Monthly Archives: Nisan 2011

Daaaaat-LIMM

Bugün 13 Nisan ve sen tam 13 aylık bir koşan adamsın artık. 1 ay 1 foto uygulamasına ne kadar devam edebiliriz bilmiyorum çünkü artık nizami bir fotoğrafını çekmek için profesyonel olmak gerekiyor. Arkadaşın Ayda’nın doğum gününde çekilen bu güzel fotoğraf için, henüz tanışmasam da Latife’ye ve vesile olan Peri’ye teşekkür ederiz.

Son günlerde boyun, kilon ve yediklerinle o kadar meşguldüm ki neler yapabildiğini yazmaya sıra gelmedi. Biriktirdim yazıyorum işte. Öncelikle ilk resmi kelimeni 1 Nisan’da söyledin. Daha önce söylemeye başladığın anne, baba, meme, mama, dede, gel, bu, hadi gibi kelimeleri zorunlu hareketlerden sayıyor, bunların dışında ilk söyleyeceğin kelimeyi merakla bekliyordum. Çok lafı geçen zatı muhteremler karga, kuş, kedi filan olabilirdi bu kelime ama sen gittin Bolulu aşçı Obez Usta gibi “daaaaatlım” yani tatlım dedin, hem de bizim sana söylediğimiz melodiyle! Aslında biz pek sevgi pıtırcığı bir aile değilizdir, bitanem, aşkım filan lugatımızda pek yer almaz. Ancak sen bu kelimeyi söyledikten sonra fark ettik ki biz sana gerçekten sürekli tatlım diyormuşuz. Sen de biriktirmişsin biriktirmişsin şimdi günde 100 kere bıkmadan usanmadan tatlım diyorsun. Diğer sesleri de taklit etmeye çalışıyor söylediklerimizin tınısına yakın anlamsız sesler çıkartıyorsun.

Konuşamıyor olman kendini ifade edemediğin anlamına kesinlikle gelmiyor. Sürekli işaret parmağın havada ordular ile hedefiniz Akdeniz diyen Atatürk edasıyla uhh oooh buuuh şeklinde her istediğini anlatıyor, istediğin şeyin tarafına bakmıyorsak tepemize çıkıp kafamızı o tarafa çevirmek suretiyle illa ki gösteriyorsun.

Bir de bilenler bilir kafasını annesinin göğsüne yaslayan, sarılan, kedi gibi kendini sevdiren çocuklara hep çok özenmişimdir. Sen bu hareketlerin yakınından bile geçmezken bu ay yavaş yavaş sevgi gösterilerinde bulunmaya başladın ki bu durum beni benden alıyor. Özellikle akşam masal seansında başını babana yaslamıyor musun o görüntüyü durdurup sonsuza kadar izleyebilirim.

Yine bu ay ilk kez, çok dişinin ağrıdığı bir gece bizim yatakta bana sarılıp 3 saat uyudun. Normalde bunu hiç sevmezsin, zorunlu sebeplerden aynı yatakta yattığımızda tekme tokat girişirsin. Gece uyandığında yatağına geri yatmamak için o kadar direndin ki baktım kafanı omzuma koyup duruyorsun bir daha deneyeyim istedim ve bingo. O üç saat paha biçilemezdi.

Yürüyünce işler çok zorlaşacak diyenlere ikinci selam, koşuyor ama bence hala sorun yok. Hem de bizim açık mutfaklı salonunda kapısı olmayan egzantirik evimize rağmen! Hani seninle şöyle bir lüks yok, mutfağın kapısı kapansın yerde tencere tava ile oyna bir yandan iş yapılsın ya da salonun kapısı kapansın sen gireme filan gibi. Saniyeler içerisinde hiçbir engelle karşılaşmadan mutfakta başladığın yolculuğu odanda bitirebiliyorsun. Bu da gözle takibi yitirmemek adına sana bakarken başka hiçbir işle uğraşılamaması gibi bir sonuç doğursa da, dilediğin kadar özgür olduğun için kendini çok güzel oyalaman gibi bir faydayı da beraberinde getirdiğinden, ne bana ne de Güler’e zor gelmiyor. Bir misafirimiz olduğunda seni oyalamak zorunda olmadan bir gözüm sende muhabbete dalabiliyorum. Hatta yalnızken çoğu zaman salonun tüm koridoru ve mutfağı gören köşesine uzanmış dinlenirken keyifle seni izliyor buluyorum kendimi. Biri yorgunluk mu demişti? Kucakta ıh-ıhlayan, istekleri hiç bitmeyen çocuk zordu bence.

