Monthly Archives: Temmuz 2011

Pijama Partisi

Kim demiş pijama partisi sadece kızlar içindir diye? Gayet anneler ve oğulları da pijama partisi yapabiliyormuş. Bu hafta sonu ilk kez senin bir arkadaşına yatılı misafir olarak gittik.  İlk bir araya geldiğimizden beri böyle yakın olacağımızı hissediyordum, hiç yanılmamışım. Birbirimizden ayrı geçen 30 yıla inat dost olduk biz. Kendi evimizde gibi rahat ettirdi bizi Gökçe Teyzen, Çınar da tüm oyuncaklarına musallat olan seni hep anlayışla karşıladı.

Bahçede havuz keyfiyle başlayan günün sonunda sizi biraz parka götürdükten sonra yıkayıp erkenden yatırdık. Allahtan Çınar’ın eski yatağı da halen evdeydi de senin yatışın problem olmadı. Hatta evdekinden daha rahat uyuduğunu bile söyleyebiliriz. Biz de emziren anneler olarak abartmadan şarap ve pizza keyfi yaptık bahçede. Gözlerimizden uyku aka aka bolcana da lafladık.

Ertesi sabah güzel bir kahvaltının ardından, uzun bir yarıştan dönen babası ile Çınar’ı baş başa bırakıp evimize doğru yola koyulduk. Kendimi tatil öncesi tatile gitmiş kadar iyi hissettiğim, hayattan çalınmış bir hafta sonuydu. Gelenekselleştirmekte fayda var 🙂

İyi ki varsınız Sayın Kürşat Ailesi…

Biyometrik Demir

16.ay fotomuz olarak vize başvurusunda kullanmak üzere çektirdiğimiz biyotmetrik resmi kullanayım dedim. Geçen yıl miniminnacıktın vesikalığın çekilirken. Seni beyaz bir örtünün üzerine yatırmış öyle çektirmiştik. Bu yıl ise kocaman adam gibi oturdun sandalyeye sonra da dönüp oturduuuuu dedin. Etraftaki ışıklar, fotoğrafçı amcanın sana salladığı oyuncak, herşey o kadar ilgini çekti ki etrafını şok halinde seyrederken kımıldamadan bir sürü poz verdin. Aslında daha güzel güldüğün tonla kare vardı ama maalesef biyometrik fotoğraf standartları gereği fazla gülmeyen bir tanesini seçtik.

16.ayının getirdiği fazla muzuratlık ve hareketlilik nedeniyle resimde de görülmekte olan alın morluğu standart bir durum haline geldi evimizde. Artık haber değeri taşımıyor senin düşmelerin. Sen de pek tınmıyorsun zaten, seni düşerken gören kişilerin sakinleşmesi senin sakinleşmenden daha zor oluyor, ben dahil!

Biyometrik fotomuzdan da anlaşılacağı üzere bize yine yollar göründü. Geçen yılki Fransa, Mayıs’taki Hırvatistan maceralarımızdan sonra bu yazki istikametimiz İtalya. Gerçi İtalya’ya üçüncü, schengen ülkelerini genelindeki kaçıncı başvurumuz hatırlamıyorum ama hiçbir vize başvurusunda bu kadar kastırdıklarını hatırlamıyorum. Eğer kiraladığımız evleri iptal etme şansımız olsaydı inan vazgeçecektik o kadar soğuttular ki ülkelerinden. Halbuki şu anda büyük bir ekonomik kriz içerisindeler, turiste ihtiyaçları var, bu muamelenin gerekçesini anlyamıyorum. Neyse başvurumuz kabul edildi şimdi 5 ağustos Cuma gecesi bineceğimiz uçağımıza kadar pasaportlarımızın elimizde olmasını ümit ediyoruz.

