Category Archives: Çok Okunan

Puset Seçim Testi

Her anne babanın yana yakıla etrafa sorduğu fiks sorudur: Hangi bebek arabasını almalıyız? Cevabı çok basit, “Testi çözün size en uygun puseti bulun” …

Click to continue reading “Puset Seçim Testi”

Memir Tuvolete Yapsın

Tam 2 hafta oldu. İlk günlerde sanırım bezi bıraktık diyordum zira bu kadar kolay olmasını beklemiyordum. Ama artık eminim, senin deyişinle “Aytık bez gokkk!”

Click to continue reading “Memir Tuvolete Yapsın”

iPhone’a emanet

30 Eylül sabahı İstanbul’a bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken biz havaalanına doğru yola koyulduk. Bu seferki rotamız Bodrum Rixos’tu. Torba’ya 2 km uzaklıkta tepelik bir koya konuşlanan bu oteli, babanın toplantısı için gidiyor olmasak pek de tercih etmezdik sanırım. 5 yıldızlı otel sevmiyor oluşumuz bir yana, yokuşları nedeniyle çocukla çok rahat edilecek bir yer olmadığını söyleyebilirim. Her ne kadar günde 3 posta yokuş tırmanmaktan bacaklarımız tutulsa da güzel hava sayesinde harika bir hafta sonu geçirdik. Sabahları nispeten serin, öğleye doğru gayet güzel ısınan, akşamları ise limonata gibi olan hava sayesinde Ekim’de Bodrum başkaymış diyenleri gayet iyi anladık.

İlk kesintisiz uykunun hemen ardından bu seyahate çıktığımız için biraz tedirgin olsam da uyku konusunda en ufak bir sorun yaşamadık. Sezonun son denizine girdiğini bilirmişcesine her denize girdiğinde çıkmak bilmedin. “Anne bıyaaaaak” nidalarıyla beni ittirip kendi kendine kolluklarınla yüzmeye çalışıp, heyecandan ağzını kapatmayı unutunca bol bol su yuttun. Sabahları deniz sefası sonrası evde pek görmeye alışık olmadığımız 3 saatlik öğle uykularından patlatıp bizi çok dinlendirdin. Hayatında ilk kez bir otelin Mini Club’ında vakit geçirdin. Senin yaş grubunu ebeveynsiz almadıkları için sana eşlik ettim ama süs bitkisi şeklinde orada dikildim. Emmeyi bıraktıktan sonraki ilk uçak yolculuğumuz olmasına rağmen, gidiş de dönüş de gayet sorunsuz geçti.

Bu tatilin en önemli gelişmesi seni uyuttuktan sonra odamızda bırakıp babanla yemeğe gidebilmemizdi. Böyle bir şeye nasıl cesaret ettiğimizi açıklayana kadar, etrafımızdakilerin “Çocuğunuz nerede?” diye sorarkenki meraklı ve iğneleyen bakışlarını hiç unutmayacağım. Resmen gaddar anne&baba damgası yedik. Ya ben çok rahatım ya da insanlar gerçekten çok pimpirikli bilmiyorum.

Birkaç ay önce ÇokBilmiş’in bu yazısında gördüğüm şu uygulamayı hemen indirmiş ve denemeyi kafama koymuştum. Kısmet bu tatileymiş. Aslında Baby Moniyor&Alarm uygulaması bir bebek telsizi vazifesi görüyor. Klasik bebek telsizlerinden tek farkı herhangi bir mesafe kısıtı bulunmaması. Bebeğin yattığı odada bebeğe mümkün olduğunca uzak bir noktada sarja takılmış bir iphone bırakıyorsun, eğer bebek ağlarsa daha önceden tespit ettiğin bir numaraya otomatik telefon açıyor. Bebeğinin yanına gidene kadar ne şiddette ağladığını veya gerçekten ağlayıp ağlamadığını kontrol edebiliyorsun.