Yalnızzzz bu derece özgürlük, kendini bilmez bir şekilde koşma, gündüzleri yaptığın azıcık uykuyla birleşince özellikle akşamüstleri sarhoştan farksız oluyor, ev kazalarına davetiye çıkartıyorsun. Öngörülü anne olarak birkaç hafta önce hazırladığım ecza deposunun tanıtımını Güler’e yaptıktan hemen sonra, teorik eğitimi yeterli görmeyip kızcağızın pratikteki performansını görmek için düşüp üst dudağını patlattın. Kan revan filan bayağı korkutmuşsun onu. Tam geçti derken bir de benim yanımda düşüp aynı yeri patlattın. Derken bu hafta açık ara şimdiye kadarki en tehlikeli düşüşünü,  koşarken takıldıktan sonra havada uçup mutfak dolabının köşesinde sonlanan bir uçuş şeklinde yaptın. Gözümün önünde oldu ve ben resmen şoka girdim. İkbal teyzen yüz kere söylemesine ve kendimi hemen zeytinyağı sürmeye hazırladığımı sansam da aptallaştım, korktum. Allahtan Güler ve baban vardı biri buz, biri emzikle koşa geldi de seni sakinleştirebildik. Beni bıraksan seninle 1 saat ağlardım o köşede. Neyse ben rahat bir anne olarak kalmaya yeminliyim, düşe kalka büyüyeceksin evladım ne yapalım.

Bazen bu blogu yazmaya başladığım için o kadar seviniyorum ki. Dün ne yediğimi unuturken senin ay ay neler yapabildiğine bakabilmek, özledikçe o günlere geri dönebilmek, ileride abi olduğunda kardeşin için eski deneyimlerimden faydalanabilmek bunların hepsi harika olacak. Sadece sana anı olsun diye yazdığımı sanırken, uzun süredir görüşmediğim bir arkadaşım hamileyim blogunu buldum çok faydalanıyorum dediğinde veya hiç tanımadığım bir anne aradığı bir sorunun cevabını bulduğunda acayip şımarıyorum. Pek tabi amaaan anne manyak mıymışsın demeyecek kadar büyüdüğünde sana bunları okutabilmek, sen baba olduğunda akıl öğretmek yerine önüne senin bebekliğinin kitabını koyabilmek de hayallerimi süslüyor. Amma velakin son günlerde yazmanın başka bir faydasını daha hissediyorum. Galiba bu blog sayesinde sürekli çocuğundan bahseden, çocuğunun meziyetlerini anlatma telaşındaki sıkıcı bir anne olmadım ben. Burada tüm kurtlarımı döktüğüm için, dışarıda sorulmadıkça senden bahsetmiyor, sorulunca da iyi işte büyüyor gibi bir cevap verip geçebiliyorum. Karşımdaki kişi de bir anneyse en fazla bir adım ilerisi daha oluyor o kadar. Bilmeyenler beni ilgisiz bir anne sana dursun, beynimin bir köşesi sürekli seninle meşgul olsa da dilime yansımasının etrafımda insanları sıkmayacak seviyede kalmasından memnunum sanırım. Ohh bu aykileri de anlattım rahatladım şimdi gelsin 14. Ay…

Et, süt, yumurta

Bu cumartesi ikinci Kadir Tuğcu randevumuz vardı. 13. Ayının dolmasına 11 gün kala 9.400 gr ve 74 cm ebatlarındansın. Boyun uzamamış ama tamı tamına 400 gr almışsın. Üstelik üst iki azı dişini çıkartıp bana uykuları kendine yemekleri çok gördüğün dönemde. Boyun ortalamada ama kilon halen ortalamanın 400 gr altındaymış. Bu hızla gidersen 3-4 aya kalmaz açığını kapatırmışsın. Et, süt, yumurta… Adam hakikaten haklı galiba! Bu şartlar altında, bir süre daha kendisine devam edeceğiz gibi gözüküyor.

