Category Archives: Meraklı

İlk Arkadaş

Bu blog basılı bir anı defteri olsaydı ilk arkadaş bölümü tartışmasız tek isimle dolu olurdu, OĞUZ…Etrafımda bunca hamile ve yeni doğum yapmış arkadaşım varken senin en yakın arkadaşının eski bir üniversite arkadaşımın oğlu olacağını söyleseler hayatta inanmazdım. Üstelik arkadaşım bebeğin babasıyken! Ama hayat tesadüflerle dolu işte. Önce 2 yan apartmanımıza başka bir arkadaşlarımın taşındığı eve taşındılar, aaa komşu olduk derken aylarca hiç görüşemedik, sonra bir baktık Seda’yla peşpeşe hamileyiz, sonra bir baktık ikimiz de 2 ay arayla ayın 13′lerinde tam 39+4′lerde doğurmuşuz.

Daha 40 günlüktü Oğuz’u ilk gördüğümde. Ben doğum iznime yeni çıkmış merakla oğlunu bekleyen anne olarak ziyaretine gitmiştim. Melek gibi uyuyordu, Seda’ysa yorgun savaşçıydı. Sonra sen doğdun, ben yorgun savaşçıyken Seda geldi. Yüzünde güller açıyordu, herşey yoluna girecek dedi. Bundan sonraki aylar boyunca bir ben ona bir o bana moral verdik durduk. Aylarca huysuz saatleriniz 17.00-19.00 arasını birlikte geçirdik. Kah sokalara vurduk kendimizi, kah sadece bahçede oturduk, kah birbirimize gittik geldik. Önce biz annelere iyi  geldi bu buluşmalar, sonra sizlere iyi geldi.

Taban tabana zıt çocuk yetiştirme tarzlarımıza rağmen öyle temel noktalarda kesiştik ki, Seda olmasaydı evde geçirdiğim süre bu kadar keyifli olabilir miydi inan bilmiyorum. Sürekli kapıda çantası hazır, hadi dedikten 10 dk sonra İstanbul’un öbür ucuna gidiyoruz desem yüzünde koca bir gülümsemeyle tamam diyen, herkesin hava soğuk diye çocuğunu dışarı çıkartmadığı günlerde benim gibi battaniyesini evde unutan rahat anne, müstesna insan. Benim tüm absürd annelik takıntılarımı aklından en ufak bir kötü düşünce geçirmeden sabırla dinleyen, bir kere bile senin çocuğun benim çocuğum, senin doktorun benim doktorum demeyen(demeye yeltenen kocasına kızan :) ), akıl öğretmeyen, sırf fikir vermiş olmak için konuşmaktansa sadece sakinleştiren, beni benden iyi anlayan gördüğüm en temiz insanlardan biridir Seda Teyzen. Annelerimiz gibi annedir, herşeyini kendi yapar, arada yorulur arıza da yapar, ama oğluna bakarken hep gözlerinin içi parlar, en güzel en yaratıcı oyunları o bulur oynar, böbürlenecek tonla şeyi vardır ama o hep mütevazilik yapar.

Önce seni kutlarız Sedacım, anneliğinin 1. yılını. Bir kadının anneliği kutlanacaksa sen ilk sıralarda gelirsin buna emin olabilirsin. Sonra da seni, ikinci oğlum sevgili Oğuzcum. İyi ki doğdun, iyi ki oğlumun arkadaşı oldun, hep gülen yüzünle hayatımıza renk kattın. Oğlumun önünde örnek oldun, sana yetişmek için emekledi ayaklandı, yeri geldi sevgisini göstermek için seni ısırdı, yeri geldi sen gidiyorsun diye gözleri doldu. Siz en bi bebeklik arkadaşısınız, ilk arkadaşın kimdi sorusunun cevabısınız. Umarım hayat boyu yüzleriniz hep böyle güler. Tonla güzel dileğim var sizler için ama sadece tekini söylüyorum hep mutlu olun yavrularım….

