bir kolon denk geldi ve senin kapıdan çıkıp ne tarafa döndüğünü göremedim. Bir de üzerine kapıdaki görevli kadına ne tarafa gittiğini sorarak 5 saniye daha kaybettim ve sen tamamen ortadan kayboldun….

O sırada dışarı çıkmakta olan Müge Teyzen suratımdaki dehşet dolu ifadeyi görüp yardımıma koştu. Güvenlik görevlisini harekete geçirdik. Müge teyzen sola, güvenlik görevlisi karşıdaki tuvaletlere, bense yürüyen merdivenlere-senin en sevdiğin tarafa- yöneldim. Merdivenlerden aşağı iner inmez gördüğüm manzara karşısında içimi büyük bir panik dalgası kapladı. Duty free’deki yüzlerce insan her biri kocaman devlermiş gibi gözüktü gözüme. 90 cm’lik meraklı cücem kimbilir hangi delikteydi?

Mantıklı düşüncelerle kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Çarşambanın gelişi Salı’dan belliydi aslında. Bu derece özgür ruhlu bir çocuk er ya da geç kaybolacaktı. Kaybedebileceğim en iyi yerde kaybetmiştim. Her tarafı güvenlik kameraları ile çevrili, üstelik de pasaport kontrolünden geçilmiş ama henüz uçağa binilmemiş o güvenli kapanın içerisindeydik. Pasaportun ve biniş kartın olmadan kimse seni uçağa bindiremezdi, oradan geri de çıkmak çok mümkün değildi. Az önce resmini çekmiş, eşgalini birebir gösterebilecek durumdaydım. Evet belki uçağı kaçıracaktık, belki korkudan ölecektim ama sen mutlaka bulunacaktın. Tek dileğim herhangi bir şekilde zarar görmemendi. Bu hisler içerisinde sakin kalmaya çalışarak salak salak geçirdiğim 5 dakikanın sonunda yukarı çıkıp kaybolduğun anda haber vermeye bile fırsat bulamadığım babanı bulmaya karar verdim. Tam o sırada diğer cafeleri aramış olan Müge Teyzenle göz göze geldik ve onun bembeyaz suratını görünce ben iyice alt üst olup ağlamaya başladım.  

Tamı tamına 7 dakika geçmişti ki güvenlik görevlisinin kucağında görüş alanıma girdin! O anda yaşadığım mutluluk ve sinir karışımı hissi bir daha asla yaşamak istemem. Sana sıkıca sarılmak yerine genlerdeki Türk annesi hortladı ve kolunu sıkıp “Bir daha sakın böyle bir şey yapma!” diyebildim. Kaybolduğun için korkmuş olmanı beklerken bir de üzerine “Ne oldu anne?Sen ağladın mı? Beni merak mı ettin? Çişim geldi tuvalete gittim. Ben senin yerini biliyordum ki yanına gelecektim!” deyince sinir katsayım iyice arttı. Yaş 3 be oğlum be neden 13 yaşında gibi davranıyorsun?!?

Gerisi mi? Tam bir fiyaskoydu. Ben üzerimden kamyon geçmiş gibiydim. Normalde sana tanıdığım mesafeyi yaşadığım büyük korku nedeniyle bu tatilde tanıyamadım. Sen kısıtlanmaya hiç alışık olmadığın için sinirlendin, birbirimize kötü şeyler söyledik, sen ilk kez bana vurdun, ben sana bağırdım filan falan.

Seni geçtim kendim için, bu korku dolu ruh halinden kurtulmak için bir pedegoga gitmeye karar verdim. Uzun süredir aklımızdaydı özellikle okul ile ilgili bazı konularda kafamıza takılanları konuşmak istiyorduk ama bir türlü fırsat bulamıyorduk. Kısmet bu olayaymış, döner dönmez Norma Hoca’da aldık soluğu. Hoca çok basit bir soru sordu bize. “Hayatında kuralların olmasına ve bunlara uymaya alışık bir çocuk neden anne ya da babasına haber vermeden bir yere gitsin? Bu konuda koyduğunuz kuralların netliğinden emin misiniz?” Tecrübe böyle bir şey demek ki! Hayır emin değiliz, çekilebiliriz, saygılar! Bizim kural maalesef “Görebileceğim yerlerde oyna!”ydı. Öyle kural mı olur hakikaten, “Bizi görebileceğin yerlerde oyna” bile desek daha iyiymiş!

Velhasıl iyi ki gitmişiz, tek seansta, çok iyi bir organizasyonla hızlıca bilgileri toplayıp, seni gözlemleyip, çok işe yarar olay bazlı örnekler ve stratejiler verdi. Övgü ve eleştirileri gerçekten çok haklıydı. İnsan içindeyken gerçekten anlayamıyormuş ama sen gerçekten çok büyümüşsün ve bizim yöntemlerimizin çoğu geçerliliğini yitirmiş. Hep diyorum çocuk bakmak bilgisayar oyunu gibi, her bir level ayrı bir uzmanlık alanı gerektiriyor, tam bu bölümün kitabını yazarım diyorsun ve hooop yepyeni bir macera. Yeni maceramızın adı: büyük bir çocuğun anne ve babası olmayı öğrenmek….

One Response to Kayıp, aranıyor!

  1. Serap Karaltı dedi ki:

    çok geçmiş olsun, ibretle ve de ders çıkararak okudum Nihan hanım.
    2. bebeğim oldu , 2. erkek 🙂 1 kızım olsun isterdim ama bu konuda hiçbirşey gelmiyor tabiki elimizden. ilk doğumumdan beri takip ediyorum, yazıları Demiri.. çok müthişler hatta herzaman nete giremiyorum diye hepsini basmıştım bile. Kitap yazın, çıkarın lütfen. ilk defa anne olmanıza rağmen bu kadar donanıma sahip olmak, güzel bir dile sahip olmak bence bunu gerektirir.. Sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company