Uygulamayı kullanmak çok basit. Önce ayarlar(settings) bölümünden aranacak telefon numarası(alert phone) seçiliyor. Tabii ki telefon rehberi içerisinden birini seçebiliyorsun. Uygulamanın sese karşı duyarlığınını(sensor sensivity) ayarlayabiliyor, özellikle gürültülü bir yerdeysen duyarlılığı en düşük seviyeye getirebiliyor ya da en ufak sese bile devreye girsin istiyorsan en yüksek seviyeye ayarlayabiliyorsun. Daha sonra gelişmiş ayarlar(advanced settings) bölümünden alarmı kurar kurmaz kaç saniye içerisinde odayı terk etmek istediğini(time to leave the room) seçiyorsun ki sıvışma anında çıkan sesleri algılamasın. Her gık sesini ciddiye almasın diye bir de kaç saniyelik kesintisiz ses duyduktan sonra(alarm after) telefon açmasını istediğini belirtiyorsun. Bir güzel özelliği daha var ki “koy başını, yat bakayım aşağıya..vb.”anne sesini kayıt edip ilk ağlamanda bunu devreye sokabiliyor(replay mummy’s voice), halen ağlaman devam ediyorsa telefon açmasını sağlayabiliyorsun(after mummy’s voice). Dilersen anne sesi yerine ipod’dan sevdiğin bir ninniyi de seçebiliyorsun. Aktivite geçmişi(activity log) sayesinde kaç dakika kesintisiz uyuduğunu, eğer mırıldandıysan kaç saniye mırıldandığını görebiliyor, dilersen bu seslerin detayını dinleyebiliyorsun. Kısacası herşey düşünülmüş. Uygulamanın tek kötü yanı var ki-bunu uygulamayı geliştirenlerin bilerek yaptığını düşünüyorum- bir kere ses duyar ve telefon açarsa telefonda bebeğinin ağlamadığını görüp kapasan bile tekrar devreye girmiyor. Sanırım bu uygulamanın bir bebek bakıcısı olarak algılanmaması, sadece bebeğe ulaşmanın mümkün olduğu ortamlarda kullanılmasını istedikleri için böyle bir önlem almışlar.

Çalışıp çalışmadığına ilişkin birkaç deneme ve restoran-oda depar süresine(1 dk 30 saniye) ilişkin testlerden sonra biz bu uygulamaya güvendik. Seni herzaman yatırdığımız üzere saat 8 gibi yatırdık, 15 dakika daldığından emin olmak için bekledik ve sürekli otel odasına tıkılmak zorunda kalan anne&baba olarak makus talihimizi yenip kendimizi dışarı attık. İlk gece insanların dehşet dolu bakışları altında bir güzel akşam yemeğimizi yedik. İkinci akşam uygulamanın namı almış yürümüş herkese ballandıra ballandıra detayları anlatırken birden telefon çaldı. Ufak çaplı bir heyecan yaşasam da telefondan ağlama sesin gelmediği için sakince odaya gittim. Girer girmez ne olduğunu anladım. O sırada başlayan canlı müzik neredeyse odamızın içinde çaldığından uygulama sürekli ses algılıyor(noise detected) ve arama yapıyordu. Buradan anlamış olduk ki dış sesin fazla şiddetli olmadığı yerlerde denemekte fayda var. O akşam tekrar çıkamadık ama olsun bu uygulamanın değil müziğin kabahatıydi.

Burada Steve Jobs’ı rahmetle anmadan edemeyeceğim. Onun gibi bir dahi sen büyüyene kadar bir daha bu dünyaya gelir mi bilmiyorum ama hayatını okumanı ve onun bakış açısını anlamanı çok isterdim. Kendisi iphone/ipad’i icat etmeseydi hayatımızın daha ne kadar kolaylaşabileceğini asla bilemeyecektik. Sen bu satırları okurken, “Amaan anne sen bunlara kolaylık mı diyorsun? Bizim i-robot’umuz çocuğu pıpışlayıp geri uyutuyor!” mu diyeceksin ne diyeceksin bilmiyorum ama ben televizyonu siyah&beyaz seyretmiş bir kuşak olarak içinde yaşarken bile teknolojik gelişmelere şaşırabiliyorum.

Bir uyku hikayesi

Bu yazı kafamda bambaşka canlanmış, ben vakit bulup yazıyı yazana kadar kendi sonunu baştan yazmış bir yazıdır.

