Category Archives: Meraklı

Suçlu keçi mi?

Bilmiyorum. Bunların hepsi tesadüf mü yoksa suçlu keçi mi? Salı akşamı keçi sütlü dondurma yedim, çarşamba sabahı sen de ben de keçi peyniri yedik. Sen nasıl da ağzını şapırdata şapırdata yedin, oh be dedim içimden. Derken o gün 5 kere kaka yaptın hafif yumuşağımsı. Hadi dedim belki tesadüftür. Perşembe sabahını da aynı şekilde geçirdik. Kahvaltıdan sonra sen yürüyüşe çıktın geldiğinde yanakların pütürlü ve kızarıktı. Soğuktan gelip sıcağa girdin ondan olabilir, 3 aydır büyümediğin için bu mevsimlik alındığı halde sana büyük gelen montunun yanağına değen fermuarlardan olabilir, ya da keçi alerji yapmış olabilir. Hangisi acaba? Akşamına da yine 23.30-01.00 arası çok ağlayınca, keçiyi kesme kararı aldım. Tam da anneanenle keçi sütlü tatlılar serisine başlayacakken yine hevesim kursağımda kaldı.

Bir belirti verir demişti ya Fügen Hanım bunlar belirti herhalde. Niye aramıyorum kendisini? İçimden gelmiyor çünkü. Karşısındayken alamadığım cevabı telefonda alabilir miyim bilmiyorum. Pazartesi  domatesli yemeğe başlayacağım, Cuma domatesin kendisine, sonraki Pazartesi de seni tarttıracağım. Ondan sonra telefon açıp adam gibi konuşacağım, gerekirse Aralık ortasındaki randevumuzu erkene çekeceğim.

Artık durumu kabullenme kararı aldım. Yakın bir gelecekte eski yeme düzenime kavuşamayacağım. Ben değil miyim değiştiremeyeceğim şeylerden şikayet etmeyen? Sustum ve oturdum.

Bu ne perhiz bu ne alerji?

Şu kısacık annelik tarihimin en sıkıntılı günlerini yaşıyorum herhalde canım oğlum benim. Böyle sıkıntılara itirazım yok tabii ki, çok şükür demeden anlatmaya başlamak istemem.

Ben birşeylerden şikayet etmedikçe, daha doğrusu etmemeyi tercih ettikçe herkes senin bir melek olduğunu düşünedursun işin aslını sadece sen, ben ve baban bilebiliyoruz. İlk diş sancılarınla başlayan alejik sıkıntılarınla devam eden bu süreçte, tam 2 aydır gecede en az 4, en fazla 9, ortalama 6 kez kalkıyorsun. Ya emiyor ya da bağırsaklarındaki hareketlilik nedeniyle kıvranarak 1-1,5 saat boyunca ağlıyorsun. Aslında bunlar bize çok tanıdık, ilk iki ayını da böyle geçirmiştik. Başta salgılanan hormonlardan mıydı yoksa mutluluk sarhoşluğundan mı bilmiyorum ama ben bu kadar yorgun hissetmiyordum kendimi o zamanlar. Şimdi leyla gibi geliyorum odana, hafiften duvarlara çarparak! İyi ki diyorum iyi ki henüz işe gitmiyorum.