Adam süt dedi başka da bir şey demedi resmen. Mutlaka günde 500 cc süt ve süt ürünü tüketmen lazımmış. Ne yaparsak yapalım 300’ü geçemiyoruz çünkü zamanında nasıl su içmiyorsan şimdi de süt içmiyorsun. Alıştırmak için bir öneride bulundu, suyu kaynatıp içilebilecek kadar ısıya geldiğinde sıcak olarak sana vermek, onun tadını beğenmeyeceğin için hemen akabinde soğuk süt teklif etmek. Aynen dediklerini yaptık, artık ne su ne süt içiyorsun! Tekrar normal su modelimize geri döndük. Süt ürünlerine yükleniyoruz.

Yaşını doldurmandan hemen sonra gündüz uykularını keskin bir şekilde teke indirdin. Dışarıdaysan bazen akşamüstü kısa bir şekerleme daha yapıyorsun ama evdeysek asla. Birbirimizi kandırmayalım gündüz uyumayı başından beri hiç sevmedin zaten ama 13 aylık bir çocuk için günde 45 dakikalık tek uyku gerçekten abartılı oldu be oğlum. Gerçi kime söylüyorum ki tüm çocukluğu boyunca gündüz uykularını protesto etmiş ve kendini bildi bileli hiç süt içmemiş biri olarak bunlardan şikayet etme hakkım yok kanımca.

13.ayın itibariyle beslenme ve uyku düzenin bu şekilde:

07.00 Anne sütü

08.30   Tereyağında 1 yumurtadan peynirli omlet(bu aralar protesto halindesin)

           1 dilim tam buğday ekmeğine kaşarlı tost

           Süt- hani şu içmediğin beyaz sıvı!

11.30 Sütlaç

12.00-13.00  Uyku

14.00 Protein ağırlıklı ev yemeği+yoğurt/ayran

17.00 Sütlaç veya meyve veya 1 kase yoğurt çorbası

19.00 Sofrada tadımlık yemekler

19.30 Elmalı, muzlu, inek sütünden şekersiz muhallebi

19.45 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

04.00 Anne sütü

Bu beslenme konusu ile ilgili kafama takılan birtakım sorular var aslında. Ağırlıklı olarak et, eser miktarda sebze yiyorsun. Şehriye çorbasının içine kattığımız havuç, patates, kabak, brokoli dışında sadece kıymalı bezelye yemeği yiyorsun. Baklagillerle aran iyi gibi, mercimek ve nohutu severek yiyorsun. Diğer sebzeleri yemediğin için etobur bir damak tadın olacağından korkuyorum. Gerçi daha büyük çocukları olan arkadaşlarım, çocukların yemek zevkinin çok hızlı değiştiğini, bir mevsim sevdiği bir yemeği ertesi mevsim ağzına bile sürmediğini söyleyerek içimi rahatlatıyorlar. Yani şimdi yemiyor olman seneye yemeyeceğin anlamına gelmiyor, bu iyi haber. Bir de doktorunun bu konudaki süper yaklaşımına da değinmek istiyorum, “Demir et yiyor hayvanlar da ot. Besin zinciri tamamlanıyor, dolaylı olarak sebze de yiyor işte!”

Kafama takılan diğer bir konu ise devam sütü, çocuk sütü ve mamalar konusundaki hassasiyetim. Zorunlu olmadıkça bir bebeğin bunlarla beslenmesini doğru bulmuyorum, aferin bana da bir tek senin canın can da arkadaşlarınınki patlıcan mı? Senin dışındaki tüm arkadaşların hayatlarının bir döneminde bu mamalarla beslendi, besleniyor, hatta daha da beslenecek gibi duruyorlar. 200-300 cc’ler havada uçuşuyor, sense daha 20 cc inek sütü bile içmiyorsun. Mama versem içer misin bilmiyorum denemedim ama evde yaptığım mis gibi sütlacı yemeyince hazır Milupa sütlaç denedim onu bayıla bayıla yiyorsun! Şimdi burada yine bir kar zarar analizi yapmak lazım, süt tüketimini arttırmak için bu sütlacı vereyim mi vermeyeyim mi? Şimdilik tabuları bu konuda yıktım, veriyorum. Benim takıntım yüzünden bir şeylerinin eksik kalmadığını ümit ediyor ve hazır yeri gelmişken tekrar söylemek istiyorum süt iç evladım da beni bu endişelere gark etme!

