Anti-nazar

Bu yazı gecikmiş bir 14.ay kontrolü yazısı olmakla birlikte birikmiş çok şey olduğundan, daldan dala atlayacak bir yazıdır önceden uyarayım sevgili oğlum konu bütünlüğü, giriş gelişme sonuç arama bu yazıda.

14.ay kontrolümüze 14 Mayıs Cumartesi günü sen tam 14 ay 1 günlükken gittik. 77 cm boy 9.700 gr ölçüleriyle tüm tartışmalara bir son nokta koydun. Boyun ortalamanın 1 cm üzerinde kilon ise sadece 200 gr eksik kalmış ki bu da artık mühim değilmiş. Doktorunun dediklerini yaptık ve her şey fazlasıyla yolunda. 3.Kadir Tuğcu Seferimizde aldığımız bu güzel haberle daha fazla doktor aramaya da gerek olmadığı sonucuna vardık babanla. Zaten 3 ay gelmeyin dedi kendisi. Kulak&burun&boğaz muayeneni yaptıktan sonra bu çocuğu üçüncü görüşüm şimdiye kadar hiçbir hastalık belirtisine rastlamadım, bu çocuk kolay kolay hasta olmaz dedi. Yine tam biz sevinirken, yuvaya başlayınca görürsünüz gününüzü diye ekledi. Ne diyeyim adamın tarzı bu. Hakikaten de 15.ayını bitirmene sayılı günler kala birkaç burun akıntısı dışında hiç hasta olmadın sen. Her ne kadar doktorun bunu sadece mikropla karşılaşmamış olmana bağlasa da ben bu noktada artık kendime pay çıkartmak istiyorum. Bana göre bunun sırları:

  • İlk sokağa çıktığında 4 günlüktün. O gün bugündür de aşırı sıcaklar hariç her türlü hava şartında hatta tercihen soğuk ve ayaz havalarda günde 2 ila 4 saat arası sokakta gezdin. Asla kalın giydirilmeden!
  • Her türlü hava şartında her akşam yatmadan önce yıkandın. Hatta yazları her alt açışında yıkandın.
  • Evimiz hep soğuktu, gündüz 22-23, geceleri ise 17 derece. Buna rağmen hiç uyku tulumu giymedin, penye tulum üzerine de ince bir battaniye ile yattın artık onu da üzerinde kadar tutarsan! Uyanınca üzerine yelek, hırka giymedin, hatta tek bir yün hırkan bile olmadı! Yazları ise ağzına kadar açık camın önündeki püfür püfür yatağında kolsuz body ile yattın.
  • Hijyene hiç dikkat etmedim. Sokakta yere düşen emziğini düştüğü yer tuvalet olmadığı sürece hiç kaynar suda bekletmedim. İçme suyu ile yıkayıp ağzına verdim. Hatta arka tarafı yere denk geldiyse 5 saniye kuralı uygulayıp hiç yıkamadan geri verdim. Emeklemeye başladığın andan itibaren her yerde emeklemene izin verdim. Sürekli elinde ıslak mendille dolaşan bir anne olmadım.
  • Sadece ve sadece anne sütü için mücadele ettim. Ay kilo alırım ya da veremem diye korkmak aklımın ucundan bile geçmedi, hep güzel yedim/yiyorum. İtiraf edeyim 15.ayı bitirmemize günler kala daha yeni yeni şu 3 kiloyu ya da hazır başlamışken 5 kiloyu versem mi diye düşünüyorum.
  • Alerji döneminde tufaya gelip verdiğim ilaçlar için halen suçluluk duymakla beraber, sana gereksiz yere hiç ilaç vermedim. Ay bu akşam çok keyifsiz daya fitili, ay etrafta salgın var tedbir olsun, ay bu akşam çok ağlıyor daya calpolü yapmadım. 15 ayın bilançosu çeyrek şişe ibufen, çeyrek şişe calpol, iki kaşık pedifen! Neredeyse tamamı son 5 ayda azı dişlerini çıkartırken kıvranmaların sonucunda verildi.
  • En özen gösterdiğim şey ise bile bile lades olmama hali, hasta kişilerle görüştürmeme konusunda aşırı hassasiyet gösterdim.
  • Sadece şanslıydım!
  • Ve son olarak NAZARA İNANMAMA! Bu noktada doktorundan bir alıntı yapmak istiyorum. Gerçi bu bakış açısıyla sen çirkin çocuk kategorisine giriyorsun 🙂