TEG 101-Tuvalet Eğitimine Giriş

Aslında dünyanın en içgüdüsel mesleği annelik olmasına rağmen üzerinde bu kadar atıp tutulan başkaca bir iş var mıdır çok merak ediyorum sevgili oğlum. Her yıl doğrular değişir, doğru bildiklerin yanlış, yanlış bildiklerin doğru olur filan. Tuvalet eğitimi konusu da bunlardan biri. Bez yıkamaktan imanı gevremiş bizim annelerimiz tuvalet eğitimini en geç 1,5 yaşında tamamlarken hiçbir doktor çıkıp da ama kas gelişimi diye zırvalamamıştır herhalde. Ya bizim jenerasyon totoya çok hakimmiş ya da sizde bir bozukluk var oğlum!

Herneyse daha sen doğmadan bu işi tıpkı annemin yaptığı gibi yapmaya karar vermiştim. Bana yol göstersin diye Bezsiz Bebek kitabını okudum. Aslında kumaş bezlere geçmek için dayanılmaz bir istek duysam da bakamayıcı krizlerimiz sırasında bir türlü cesaret edemedim. Ben işteyken kimse senin bezini değiştirmek için benimle aynı özeni göstermez gibime geldi. Ama tuvalet eğitimine başlamama engel bir durum yoktu.

Gözüme bir kestirdiğim lazımlığı bir türlü bulamazken, Duru’nun annesinin verdiği haberle jet hızıyla gidip lazımlığını aldım. Aslında bu lazımlık anneanenle dedenin gecikmiş diş hediyesi onu da kayda geçirelim. 10. ayının başından beri tuvalete gitmeyi günlük rutinin bir parçası haline getirdik. Yemeklerden sonra yaklaşık 3-4 dakika üzerinde vakit geçiriyorsun ve çok eğleniyorsun. Ya da bazen ıkınmaya başladığını fark edip seni oturtuyoruz ki işte o zaman planlı bir tesadüf yardımıyla lazımlığa yapabiliyorsun. Daha hiç çiş yakalayamadık ama olsun. Zaten hiç acelemiz yok.

Kimi diyor ki kas ve beyin gelişimini beklemeden tuvalete yaptırınca bebekler korkarmış hiç yapmazlarmış, eğitimi çok geç tamamlarlarmış, kimi diyor ki bu işi oyuna çevirir canı isterse yaparlarmış filan. Diğer taraf da diyor ki 2′den sonra çok geç. Trouble Two sırasında bebekler sırf karşı gelmiş olmak için tuvalet eğitimini protesto edebilirlermiş. Kim haklı bilmiyorum. Ben kafama göre başladım ve zararlı birşey yapıyormuşum gibi gelmiyor. Nasrettin Hoca misali gölü mayalıyorum. Ya tutarsa?

Uyku hakkı

Uykuyu çok seven bir bebek olmadın hiçbir zaman. Yeni doğmuş halinle tüm günü uyumadan(abartmıyorum tonla şahidim var) geçirir akşamları da bölük pörçük uyurdun. 1 aylıkkken ilk kesintisiz 3 saatlik uykunu uyudun ve sonra özellikle gecelerin yavaş yavaş düzeldi. Gündüz uyuma alışkanlığını ise 3.aydan sonra uğraşarak kazandırabildik. Uykuya ilişkin altın çağımızı 6.ayında yaşadık. Gecede 1 ya da 2 kez kalkıyor gündüzleri 3 güzel uyku uyuyordun. 6 ay 6 günlükken çıkardığın ilk dişinle birlikte gecelerimiz giderek bozulmaya başladı. Uykuya yatış rutiniminizde ve saatinde bir bozulma hiç olmadı ama kalkış sayın ciddi şekilde artmıştı.  8. ay doktor kontrolünde gecede 8 kez emdiğini duyan doktorun bu konuda acilen birşeyler yapmamızı söylemiş, önerileriyle benim moralimi bozmuştu. O zaman da söylemiştim benim bu söylenenleri sindirmem lazım diye. Benim gecede 8 kez kalkmaya bir itirazım yoktu çünkü bunun için evdeydim. Ama ya senin vardıysa? Kesintisiz bir uyku senin de hakkın değil miydi? Ben bu kadar leylaysam ya sen ne haldeydin? Bu açıdan bakınca kendim için değil, senin “UYKU HAKKI”n için bunu yapmam gerektiğine karar verdim. Tekrar uyku sorunu yaşarsak geriye dönüp neler yaptığıma bakmak için çok detaylı yazacağım.