Gelgelelim diğer konuya, AÇIM! Üstelik alışık da değilim. Yedim, aylardır öyle güzel beslendim ki. Şimdi yiyebildiklerim bazılarına aman canım ne var dedirtsede ben bu konudan oldukça muzdaribim. Mesela tatlılar yok hayatımda. Hamileyken şaşırtıcı şekilde canım en sevdiğim şeyi tatlıları istememiş, ama seni doğurduktan hemen sonra çılgınca yemeye başlamıştım. Şimdi yiyebildiğim tatlılar anneanenin süt yerine gazozla ve yumurtanın sadece sarısını kullanarak yaptığı sade kek, suyla yapılan irmik helvası ve yeni deneyeceğim şekerpare ile ayva tatlısı. Tabi hepsi zeytinyağlı. Gerçi ben tatlıya tatlı demem içinde çikolata olmadıkça ya neyse! Domates yasak olduğu için sebzelerden enginar, kereviz ve pırasa yiyebiliyorum. Diğer sebzeleri de biber salçasıyla yapmak mümkün tabi ama bünye alışmış bir kere hastane yemeği gibi geliyor tatları, suyun içinde yüzen sebzeler! Çorbalar da sınırlandı haliyle sadece mercimek ve sebze çorbası içebiliyorum. Yoğurt, süt, krema kendileri yasak olduğu gibi bir de dahil oldukları çorbalar yasak. Baklagiller biber salçası ile nispeten yenilebilir olduğundan mercimek, nohut var protein namına. Zira Dana eti YASAK. Hamilelikte tavan yapan kırmızı et aşkım, doğumhanede bile sayıkladığım iskender yasak, köfte yok, hamburger yok, bonfile yok, mantı yok. Kuzu eti var, ama yiyebilene. Aç kalınca insan herşeyi yer derler ama yok ben yiyemedim kuzu şiş, kuzu külbastı denedim, sevenlere saygı duymakla beraber bana plastik çiğniyormuşum gibi geldi ki kokusundan bahsetmiyorum bile. Adana kebap sırf kuzudan yapılıyor diye diretiyor baban, bizim kebapçının ustasıyla konuşacağım eğer öyleyse kimse tutmasın beni her akşam yiyebilirim. Tavuk ve balık serbest. İçimde tavuk ve hamsi ağacı çıkacak yakında. Bir tavuklu pilav, bir hamsili pilav yiyorum değişik olsun diye. Pirinç, bulgur ve ucuz makarnalar serbest. Pahalı janjanlı makarnalarda yumurta varmış diğerlerinde yokmuş. Patates kızartması serbest. Karbonhidratın dibine vurmuş vaziyetteyim anlayacağın. Meyvelerden elma, armut serbest niyeyese canım istemiyor, aklım hep mandalina da kivi de ananasta! Zırt pırt atıştırdığım ceviz, fındık, badem üçlüsü yasak olduğu gibi süt yapan dut kurusu da yok. Peynirsiz bir hayat düşünemiyorum derdim hep, artık düşünebiliyorum, hatta düşünmekle kalmıyorum bizzat idrak ediyorum. Simit peynir, domates üçlüsü olmadan kahvaltı mümkünmüş. Haftasonları kahvaltıya gitmek kabusum oldu resmen. Tabi buna kahvaltı denirse zeytin tanecikleri ve ayva reçeli. Sabah sabah sinirlerim bozuluyor o tabağı gördükçe. Zaten ilk başlarda neye elimi uzatsam yiyemediğimi fark edip, hiçbirşey yememeye başlamıştım ki sağdığım süt 20 cc’ye kadar düşünce  anneanen gelip olaya el koymuştu.

Bir yandan da süt stresi var. Yaşıtların yoğurdun, muhallebinin kitabını yazarken, senin bunları yiyeceğin günler ufukta bile gözükmüyor. Beslenemiyorsun diye endişeli değilim. Biliyorum ki ilk 1 yıl anne sütü ana besin, diğerleri tadımlık. Varsayalım ki sevmedin ondan yemiyorsun. E peki ya anne sütü biterse ne yapacağız? Non-alerjen mamalar varmış ama bunca ay emen bir çocuğun onun tadına alışması çok zormuş. Hadi şimdi evdeyim zırt desen emiyorsun zurt desen emiyorsun da işe dönünce ne olacak? Zaten şimdi stok yapamıyorum bir de işe dönünce sana süt getirememekten korkuyorum. Plan şuydu: zaten 10 aylık olacaksın, gün içi tonla şey yiyeceksin, sabah çıkmadan, akşam gelince ve gece boyunca emzirirsem süt getiremesem de sorun olmayacaktı. Şimdi sadece öğlen sebzen, akşamüstü meyven var. Onun dışında hep anne sütü veya anne sütüyle yapılmış ek besinler ( 7 tahıllı, sütsüz pirinçli, mısırlı çavdarlı)yiyorsun- ki bunları ne kadar yediğin tartışmalı. Gerçi iyi oldu bana, ben değil miydim sebze çorbasına başlayınca mutsuz olan, benden ayrılıyorsun gibi hisseden, al bana işte tıpkı ilk günlerdeki gibi yapıştık yine. Neden gece seni bırakıp çıkmıyormuşum, neden gündüz kendimi sokaklara vurmuyormuşum? Peki sen uyanınca ne yiyeceksin biri bana bunu söyleyebilir mi? Sana olan düşkünlüğümün kulislerde “Ama bu da sağlıklı değil canım” dedikodularına sebep olsa da ben gayet iyiyim. Hey gidi ne günlere geldik çocuğundan bunalmak normal, bunalmamak endişe verici!