Asıl giriş şöyleydi, “Oğlum twitter denen bir sosyal medya aracı var-senin zamanına kalır mı bilinmez-bu ara pek sardık kendisine. Orada #uykusuzannelerkulubu adı altında tüm uyumayan ve kendini uykusuz hisseden anneler olarak geyik çeviriyoruz, hatta en uykusuzumuza sanal ödüller veriyoruz filan. Şikayet ediyorsan değiştirmek için bir şey yap, yapamıyorsan sus otur felsefesinden yana biri olarak, şu hayatta herhangi bir şeyden şikayet etmeyi de edeni de hiç sevmem ama #uykusuzannelerkulubu böyle bir şey değil. Şikayet edermiş gibi yapıp, halimizle dalga geçiyor, birbirimize moral veriyor ve yalnız olmadığımızı gördükçe rahatlıyoruz. Aslında kulüptekileri gördükçe sen gerçekten kötünün iyisiymişsin, buna da şükür bile dedim. Tek sorunun çok erken kalmak ve gece bilmem kaçyüzbinkez uyanmak ki, şimdiye kadar her türlü uyku sorununu mücadele vererek çözdük, bir bunu çözemedik! 18 ay oldu ben ne zaman uyuyacağım???” diye devam edecekti. Taaa ki sen bir gece ansızın uyumaya başlayıp ben kulüpten atılana kadar 🙂 Bir çocuğum daha olursa dönüp dönüp bu yazıya bakmak için, hikayeye taaa en başından başlayacak, şimdiye kadar yaptıklarımdan, kendimce tiyolarımdan bahsedeceğim. Gerçi senin de mensubu olduğun bebek milleti, kutudan kendi uyku tercihleri ile doğuyor.  Bu yaptıklarım bir başkasının bebeğinde veya bizzat kendimin ikinci bebeğimde bile işe yaramayabilir ama olsun.

  • Türünün tek örneği dönemi(0-40 gün)

Sen maalesef uyku-sever bir çocuk olarak başlamadın bu dünyadaki günlerine. Hemen hemen tüm kaynaklar bu dönemde bebeğiniz günde 15-16 saat arası uyuyordur diyordu. Oysa sen gündüz+gece toplamında sadece 8-9 saat uyuyor, günün büyük bir kısmını gözlerin açık geçiriyordun! İşin garip tarafı 15.günde başlayan gaz sancıların nedeniyle akşam 18.00-20.30 arası kesintisiz ağlama krizlerin dışında hiçbir sorun çıkartmıyor, meraklı meraklı etrafını izliyordun. Uykusuzluktan (henüz!) şikayetim yoktu ama uyusun da büyüsün meselesi çok kafama takılıyordu. Sokakta uyuduğunu keşfettikten sonra da yorgunluktan ölsem bile her gün 3-4 saat yürüyüşe çıkartıyordum seni. En azından 3 saatlik kesintisiz bir uyku uyuyordun. Geceleri sadece benim üzerimde en uzunu 45 dakika olan uykular uyuyor, 9 kez filan emiyordun. Gündüz hiç uyumadığın düşünülürse geceleri uyuduğun bu bölük pörçük uykularla gece gündüz farkını az da olsa anladığını düşünüyordum.

  • Uykuya giriş dönemi(40 gün-3 ay)

1.ay kontrolünde doktorunun gaz için verdiği Sub Simplex ile hayatımız değişmişti. Uyku rutininin ilk temellerini bu dönemde atmış, seni her akşam aynı saatte(19.30) yıkayıp, masaj yapıp kundaklamaya başlamıştık. Seni emzirdikten sonra o pozisyonda kucağımda tutuyor, arka fonda sabaha kadar açık kolik CD’si ile ritmik hareketlerle popona vuruyordum. Yerimden hiç kalmıyor, sallama moduna hiç geçmiyordum. Sen biraz mayışınca yatağına bırakıyor, kimi gece 9’a kimi gece 11’ e kadar odandan çıkmıyor, her ağladığında kucağıma alıp sakinleştirip geri koyuyordum, belki 50 kez! Kısa bir süre sonra sen de normal çocuklar gibi 3’er saatlik döngüler halinde uyumaya başladın. Tabi aralarda 1’er saatlik emzirme&gaz çıkartma&alt değiştirme molaları oluyordu. Üzerimde uyuyarak geçirdiğin 40 güne inat, bu dönemde bizim yatakta aramızda yatmaktan hiç mi hoşlanmıyor, kendi tercihinle kendi yatağında yatıyordun. Gece boyu 9 emzirme yerine 4 emzirme ilaç gibi gelmişti. Gündüzleri halen dışarı çıkmazsak hiç uyumuyordun.

