Category Archives: Anne-ce

Prima ile Heidi Murkoff

mc_heidimurkofff

Geçen hafta Prima’nın davetlisi olarak Heidi Murkoff’la tanışmak üzere blogger buluşmasına gittim. Şimdiye kadar “Meraklı’nın Annesi” sıfatıyla pek çok organizasyona davet edilmiş ancak çalıştığım için katılamamıştım. Prima ekibi ve ajansları çok akıllıca bir hareket yaparak buluşmayı oldukça merkezi biryerde 17.30-19.30 arasında organize etmişler. Kendilerini bu başarılı organizasyondan ötürü tebrik ediyorum.

Click to continue reading “Prima ile Heidi Murkoff”

Anne Dostu Toplum Platformu Sobesi

Sevgili Dorikus’un annesi Sena neredeyse 2 ay önce beni bu yazıda sobelemişti, yanıtım bugüne kısmetmiş. Önce bu geç cevabım için özürlerimi, sonra da cevaplarımı sunarım efendim.

Click to continue reading “Anne Dostu Toplum Platformu Sobesi”

O kadar anne

Doğumdan sonra eve geldiğimiz ilk gün seni yatağına koyup duşa girmiştim. Evde sana bakacak en az 4 kişi hazırdı. Bense duşta acayip tedirgindim. Kulağımda sürekli bir ağlama sesi- şu 2 günlük birlikteliğimizde ağladığını çok da duymamıştım oysaki- bir daha asla rahat yıkanamayacağım demiştim içimden. Bu garip his, yani senin bensiz olmayacağın, benden başka hiç kimsenin seni sakinleştiremeyeceği hissi çok uzun bir süre de devam etti. Hatta küçük bir itiraf yapmam gerekirse bu histen tamamen kurtulmam işe başladıktan birkaç ay sonrasına dayanır.

Vazgeçilmez olmak, bu derece talep edilmek-ya da edildiğine inanmak,  her kadının-belki de her insanın içinde bir yerlere iyi geliyor muhtemelen. İnsanın kendini bu hisse fazlasıyla kaptırması ve kendini çok önemli sanması gerçekten an meselesi. Bensiz hiç durmadı, bensiz uyumaz, uyanınca beni görmezse kendini yerden yere atar, bunlar gerçek mi yoksa biz kafamızda yaratıp bunlardan biraz da keyif mi alıyoruz? Misal ben senin bensiz uyuyamayacağına dair takıntılı bir inanca sahiptim. Kaç kere icap etti ben eve dönüp seni yatırmayı, gideceğim yere geç gitmeyi günde 4 kez köprü geçmeyi tercih ettim seni yatırabilmek uğruna. Bir gün bir konser vardı işten direkt geçsem süper mantıklı olacaktı. Ama kararımı vermiştim, senin huzurla uyuman her şeyden önemliydi. Daha önce de birkaç kez denemiş, hep bir bahane bulup yine süperanne olarak yetişmiş seni ben uyutmuştum.