Tüm bunların hepsinin üzerine işe dönmeme az kalmasınının ve hala ısrarla bakıcına alışamamış olmamın yarattığı sıkıntıyı da ekle. İşte tam  bu ruh hali içerisinde bugün Fügen Hanım’a kontrole gittik.  Kilo almadıysan ne yapacağıma karar vermeden önce Saray Muhallebicisini yağmalama kararı aldım yolda giderken.

Amaaaa sen 13 günde 230 gr almış ve 1,5 cm uzamışsın. Bu son 3 ayın rekoru 🙂 Aynı hızla 1 aya tamamlarsak 450 gr ve 3 cm civarı birşey olur ki 8. ay için gayet iyi bir kilo alımı bu. En azından emeklerim boşa gitmemiş. Sonra Fügen Hanım profesörlüğünü gösterdi ve ilk seferin aksine beni hiç tatmin etmeyecek 3-5 laf edip bizi sepetledi. Kan testlerin tamamen temiz, alerjinin a’sı ble yok değerlerde. Semptomları takip edeceğiz dedi. E neden yaptık o zaman testleri diye çıkışınca çıksa fena mı olurdu bilirdik dedi. Hani vardır ya, ya çıkarsa? Öyle bir davrandı ki sanki senin hiçbirşeyin yok ben de panik yapan anneyim. Sanki konu çözüldü, boşuna vaktini alıyoruz!

Zantac ve demir damlasını kesiyoruz, sabah ve akşam 7 damla Zaditen başlıyoruz. Tek tek alerjen olduğunu düşündüğümüz besinleri yemeye başlıyoruz. 5 gün sen de ben de keçi peyniri yiyecekmişiz, sonraki 5 gün ben domatesli yemek, sonraki 5 gün bizzat domatesin kendisini yiyip 15.günün sonunda kendi doktorumda seni tarttırıp ona bilgi verecekmişim. Bu arada bu yediklerin dokunursa kesecekmişim. Nasıl anlayacağım dokunduğunu? Mutlaka anlarsın! Fügen Hanımcım bu çocuğun vücudundaki pütürler geçmedi, poposu hala kızarık, geceleri hala uyumuyor, semptomlar hiç azalmadı ki ben bunlar dokununca anlayayım? Mutlaka bir belirti verir! İyi dedik çıktık. Babanda ve anneanende bir bayram havası, bense durgun ve kafası karışık. Bu işten tek anladığım alerjin ciddi boyutta değil ve ben bugün Mado dondurma yiyebilirim. Sevmiyorum işte profesör sevmiyorum!

Daltonlar ve Calamity Jane

Önce x-raydeki güvenlik görevlilerini çıldırttık. Niye geçmiyorsunuz hanfendi? Hamileyim, ben de, ben de… Sonra yöneticilerimizi. Nasıl yani hepsi mi hamile? Ne yaptık ettik 2-3 ay arayla hepimiz hamile kalıp 2010 model 4 erkek annesi olmayı başardık. Bir de Calamity Jane’imiz var ki bizi beklemeyip önden gelen onu da ekleyince bu çete tadından yenmez oldu.

Çete tam kadro ilk buluşmasını bugün yaptı. Oğlanların adlarının karıştığı, kimin kimin çocuğuna baktığı belli olmayan, bol emzirmeli, beklenen kaosun aksine sakin, huzur dolu bir gün geçirdik kocalarla birlikte.

Dördümüzün aynı anda hamile olduğu tarihi kareyi de buraya eklemek istedim. Artık gelenekselleşecek bu buluşmanın yeni kareleri ile zamanda yolculuk yapacağız belli ki. Lal önde, filinta delikanlı Alp, sen, artist Batu ve yakışıklı Doruk arkada komik bir ekip olacaksınız ve biz sizi izlemeye doyamayacağız.