  • Uykunun altın çağı(3-6 ay)

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar nedeniyle dışarı çıkışlarımız sınırlanınca gündüz uyku konusunda eğilmek durumunda kalmıştım. Baby Center, Tracy bilgilerimi, biraz da içgüdülerimi birleştirip, seni daha yakından gözlemlemeye, uyku emarelerini yakalamaya çalıştım. Uykun gelmeden yatağına koydum, uyusan da uyumasan da en az 45 dakika orada kalmanı sağladım. Ben de kitabımı alıp yanında oturdum, sen huysuzlandıkça kucağıma alıp sevdim geri koydum. Tıpkı seni gece uykuna alıştırırken yaptığım gibi. Odanda geçen uzun saatler ve 3. günün sonunda 10.00-13.00-16.00-18.00 civarında battaniyenle oynayarak ve azıcık da emzik alarak kendi kendine 15 dakikalık uykular uyumaya başladın. 1. haftanın sonunda 45 dakikaya kadar uzattın. Gece uykuların ise ilk yatış blok 6 saat, sonra 1 ya da 2 kalkış şeklinde gayet güzel bir rutine oturmuştu. Benden mutlusu yoktu.

  • Diş sıkıntıları dönemi(6-9 ay)

6.ayda gelen ilk dişinle birlikte gece uykuların sekteye uğradı. Gecede 1-2 kalkışa alışan bünye başta zorlansa da, İlk 40 günümüzü yad ede ede her kalkışında geldim önce pışpışladım, olmadı emzik verdim, olmadı sarıldım, olmadı kucağımda dolaştırdım.  En az 4 en fazla 8 ortalama 6 kalkış ve her birinde emmek isteyen sen, başta emzirmeye direnen ama sonrasında sana kıyamayıp her defasında emziren ben! Bu model gündüzleri dinlendiğim için şimdilik sürdürülebilirdi. Henüz işe dönünce başıma geleceklerden habersiz memede sakinleşmek isteyen oğluma bunu çok görmüyordum.

Gündüz uykuların ise sabah kısa(30 dk.), öğlen azıcık uzun(1,5 saat), akşamüstü tekrar kısa(30 dk) şeklinde 3 uykuya düşmüştü.

  • Darbe dönemi(9-12 ay)

İşe dönmeye 20-25 gün gün kala beni bir korku sardı. Bu gece uyanmalarına kökten çözüm bulmaya karar verdim. Her uyandığında ayağa kalkıyor, korkuluklara tutunuyor ve yatmamak için direniyordun. Benim çocuğum emzirmeden uyumuyor işte diye düşünüp, bir yandan da sabırla geri yatırıp ağzına emzik verip, seni sevip, ninniler söyledim.  Uykuya geri dönmen her seferinde en fazla 10 dakika sürdü, ama çokça ağlayarak. Demek ki dedim içimden emzirip hemen uykuya dönmek isteyen benim, aslında sen emmek istemiyorsun ben kolaya kaçıyorum. Geceler boyu istikrarla, bıkmadan usanmadan devam ettim. Kaç kere kalkarsan kalk sadece 03.00-04.00 aralığında 1 kez emzirdim. 7. gece bir kalkışında aralıksız bir saat ağlayınca motivasyonumu kaybeder gibi oldum ama birkaç gün sonra yeni dişin patlayınca tekrar rahatladım. 15 günün sonunda işe başlamama 1 hafta kala gecede en fazla 3 kere uyanan, gece 04.00′ten önce emmeyen, uyandığında kolayca uykuya geri dönen bir meleğe dönüştün.

Gündüz uykuların ise sabah 1 saat, öğleden sonra 1 saat olmak üzere 2 uykuya düşmüştü.

  • Tek uyku dönemi(12-15 ay)

Yaşını doldurmandan hemen sonra gündüz uykularını keskin bir şekilde teke indirdin. Dışarıdaysan bazen akşamüstü kısa bir şekerleme daha yapıyordun ama evdeysek asla. Gündüz uyumayı başından beri pek sevmesen de 13 aylık bir çocuk için günde 45 dakikalık tek uyku gerçekten abartılıydı. 15.ayın sonuna yaklaşırken 1,5-2 saatlere uzadı. Bu arada anne işe başladı, hafta sonları çok kıymetli hale geldi. Tüm sokak programları seninle evde uyuduktan sonra yapılmaya başlandı ki senin düzenin bozulmasın ve ben de biraz dinlenebileyim.