15-20 gün bu konuya kafa yordum. Bir tek Tracy Hogg okumuş, yatır kaldırdan başka bir yöntem bilmiyordum. Başka birşey okumak da istemiyordum çünkü hiçbir bebek birbirine benzemezken, anneler de birbirinden bir o kadar farklıyken herkesin derdine topu topu 3 ayrı uyku eğitimi metodunun(Ferberciler, Tracy Hoggcular, birlikte uyuma taraftarı Attachment Parentingciler) çare olması bana saçma geldi. Bize özel bir çözüm bulmalıydım. Kafamda tonla soru dönüyordu.

Karnın tok muydu? Sadece emziren her annenin olduğu gibi benim de asla emin olamayacağım birşeydi açlıktan mı uyanıyordun yoksa ağız tiryakisi miydin? Denemesi bedevaydı. Öyle suyla, ıhlamurla kandırmaya, babanı gönderip kafanı karıştırmaya gerek yoktu. Koyarsın bir biberona anne sütünü gece boyu her kalkışta onu teklif edersin gerçekten açsa içer. İçmedin! Ben de sürekli kendi kendimi telkin ettim aç değil, emmek için ağlamıyor uykuya geri dönmek için benden yardım istiyor diye. Odanda tek başına ağlayarak uyumana gönlüm razı olur muydu? ASLA, Ferber bana göre değildi. Ama ağlamana uyku için yardım çığlığı gözüyle bakarsam en azından yanındayken ağlamana dayanabilirdim. Peki eskiden uyurken birden uyumayı neden bıraktın? Bu arada hayatımızda önemli bir değişiklik oldu mu? Kocaman bir EVET. Sadece diş değildi suçlu. Alerji hurafesiyle uğraştığımız, 3. bakıcına alışmaya çalıştığım moralimin çok bozuk olduğu dönemde uyku sorunların tavan yapmıştı. Yani bendeki huzursuzluk sana yansıyor olabilirdi. Yatağında kendini yalnız mı hissediyordun? Bizle yatmak, sıcaklığımızı mı hissetmek istiyordun? HAYIR. Onu da denedim. Bizle yatmaktan hiç mi hiç hoşlanmıyorsun. Babanın horultularından rahatsız oluyor, aramızda dilediğin gibi özgürce dönemediğin için hemen uyanıp ağlıyorsun. Attığın tekmeler de cabası. Ey çalışan anneler özellikle siz çocuğunuzla birlikte yatın yoksa bla bla bla olur diye bas bas bağırıp sinirimi bozan kadın, önce bir sor bakalım çocuk istiyor mu bunu! Emzirdikçe sırf emmek için daha çok uyanıyor olabilir misin? Bence HAYIR. Hiçbir zaman beni kullanmak, parmağında oynatmak isteyen küçük bir şeytan olarak görmedim seni. Ama bu soruya cevabım daha bilimsel bir sebeple kısmen evet olabilir. Her seferinde emzirdikçe sindirimi başlatıyor ve senin derin uykuya geçmeni zorlaştırıyor olabilirim.