“Bebek, üşümekle, nazar değmesiyle, diş çıkarmakla, terlemekle terleyip terinin üzerinde kurumasıyla veya çıplak ayakla yere basmasıyla hasta olmaz. Hastalıklar sadece ve sadece mikropla olur. Çocuk mikrobu alırsa hastalanacaktır.
Ama bu lafların çıkış yerleri şöyledir. Bunlar çok eski zamanlarda mikropların bilinmediği zamanlarda gözlemle ortaya konmuş laflardır. Mesela eski insanlar dikkat etmişlerdir ne zaman düğün dernek bir yere gitseler üç gün sonra hep güzel çocuklar hastalanıyor, çirkinler hastalanmıyor. Buradaki mekanizma güzel çocuğun çok ellenip çok öpülmesidir. Öpülmeyen, ellenmeyen, fazla teması olmayan çocuklar mikrobu almazlar ve hasta da olmazlar.
Çok öpülen çocuk mikrobu alır ve mikrobu aldıktan sonra en az üç gün içinde mikrop etkisini göstermeye başlar. Dikkat edin çocuğunuz gripli biriyle temas ettikten üç gün sonra hastalanacaktır.”

Aslında nazar boncuğu çok severim ama aksesuar olarak, takı olarak. Mavisi içime huzur verir. Ancak birilerinin iyi veya kötü gözlerinin hayatımda negatif bir yansımaya neden olabileceği fikri bana saçma geliyor. Hayatta hiçbir şey gümüş tabaklarda sunulmadı bana, hep mücadele ederek sahip oldum istediklerime. Bir şeyi yeterince istersem, yeterince çaba gösterirsem, sabırla beklersem sonunda hep oldu o şey.  Belki inanmadığımdan belki olaylardan bu tarz anlamlar çıkartmaya meyilli olmadığımdan, ne istediğim şeyler olana kadar geçen süreçte ne de olduktan sonra herhangi bir “nazar değme” vakası yaşamadım. Söz konusu sen olunca da böyle bir korkuya kapılmadım. Hep kapılsam sana hitaben yazdığım blogumu, tonla resmini cümle aleme açık bir şekilde yayınlamazdım.

Bunları başkasına anlatma diyen herkese inat, iyi bir özelliğin varsa herkesin ortasında özellikle senin duyacağın şekilde sıklıkla söyledim. Evet benim oğlum çok uyumludur, evet benim oğlum çok sakindir, evet benim oğlum 8 dedin mi uyur. Nazar değmesin diye ne olanın aksini abartılı bir şekilde anlatmaya çalıştım ne de eksik bilgi verdim. Kötü bir özelliğin varsa da söyledim ama senin duymayacağın şekilde, etiketler yapıştırmamaya özen göstererek. Oysa çok yakınlarım hariç kaç anne çocuğuna nazar değmesin diye yuvarlak konuşuyor eksik bilgiler veriyor inanamazsın. Ben o kısacık duraksamadan anlıyorum, gülümseyerek dinlemeye devam ediyorum.

Gelelim 15. ayında neler yapabildiğine. Evimizin bellboy’u olarak hizmet vermeye başladın. Getir götür işlerine bakıyor bu işten fena halde zevk alıyorsun. Topu al babana götür, suyunu getir çantana koyalım, koş babanı uyandır gibi talimatları büyük bir görev aşkıyla yerine getiriyorsun. Özellikle akşam yemeklerinde tam bir papağana dönüşüyor, söylediğimiz her kelimeyi tekrar etmeye çalışıyorsun. Aç, otur filan gibi basit kelimelerden sonra köfte, bravo filan gibi telaffuzu zor kelimelere bile geçtin. Buna rağmen adını sorunca  “Memir” diyorsun. Halbuki “dede” diyebilen bir insan “mir” de diyebiliyorken niye Demir diyemez anlayamıyoruz.