Bir işin bana kazandırabileceği en büyük hazinem canım arkadaşlarım sizler ve çocuklarınız iyi ki varsınız…

7.alerji ayı

Bu aya kadar az kilo almanı takmıyordum, gerçekten. Keyfin yerinde, çok hareketlisin, gayet güzel uyuyorsun, ne olur kilosu az olsa diyordum. Sana reflü ilaçları veren doktoruna kızıyor, boş yere yaptığımı düşündüğüm süt ve süt ürünleri diyetine devam ederken açlıktan sütümün azalmasına sinirim bozuluyordu. Ama yavaş yavaş tablo değişmeye başladı. Önce gece uykuların darbe aldı. Çok sık uyanmaya ve emmeden uyumamaya başladın, sonraları sancıdan kıvranmaya. Popondaki kızarıklık hiç geçmedi, vücudundaki pütürlü alerjilerse giderek artmaya başladı.

3 haftalık süt ve süt ürünleri diyetinin işe yarayıp yaramadığını görmek için geçen hafta sen tam 7 aylıkken doktorumuza yaptığımız ziyaret sonrası sadece 100 gr aldığını öğrenince içimdeki pimpirik anne ortaya çıkıp rahat anneyi bir süreliğine rafa kaldırdı. Kendi çocuğunda da çoklu alerji olan doktorun, “Benim bilgim buraya kadar, bundan sonrası haddimi aşar” diyerek bizi Prof.Dr.Fügen Çullu Çokuğraş’a yönlendirdi. Randevu günümüze kadar yerli, yabancı pek çok kaynağı yalayıp yuttuktan sonra biraz kendime kızdım. Tipik besin alerjisi belirtilerinin hemen hemen hepsini göstermişsin ve ben ısrarla birşeyin olmadığına dair bahaneler bulmuşum kendimce! İnternetten birşeyler araştırıp ne üdüğü belirsiz bilgilerle felaket senaryoları yazmayacağım diye bu kadar önemli bir durumu gözden kaçırmışım. Çoğu güvenilmez kaynaklardan olan bu akademik bilgiler yerine alerji sorunu yaşamış ve hali hazırda yaşamakta olan annelerin tecrübelerine itibar etmeye karar verdim. Meğer ne kadar çok anne ve bebeği bu dertten muzdaripmiş!

Adlarımız gibi oğullarımızın alerjik durumu da aynı olan Can Ali’nin annesi benden önce Fügen Hanım’a giderek beni ilk ağızdan aydınlattı. Ona verilen diyeti görünce 3 haftadır aç olduğumu düşünürken aslında aç olmadığımı, asıl açlık günlerinin şimdi başlayacağını anladım! Keçi peyniri, yumurta beyazı, domates, susam, turunçgiller de çıktı hayatımdan. Bir nevi boşuna geçmişti 3 haftam. İşe yarasa umrumda bile değil, senin için gerekirse 3 yıl yemem ama işe yaramadığını görmek, üstelik sütümün gün be gün azalışını izlemek çok moralimi bozdu.

Ara tartıdan tam 1 hafta sonra bugün rutin 7.ay kontrolümüz için Sema Hanım’a gittiğimizde moralim nispeten düzeldi. Sema Hanım her neyi kestiysen işe yaramış gibi gözüküyor dedi. 3 haftada aldığın 100 gr’a son bir haftada aldığın 50 gr eklenince bu ayı 150 gr ve yarım cm’lik artışla 7.460 gr ve 66,5 cm olarak kapattın. Kendisi de alerjik bir çocuğun annesi olarak içimi rahat tutmamı, gayet erken bir teşhis olduğunu, çok bilmiş seslere kulaklarımı kapamamı, sütüme sonuna kadar güvenmemi, her çocuğun er ya da geç ama mutlaka anne ve babasının genetik mirası kadar büyüyeceğini söyledi.

Tam muayne esnasında 1 haftadır hergün randevuyu öne çekmek için neredeyse yalvardığım Fügen Hanım’ın sekreteri arayıp  da bugün 3’te gelin deyince Sema Hanım’dan son taktikleri alıp Fügen Hanım’a doğru yola koyulduk. Gerçekten kıymetli bir hocaymış kendisi. Prof. antipatimi mütevazı ve sevecen tavırlarıyla bir dakika içerisinde yıktı. Kısa ve öz bir şekilde bu noktaya nasıl geldiğimizi, nelerden şüphelendiğimizi, kullandığın ilaçları bir çırpıda anlattım. Çocuğu 3 aydır büyümeyen bir anne olarak bunu söylemeye hakkım var mıydı bilmiyorum ama mümkün olan en mamaSIZ çözümü önermesini rica ettim. Gülümsedi, anladı ve anlattı:

“Alerjinin görünen belirtilerini iyileştirmek kolaydır, birşey sürersiniz geçer, geçti gibi görünür, asıl tahribatını içten yapar. Eğer tedavi edilmezse yemek borusu, mide, bağırsaklarda uzun vadeye yayılan hastalıklara yol açar. Asıl korktuğumuz da budur. Besinler ince bağırsakta enzimler aracılığıyla parçalanır ve emilirler. Eğer alerji varsa bu enzimler tırpanlanır, yok olur ve alerjen olmayan bir gıda gelse bile onları ememez. Böylece kilo alımı durur, hatta geriler. Tedavi için diyetleri tolere edebilirseniz diyetle devam ederiz, edemezseniz birtakım non-alerjen mamalar kullanmak zorunda kalabiliriz. Bu yaş grubunda bağışıklık sistemi henüz tam oturmadığından neye bağlı olduğunu bilmek çok kolay değildir. Başka testler yapmamamız gerekirse diye kan saklamaları rica ederek ilk etapta inek sütü, keçi ve total IgE bakacağız, kan sayımı ve demir değerlerini inceleyeceğiz. Alerjiler pozitif çıkarsa domates, soya vb alerjilere saklanan kandan bakacağız. Herşey normalse 15 gün sonra, değilse hemen  görüşüyoruz.”

Bu süre içerisinde bana yasak olan besinler: inek sütü ve türevleri, keçi sütü ve türevleri, dana eti, domates, kabuklu deniz ürünleri, somon balığı, çilek, vişne, portakal, mandalina, greyfurt, avokado, nar, susam, tahin, soya, yumurta beyazı, yaban mersini, dut, hurma ve tabii söylememe gerek olmayan çikolata, pasta, kakao vb. herşey! Bunu yapmayan anlayamaz gerçekten zorlu ve insanı mutsuz eden bir yasak listesi. Hele de benim gibi hamileliğinin başından bu yana tam 15 aydır kilo alacağım korkusu olmadan hem sağlıklı hem de canının her istediğini yemeye alışmış biri için! Sana gelince, sen de kahvaltındaki keçi peynirinden oldun. Bir de pek çok yaşıtının aksine yoğurt ve muhallebiye geçemiyorsun. Onun yerine sabah kahvaltısı olarak 1 tatlı kaşığı pekmez ile anne sütüne katılmış, piyasada satılan balsız 7 tahıllı karışımı yiyeceksin. Kendisi mama değilmiş sadece tahıllardan oluşan bir karışımmış! Akşamları da HiPP marka sütsüz pirinçli muhallebiye anne sütü katıp verecekmişiz. Buna hemen itiraz ettim. Ben kendim su ile pirinç unundan muhallebi yapsam içine anne sütü katsam dedim. Anne sütü kesileceğinden bu karışıma katılamazmış. Anne sütü olmadan karışım proteinsiz bir karbonhidrat yığını olurmuş ki seni bu şekilde beslememiz uygun olmazmış. Su muhallebisiyle çocuk beslenmez dedi! Su muhallebisi yapmak konusunda ısrarcıysam bunun içine anne sütü değil formül süt denen mamadan koymam gerektiğini söyledi. Hani ufak çocuğa aslında istemediği 2 seçenek sunulur da kendisi nispeten daha iyi olanı seçer ya benimkisi de aynen öyle oldu. Anne sütlü versiyonu seçtim. Fügen Hanım da defalarca anne sütünden yana olduğunu, eğer diyete dayanabilirsem anne sütü ile ilerlememizin çok daha işine geleceğini çünkü bu saatten sonra anne sütüne alışmış bir bebeğin tadı berbat non-alerjen mamalara alışmasının çok zor olduğunu söyledi.

Velhasıl emin ellerdeyiz buna eminim! Hastalık kaçınılmazsa, hep böyle çareli olsun. Biz seninle iyi bir ekibiz ve bunun da üstesinden gelebiliriz. Hadi şimdi söyle o enzimlerine adam gibi çalışsınlar, güzel güzel beslen ve büyü canım oğlum benim…

19.30 meselesi

Nasıl yani siz her akşam 19.30’da evde mi oluyorsunuz? Akşamları gezmiyor musunuz? Sizin hayatınız bitmiş! Sıkılmadınız mı? Aman canım bir akşamdan birşey olmaz? Senden başkası uyutamıyor mu? Bizde uyumaz mı? Uyurken taşınmaya alışsın! Uyurken üstünü giydiriverirsiniz canım. Bu akşam yıkanmasa ne olur? Sen takıntılısın. Yazık çocuğa gestapo kampında yaşıyor…..

