Biyometrik Demir

16.ay fotomuz olarak vize başvurusunda kullanmak üzere çektirdiğimiz biyotmetrik resmi kullanayım dedim. Geçen yıl miniminnacıktın vesikalığın çekilirken. Seni beyaz bir örtünün üzerine yatırmış öyle çektirmiştik. Bu yıl ise kocaman adam gibi oturdun sandalyeye sonra da dönüp oturduuuuu dedin. Etraftaki ışıklar, fotoğrafçı amcanın sana salladığı oyuncak, herşey o kadar ilgini çekti ki etrafını şok halinde seyrederken kımıldamadan bir sürü poz verdin. Aslında daha güzel güldüğün tonla kare vardı ama maalesef biyometrik fotoğraf standartları gereği fazla gülmeyen bir tanesini seçtik.

16.ayının getirdiği fazla muzuratlık ve hareketlilik nedeniyle resimde de görülmekte olan alın morluğu standart bir durum haline geldi evimizde. Artık haber değeri taşımıyor senin düşmelerin. Sen de pek tınmıyorsun zaten, seni düşerken gören kişilerin sakinleşmesi senin sakinleşmenden daha zor oluyor, ben dahil!

Biyometrik fotomuzdan da anlaşılacağı üzere bize yine yollar göründü. Geçen yılki Fransa, Mayıs’taki Hırvatistan maceralarımızdan sonra bu yazki istikametimiz İtalya. Gerçi İtalya’ya üçüncü, schengen ülkelerini genelindeki kaçıncı başvurumuz hatırlamıyorum ama hiçbir vize başvurusunda bu kadar kastırdıklarını hatırlamıyorum. Eğer kiraladığımız evleri iptal etme şansımız olsaydı inan vazgeçecektik o kadar soğuttular ki ülkelerinden. Halbuki şu anda büyük bir ekonomik kriz içerisindeler, turiste ihtiyaçları var, bu muamelenin gerekçesini anlyamıyorum. Neyse başvurumuz kabul edildi şimdi 5 ağustos Cuma gecesi bineceğimiz uçağımıza kadar pasaportlarımızın elimizde olmasını ümit ediyoruz.

İtalya’ya ilk ziyaretimizi 2006 yılında şimdiki Daltonlardan Alp’in anne ve babası ile yapmış, turla tatile gitmek hiç adetimiz olmadığı halde ölü eşşek fiyatına bulduğumuz turla 1 hafta boyunca klasik Türk turisti tadında Venedik, Floransa, Roma, Siena, Pisa vs. deliler gibi gezmiştik. Burada sevgili Hayal‘in kulaklarını çınlatmadan geçemeyeceğim zira kendisi ile tanışmamız da işte bu seyahate dayanmaktadır. Yıllar sonra kaderin bizi tekrar biraraya getirmesi meselelerine hiç girmeyeceğim 🙂

İkinci İtalya ziyaretimizi ise 2008 yılında Como’ya yapmış göl kıyısındaki otelimizde sakinliğin tadını çıkartmıştık. Daha sonra arabayla Portfino’ya kadar gitmiş Santa Margaritha Ligure’de kalıp hergün ayrı bir plajda güney İtalya sahillerini keşfetmiştik. İkinci tatilimizden sonra biraz da Under The Tuscan Sun filminin etkisiyle bir gün Toscana’da bir bağ evinde uzunca bir süre kalmayı ve İtalyanların İtalyasını yaşamayı istemiştik.

Geçen yıl sen çok küçük olduğun için dağın başında olmaya cesaret edememiş kendimizi Güney Fransa’nın güvenli sahillerinde bulmuştuk. Bu yılsa uzun araştırmalar ve bebek dostu ev arayışlarımızdan sonra Roma’ya doğru yola çıkıyoruz. İlk haftamızı Roma yakınlarındaki Lago Di Vico(Vico Gölü) kıyısındaki evimizde, ikinci haftayı ise Adriyatik kıyısındaki minik bir tatil kasabası olan Silvi’deki evimizde geçireceğiz.

Bu yıl tatil planlarını yapmakta biraz geç kalınca gideceğimiz yerleri biz değil, gideceğimiz yerler bizi seçti diyebiliriz. Önce 2 hafta Sardunya’ya gitmek üzere yola çıktıysak da gerek benim her-ihtimale-karşı-anakarada-olalım endişeme gerekse içimize sinen bir ev bulamamız nedeniyle rotayı Toscana’ya çevirdik. Toscana’daki bağ evleri şarap turizminden dolayı hızla dolunca bu sefer de Amalfi kıyılarını gezmek için harika bir üs olan Sorrento’yu gözümüze kestirdik. Dağların denizi dik kestiği Amalfi kıyılarında muhteşem evler olmasına rağmen, tepelere kurulmuş şehirler, dimdik yokuşlar ve merdivenler gözümüzü korkuttuğundan bunu da başka bir bahara erteledik.

