Category Archives: Meraklı Geziyor

Gezgin Cüce

Bende gerçekten bir anormallik var. İş için 3 gece 4 gün Londra’ya gitmem gerekiyordu. Git biraz kafanı dinle di mi? Yok olmadı, yapamadım, yine içime sinmedi. 10 yıllık İngiltere vizesi ile kendini İngiliz sanan iyi bir bebek bakıcısı buldum. Fazla uzakta değildi bizim evdeydi. Baban benim konferansta olacağım iki tam gün boyunca sana bakmayı kabul edince gezgin cüceye yine yol göründü.

Click to continue reading “Gezgin Cüce”

Tanzanya Canavarı

İşte öyle yoğun ve stresli bir dönemden geçiyordum ki bu tatilin zamanlaması hem çok uygunsuz oldu, hem de ilaç gibi geldi. Gitmeden evvel vücudumda o kadar çok elektrik vardı ki elbiselerim sanki çok rüzgar varmış gibi üzerime yapışıyor, sen dahil nereye dokunsam çatır çutur elektrikler havada uçuşuyordu. Arındım, dinlendim, kendime geldim diye düşünmem sadece 3 gün sürebildi. Sonra yine aynı terane. Döneli nerdeyse 3 hafta oldu ve ben tatile gittiğimizi bile hatırlamakta zorlanıyorum! Detayları unutmadan yazmalı, kayıt altına almalı…

Click to continue reading “Tanzanya Canavarı”

Bir Hypnobirthing Hayali

Gözlerini kapa ve kendini mutlu hissettiğin o yerde hayal et. Bu yer daha önce hiç gitmediğin ama çok gitmek istediğin bir yer de olabilir. Orası nasıl bir yer? Hava nasıl, sıcak mı soğuk mu? Yürüyor musun, ayakların çıplak mı? Yerdeki dokuyu hissetmeye çalış. Havayı içine çek, ne kokuyor? Sesleri dinle, ne duyuyorsun? Etrafı dikkatle incele, neler görüyorsun?

Click to continue reading “Bir Hypnobirthing Hayali”

Ata’ya Tırmanış

Daha karnımdayken başladım anlatmaya. Sana hiçbir şey öğretemezsem şu hayatta, sırf O’nu öğretmek yeter bana. İçinde bulunduğumuz şartları, yaşanan toplumsal olayları burada anlatmamaya özen gösteriyorum. Ama şunu bil ki bu 29 Ekim farklıydı. Türlü türlü engellemelere inat O’nu huzurunda ziyaret etmek, seni O’na götürmek istedik.

Click to continue reading “Ata’ya Tırmanış”

iPhone’a emanet

30 Eylül sabahı İstanbul’a bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken biz havaalanına doğru yola koyulduk. Bu seferki rotamız Bodrum Rixos’tu. Torba’ya 2 km uzaklıkta tepelik bir koya konuşlanan bu oteli, babanın toplantısı için gidiyor olmasak pek de tercih etmezdik sanırım. 5 yıldızlı otel sevmiyor oluşumuz bir yana, yokuşları nedeniyle çocukla çok rahat edilecek bir yer olmadığını söyleyebilirim. Her ne kadar günde 3 posta yokuş tırmanmaktan bacaklarımız tutulsa da güzel hava sayesinde harika bir hafta sonu geçirdik. Sabahları nispeten serin, öğleye doğru gayet güzel ısınan, akşamları ise limonata gibi olan hava sayesinde Ekim’de Bodrum başkaymış diyenleri gayet iyi anladık.

İlk kesintisiz uykunun hemen ardından bu seyahate çıktığımız için biraz tedirgin olsam da uyku konusunda en ufak bir sorun yaşamadık. Sezonun son denizine girdiğini bilirmişcesine her denize girdiğinde çıkmak bilmedin. “Anne bıyaaaaak” nidalarıyla beni ittirip kendi kendine kolluklarınla yüzmeye çalışıp, heyecandan ağzını kapatmayı unutunca bol bol su yuttun. Sabahları deniz sefası sonrası evde pek görmeye alışık olmadığımız 3 saatlik öğle uykularından patlatıp bizi çok dinlendirdin. Hayatında ilk kez bir otelin Mini Club’ında vakit geçirdin. Senin yaş grubunu ebeveynsiz almadıkları için sana eşlik ettim ama süs bitkisi şeklinde orada dikildim. Emmeyi bıraktıktan sonraki ilk uçak yolculuğumuz olmasına rağmen, gidiş de dönüş de gayet sorunsuz geçti.

Bu tatilin en önemli gelişmesi seni uyuttuktan sonra odamızda bırakıp babanla yemeğe gidebilmemizdi. Böyle bir şeye nasıl cesaret ettiğimizi açıklayana kadar, etrafımızdakilerin “Çocuğunuz nerede?” diye sorarkenki meraklı ve iğneleyen bakışlarını hiç unutmayacağım. Resmen gaddar anne&baba damgası yedik. Ya ben çok rahatım ya da insanlar gerçekten çok pimpirikli bilmiyorum.