Hal böyleyken 12 Aralık Pazar akşamı adam gibi bir planım, yöntemim olmadan içimden geldiği gibi denemeye başladım. Gündüz sen uyudukça uyudum ve akşam için enerji topladım. Uyuyup uyanmak beni çok yorduğu için geceleri 3′e kadar uyumamaya karar verdim. Her uyandığında ayağa kalkıyor, korkuluklara tutunuyor ve yatmamak için direniyordun. Benim çocuğum emzirmeden uyumuyor işte diye düşünüp,bir yandan da sabırla geri yatırıp ağzına emzik verip, seni sevip, ninniler söyledim.  Uykuya geri dönmen her seferinde en fazla 10 dakika sürdü, ama çokça ağlayarak. Demek ki dedim içimden emzirip hemen uykuya dönmek isteyen benim, aslında sen emmek istemiyorsun ben kolaya kaçıyorum. Beşinci kalkışında saat 02.30′da ve altıncı kalkışında saat 05.30′da iki kez emzirdim.Güne 07.10′da başladık. Geceler boyu istikrarla, bıkmadan usanmadan devam ettim. Sonraki iki gece 6, sonraki iki gece 5, sonraki üç gece 4 kez kalktın. Ama ben hep 03.00-04.00 aralığında 1 kez emzirdim. 7. gece bir kalkışında aralıksız bir saat ağlayınca motivasyonumu kaybeder gibi oldum ama birkaç gün sonra yeni dişin patlayınca tekrar rahatladım. Bu arada Ayşe’nin muhallebisini keşfedip uyumadan önce onu takviye etmeye başlayınca aç olmadığın konusunda kendimi ikna etmeme de gerek kalmadı.

15 günün sonunda işe başlamama 1 hafta kala gecede en fazla 3 kere uyanan, gece 04.00′ten önce emmeyen, uyandığında kolayca uykuya geri dönen bir meleğe dönüştün. Biz de geceleri seni uyutup dışarı çıkabilen bir aileye dönüştük. İşe dönünce bozulacak mı diye bir hafta daha test ettim ama şimdilik sorun yok. Şimdi bunu sen mi istedin ben mi yaptım hiçbir zaman bilmeyeceğiz. Ne kadar süreceğini, tekrar bozulup bozulmayacağını da bilemeyiz. Tek bildiğim düzelmeni gerçekten istediğim, sana yardımcı olmaya çalıştığım ve senin de bunu kabul ettiğin. Karşılıklı emek verdik, hakkımızı söke söke aldık. Uyku hakkın senindir bebeğim tepe tepe kullan, uyu, büyü…

Not: Bu süreçte “Siz kadınlar kendinizi ne zannediyorsunuz, memelerinizle her sorunu halledebileceğinizi mi sanıyorsunuz” diyerek bana ilham verem Seda’nın doktoruna ve dolayısıyla Seda’ya, başlamak için bana moral veren, sabırla sorularımı yanıtlayan Sena‘ya, gece boyu mesajlarıyla devam etmem için gerekli motivasyonu sağlayan Gökçe’ye teşekkür ederim.

İlk Yılbaşı Etkinlikleri

Birlikte son haftamız yılbaşı haftasına denk gelince seninle partiden partiye koştuk gibi bir durum oluştu. İlk katıldığımız parti büyük teyzenin geleneksel olarak verdiği ofis partisiydi. Yıllardır fazla “kurumsal” olmam nedeniyle tek bir kez bile izin alıp katılamadığım partinin bu yılki şeref konuklarıydık senle ben :) Bebekliğinden beri sık sık ziyaret ettiğin o ofiste 3 ortak senin gibi kaç çocuk büyüttüler bir bilsen. Her daim oyuncak bulunan bu garip ofiste bu sefer yılbaşı ağacı ve süslerine saldırdın. Ben muhteşem yemekleri mideye indirirken sen teyzenin kucağında yemez dediğim peynirleri hüplettin. Ana-oğul harika hediyeleri kaptık geldik. İzin almaya değermiş bu parti onu anladık.

