Monthly Archives: Mayıs 2011

İlk traş

Zor bir karardı. Bir yandan ilk saçların nasıl kıyarım diyor, bir yandan da ama yaz geliyor terleyince isilik olacasın diyordum.  Baban seni 80’li yılların Alman futbol yıldızlarına benzetiyor diye sinir oluyor, kamuoyundaki bitlenecek bu çocuk nidalarına dayanamıyordum. Biri bana bunu açıklarsa sevinirim, yağlı ellerinle ensendeki buklelerini çekiştirdiğin için bitlenebilir misin gerçekten? Bit bulaşıcı değil midir? Evde tek başına yağlı elleriyle yemek yiyen çocuk nasıl bitlenebilir ki??? Neyse bu bit muhabbetini kapıyorum, zira yazarken bile kaşınıyorum.

Kesim kararı verdikten sonra kendim kesmeyeceğimi biliyordum. Yamuk yumuk keserim, o saçlar uzayana kadar her baktığımda kendime uyuz olurum diye seni kuaförüme götürdüm. Saçınla oynanmasını sevdiğin için hiç ağlamadın. Onun yerine hayatında ilk kez utangaç tavırlar sergiledin. Belki de azıcık huylandın bilemiyorum. Ama çok tatlıydın.

Büyük bir hurafe olan, gürleşsin diye saç kazıtma teklifi gelse de, ensendeki minik kuyruğunu bozmadan az bir kesim yapmalarını rica ettim. Sonuç gayet başarılı. Yassı kafa olma diye harcadığım tüm emekler işe yaramış, yumurta gibi çıktı kafan ortaya. Saçlarınsa saklanmak üzere bir zarfın içinde elimde duruyor. Kıymetli bir kalıntı…

Rüzgar gibi bir ay

Sınırları zorluyorum farkındayım. İşteki aşırı yoğunluk, eve gelince seninle geçirilen sınırlı saatler, ev işleri, akşamları sosyal olma çabalarım, haftalar öncesinden dakika dakika planlanan hafta sonu aktiviteleri derken dinlenmeye zaman bulamazken niye böyle büyük bir işe kalkıştım bilmiyorum. Sanırım hayaller kurmak, sonra onları gerçeğe dönüştürmek, birşeyleri yoktan varetmek bana iyi geliyor. Dilerim yorulduğuma/yorulduğumuza değer. Detaylar yakında…

Sen varya sen, o kadar tatlısın ki bu aralar. Blogunu ihmal etmiş olabilirim ama not almayı ihmal etmedim. 25 Nisan günü ilk resmi cümleni kurdun, “Ouuu del”. Akşamüstü oynamaya doyamadığın Oğuz gittikten sonra herzamanki yikama, masaj, masal, emmeden oluşan uyku rituelimizin akabinde seni yatağına koyup iyi geceler dileyip çıktım. Normalde biraz debelendikten sonra uyuyan sen yatakta ne var ne yok yere atıp trabzanları sarsarak defalarca “Ouuu del” dedin. Seni uyumaya ikna etmek için Oğuz’un yarın yine geleceğini 5-6 kere söylemem gerekti. Şimdilerde ise, sabah uyanınca 14 aydır sana koşan sevgili anneni-yani bendenizi çağırmak yerine “Babaaa gel” diyerek beni derinden yaralıyorsun. İşten geldiğimizde de kapı sesini duyar duymaz babaaa diye koşarak geliyorsun. İlk resmi iletişimini de yine babanla 3 Mayıs günü kurdun. Aylardır her akşam sana masal okuduktan sonra tek tek gösterdiğin hayvanların isimlerini bıkmadan usanmadan söyleyen babacığının bu ne sorusuna “cit cit” yani civciv  ile cik cik karışımı bir sözcük ile cevap verdin.

Yürümeye işinde ustalaştığından beri artık kendini daha güzel oyalıyor, evde karşına çıkan saçma eşyalar ile oynayarak dakikalar geçirebiliyorsun. Bir yandan da artan iletişim kabiliyetin sayesinde aşırı derecede sevimli oluyor, her istediğini anlatıyorsun. Her gün dışarı çıkacağın saat yaklaştığında kendi paltonu o sırada gözüne kestirdiğin kişinin yanına getirip elinden tutup zorla kapıya götürüyorsun. Halen sarılmaa, sokulma gibi fiziksel temasları çok sevmesen de sevgini öpücükler göndererek  dile getiriyorsun. Oynamak istediği oyunları-ki bu genelde sakambaç oluyor-göstermek suretiyle seni oyalamayı kolaylaştırıyorsun. Tek uyku 45 dakika kabusu da sona erdi. Şimdi yine tek uyku ama 1.5 hatta arada 2 saat uyuyorsun ki bu senin için bir mucize. Sabahları da 6 yerine 7’de kalkmaya başladın ki, bu 1 saatin tadı paha biçilemez!

Özetle çok çok keyifli ve mutlu günler geçiriyorsun bu aralar, bense her akşam masal dinler gibi dinliyorum yaptıklarınızı, azıcık kıskanarak çokça özenerek. Hafta sonlarının tadı damağımda kalıyor, sana doyamadan kendimi yeni haftanın başında buluyorum. Velhasıl sana asıl şimdi bakmak vardı be oğlum…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company