İtalya’ya ilk ziyaretimizi 2006 yılında şimdiki Daltonlardan Alp’in anne ve babası ile yapmış, turla tatile gitmek hiç adetimiz olmadığı halde ölü eşşek fiyatına bulduğumuz turla 1 hafta boyunca klasik Türk turisti tadında Venedik, Floransa, Roma, Siena, Pisa vs. deliler gibi gezmiştik. Burada sevgili Hayal‘in kulaklarını çınlatmadan geçemeyeceğim zira kendisi ile tanışmamız da işte bu seyahate dayanmaktadır. Yıllar sonra kaderin bizi tekrar biraraya getirmesi meselelerine hiç girmeyeceğim 🙂

İkinci İtalya ziyaretimizi ise 2008 yılında Como’ya yapmış göl kıyısındaki otelimizde sakinliğin tadını çıkartmıştık. Daha sonra arabayla Portfino’ya kadar gitmiş Santa Margaritha Ligure’de kalıp hergün ayrı bir plajda güney İtalya sahillerini keşfetmiştik. İkinci tatilimizden sonra biraz da Under The Tuscan Sun filminin etkisiyle bir gün Toscana’da bir bağ evinde uzunca bir süre kalmayı ve İtalyanların İtalyasını yaşamayı istemiştik.

Geçen yıl sen çok küçük olduğun için dağın başında olmaya cesaret edememiş kendimizi Güney Fransa’nın güvenli sahillerinde bulmuştuk. Bu yılsa uzun araştırmalar ve bebek dostu ev arayışlarımızdan sonra Roma’ya doğru yola çıkıyoruz. İlk haftamızı Roma yakınlarındaki Lago Di Vico(Vico Gölü) kıyısındaki evimizde, ikinci haftayı ise Adriyatik kıyısındaki minik bir tatil kasabası olan Silvi’deki evimizde geçireceğiz.

Bu yıl tatil planlarını yapmakta biraz geç kalınca gideceğimiz yerleri biz değil, gideceğimiz yerler bizi seçti diyebiliriz. Önce 2 hafta Sardunya’ya gitmek üzere yola çıktıysak da gerek benim her-ihtimale-karşı-anakarada-olalım endişeme gerekse içimize sinen bir ev bulamamız nedeniyle rotayı Toscana’ya çevirdik. Toscana’daki bağ evleri şarap turizminden dolayı hızla dolunca bu sefer de Amalfi kıyılarını gezmek için harika bir üs olan Sorrento’yu gözümüze kestirdik. Dağların denizi dik kestiği Amalfi kıyılarında muhteşem evler olmasına rağmen, tepelere kurulmuş şehirler, dimdik yokuşlar ve merdivenler gözümüzü korkuttuğundan bunu da başka bir bahara erteledik.

Genelde evlerimizi ararken www.holidaylettings.co.uk ve www.homeaway.com adreslerini kullanıyoruz. Uçarken www.easyjet.com , www.blu-express.com gibi ucuz havayolu şirketlerini tercih ediyoruz.  Her yıl yurtdışında bu kadar uzun kaldığımızı görenler astoronomik paralar harcadığımızı düşünedursun biz aslında oldukça uygun bütçelere yeni yerler görerek çok güzel tatiller planlıyoruz. Daha doğrusu baban planlıyor çünkü bu onun hobisi.  Türkiye’deki birbirinin aynı tatil fabrikalarında 15 gün yapacağımız bir tatilin bedeli geceliği ortalama kişi başı 300 TL’den hesaplarsak-ki çok daha pahalıları da var  9.000 TL oluyor. Buna yol filan dahil değil.  Bu 15 günlük tatilin bize kabaca maliyeti ise 3.000 € yani bugünkü kurla 7.100 TL.

Doktor, kuaför, terzi, tatil tavsiye etmemeyi çeşitli tecrübelerimden çok iyi öğrendim. Herkesin tatil anlayışı gerçekten çok farklı. Biz 2 gezgin yay burcu olarak yeni yerler görmeyi her yıl birbirinin aynı yerlere gitmeye tercih ediyoruz. Yalnız bu yıl vizeye çok sinirlendik, baban seneye Dubai aktarmalı olarak Tanzanya’ya gitmemize karar verdi. Ciddiyim! Du bakalım arkadaşın Duru bi hayırlısıyla yeni evi olan Maldivler’e uçsun, bizi tropik adada yapılması gerekenler konusunda bilgilendirsin sonra ver elini Tanzanya…