Geceler ise hala iyi gibiydi deliksiz uykunun ilk sinyallerini veriyor sabah 5’e kadar blok uykular uyuyordun.

  • Cinnet Dönemi(15-18. Ay)

Sabah kalkış saatini 07.00 ve sonrasına çekmişken tekrar 06.00 civarına geri döndük. Tam buna alışmışken gece kalkışların tekrar sıklaştı. Önce konduramadım, diş dedim, ishaldi aç kaldı dedim, o zaman küçüktü şimdi büyük zapt edemiyorum dedim, o zaman ağladığı gibi ağlamıyor, oyuna doyamıyor bana doyamıyor ondan dedim bir sürü bahane buldum.  Ya da kısaca uyku tatlı geldi ve her seferinde emzirmeye başladım. 1 hafta sonra baktım sistem çöküyor, kendimi çok çok yorgun ve bitkin hissediyorum tekrar bir şeyler yapmaya karar verdim. Bu seferki planım gece beslenmesini kesmekti. İşe önce sana bu durumu anlatarak başladım. Uykunun çok güzel bir şey olduğunu, sık sık uyandıkça bu keyfi alamadığını, her istediğinde yanında olacağımı ama emzirmeyeceğimi sana anlattım. Çok sıkıntılı geceler geçirdik. Emmediğin için uykun açılıyor, salona gitmek, oyun oynamak, kitap okumak istiyordun. Değil bu taleplerini yerine getirmek bir kere ışığı bile yakmadım. Bir hafta kadar sonra tekrar gecede 2 kere kalkma düzenimize geri döndük.

Derken beklenmedik bir anda gelen emzirmeyi kesme kararımız neticesinde işler iyice zıvanadan çıktı. Sabahın kör şafağında kalkmaya, gece bin kere kalkıp söylenmeye başladın. Emzirmeyi bırakınca gece uykusu düzene girecek diyenlere sevgilerimi sundum. Bir gün kesintisiz bir uyku uyuyacağıma dair ümidimi kaybettim. Aylardır uyumayan bünyem artık isyan etmeye başladı.

  • Kesintisiz uyku dönemi (18.ay+ )

Uyku mücadelesi ile geçen bunca aydan sonra anlayamadığım tek şey öğlen ve gece uykusuna kendi kendine dalan bir çocuğun gece uyanınca neden kendi kendine uykuya dalamadığı konusuydu. Memeyi keseli 1 aya yakın olmuştu. Bulabildiğim tek cevap daha doğrusu soru, acaba sana kendi kendine uyuman için yeterli vakti tanıyıp tanımadığım oldu. Böylece bir karar aldım, gece uyanıp ağlamaya başladığında sakince 100’e kadara sayacaktım. Tabi bir yandan eski silahım propaganda işine de girdim. “Kediler sabaha kadar uyuyor, aydede sabaha kadar uyuyor, Oğuz sabaha kadar uyuyor, herkes uyuyor, anne de içerde uyuyor, çağırmana gerek yok uyanırsan ineğine sarıl uyu vs..“gibi telkinlerde bulundum. Ve bingo! Başarı oranım %50 oldu. Yani gecede toplam 4 kere kalkıyorsan 2’sinde kendi kendine uyumaya geri döndün. Ben de her gece ısrarla konuşmaya ve anlatmaya devam ettim. Başından beri odada tek başına ağlatarak uyutma modeli bana uygun olmadı, hiç yapmadım. Denediğim her uyutma yönteminde bizzat yanındaydım. Uyanırsan yanına gelmeyeceğimi söylemek bunca ay sonra aramızdaki güveni sarsmaya yetmezmiş gibi geldi. Nitekim yanılmamışım. 29 Eylül 2011 gecesi ansızın sabaha kadar deliksiz uyudun. Tam 18 ay 13 gün sonra ilk kez! O sabah yaşadığım mutluluğu kelimelerle anlatmak pek mümkün olmaz.