İkinci etkinliğimiz Emziren Anneler Grubu‘ndan tanışarak oluşturduğumuz Çarşamba oyun grubumuzun partisiydi. Her detayı en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş gerçek bir bebek yılbaşı&diş buğdayı partisiydi. Her anne birşey yaparken pastacı anne olarak bana kurabiye yapmak düştü. Senin doğum kurabiyelerinden aylar sonra tekrar mutfağa girmek çok hoşuma gitti. Bu görevi kendim için keyifli bir aktiviteye çevirmek ve hamurlarından faydalanmak için seni uyutup Özge Teyzene kaçtım. Tıpkı eski günlerdeki gibi muhabbet ede ede kurabiyelerimizi süsledik. Ertesi gün partide harika vakit geçirdik. Neredeyse tüm arkadaşların oradaydı. Hatta bir ara CA Babies Fan Club olarak sen, Çınar ve Doruk üçlüsünün resmini çekip doğum doktorunuza bile gönderdik. Hernekadar artık ben işte olacak olsam da sen Güler’le birlikte oyun grubu buluşmalarına iştirak etmeye devam edeceksin. Eskiden bir annen oluyordu yanında şimdi eminim ki hepsi sana annelik yapacak.

Üçüncü ve son partimiz 31 Aralık gecesi bizim evdeki Daltonlar Partisi’ydi. Bu yılbaşı programını duyan herkes deli dedi bize. O kadar bebekle canınız çıkacak saçmalamayın dediler. Oysa kağıt üzerinde harika bir plandı, tamamı 8-9 aralığında uyuyan 4 bebektiniz. Bu işi bu yıl yaptık yaptık asıl bundan sonra zor diye düşündük. Nitekim, hiçbiriniz yüzümüzü kara çıkartmadınız. Önce sen, sonra Doruk, sonra Batu, en son da Alp uyudu. Saat 21.30′da tüm anneler ve babalar sofrada keyifle yemeklerini yiyordu. Evin her odasında hatta koridorda bile uyuyan bir bebek vardı! İlk kimin uyanacağına dair bahisler açıldı, kapandı ama korkulan olmadı. Kaderin cilvesi bu ya saat 00.00′da patlayan havai fişekler nedeniyle sırayla hepiniz uyandınız ve herkes yeni yıla bebeğini emzirerek girdi. Ki bence böyle olması gerekirdi zaten. 03.30′a kadar babalar çeşitli oyunlar oynadı, anneler olarak biz sadece anının tadını çıkarttık, kikirdedik durduk. Sonra küçükten büyüye sırayla tüm bebekleri uğurladık. Şimdiye kadar geçirdiğimiz en sessiz en sakin ama en huzurlu yılbaşıydı. Bu ekiple herşeye varız dedik gecenin sonunda. Siz böyle olun bakın biz daha neler yapacağız?

Bu yazıyı 2010′a teşekkür etmeden bitirmek istemiyorum. Önümüzde birbirinden güzel yıllar olacak inşallah, ama 2010-bana seni getiren yıl-aralarında açık ara favorim olarak kalacak. Mutlu yıllar bebeğim…

3/4 yaşında

Teknik olarak karnımda geçirdiğin süre kadar dışarıda da zaman geçirerek ilk yaşının dörtte üçünü tamamlamış bulunmaktasın sevgili oğlum. 9. ay doktor kontrolümüze sen 9 ay 9 günlükken gideceğiz ama ara tartı ölçülerine göre sonunda 8.000 gr+ ve 70cm+ bir bebek olduğunu tahmin etmekteyim.