Yemek Yerken

Yoğun istek üzerine kendi kendine yemek yiyen çocuk konulu kolajımız işte karşınızda. Baban hala her akşam “40 yıl düşünsem senin gibi titiz birinin çocuğunun bu şekilde yemek yemesine izin vereceğini ve evinin bu hale gelmesine göz yumacağını hayal edemezdim” diyor 🙂 Pişman mıyım?Asla. Evet, yaz kış her yemekten sonra yıkanmak zorunda kalıyorsun. Evet, dışarda biryerde seni temizlemek biraz zor oluyor. Evet, neredeyse tüm kıyafetlerin yemek lekeli. Evet, her yemekten sonra mama sandalyenin altındaki duş perdesi yıkanmaya gönderiliyor ve yedeği geliyor. Evet, her yemekten sonra mama sadalyen, yerler ve duvarlar etraflıca siliniyor. (IKEA dışındaki hiçbir mama sandalyesi ile yapamamız da bundan. Ben o teferruatlı şeyleri günde 4 sefer silemem!)

Hepsine değer çünkü sonuç seni de bizi de çok mutlu ediyor. Yedin yemedin gerginliği yok, elimde kaşık saatlerce yedirmeye çalışmalar yok. Sloganı değiştiriyorum, kirlenmek huzurdur 🙂

O kadar anne

Doğumdan sonra eve geldiğimiz ilk gün seni yatağına koyup duşa girmiştim. Evde sana bakacak en az 4 kişi hazırdı. Bense duşta acayip tedirgindim. Kulağımda sürekli bir ağlama sesi- şu 2 günlük birlikteliğimizde ağladığını çok da duymamıştım oysaki- bir daha asla rahat yıkanamayacağım demiştim içimden. Bu garip his, yani senin bensiz olmayacağın, benden başka hiç kimsenin seni sakinleştiremeyeceği hissi çok uzun bir süre de devam etti. Hatta küçük bir itiraf yapmam gerekirse bu histen tamamen kurtulmam işe başladıktan birkaç ay sonrasına dayanır.

Vazgeçilmez olmak, bu derece talep edilmek-ya da edildiğine inanmak,  her kadının-belki de her insanın içinde bir yerlere iyi geliyor muhtemelen. İnsanın kendini bu hisse fazlasıyla kaptırması ve kendini çok önemli sanması gerçekten an meselesi. Bensiz hiç durmadı, bensiz uyumaz, uyanınca beni görmezse kendini yerden yere atar, bunlar gerçek mi yoksa biz kafamızda yaratıp bunlardan biraz da keyif mi alıyoruz? Misal ben senin bensiz uyuyamayacağına dair takıntılı bir inanca sahiptim. Kaç kere icap etti ben eve dönüp seni yatırmayı, gideceğim yere geç gitmeyi günde 4 kez köprü geçmeyi tercih ettim seni yatırabilmek uğruna. Bir gün bir konser vardı işten direkt geçsem süper mantıklı olacaktı. Ama kararımı vermiştim, senin huzurla uyuman her şeyden önemliydi. Daha önce de birkaç kez denemiş, hep bir bahane bulup yine süperanne olarak yetişmiş seni ben uyutmuştum.