Birkaç ay önce ÇokBilmiş’in bu yazısında gördüğüm şu uygulamayı hemen indirmiş ve denemeyi kafama koymuştum. Kısmet bu tatileymiş. Aslında Baby Moniyor&Alarm uygulaması bir bebek telsizi vazifesi görüyor. Klasik bebek telsizlerinden tek farkı herhangi bir mesafe kısıtı bulunmaması. Bebeğin yattığı odada bebeğe mümkün olduğunca uzak bir noktada sarja takılmış bir iphone bırakıyorsun, eğer bebek ağlarsa daha önceden tespit ettiğin bir numaraya otomatik telefon açıyor. Bebeğinin yanına gidene kadar ne şiddette ağladığını veya gerçekten ağlayıp ağlamadığını kontrol edebiliyorsun.

Uygulamayı kullanmak çok basit. Önce ayarlar(settings) bölümünden aranacak telefon numarası(alert phone) seçiliyor. Tabii ki telefon rehberi içerisinden birini seçebiliyorsun. Uygulamanın sese karşı duyarlığınını(sensor sensivity) ayarlayabiliyor, özellikle gürültülü bir yerdeysen duyarlılığı en düşük seviyeye getirebiliyor ya da en ufak sese bile devreye girsin istiyorsan en yüksek seviyeye ayarlayabiliyorsun. Daha sonra gelişmiş ayarlar(advanced settings) bölümünden alarmı kurar kurmaz kaç saniye içerisinde odayı terk etmek istediğini(time to leave the room) seçiyorsun ki sıvışma anında çıkan sesleri algılamasın. Her gık sesini ciddiye almasın diye bir de kaç saniyelik kesintisiz ses duyduktan sonra(alarm after) telefon açmasını istediğini belirtiyorsun. Bir güzel özelliği daha var ki “koy başını, yat bakayım aşağıya..vb.”anne sesini kayıt edip ilk ağlamanda bunu devreye sokabiliyor(replay mummy’s voice), halen ağlaman devam ediyorsa telefon açmasını sağlayabiliyorsun(after mummy’s voice). Dilersen anne sesi yerine ipod’dan sevdiğin bir ninniyi de seçebiliyorsun. Aktivite geçmişi(activity log) sayesinde kaç dakika kesintisiz uyuduğunu, eğer mırıldandıysan kaç saniye mırıldandığını görebiliyor, dilersen bu seslerin detayını dinleyebiliyorsun. Kısacası herşey düşünülmüş. Uygulamanın tek kötü yanı var ki-bunu uygulamayı geliştirenlerin bilerek yaptığını düşünüyorum- bir kere ses duyar ve telefon açarsa telefonda bebeğinin ağlamadığını görüp kapasan bile tekrar devreye girmiyor. Sanırım bu uygulamanın bir bebek bakıcısı olarak algılanmaması, sadece bebeğe ulaşmanın mümkün olduğu ortamlarda kullanılmasını istedikleri için böyle bir önlem almışlar.

Çalışıp çalışmadığına ilişkin birkaç deneme ve restoran-oda depar süresine(1 dk 30 saniye) ilişkin testlerden sonra biz bu uygulamaya güvendik. Seni herzaman yatırdığımız üzere saat 8 gibi yatırdık, 15 dakika daldığından emin olmak için bekledik ve sürekli otel odasına tıkılmak zorunda kalan anne&baba olarak makus talihimizi yenip kendimizi dışarı attık. İlk gece insanların dehşet dolu bakışları altında bir güzel akşam yemeğimizi yedik. İkinci akşam uygulamanın namı almış yürümüş herkese ballandıra ballandıra detayları anlatırken birden telefon çaldı. Ufak çaplı bir heyecan yaşasam da telefondan ağlama sesin gelmediği için sakince odaya gittim. Girer girmez ne olduğunu anladım. O sırada başlayan canlı müzik neredeyse odamızın içinde çaldığından uygulama sürekli ses algılıyor(noise detected) ve arama yapıyordu. Buradan anlamış olduk ki dış sesin fazla şiddetli olmadığı yerlerde denemekte fayda var. O akşam tekrar çıkamadık ama olsun bu uygulamanın değil müziğin kabahatıydi.

Burada Steve Jobs’ı rahmetle anmadan edemeyeceğim. Onun gibi bir dahi sen büyüyene kadar bir daha bu dünyaya gelir mi bilmiyorum ama hayatını okumanı ve onun bakış açısını anlamanı çok isterdim. Kendisi iphone/ipad’i icat etmeseydi hayatımızın daha ne kadar kolaylaşabileceğini asla bilemeyecektik. Sen bu satırları okurken, “Amaan anne sen bunlara kolaylık mı diyorsun? Bizim i-robot’umuz çocuğu pıpışlayıp geri uyutuyor!” mu diyeceksin ne diyeceksin bilmiyorum ama ben televizyonu siyah&beyaz seyretmiş bir kuşak olarak içinde yaşarken bile teknolojik gelişmelere şaşırabiliyorum.