Aynı gün bambaşka bir vesile ile 8 yaşındaki bir çocuğun annesi yanında olmadan uyuyamıyor diye terapiye başladığını öğrendim. Şimdi bana bu kadar masum gelen uyku ritüelimiz ya ben farkında olmadan buralara varırsa? İçimi garip bir korku kapladı. Neden bu kadar etkilendim bilmiyorum ama o an karar verdim deneyecektim. Akşamüstü hiç adetim olmadığı bir şekilde evi aradım. Evet çok şaşırtıcı değil mi, seni bu kadar özlememe rağmen hiç aramamak? Ne bileyim saçma geliyor, yedi mi uyudu mu diye sormak. İnisiyatif kullanamayacağı bir durum olursa ablan beni arıyor, onun dışında tüm gün ne yaptığınızı bile bilmiyorum. Bu bana daha iyi geliyor, sesini duyarsam daha çok özlüyorum. Her şeyin yolunda olup olmadığını sordum o gün, beklenmeyen bir hastalık, keyifsizlik, diş sıkıntısı filan yoktu, tamam o zaman gelmiyordum. Ablan bana gülerek “Nihan Abla alt tarafı bir gece niye bu kadar abartıyorsun başımızın çaresine bakarız biz” dedi. 7 kardeşli ailenin en büyüğü, 23 yaşındaki gencecik ablan kim bilir aklından neler geçirdi. Annesi 1-2 yaş arayla doğurduğu hangi bebeyi öpe koklaya masallar okuya okuya uyutuyordu ki? Bir seferinde gülerek söylemişti bizim evde uykusu gelen bulunduğu yerde uyuyakalır ve yatağına taşınır diye. Muhtemelen beni yadırgadı ama anladı ve içimi rahatlattı, o başkalarının bakabilir mi çocuğuna dedikleri yaşı küçük ama kalbi büyük kız. O gece baban ve ablan senin rutinini aynen yerine getirmişler, sen ablanın kucağında kısa bir ninni dinledikten sonra tıpkı öğle uykunda olduğu gibi ufak birkaç itirazla yatağında uykuya dalmışsın. Sonucu bana mesajla bildiklerinde ne kendimi kötü hissettim, ne de üzüldüm. Aksine gurur duydum, şükrettim. Kurduğum düzene, ablana, babana, sana, hepimize…

Geceleri emzirmeyi bıraktığım şu günlerde halen gecede 3-4 kez kalksan da anneannenler yazlıktan dönünce senin 1 gece onlarda yatabileceğini düşünüyorum. Başarıya ulaşırsa kışın mesela 15 günde bir tekrarlayabilir, sana başı sonu belli sağlıklı ayrılıkları öğretebilir, bizse 1 gece de olsa kesintisiz uykunun tadına varabiliriz. Hatta seneye yaz seni ablanla yazlığa göndermeyi, hafta sonu annesi olmanın artıları ve eksilerini bile düşünür oldum. Bu sıcaklarda sırf akşam 1 saat, sabah 1 saat bizi göreceksin diye seni eve kapatmalı mı yoksa deniz, kum, güneş, doğaya mı salmalı? Ne hissedersin, özler misin yoksa eğlenir misin, biz ne oluruz? Neyse daha çok var seneye yaza ama bunları düşünebilmem bile benim için büyük aşama J

Bunca şeyi neden mi anlattım? Pınar teyzenin seveceğini düşündüm diye verdiği bir kitap yüzünden. Haklıydı, gerçekten sevdim. Tekrar haftada 1 kitap bitirme hızına kavuştuğum son haftalarda 2 gecede bitirerek bir rekora imza attım. Yalnız bir annenin oğluyla olan tutkulu ilişkisini ve vardığı tehlikeli noktaları anlatan bu kitap çok etkileyici, çok derin. 3 gün önce bitirmeme rağmen hala yeni bir kitaba başlayamadım, üzerinde düşünüyorum. Ben o kadını yargılamadım, anlayabildim. Hatta senin ilk doğduğun aylarda ona çok yakın hisler içerisindeydim. Eğer yukarıda anlattığım değişimi yaşamasaydım korkarım kitaptaki karaktere çok çok daha yakın olacaktım.

Hep içimde bir şüphe vardı işe başladığım, seni annesiz bıraktığım için birtakım arazlar kalıyor muydu? Buna cevap vermek için belki çok erken ama şimdiye kadarki gözlemlerim bir arazdan çok ikimiz için de çok olumlu bir süreç olduğu yönünde. Sen çok mutlu, huzurlu, uyumlu, sevecen ve özgür ruhlu bir çocuksun. Belki tamamen benimle değil ama çokça sevgi görerek büyüyorsun. Hala işe gitmeyi hiç ama hiç istemiyorum ama sorun senden çok kendimim galiba. Senin büyümene şahit olamıyor ya da eksik şahit oluyor olmak beni üzüyor. Belki biraz bencilce ama evdeki sakin ve dinlendirici hayatı da özlüyorum. Trafiğe girmek zorunda olmamayı, canım isterse tüm gün pijamalarımla dolaşmayı, keyfim yoksa senden başka kimselerle konuşmadan günü bitirmeyi, sen uyudukça uyumayı, dilediğimiz gibi gezmeyi, senden başka hiçbir şeyle meşgul olmamayı özlüyorum. Ben ikisi de oldum, 11 ay evdeki anne, son 6 aydır da çalışan anne. Hafta sonları iki güncük de olsa yine evdeki anne oluyorum. Çok sorguladım sadece 2 gün diye mi bu kadar kıymetli, ondan mı hiç yorulmuyorum, şikayet etmiyorum diye? Sanmıyorum çünkü daha uzun soluklu tatiller de aynı hislerle geçiyor. İşe gelince dinlenen annelerden olamadım ben.

Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama belki de ilk kez işe döndüğüm için pişman değilim bugünlerde.  İşe dönmesem bu dengeyi tutturamayabilirmişim, gidişatım onu gösteriyormuş. Şimdi gördüklerimi görmem birkaç yılımı alabilirdi. “Ben o kadar anne anne olmadım, hayatım çocuğumdan ibaret değil” demişti bir arkadaşım. Ben çok uzun zamandır “o kadar anne anneydim” ki! Ama bu lafından ne alındım ne de onu yargıladım. Herkesin kurduğu denge farklı, kimi 3 ayda bu eşiği aşar kimi 13 ayda. Kimi bebeği 40 günlükken işe dönmek zorunda kalır, kimi 4-5 aylıkken bırakıp tatile gitmekte zorlanmaz. 3 yıl annesine yapışık yaşayan çocukların hepsinin canı can da bunların patlıcan mı? Hayır, tabii ki de. Sadece herkesin eşiği farklı yerde ve sanırım ben kendi çapımda kendi eşiğimin öteki tarafındayım artık…

Ana adı:Nihan

Hastaneden eve geldiğimiz gün odamda yatıyordum yanımda da mis kokunla minicik sen. Hala doğum denen muhteşem mucizenin etkileri altında son birkaç günü tekrar tekrar zihnimde yaşıyor, anne olduğuma inanamıyordum. Az sonra baban elinde nüfus kağıdınla çıkagelmişti. Devletin resmi bir kurumuna ait o resmi belgenin üzerinde yazan bu basit ama benim için dünyalar kadar önemli satır Ana Adı: Nihan! Babana sarılıp ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Çeşitli badirelerden sonra sonunda olmuştu, anne olmuştum. Uzun süre de geçmedi bu inanamama hali. Sahip olduğum şeyin ne kadar büyük bir mucize, ne kadar büyük bir lütuf olduğunu bir tek gün bile aklımdan çıkartmadım.

Kolay, zor her gününü zevkle tekrar yaşamak isteyeceğim bir ilk yıl geçirdim seninle. Daha niceleri bizi bekliyor ama bu ki ilk yılımız benim için hep çok özel kalacak.

Sevgili oğlum, minik mucizem, meraklı cücem gelip karnıma konduğun o güzel Temmuz sabahından beri her gün katlanarak artan sonsuz mutluluklar içerisindeyim. İçimde böylesine büyük bir sevgi taşıdığımı bilmiyordum, sayende öğrendim kalbimin yerini, sevginle büyüdüm. Seninle birlikte her şeyi, herkesi, hayatı daha çok sever oldum. İyi ki doğdun bebeğim…