Şimdilerde haftanın 4 gecesi kesintisiz uyku görüyoruz. Diğer gecelerde 1-2 kalkış oluyor, duruma göre kah gidiyorum kah gitmiyorum. Geceleri bezi bırakacağımız ve çişe kaldırmaya başlayacağımız günlere kadar kesintisiz uykunun tadını çıkartıyoruz ailecek. Uzun saatler uyuyan sen, hayatında ilk kez uyku mahmuru kalkıyorsun. Sabahları yatak keyfimizde bize sokulmaya, sarılmaya ve kendini öptürmeye başladın ki genelde kendini hiç sevdirmemene alışmış bünyemiz zevkte ölmek üzere 🙂

Bunca ay yaşananlara şöyle bir geri dönüp bakınca içindeyken zorlansam da, çoğu kişiye göre oldukça kolay bir süreçten geçtiğimizi düşünüyorum. Bardağın dolu tarafı da var. Rutin konusundaki ısrarımın çok faydasını görmüşüz bir kere. Bizim için gece uykusuna yatacağın saat hiçbir zaman sürpriz olmadı. Demir bu gece uyumadı diye bir cümle kurmadık hiç. Sen nerdeyse 3. ayından beri en geç 8 dedin mi uyudun, bize kafamızı dinleyecek, kendimize gelecek zaman kaldı.  Ama biz de bir kereden bir şey olmaz demedik, yemedik içmedik gezmedik seni hep o saatte yatırdık. Ha keza Demir bugün öğlen uyumadı gibi bir cümle de bizim için geçerli olmadı. Başlarda gündüz uykularını dışarıda uyumayı severken giderek yatağını aradığını, dışarıda kısa, yatağında uzun uykular uyuduğunu fark edince kendi keyfim için seni oradan oraya sürüklemekten vazgeçtim. Özellikle tek uykuya düştükten sonra sokak programlarımızı senin uyku saatlerinde evde olacak şekilde ayarladım, hem kendim dinlendim hem seni rahat ettirdim. Kar, kış dinlemeden her gün uzun saatler sokağa çıktığın, koşup oynadığın için hep yorulup yattın, dinlenmiş kalktın. Dolayısıyla gündüz de gece de vücut saatin gelince kendi kendine uyumak isteyen bir çocuk oldun. Yaşının gerektirdiği huysuzlukları henüz yaşamamanı da uykunu almana ve her gün aynı saatlerde aynı şeyleri yapmanın sende yarattığı güven duygusuna bağlıyorum.

Velhasıl bizim uyku hikayemizin birinci bölümü mutlu sonla bitti. Dilerim tüm uykusuz anneler ve bebekler en kısa zamanda mutlu sona ulaşırlar…

Not: Gece&gündüz karartma olan odanda uyurken resim çekilemediğinden çok eski temsili bir uyku fotoğrafı kullanılmıştır 🙂

Anne hamileyken…

Varlığını öğrendiğim 8 Temmuz 2009 sabahından bugüne 248 günü karnımda 79 günü dışarda olmak üzere tam tamına 327 günümüz birlikte geçmiş. Son 79 günün güzelliğini bizzat yaşarken bile o 248 günü ne kadar özlediğimi itiraf etmek istiyorum. Sokakta gördüğüm hamilelere özenerek bakarken yakalıyorum kendimi. Çoğu zaman onlar da bebeğine kavuşmuş vaziyetteki bana özenerek bakıyorlar ya neyse!

Çok ama çok güzel bir yolculuktu bizimkisi. Belki benim de klasik hamilelik şikayetlerim vardı ama varlığının verdiği mutluluktan olsa gerek farkedemedim bile 🙂 Her anımızın kıymetini bilerek, tadını çıkartarak hayatımın en huzurlu günlerini geçirdim sen içimdeyken. Öpüp koklamaktan kendimi kaybetmişken seni tekrar içime sokasım gelmesi bundandır belki de…

Sanma ki içerdeki halini şimdiki haline tercih ederim, asla! Ama bu özlemin de adını koyamıyorum. Hayatımız boyunca anne rahmindeki huzuru ararmışız oğlum. Senin için huzurun merkezi olmak beni de aradığım dinginliğe kavuşturdu galiba. Başka bir açıdan baktım hep uykusuz gecelere çünkü aynı yoğun huzuru sadece tek bir anda tekrar hissedebiliyorum. Gün doğumunda seni emzirirken, sen gözlerimin taa içine merakla bakar, bir yandan da derin derin iç çekerken, mis kokun etrafa yayılmışken…Bu anı beynime kazımak istiyorum.