Genelde evlerimizi ararken www.holidaylettings.co.uk ve www.homeaway.com adreslerini kullanıyoruz. Uçarken www.easyjet.com , www.blu-express.com gibi ucuz havayolu şirketlerini tercih ediyoruz.  Her yıl yurtdışında bu kadar uzun kaldığımızı görenler astoronomik paralar harcadığımızı düşünedursun biz aslında oldukça uygun bütçelere yeni yerler görerek çok güzel tatiller planlıyoruz. Daha doğrusu baban planlıyor çünkü bu onun hobisi.  Türkiye’deki birbirinin aynı tatil fabrikalarında 15 gün yapacağımız bir tatilin bedeli geceliği ortalama kişi başı 300 TL’den hesaplarsak-ki çok daha pahalıları da var  9.000 TL oluyor. Buna yol filan dahil değil.  Bu 15 günlük tatilin bize kabaca maliyeti ise 3.000 € yani bugünkü kurla 7.100 TL.

Doktor, kuaför, terzi, tatil tavsiye etmemeyi çeşitli tecrübelerimden çok iyi öğrendim. Herkesin tatil anlayışı gerçekten çok farklı. Biz 2 gezgin yay burcu olarak yeni yerler görmeyi her yıl birbirinin aynı yerlere gitmeye tercih ediyoruz. Yalnız bu yıl vizeye çok sinirlendik, baban seneye Dubai aktarmalı olarak Tanzanya’ya gitmemize karar verdi. Ciddiyim! Du bakalım arkadaşın Duru bi hayırlısıyla yeni evi olan Maldivler’e uçsun, bizi tropik adada yapılması gerekenler konusunda bilgilendirsin sonra ver elini Tanzanya…

6 Responses to Biyometrik Demir

  1. Eylem dedi ki:

    Pek yakışıklı olmuş Demir’cim. Annesine de benzemiş biraz 😉

  2. Meraklının Annesi dedi ki:

    Teşekkür ederiz Eylem Teyzesi. Yalnız biz Duru kuzumuzu çok özledik ne oclak bu halimiz?

  3. Nukhet dedi ki:

    merhaba meraklının annesi:)

    ben tam yorumlara vize konusunu nasıl hallediyorsunuz diyecekken sen zaten yazıyı vize ile ilgili problemi anlatarak başlamışsın… ne kadar süre uğraşıyorsunuz avrupa ülkeleri için? bir de ne gerekçe ile vize alıyorsunuz? tşk…

  4. Meraklının Annesi dedi ki:

    @Nükhet- Merhaba Nükhet. Vize başvurularımızı turistik ziyaret olarak yapıyoruz. Başvuru öncesi mutlaka otel ya da ev rezervasyonumuzu ve uçak biletlerimizi hazırlıyoruz. Sehayat tarihinden en geç 1 ay önce filan ilgli ülkenin konsolosluğuna başvuruyoruz. Eğer ilk kez başvuru yapacaksanız bu konuda hizmet veren aracı şirketlerden birini(www.vizeci.com gibi) kullanabilirsiniz. Onlar belli bir ücret karşılığı size bu hizmeti veriyorlar. Ama yine de konsolosluk sizi görüşmeye çağıravilir. Kolaylıklar. Sevgiler…

  5. Miraç dedi ki:

    Merhaba;

    yurtdışında ev kiralama ile ilgili bi sorum olıcaktı. biz de çocukla küçük otel odalarında pek rahat edemiyoruz da. 1 ay sonra da prag’a gideceğiz. ev mi otel mi kararsız kaldım. acaba evi kiraladıktan sonra check in-check out işleri nasıl oluyor? ev sahibi ile nasıl iletişim kuruyorsunuz vardığınızda. bi de evlerde çarşaf havlular temiz olur mu acaba diye merak ediyorum. home-away adresinde bikaç yer beğendim ama kararsızım.

  6. Meraklının Annesi dedi ki:

    @Miraç-Kesinlikle ev diyorum. Süreç şöyle işliyor. Ev sahibiyle değil genelde emlakçı ile muhatap oluyorsunuz. Gidiş saatinizde evde buluşmak üzere sözleşiyorsunuz. Telefonunu da veriyor bir terslik olursa haberleşiyorsunuz. Evi size tanıtıyor gerekiyorsa kaporayı(eve vereceğiniz muhtemel bir zarar için) nakit olarak alıyor, anahtarı veriyor ve gidiyor. Gideceğiniz gün tekrar geliyor eve bakıyor, hasar yoksa kaporayı iade ediyor.
    İlk denediğimizde bizi en çok korkutan yabancı bir hesaba daha gitmeden para gönderiyoruz ya gittiğimizde böyle bir ev/böyle bir emlakçı yoksa ya dolandırılıyorsak endişesiydi. Daha önce birkaç kişinin gitmiş ve yorum yazmış olduğu evlere giderek bu riski azalttık. Şimdiye kadar hiç başımıza gelmedi.
    Çarşaf ve havlu konusu titizlik seviyenle alakalı bir durum. İlk gittiğimde götürmüştüm evdekilerin temizliğini gördüğümde götürdüğüme pişman olmuştum. 2-3 yıldızlı abuk subuk otellerde havlu temiz midir diye endişe edip yanımızda götürmüyoruz da eve giderken niye götürüyoruz dedim sonradan. Teorik olarak evin havluları otel havlusundan daha az kullanılıyordur hem 🙂 Şimdi sadece demir için havlu ve çarşaf götürüyorum biz evdekileri kullanıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company