Beraberlik

Ben işe başladıktan sonra bir de sabah ritueli eklendi hayatımıza. Sabah 6.30 gibi güne merhaba dediğinde seni yanımıza alıp yatakta emziriyorum. Böylece ben de bir yarım saat daha gözlerim kapalı senin kokunu içime çeke çeke dinlenebiliyorum. Hem sonrasında da uyanma özürlü babanı alarm yerine senin müdahalelerinle uyandırmak çok daha kolay oluyor. Emzirme faslından sonra, üçümüzün yatakta geçirdiği bu 5-10 dakika benim için paha biçilemez.  Fırından yeni çıkmış gibi sıcacık hafif kırmızı puf puf yanakların, gülünce kaybolan uykudan şişmiş gözlerinle seni gıdıklayan babana kıkırdamalarını seyrederken içimi kocaman bir huzur kaplıyor. Neden sonra fark ettim ki, bu huzur sadece o anın kendisinden gelmiyor, ben aslında kendi çocukluğuma da dönüyorum. Senin kadar bebekken değildi belki ama kendimi bildim bileli her hafta sonu uyanınca annemle babamın yatağına giderdim, pek tabi teyzen de gelirdi. Yatakta dördümüz öylece yatar, o hafta olanları, hafta sonu yapacaklarımızı konuşur, deden tarafından gıdıklanır, anneannen tarafından bolca öpülür, koklanırdık. Artık kalkma zamanı geldiğinde hepimiz kafalarımızı ortada birleştirir öpücük yapardık. Bunun kod adı da BERABERLİK’di aramızda. Hala hatırladığımda içimden sıcak bir şeyler akıtan bu rituelin bir benzerini senin hafızana tatlı bir anı olarak yerleştirebilirsek ne mutlu bize…

Gel gelelim günün geri kalanına. Çalışan annenin çocukları daha mutluymuş, yok kendi kendine yetermiş, çalışan anne sosyalleşir mutlu olurmuş, eve çocuğunu özlemiş gelir, çok kaliteli zaman geçirirmiş! Çocukla ilgili kısmını sen büyüyünce göreceğiz de, anneyle ilgili kısmı diyenler benim külahıma anlatsınlar. İşteki beşinci haftam bitti. Süt iznimi ilk dört hafta her gün 1,5 saat erken çıkarak, son hafta ise Çarşamba gününde birleştirerek kullandım. Ortada büyük bir problem yok çok şükür, sen alıştın, ben alışmasam da kabullendim diyelim. Ama gel gör ki ben eski ben değilim. Yorgunum, çok! Hem de işlerim henüz doğum öncesi yoğunluğuna ulaşmamasına rağmen. Sırf trafikte geçirdiğim 2,5 saat bile beni yormaya, başımın çatlamasına yol açmaya yetiyor da artıyor bile. Hafta sonu hiç dinlenemeyip, yeni haftaya yine yorgun başlamak zor geliyor. Kesinlikle daha tahammülsüz bir insana dönüştüm, sana, babana ve herkese karşı. Evet seni deli gibi özlüyorum ama buna rağmen ay keşke uyumasa da 1 saat daha göreyim filan demiyorum, bilakis 15 dk geç uyusan sinirlendiğimi hissediyorum. Bu hisler bana çok yabancı çünkü ben seninle geçirdiğim en uykusuz, en huysuz günlerde bile hiç böyle şeyler hissetmedim. Bırak lohusa depresyonu yaşamayı, teğet bile geçmedi bana. Hep nasıl olsa evdeyim, oh iyi ki evdeyim, çok şükür evdeyim diye diye geçirdim o herkesin zor diye anlattığı günleri. Babandan senin öz bakımınla ve evle ilgili hiçbir yardım talebim olmadı. Çünkü o işe gidiyordu ve yoruluyordu, bense nasıl olsa evdeydim, bugün olmasa yarın dinlenirdim. Şimdiyse işe döndük, şartlar eşitlendi. “Sen yorulma”ların meyvesini toplayacağımı sandığım bu günlerde, babanın aslında seninle ilgili hiç bir şey bilmediğini anlamış bulunmaktayım. Hareketli bebeğin altı nasıl değiştirilir? Gece hık mık eden Demir uykuya nasıl geri yönlendirilir? Nasıl yemek yedirilir? Hatta ne zaman ne yer ne içer? Öyle çok şeyi zevkle ve şevkle üzerime almışım ki şimdi bu işlerin bir kısmının babana devri için kapsamlı bir eğitim vermek zorundayım. Yoksa sen büyüyüp de baba-oğul aktivite yapacak kıvama gelene kadar bana dinlenmek haram olacak gibi gözüküyor.