Bardağın dolu tarafını görmek diye klişe bir laf vardır oğlum ama doğrudur. Nereden baktığına bağlı. Ben birşeylerden şikayet edeceğime buradan bakmanın keyfini yaşıyorum. Bana ne yaptın bilmiyorum ama şu an içinde bulunduğum ruh halini seviyorum. Teşekkür ederim, gelip kucağıma konduğun, içimi tarifsiz mutluluklarla kapladığın için…

Nasıl doğdun?

12 Mart’taki son doktor kontrolümüzden biraz moralim bozuk çıkmıştım. Şiddeti 80’i bulan düzenli kasilmalar ve nerdeyse 10 gündür 1 cm’de duran bir rahim açıklığı! Kendi kendine geleceğine dair inancımı kaybetmiştim. O akşam, aynı gün doğmanı çok isteyen dedeciğinin doğumgünü için onlara gittik. Ben yine hiç doğuruyor gibi değildim. Gece eve döndük ve yatarken saat 1 gibi nişanın geldiğini gördüm. Bu, 1 gün içinde de 1 hafta içinde de doğuruyor olabileceğim anlamına geliyordu. Hemen salona gelip babana söyledim. O da x-box live’da oyun oynadığı kirve-enişten Alper’e söyledi. Ama ikisi de beni pek ciddiye almadılar. 39+4 te gelen nişanın 1 hafta sonra değil de daha yakın bir zamanda doğacağının işareti olduğunu düşünerek huzur içinde uykuma daldım. Sabah 5.30 da tuvalete kalktığımda hafif bir regl sancısı vardı. Saymaya başladım, 15 dakkikada bir 40 saniye süren sancılarım vardı. Ama şiddeti 10 üzerinden en fazla 2 alabilirdi benden. 1 saat sonra sancilar 8 dakikada bire inince gülümsemekten kendimi alamadım. Dışarda muhteşem bir güneş, doğmak çin harika bir gün seçtin oğlum dedim. Babanı uyandırdım, Dilek‘i aramamı söyleyip uyumaya devam etti 🙂 O kadar iyi biliyordu ki daha doğuma saatler olduğunu hiç panik yapmadı. Canım yoga hocam Dilek’e mesaj gönderdim. 1 saat sonra bizdeydi. Kapıdan girer girmez yanlış alarm vermediğimi umduğumu çünkü sancının çok hafif olduğunu söyledim. O da yanlışsa canın saolsun dedi ve ilk muaynemi senin odanda yaptı. Açıklık 3 cm olmuş, evet doğum başlamıştı. Bense hala inanamıyordum. Hemen doktorunu aradım. Hastanede olmadığı yegane cumartesiyi seçtiğim için beni tebrik etti. Telefonla takip edeceğini, işi biter bitmez de geleceğini söyledi. Dilek yanımda olduğu için çok problem etmedim bu durumu.

Bir duş aldım, sakin sakin hazırlandım, uzun süre yemek yiyemeyeceğimi bilerek güzel bir kahvaltı yaptım. Babacığın da aynı şekilde sallana sallana hazırlandı, duşunu aldı, kahvaltısını etti. Hatta keyif kahvesi ve sigarasını bile içti. Doğuma bu kadar sakin gideceğimizi adım gibi biliyordum. Baban, ben, Dilek saat 10 civarı köprüdeydik. Güneş içimizi ısıttı, boğaz herzamankinden daha güzeldi. Filmlerdeki gibi değilmiş dedi baban, çığlık çığlığa bir durum yokmuş 🙂

Hastaneye vardık. Başka bir doktor muaynemi yapıp yatışımı verdi. O zaman inandım ki gerçekten doğuruyorum. Doğumla ilgili, doktorunla mutabık kaldığımız bazı hususlar vardı. Suni sancı almadığım sürece serum takılmayacak, sürekli NST’ye bağlanmayacağım, mobil olmama izin verilecek ve ben istemediğim sürece kimse epidural sormayacaktı. Bunların karşılığında doktorun tek birşey istemişti o da hastaneye girer girmez sancım artmadan epidural için kateterin takılması. Bir noktada epidural isteyeceğime emindi sanki. Ya da bir terslik olur da sezeryane dönersek genel anestezi almama gerek kalmasın diye istedi bunu. Ben de kabul etmiştim. Sırtımı kedi kamburu yaptım ve kolayca takıldı kateter. Kolumdaki damar yolu açılırken daha çok acımıştı, öyle diyeyim sana.