Aynı gün bambaşka bir vesile ile 8 yaşındaki bir çocuğun annesi yanında olmadan uyuyamıyor diye terapiye başladığını öğrendim. Şimdi bana bu kadar masum gelen uyku ritüelimiz ya ben farkında olmadan buralara varırsa? İçimi garip bir korku kapladı. Neden bu kadar etkilendim bilmiyorum ama o an karar verdim deneyecektim. Akşamüstü hiç adetim olmadığı bir şekilde evi aradım. Evet çok şaşırtıcı değil mi, seni bu kadar özlememe rağmen hiç aramamak? Ne bileyim saçma geliyor, yedi mi uyudu mu diye sormak. İnisiyatif kullanamayacağı bir durum olursa ablan beni arıyor, onun dışında tüm gün ne yaptığınızı bile bilmiyorum. Bu bana daha iyi geliyor, sesini duyarsam daha çok özlüyorum. Her şeyin yolunda olup olmadığını sordum o gün, beklenmeyen bir hastalık, keyifsizlik, diş sıkıntısı filan yoktu, tamam o zaman gelmiyordum. Ablan bana gülerek “Nihan Abla alt tarafı bir gece niye bu kadar abartıyorsun başımızın çaresine bakarız biz” dedi. 7 kardeşli ailenin en büyüğü, 23 yaşındaki gencecik ablan kim bilir aklından neler geçirdi. Annesi 1-2 yaş arayla doğurduğu hangi bebeyi öpe koklaya masallar okuya okuya uyutuyordu ki? Bir seferinde gülerek söylemişti bizim evde uykusu gelen bulunduğu yerde uyuyakalır ve yatağına taşınır diye. Muhtemelen beni yadırgadı ama anladı ve içimi rahatlattı, o başkalarının bakabilir mi çocuğuna dedikleri yaşı küçük ama kalbi büyük kız. O gece baban ve ablan senin rutinini aynen yerine getirmişler, sen ablanın kucağında kısa bir ninni dinledikten sonra tıpkı öğle uykunda olduğu gibi ufak birkaç itirazla yatağında uykuya dalmışsın. Sonucu bana mesajla bildiklerinde ne kendimi kötü hissettim, ne de üzüldüm. Aksine gurur duydum, şükrettim. Kurduğum düzene, ablana, babana, sana, hepimize…

Geceleri emzirmeyi bıraktığım şu günlerde halen gecede 3-4 kez kalksan da anneannenler yazlıktan dönünce senin 1 gece onlarda yatabileceğini düşünüyorum. Başarıya ulaşırsa kışın mesela 15 günde bir tekrarlayabilir, sana başı sonu belli sağlıklı ayrılıkları öğretebilir, bizse 1 gece de olsa kesintisiz uykunun tadına varabiliriz. Hatta seneye yaz seni ablanla yazlığa göndermeyi, hafta sonu annesi olmanın artıları ve eksilerini bile düşünür oldum. Bu sıcaklarda sırf akşam 1 saat, sabah 1 saat bizi göreceksin diye seni eve kapatmalı mı yoksa deniz, kum, güneş, doğaya mı salmalı? Ne hissedersin, özler misin yoksa eğlenir misin, biz ne oluruz? Neyse daha çok var seneye yaza ama bunları düşünebilmem bile benim için büyük aşama J

Bunca şeyi neden mi anlattım? Pınar teyzenin seveceğini düşündüm diye verdiği bir kitap yüzünden. Haklıydı, gerçekten sevdim. Tekrar haftada 1 kitap bitirme hızına kavuştuğum son haftalarda 2 gecede bitirerek bir rekora imza attım. Yalnız bir annenin oğluyla olan tutkulu ilişkisini ve vardığı tehlikeli noktaları anlatan bu kitap çok etkileyici, çok derin. 3 gün önce bitirmeme rağmen hala yeni bir kitaba başlayamadım, üzerinde düşünüyorum. Ben o kadını yargılamadım, anlayabildim. Hatta senin ilk doğduğun aylarda ona çok yakın hisler içerisindeydim. Eğer yukarıda anlattığım değişimi yaşamasaydım korkarım kitaptaki karaktere çok çok daha yakın olacaktım.