Bir de süt sağma meselesi var ki beni müthiş derecede sıkıyor. Bayıla bayıla 2-3 yıl daha seni emzirebilirim ama bu süt sağma işkencesine daha ne kadar dayanabilirim inan bilmiyorum. Sen biberondan süt almadığın için aslında günlük süt ihtiyacımız sadece 80 cc, sabah kahvaltın için 40 akşam muhallebin için 40. Ben de günde sadece bir kez saat 14.30 gibi gayet sakin steril bir ortamda rahatsız edilmeden 100-130 cc sağabiliyorum. Biliyorum hem hala sağacak sütüm olduğu için hem de böyle bir ortama sahip olduğum için çok şanslıyım bunun için de koca bir şükür. Buna rağmen niye bu kadar sıkılıyorum bilmiyorum.

Kendine göre haklı sebeplerle( gögüs yaraları, emzirmeyi sevmeme, estetik kaygılar..vb) emzirmeyip sadece sağmayı tercih eden anneleri değil yargılamak önlerinde saygıyla eğilmek istiyorum. Bu işkenceye 6 ay boyunca 3 saatte bir dayanabilmek her ana yiğidin harcı değildir bence. Yani en azından benim değil. Ben emzirme insanıyım, emzirmeyi çok seviyorum, ağzın açık bir şekilde heyecanla memeye gelişini, tam o kaptığın andaki huzurunu, çıkardığın sesleri, özellikle gece sessizliğinde duyabildiğim süt sesini, bir elinle beni sevmeni, bu yakınlaşmayı o kadar çok seviyorum ki bunu bir gün bırakacağımızın bilinciyle her emzirmenin tadına varmaya fazlasıyla özen gösteriyorum.

İşte çalışan yorgun annenin güncesi şimdilik böyle sevgili oğlum…

Ben sen olsa mıydım?

Dorikus‘un annesi Sena bizi sobelemiş. Kısa ama düşündüren bu sobe için kendisine teşekkür ederiz. İşte cevaplarımız.

1. Siz , kendi çocuğunuz olmak ister miydiniz?

Şu anda senin yerinde olmak, doğal olmak,  saf olmak, tertemiz bir beyin, bitmeyen bir enerjiyle keşfedecek tonla şeyin tadını çıkartmak, ekmek elden su gölden bir hayat yaşamak oldukça cazip geliyor ne yalan söyleyeyim. İşin şakası bir yana, doğduğundan beri sürekli kendimi senin yerine koymaya, dünyaya senin gözünden bakmaya, seni yabancısı olduğun bu ortama alıştırmaya gayret ediyorum. Tercihlerine saygı duyuyor, huzurlu ve mutlu bir bebek olman için elimden geleni yapıyorum. Bunun için saçımı süpürge ettiğimi düşünmüyor, bilakis yaptıklarımdan müthiş bir keyif alıyorum. Ben anne olmaktan, hatta senin annen olmaktan bu derece mutluysam sen de benim bebeğim olmaktan memnunsundur diye düşünüyorum. Evet sanırım ben bebeği olduğu için bu derece mutlu olan bir annenin çocuğu olmak isterdim. Amaaaaaa….(bknz. 2.soru)

2. Hayır ise, bunun ne kadarı siz’den kaynaklanıyor?

Dedenin bir lafı vardır, “Çocuk yetiştirirken yaptığın bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu ancak yıllar sonra anlayabilirsin.” diye. Şimdi anne olunca bu lafın anlamını çok daha iyi anlıyorum. Kendime göre ne kadar doğru şeyler yaptığımı sanırsam sanayım, 11 aydır pek güzel bebek baktım/baktık diye hemen süper anne/baba olunmuyor maalesef. Sen büyüdüğünde nasıl bir insan olacağını şimdiden bilemiyoruz. Oysa anneanen ve deden test edilmiş, onaylanmış. O yüzden cevabım hayır çünkü, beni ben yapan, iki tane insan gibi insan yetiştiren anne ve babamın çocuğu olmaktan son derece memnunum. Umarım sen de ilerde bu soruya hayır diyebilecek kadar bizden memnun bir yetişkin olursun canım oğlum benim.

Ben de sevgili Çok Bilmiş hanımı ve Benden&Bizden arkadaşımı sobeliyorum. Hadi bakalım…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company