Gerçi doktorun geç gelince benim tercihler gümbürtüye gitti ama olsun. Nöbetçi doktor hastane prosedürü dedi başka da bişe demedi. Dayadı serumu ve devamlı NST istedi. Bense moralimi bozmamaya kararlıydım, peki dedim.

Yavaş yavaş herkes damlamaya başladı hastaneye. Uzun süreceğini biliyor bu yüzden de bana endişeli gözlerle bakan kimseyi istemiyordum aslında ama ne yapalım. Saat 3 ‘e kadar güle oynaya, herkesle muhabbet ede ede sancılarımı çektim. Nöbetçi dr muayne edip de hala 3 cm’de olduğumu görünce doktorunla konuşup suni sancı almama karar verdiler. En istemediğim şey oluyordu işte.  Normal sancılar gelirken vücüt onlara baş edecek gücü de veriyor oğlum, ama suni sancı başka birşey! O kadar almak istemiyordum ki vücüdum şiddetli bir kusma isteğiyle tepki verdi suni sancılara ve bu senin annen deli gibi korkar kusmaktan! Ama mecburen kustum tabi.

Saat 6’ya kadar  pilates topu üzerinde, tepemde serum, karnımda NST tolere edebildiğim sancılar daha sonra ciddi şekilde artmaya başladı. Son kozumuzu oynamak üzere hipnoterapimizi yapmaya başladığımızda aniden odaya dalıp, ışıkları yakıp “Ben bi muayne edicektim deeeee” diyen nöbetçi doktor sayesinde tüm konsantrasyonum bozuldu. Akabinde suyum geldi. Suni sancıyı yedim, olay doğallıktan çıktı, battı balık yan gider diye epidurali istedim ama artık çok geç kalmıştık. Bir deneme dozu yaptılar bana mısın demedi. Sadece şiddetli bir titreme geldi ki, o da kendimi rahatlatmama iyice engel oldu.

7’de doktorun geldiğinde 5,5cm’deydik ve onu görmenin rahatlığıyla kontrolümü iyice kaybettim. Ama her işte bir hayır vardır ki, epidural olmadığı için 1 saat içinde anormal bir hızla 10 cm’e geldim ve ne olduğumu anlayamadan kendimi doğumhanede buldum. Doğumhaneye giderken verilen morfin sayesinde ve işin zor kısmını atlatıp kolay kısmına geldiğimizi bilerek huzurla gittim oraya. Bu arada sen hep uslu durdun. Tehlikede olduğuna dair en ufak bir mesaj vermedin. Ben de sana kavuşacağımı hayal ederek hiç isyan etmedim. Biraz bağırmış, artık dayanamıyorum demiş olabilirim ama katiyen beni sezeryane alın filan demedim 🙂

Doğumhane kısmı o kadar büyüleyiciydi ki yaşanan herşeye değermiş dedirtti. Epidural olmadığı için sancıları ve birlikte gelen ıkınma hissini gayet güzel algılıyor, içgüdüsel olarak ıkınyordum. Aylardır yaptığım yoga ve nefes teknikleri sayesinde, Dilekciğimin de büyük yardımıyla 10 dakika içinde 3. ıkınmada içimden balık gibi birşey kaydı. Ve sen karşımdaydın! O kadar güzel, o kadar hayal ettiğim gibiydin ki gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Kelimelerle ifade etmek çok zor o an hissettiklerimi. Müthiş bir huzur, başarmış olmanın gururu, seni görmenin büyüleyiciliği,  inanılmaz bir mutluluk, babacığının güzel sözleri, hepsi rüya gibiydi. Kadın olmanın ne kadar ulvi birşey olduğunu, taa derinlerde biryerde bir egomun okşandığını hissettim. Anne olmuştum, aile olmuştuk…

Sen de hemşireler seni temizlerken, meraklı cüceliğine yakışır bir şekilde direkt bana baktın, gözlerimin taa içine, sanki görür gibi…Sonra babacığınla sen çıktınız, biz de doktorunla geyik yapa yapa 1.5 yoğurtlu iskender hayalleriyle 3 dikişimi bitirdik.

Planladığımız kadar doğal olamasa da, kendi istediğin gün normal yollarla dünyaya gelebildiğin için çok mutluyum canım oğlum, Demirim benim. Söylemiştim sana biz iyi bir ekibiz ve dünya döndükçe de öyle olacağız. Hoşgeldin hayatımın anlamı…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company