Hep içimde bir şüphe vardı işe başladığım, seni annesiz bıraktığım için birtakım arazlar kalıyor muydu? Buna cevap vermek için belki çok erken ama şimdiye kadarki gözlemlerim bir arazdan çok ikimiz için de çok olumlu bir süreç olduğu yönünde. Sen çok mutlu, huzurlu, uyumlu, sevecen ve özgür ruhlu bir çocuksun. Belki tamamen benimle değil ama çokça sevgi görerek büyüyorsun. Hala işe gitmeyi hiç ama hiç istemiyorum ama sorun senden çok kendimim galiba. Senin büyümene şahit olamıyor ya da eksik şahit oluyor olmak beni üzüyor. Belki biraz bencilce ama evdeki sakin ve dinlendirici hayatı da özlüyorum. Trafiğe girmek zorunda olmamayı, canım isterse tüm gün pijamalarımla dolaşmayı, keyfim yoksa senden başka kimselerle konuşmadan günü bitirmeyi, sen uyudukça uyumayı, dilediğimiz gibi gezmeyi, senden başka hiçbir şeyle meşgul olmamayı özlüyorum. Ben ikisi de oldum, 11 ay evdeki anne, son 6 aydır da çalışan anne. Hafta sonları iki güncük de olsa yine evdeki anne oluyorum. Çok sorguladım sadece 2 gün diye mi bu kadar kıymetli, ondan mı hiç yorulmuyorum, şikayet etmiyorum diye? Sanmıyorum çünkü daha uzun soluklu tatiller de aynı hislerle geçiyor. İşe gelince dinlenen annelerden olamadım ben.

Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama belki de ilk kez işe döndüğüm için pişman değilim bugünlerde.  İşe dönmesem bu dengeyi tutturamayabilirmişim, gidişatım onu gösteriyormuş. Şimdi gördüklerimi görmem birkaç yılımı alabilirdi. “Ben o kadar anne anne olmadım, hayatım çocuğumdan ibaret değil” demişti bir arkadaşım. Ben çok uzun zamandır “o kadar anne anneydim” ki! Ama bu lafından ne alındım ne de onu yargıladım. Herkesin kurduğu denge farklı, kimi 3 ayda bu eşiği aşar kimi 13 ayda. Kimi bebeği 40 günlükken işe dönmek zorunda kalır, kimi 4-5 aylıkken bırakıp tatile gitmekte zorlanmaz. 3 yıl annesine yapışık yaşayan çocukların hepsinin canı can da bunların patlıcan mı? Hayır, tabii ki de. Sadece herkesin eşiği farklı yerde ve sanırım ben kendi çapımda kendi eşiğimin öteki tarafındayım artık…

Cıp Çıp Tatili

Bu seneki tatil ayımızı Ağustos olarak ilan etmiş, Ağustos’ta boş vakitlerimizde işe gelecek şekilde planlarımızı yapmıştık. Kasım’daki bayrama da 2 günlük bir yedek akçe ayırdıktan sonra bir de baktık ki hala 2 günlük iznimiz var bunu değerlendirmek lazım dedik. Hemen planlar yapıldı uçak biletleri alındı, istikamet Alaçatı. Yurtiçinde pek tatil yapmadığımızdan mıdır nedir sıra gelmemişti nedense Alaçatı’ya. Kısmet seninleymiş topladık valizlerimizi, Perşembe iş çıkışı 20.00 uçağıyla koyulduk yollara. Senin uyku saatine denk gelen uçak yolculuklarımız hep kolay geçiyor, çok şükür. Bu aralar emzirme konusunda kafası karışık annen, her uçağa binişinde yok ya iyi ki emziriyorum çok rahat oluyor diyor,  akşamına sen bin kere uyanınca ufff ya artık emzirmesem mi de diyor ya neyse!

Her ne kadar gitmeden bolca araştırsam, tecrübeli annelerden istek post yapsam da herkesin tatil tecrübesi kendine oluyormuş onu anladım. İlk planımız Alaçatı’da küçük bir otelde kalmak, kiraladığımız arabayla her gün başka bir plaja gitmek üzerine kuruluydu. Ne kadar yanlış bir seçim olduğunu anlamamız yaklaşık 6 saatimizi aldı. Otel sahibinin nazik yaklaşımı nedeniyle otelin adını ve olayın detaylarını vermeyeceğim ama özetle şunu söyleyebilirim küçük ve butik otellere gitmeden önce bebek yatağı&mama sandalyeleri olup olmadığını sormamız gerektiğini öğrenmiş olduk. Çocuk kabul ettiklerini söyleseler de bu ekipmanlara sahip olmayarak çocuklu aileleri çok da tercih etmediklerini gösteriyorlar ki kendilerine göre haklı olabilirler.