Niyeyse bu 19.30 meselesi bizden başka herkese dert olmuş durumda oğlum. Kabul ediyorum bazen zorlayıcı olabiliyor ama yine de sürprizlerle dolu gündüzlerimize inat senin her akşam aynı satte uyuyacağını bilmek beni çok rahatlatıyor. Belki bıkmadan usanmadan her akşam aynı şeyleri tekrarlayarak ben alıştırdım belki senin mizacın uygundu bilemiyoruz sonuç olarak biz ailecek gayet memnunuz durumumuzdan. Yine bardak diyeceğim yine dolu tarafı diyeceğim.

Evet 7 aydır bazı istisnalar hariç gece gezmeye gitmiyoruz amaaaa karşılığında akşamları 8’den sonra çocuksuzmuş gibi başbaşa kalabiliyoruz. Kafamızı sakinleştiriyor, günün yorgunluğunu atıyoruz. Gündüzleri misafir geceleri ev sahibi oluyor, süper misafir ağırlıyoruz. Birikmiş kitapları okuyor, film izliyoruz. Hatta belli bir süre sonra seni özlüyor resimlerine bakıyoruz!

Sıcak yaz akşamlarında sahilde yürüyemedik belki, birkaç konserden, pek çok arkadaş ziyaretinden olduk, güzelim akşam yemeklerini kaçırdık. Ama seni yakaladık! Ha istesek uyutup çıkamaz mıydık? Çıkardık elbet, şu diş mevzusuna kadar saatlerce uyanmıyordun da. Ama istemedik işte. Ya senden önceki 5 yılda doyduk tüm bunlara, ya da abartıyoruz dünyayı senden ibaret sanıyoruz. Kimin umurunda?

Oğlum bu akşam eve yemeğe gel de yüzünü görelim bari diyeceğimiz günlere ne kaldı ki şunun şurasında? Bu 7 ayın geçtiği hızla geçecekse hayat, göz açıp kapayıncaya kadar gelecek o günler. O vakte kadar bizde 19.30’da yat borusu çalar, minik kurbaaa küvete dalar, çıkışında baba spa hizmetleri yapar, anne en güzel sütlerini verir. Her akşam  baba iyi uykular oğlum der, anneyse tatlı rüyalar meleğim…

Demir üst dişlere karşı

Canım oğlum ilk dişini fark edişimden tam 4 gün sonra ikinci dişin de patladı. Sonra 10 gün süren huzur ve güven ortamımıza geri döndük. Gece uykuların, gündüz kikirdemelerimiz geri geldi. Taaa ki evvelsi güne kadar. 2 gecedir yine 8-10 kez inleye ağlaya kalkıyor, bu sefer de üst dişlerinin sancısını çekiyorsun. Tecrübeli anneler üstlerin en az 1 ay sonra çıkacağını söyleseler de daha erken çıkacağına inanmak istiyorum. Çektiğin sıkıntıyı izlemek ve birşey yapamamak çok zor.

Bugün doktorundan binbir rica ile ağrına bir çare istedim. Yine fitillere izin çıkmadı! Gerçekten ama gerçekten kötüysen yarım ölçek İbufen şurup verecekmişiz. Babana sordum ben mi hassasım yoksa Demir gerçekten kötü mü diye. Meğer onun da içi parçalanıyormuş. Ortaklaşa kararla şurubunu verdik.  Bakalım bu geceyi nasıl geçireceksin?

Büyüyüşünü keyifle izlerken kimbilir daha nelere canın yandığını göreceğim. Daha bisikletten düştüğünde çekeceğin acıyı izleyeceğim, sonra ilk kız arkadaşından ayrıldığında çekeceğin acıyı…Yaşlı nineler gibi oldum çıktım anne olalı beri ama ne yapayım elimde değil. Bu ilk acında olduğu gibi sen istedikçe hep yanında olmayı diliyorum canım oğlum ve hep böyle geçeceğini bildiğim çareli acılar olsun hayatımızda…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company