Hobilerin arasında evdeki minik potanda basket oynamak, her türlü yere tırmanmak yer alıyor. Merdiven, kaydırak, koltuk ne bulursan artık. Bana sorarsan bu aralar favori karemiz, yemekten sonra seni mama sandalyesinde çırılçıplak soyduktan sonra(o kadar pis yiyorsun ki mecburiyetten yapıyoruz) hadi banyoya dediğimizde senin “banyuuuu bıçı bıçı” diyerek küvete doğru koşman. O kadar tatlı gözüküyorsun ki şu kamera sevmeme huyumu bir kenara bırakıp seni çekmeliyim artık diye düşünüyorum.

Varsın herkes beni otoriter olmakla eleştirsin, ben mutluyum, baban mutlu ama en önemlisi sen mutlusun. Son zamanlarda bu tablonun içinde kendime paye çıkartmak istesem de, sadece bana iyi bir çocuk denk geldiğini söyleyerek hevesimi kursağımda bırakıyorlar. Her şeyi şansla açıklamak mümkün mü? Emin değilim…

4 Responses to Anti-nazar

  1. ilke dedi ki:

    son 3 paragrafı okurken kıkırdayıp durdum yerimde (nitekim işyerinde kahkaha atamıyoruz 🙂
    bu dönem çok tatlılar. her dediğini anlıyorlar bi de bıcır bıcır kendi dillerince gayet düşük çeneli bir biçimde muhabbet etmiyorlar mı sanki ayların birikimini çıkarıyorlar 🙂
    bizimkini de küvetten çıkartmak mümkün değil, süngeri de vermiyor illa o elinde tutacakmış.ancak banyonun ışığını kapatınca yarı ağlama şeklinde çıkabiliyoruz banyodan. her dönemleri ayrı güzel.

  2. Şeyma dedi ki:

    Merhaba Nihan, blogunu demir doğduğundan beri takip ediyorum, pek çok konuda da fikirlerin hoşuma gidiyor ve faydalı oluyor. Benim de 10 aylık bir kızım var ve bu yazının üzerinde şunu sormak istiyorum, her yerde emeklemene izin verdim derken, dışarıda, sokakta, veya çimlerde mesela emekledi mi Demir? Bizimki bulduğu herşeyi ve tabii dişlerinden dolayı elini hep ağzına alıyor, bunu sorun etmedin mi, merak ettim 🙂

  3. Meraklının Annesi dedi ki:

    @İlke-Gerçekten çok keyifli bir dönemmiş bu. Ne mutlu bize tadını çıkartabiliyoruz. Banyoda durumlar bizde de aynı hadi ördeklerin uykusu gelmiş filan diyerek zorla çıkartıyoruz ki günde 3 sefer yıkanmaya başladığı halde!
    @Şeyma-En ufak bir faydam dokunuyorsa ne mutlu bana 🙂 Evet biliğin heryerde cafelerde, sokakta, otellerde aklına gelebilecek heryerde emeklemesine izin verdim.(Hastane ve tuvaletler hariç) Emeklerken oturma poziyonuna geçip ellerini ağzına da soktu, umrumda olmadı. Bu dönemde artan salyaların bir işlevinin de ağızın içinde hijyeni sağlamak olduğunu düşünüyor ve salyalara güveniyorum. Ama tabi bu benim düşüncem şimdi sen bu fikre inanmadığın halde tedirginlikle çocuğunu yere koyarsın birşeyden mikrop kapar. Benim genel felsefem hep birşey olmaz demek yönünde, hakkaten de olmadı. Ama tavsiye ediyorum sen de yap diyemem bilmem anlatabildim mi?

  4. Fatoş dedi ki:

    Nihan yazdıklarının çoğunda kendimi buldum 🙂 Nazar konusu özellikle. Bu yüzden çevremde bloğuma çok kızan oldu ve hala Yağız hastalansa ablam o kadar resim koyarsan olacağı budur diyor 🙂 Yağız’da uyumlu ama galiba biz çok şanslıyız 🙂 Yaptıklarımızın ve fedakarlıklarımızın bunda payı olmasa gerek 🙂 Neyse nazar değmesin 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company