Gece yarısı otele giriş yaptığımız sırada seni uyandırmadan oto koltuğundan bebek arabana geçirmeyi nasıl başardım şaşıyorum gerçekten. Enteresan çocuksun vesselam, ne kadar derin uyursan uyu pozisyon değiştirirsek saniyesinde hiç uyumamış gibi birden bire cin kesiliyorsun. Halbuki kendi çocukluğumu hatırlıyorum, gezenti ailemle her türlü gece gezmesine gider orada ilk bulduğum yerde uyur sonra da hayal meyal babamın omuzlarında önce arabaya sonra eve taşındığımı hatırlar, sabah uyandığımda ise kendimi yatağımda bulurdum. E baban desen top patlasa uyanmaz, sen bu konuda kime çekmişsin hiç anlamıyorum. Uçaktan inerken seni slinge yerleştirince uyandın ve oto koltuğuna yerleşene kadar, hatta yolu yarılayana kadar da uyumadın.

Gecenin bir yarısı bebek yatağımız olmayacağını öğrenince çaresiz seni aramıza yatırdım. Etrafımda kah isteyerek kah istemeyerek çocukları ile yatan o kadar çok arkadaşım var ki bu konuda şaka yapıyormuşum gibi algılıyorlar ama sen gerçek anlamda bizim yanımızda U-YU-MU-YOR-SUN! Mutlaka birlikte yatılması gerekir diyenlere de gıcık oluyorum zira her çocuğun bir tercihi oluyor işte. Bizle yatmadığın için odasına terk edilmiş, mutsuz, huzursuz bir çocuk değilsin bilakis her akşam istisnasız aynı saatte, itirazsız kendi kendine uyuyan bir çocuksun. Küçükken zorda kalırsak 1-2 gece idare edebiliyorduk ama büyüdükçe gerçekten imkansız oluyor. Sabahları uyanınca seni bizim yatağa getirip emzirdiğimden sen sağında solunda bizi görünce sabah oldu sanıyor yatakta zıplamaya hoplamaya başlıyorsun. Otelde uykuya daldıktan kısa bir süre uykumdan hoplayarak uyanıp yatağın ayak ucuna doğru koşar adımlarla giden seni nasıl yakaladım bir ben biliyorum. Sonra da uyutabilene aşk olsun. Yatağında sağa sola dönerek uykuya dalabilen sen oyuncak ineğini babanın burnuna sokmalar mı istersin, yatağın başındaki lambaları sökmeye çalışmalar mı istersin neler yapmadın ki! Her zamanki gibi sabah 6’da güne başlayana kadar kaç kere uyandın ve bu hareketleri yaptın ben sayamadım. Yataktan düşeceksin korkusuna sanırım hiç ama hiç uyumadım. O saatte otelin diğer konuklarını rahatsız etmemek için seni alıp dışarı çıkarttım. Sabah serinliğinde biraz dolaştıktan sonra otelde kahvaltı ettik. Allahtan eski püskü bir İKEA mama sandalyesi vardı da seni oturtabilmeyi başardım. Daha sonra babanı kaldırıp bu şekilde 3 gece daha geçirmemizin imkansız olduğunu söyledim, tasımızı tarağımızı toplayıp butik otelimizden çıktık.

Tur şirketlerini arayıp ne kadar büyük otel varsa hepsinden yer sordum ama nafile, her yer tıka basa doluydu. Bindik arabaya kıyı, koy gezmeye başladık. Bir sürü otelin önünden geçtikten, telefonla yer sorduktan sonra Dalyanköy’e geldik. Daha önce anneannenden methini duyduğum Ladin Otel’in önüne gelince şeytan dürttü, babana hadi gir yer sor dedim. Şansımıza bir tane odaları varmış. İşte o noktadan sonra şansımız döndü.

80’lerden kalma ama içi yenilenmiş minik ama sevimli bir otel Çeşme Ladin. Kendine ait koyuyla Çeşme’nin meşhur rüzgarından, soğuk denizinden nasibini almamış sessiz, sakin, mütevazı bir yer. Bize pek hitap etmeyen tatil fabrikalarından değil yani. Kumsuz plajına rağmen çocukları düşünerek bir adet kumlu bir adet de kumsuz çocuk oyun alanı hazırlamışlar ki seni ve senden daha büyük olan pek çok çocuğu oyalamaya rahatça yetti de arttı bile.