Beslenme düzenimiz benim işte olacağım saatlerde emmeyi talep etmeyeceğin şekilde oturdu. Yoğurtla aran gayet iyi. Alerji sorumlusunun domates olduğu konusunda birkaç yeni kanıt daha elde ettik. Gündüz toplamı en fazla 3 saat olan 2  veya 3 uyku uyuyorsun. Gece uykularınsa tam tamına 3 aydır kötü. Ama seninle bu konu üzerinde çalışmaya başladık bile :)

8.ayındaki yere çakılmalarından ders almış olacaksın ki bu ayın hemen başında ayaktayken yavaşça ve güvenli bir şekilde yere inmeyi öğrendin. Akabinde sehpa etrafında fır dönecek hızda sıralamayı, tay tay durmayı ve köşe koltuk ya da birbirine yakın 2 eşya arasında küçük adımlar atarak geçişler yapabilmeyi öğrendin. Bu ayın favori hareketi koltuğun altına bir oyuncak atıp, bir yanağının üzerine yere yatıp o yumuk ellerini koltuğun altına sokup, almaya çalışman, beceremeyince de gel gel yapman. Bir de boyuna posuna bakmadan kendinden büyük arkadaşın Oğuz’un yakasına yapışman ve birlikte devrilmeniz. Kameraya alamadık diye üzülüyorduk ama her buluşmanızda pozisyon tekrarı yapıyor ve bizi gülmekten yerlere yatırıyorsunuz.

Çok uzun süredir herkes anne dediğini iddia etse de ben bunu saymıyorum. Doktorun da söyledi her bebek kendi dilinde anne anlamına gelen kelimeyi içgüdüsel olarak söylermiş, özellikle de ağlarken. Beni bu içgüdüsel anne kesmiyor tamam mı? Suratıma bakıp ciddi ciddi bana seslendiğinde benden cevap alamayınca 1000 kere anne dediğinde demiş sayacağım seni :) Diğer tesadüfi hecelerin, ba-ba-ba(bazen va-va-va), mam-mam-mam(yeni tadına baktığın birşeyi beğenir de daha fazla istersen nam-nam-nam), gel-gel-gel bir de bol bol ouooo şarkısı ve çığlıklar. Bunlara da şükür. Dünyanın en sakin evi, ses çıkartan oyuncaklar yok, televizyon yok, pop müzik yok, mırıl mırıl digiturk 422 ve yoga müzikleri var, yüksek sesle konuşma yok, sakin bir anne&baba var, bizden sakin bir bakıcı da bonus. Bu şartlar altında en geç yapmanı beklediğim şey konuşman! Ama iyi bir dinleyici olacağın kesin. Babanın bebekler için özel “hızlandırılmış masallar”ını dinlerken kımıldamıyorsun bile. Bir gün çaktırmadan sesini kayıt edip içeriği yazmalıyım, çok gülüyorum size.

İşe bak ya 9+9 ay önce yoktun, sonra bir toplu iğne başıydın, şimdi yapabildiklerine bak. Bu mucizenin ta kendisi değil de ne peki?

Bayram hediyesi

Kendini Nisan zanneden bu güzel Kasım ayında, ikinci bayramının açılışını Bursa’da babane, dede ve amca ziyareti ile yaptın. Dönüşünde İstanbul ziyaretlerini tamamladın. Koç Müzesi‘ni gezdin. Çınar senden küçük olmasına rağmen onu ziyarete gittin, büyüklük sende kaldı :) Ela ve bilimum teyzelerinle brunchta görüldükten sonra kapanışı Mina ile caddede fink atarak tamamladın. Babanla bol bol hasret giderdin, özetle yine çokça gezdin.

Aldığın tonla hediye ve harçlığa rağmen bence bu bayramın en güzel hediyesi sonunda patlayan sağ üst dişin oldu. Alt dişinden tamı tamına 2 ay sonra sen 8 ay 6 günlükken 3. dişine kavuştun. Ne gariptir ki yine Samikolarda fark ettim dişinin çıkmak üzere olduğunu. O evde var bir keramet :) Yalnız bu seferki çok farklı, önce bembeyaz oldu, sonra direkt iki başıyla birlikte resmen yarılarak çıktı dişin! Gecede 8 kere kalkıyor olmana şaşmamalı bence. Yanındakini de tez vakitte patlatır rahatlarsın umarım.

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company