Yazlık Günleri

Eskiden arkadaşlarımla tatile gitmek için sabırsızlanır, ailemle tatile gitmeyi sıkıcı bulurdum. Evlendikten hele de çoluk çocuğa karıştıktan sonra, aslında içten içe onlarla olmayı ne kadar özlediğimi, tıpkı eski günlerdeki gibi onların güvenli kolları altında tembellik yapmayı ne kadar istediğimi fark ediyorum. Hele de ne tatillerde, ne hafta sonlarında hiç dinlenemediğim şu günlerde Çandarlı’daki yazlığımız dünyanın en güzel otellerinden, en güzel plajlarından daha cazip geliyor açıkçası. Eğer yeterince eğlenceli bir anne&baba olabilirsek, belki sen de bu huzur ve güven ortamını arar,büyüdüğünde bizle vakit geçirmek istersin diye umuyorum canım oğlum.

Uzun bayram tatilini fırsat bilip, İtalya’dan döndükten tam 1 hafta sonra soluğu yazlıkta aldık. Git git derinleşmeyen bir deniz, denizin hemen önündeki 1 dönüm bahçeli evimiz, sana bakmak için kuyrukta bekleyen bir anneanne, bir dede, bir büyük dayı, bir yenge, bunlara bir de bizimle gelen ablan eklenince vahaya düşmüş gibi oldum gerçekten. Seni oraya bırakıp kendimiz tatile gitsek inan bu kadar keyif almazdım. Yani hem seninle olmanın, seni izlemenin keyfi var hem de sana bakmakla ilgili en ufak bir sorumluluk yoktu. Bir anne daha ne ister ben bilemiyorum.

Sütle vedalaşmanın 8.gününde gittiğimiz yazlıkta özellikle sabahları en geç 06.00’da oldukça huysuz olarak güne başlıyordun. Seni hemen yan odaya devrediyor, bizse babanla bir güzel uyumaya devam ediyorduk. Onlarsa sabahın 7’sinde parka gitmek, arabanın içerisinde vakit geçirmek, traktöre bindirmek gibi aktivitelerle seni oyalıyorlar kahvaltını ettirip denize götürüyorlardı. Sen 11 gibi uyumak üzere geri geldiğinde, biz yataktan yeni çıkıyor, senin uyuduğun 3 saat boyunca kafamızı dinliyorduk. Öğlen yemeğinden sonra maaile denize gidiyor akşam 6’ya kadar orada vakit geçiriyorduk. Akşamüstleri yemeğe kadar geçen sürede ise komşuların torunlarına tonla oyuncağın yığıldığı kocaman bahçemizde oynuyor, biber topluyor, bahçeyi suluyorduk. Plajdaki abi arkadaşlarına ek olarak bir de köpek arkadaşların vardı ki onlarla oynamanı izlemek görülmeye değerdi. yemeğini yeyip, banyonu yaptıktan sonra 8 dedin mi yorgunluktan bayılıyor ama ne hikmetse gecede bilmem kaç kez uyanmaya devam ediyordun. Anneanenle deden seni odalarında yatırmaya cesaret bile edemediler öyle diyeyim sana! 

Bu tatilden tarihe not: ilk 3 kelimeli cümleni-Dede çöp attı- söyledin. Hemen arkasından da “Biz adda geldik”, “Baba neeen(araba sesi) yaptı” gibi çeşitlemelerle bizi eğlendirdin. Arabalara, anahtarlara olan bu aşırı düşkünlüğün sayesinde oto koltuğu huysuzluklarını da geride bıraktık gibi gözüküyor. Giderken ve gelirkenki bayram trafiğine rağmen şimdiye kadarki en rahat yolculuklarımızı geçirdiğimizi söyleyebilirim. Ağlasan da çatlasan da patlasan da bugüne kadar seni oto koltuğundan hiç çıkartmadım. Demek ki sabreden derviş muradına erermiş. Bizimki oto koltuğunda hiç oturmuyor deyip pes etmemek gerekmiş!

Senin için her detay düşünülmüş, park yatağın ve İKEA mama sandalyen hazır edilmiş, buzluğa dizi dizi pirzolaların atılmıştı. Seni nerdeyse 3 aydır görmeyen anneanne ve deden sonlara doğru sabah 6’da kalkmaktan su kaynatsalar da varlığından o kadar memnun görünüyorlardı ki seni bu kadar geç oraya götürdüğüm için kendimi kötü hissettim. Hele de senin orada olmaktan bu kadar mutlu olduğunu gördükten sonra! Bu kışki performanslarına göre seneye seni sadece ablanla 1 haftalığına misafir edebilirler belki kim bilir?

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company