Seninle yapacağımız deniz tatilini nedense çok yorucu tahayyül etmiştim. Önden sen arkadan ben koşup, yorgunluktan öleceğim sanmıştım, oysa hiç öyle olmadı. Sabahları 6-7 gibi uyanıyor, bir saat kadar odamızda oyalandıktan sonra ailecek kahvaltıya iniyor, 9 gibi sahile geçiyor 11’e kadar denizde, kumda, oyun alanında takılıp 11 gibi ana oğul odamıza çekiliyorduk. Deniz ve güneşten yorulan sen 2,5-3 saatlik öğle uykuları yapıyor, bana hem kitap okuyacak hem de uyuyacak bolca vakit bırakıyordun. 2 gibi sahile inip öğle yemeği yiyor, 3 gibi tekrar kendimizi serin sulara bırakıyorduk. 5 gibi odamıza geri dönüp yıkanıp paklanıp civarı gezmeye gidiyor, akşam yemeği saatine tekrar otelimizde oluyorduk. Akşamüstü arabada hafif şekerlemeler yaptığın için uyku saatinde yarım/bir saatlik kaymalar oluyor biz de fırsattan istifade akşam yemeğinin tadına varıyorduk. Yüzmeyi bu kadar sevmeseydin, “anni hadi cıp çıppp” diye tutturmasaydın,  ya da butik otelde kalsaydık sürekli bangır bangır müzik çalan tıklım tıkış plajlara gitmek zorunda kalsaydık, sen arabada kısa kısa uykular yapıp bana dinlenecek vakit bırakmasaydın bu kadar güzel geçer miydi bilmiyorum. Çeşme uzmanı değilim ama bence Çeşme’de çocukla gidilebilecek en güzel otellerden birindeydik.

Oteldeki konukların profili genelde 70+ tontonlar veya çocuklu ailelerdi. Benim çocuğum dünyanın en tatlı çocuğu diyen annelerden olmadığım için sana gerek oteldeki yaşlı amca ve teyzelerin gerekse otel personelinin gösterdiği aşırı ilgiyi şaşkınlıkla izledim. Bize çok normal gelen çatal ve kaşık kullanarak kendi kendine yemek yemen herkesi o kadar şaşırttı ki etrafımızdaki herkes seni izleyip sana laf atıyorlardı. Hele sahilde günde 2 kere ağzını şapırdata şapırdata meyvelerini götürmen yeni bir akım başlattı, herkes “Yaw bu çocuk canımızı çektirdi” diyerek seninle meyve saati yapmaya başladı. Seni yemek konusunda tamamen serbest bırakma yaklaşımımız nedeniyle kendi kendimizi tebrik ededuralım, oyun alanında henüz 2 yaşını bitirmemiş ama 4 yaş görünümlü elinde cips göbeği yağ içindeki çocuğun annesi yanıma yaklaşıp senin kaç aylık olduğunu sordu. Kendi tahmini 11’di ben 16 deyince kadın ufak çaplı bir şok geçirip “Ay sizin de eşinizin de boyu posu pek yerinde bu çocuk niye böyle ufacıcık kalmış?” demesin mi? Huzurumu kaçırmamak için cevap vermedim, yemiyor pek sadece anne sütü alıyor dedim. Akşam yemeğinde elinde tabak çocuğun peşinde koşarak ağzına yemekler tıktığını görünce şaşırdım mı? Hayır tabiî ki de.

Şimdiye kadar neyi doğru yaptığını düşünüyorsun diye sorarsan tek bir cevabım olur o da yemek konusu. Çocuklarına yemek yedirirken gerilen anneler, ağlayan çocuklar gördükçe içim acıyor resmen. Birileri restoranda çocuğumuzla yemek yiyemiyoruz, Avrupalı anneler nasıl yapıyor dedikçe sinirlerim kalkıyor. Bizim için senin yemek yediğin vakitler güzel molalar. Evdeyken sen sabah kahvaltını ederken ben bütün evi toplayabiliyorum mesela. Dışarıdayken dönüp sana bakmaksızın iki çift laf edebilecek, rahatça yemek yiyebilecek en az yarım saat mutlaka veriyorsun. Ha çok mu yemek yiyorsun? Bence evet, etraftaki çocuklara kıyasla kocaman bir hayır. Daha 10 kiloyu aşamamış, abur cuburla tanışmamış, şeker/çikolata yemeyen 16 aylık bir bebeksin ve yemek yemekten kesinlikle zevk alıyorsun. Şimdiye kadarki tek kaçamağımız bu tatilde sana sade dondurma yedirmek oldu. Sanırım ağrıyan dişlerine çok iyi geldi yalamak yerine direkt ısırmaya başladın. Kendim çok sevdiğimden midir yoksa bana masum geldiğinden midir artık dondurma yiyebileceğine kanaat getirdim.

Şu kısacık tatilde bir kez daha anladım ki hiçbir şey beni işe gitmek kadar yormuyor. İş, trafik , ev işi, yemek sorumluluğu olmadan sadece ve sadece seninle tüm gün vakit geçirmek değil beni yormak ruhumu da bedenimi de dinlendiriyor.

Anni Çişşş

Sana lazımlık aldığımızdan beri nerdeyse 6 ay geçmiş. O tarihten beri düzenli olarak günde 3-4 kez seni lazımlığına oturtuyor, bu alışkanlığı edinmen için ortam sunuyorduk. Ne ısrar ne zorlama, sadece teklif. Sen de kolayca çiş ve kaka demeye başladın ama haber vermek anlamında değil sadece bu kelimeleri dağarcığına kattığını gösterdin. Bir süre sonra lazımlığı değil de lazımlığın tuvalet adaptörü kısmını klozete koymayı daha çok sevdiğini keşfedip o modele geçmiştik. Ikına sıkına kaka yapmayı bırakalı çok olduğundan, başlardakinin aksine çiş yakaladığımız oluyor ama bir türlü kaka yakalayamıyorduk. Çünkü kaka için alaturka tuvalete oturur gibi bir pozisyon tercih ettiğinden adaptörde rahat edemiyor, doğru zamanı yakalasak bile tuvalete varıp seni soyana kadar olay olup bitmiş oluyordu.

Tam bu işini boşuna mı yapıyoruz acaba diye düşündüğüm günlerden birinde 24 Haziran Cuma sabahı uyandıktan hemen sonra anni çiş dedin, tuvalete gittin, adaptörünü klozete koyup bezini çekiştirerek anni açç açç dedin. Hemen açıp seni oturttuğumda şaşkın bakışlarım arasında bayağı kallavi bir çişi tuvalete yaptın. Aşırı bir tepki vermedin, sadece seni tebrik ettim. Uzattığım tuvalet kağıdı ile kendini temizleme izin verdim ve birlikte sifonu çektik. Ertesi sabah da aynı şey olunca aslında boşuna uğraşmadığımızı derinlerde biryerlerde olayı kavradığını anladım. Ani bir kararla evdeki tüm halılar kalktı. Sana durum açıklandı. Uyumadığın ve sokağa çıkmadığın her an bezsiz dolaşmaya başladın. Çok sokağa çıkan bir çocuk olduğun için tüm günlük istatistiğini tutamıyoruz tabi ama fark ettik ki tahmin ettiğimiz kadar çok sık çiş yapmıyorsun. Altın açık olunca kaka için tuvalete yetişmeye de başladık. Gönül isterdi ki tüm günü evde geçirebilen bir çocuk ol, ya da evimiz bahçeli olsaydı da layıkıyla bezsizliği tecrübe edebilseydik ama şu aşamada seni bu cendereye sokmayı uygun bulmuyorum.

Yaz sonuna kadar ne kadar aşama kaydedeceğimizi merak ediyorum. Hiçbir hedefim ve beklentim yok, sadece deniyorum. Hiçbir aşama kaydedemesek bile bu sıcak yaz günlerinde bezsiz olmanın keyfine varman bile yeterli bir kazanım benim nazarımda.

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company