Bir de yine kendim ettiğim kendim bulduğum şu pasaklı yemek yeme durumun var ki, ileride çok rahat edeceğiz teranesi ile ağzımı açamıyorum. Muhallebi dışındaki her şeyi kendin yiyor, ne kadar yiyeceğine kendin karar veriyor, bir gıdım fazlasını yemiyorsun. Sanırım ben yedirmediğim için yememene sinirlenmiyor, teklif var ısrar yok politikasını devam ettirebiliyorum. Bu arada yerler, duvarlar, üstün başın, saçların her yerin yağ içinde kalıyor, üstüne üstlük önlük de taktırmıyorsun. Hadi yere duş perdesi serdik temizlemesi kolay oluyor da, sen bitleneceksin artık diye korkuyorum. Her yemekten sonra yarı yıkanma ve üzerindeki her şeyi değiştirme faslı yaşanıyor.

Günler böyle geçiyor, sen büyüyorsun, ben özlüyorum, sen gülüyorsun, ben eriyorum…

Dersimiz Müzik, Velimiz Baba

Benim arkadaşlarım olan teyzelerin arasında bakanlıklar gibi bir görev dağılımı yapsaydık eğer kültür bakanlığı koltuğu kesinlikle ona ait olurdu. Bir elinde 100 marifet arkadaşım, 31 yıllık hayatının hangi arasına deresine opera, bale, piyano, tiyatro, resim, sinema, edebiyat vs. hakkında bunca şeyi öğrenmeyi sığdırmış hiç anlamasam da, nimetlerinden faydalandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hatta sanatsal yönü oldukça zayıf bir anne olarak büyüdükçe senin de onun engin bilgilerinden faydalanabileceğini, mesela ilk operana onunla gidebileceğini düşünmek içimi rahatlatıyor.

İşte bu arkadaşım Zeynep, sana doğum günü hediyesi olarak Yamaha Müzik Okulu’ndan 4 derslik bir müzik eğitimi armağan etti. Hem de farklılık olsun, sana aktivite olsun filan diye değil müzik eğitiminin gerçekten genç yaşta alınması gerektiğine inandığı için. Bebeklerin “mutlak kulak” diye tabir edilen, yani müzik eğitimi olmaksızın her bir notayı ayrı ayrı duymayı becerebilecek kapasitede olduğunu, yıllar içinde duyacağı seslerle bu durum bozulmadan alacağı eğitimin müziğe kabiliyeti varsa çok önemli bir kazanım olduğunu, yoksa da en azından bir dinleyici olarak ne dinlediğini bilmesi açısından faydalı olduğunu anlatırken içten içe kendime güldüm. Hiç bu açıdan bakmamıştım, hep aklımdaydı seni müzik kursuna götürmek Music Together mı, Ezo Sunal Çocuk Atölyesi mi diye araştırıyordum da gerekçem bundan çok uzaktı. Bu güzel bahar aylarında içeri tıkılmayalım kışa girerken hafta sonu aktivitemiz olur diye erteliyordum.  Bir yandan da yok müzik kursu, yok jimnastik kursu adı altında seni sepet gibi oradan oraya taşıyan aktivite manyağı anneye dönüşmek istemiyor, oyun grubumuz var işte amaaan ne gerek var bunlara diyordum. Şimdi müzik için bu lafımı geri alıyorum haliyle.

Geçen hafta ilk dersimize ailecek gittiğimizde, senin hızlıca uyum sağladığını görüp yine oyun grubumuza ve komşumuz Oğuz’a şükrettim. Gerçekten o kadar uyumlu ve özgürdün ki hiç yabancılık çekmedin, çocuklarla çok fazla birlikte olmanın farkını bize hissettirdin. Tam bir görev insanı olarak sana söylenen her şeyi kendince yapmaya çalıştın. Arada sınıfın saldırgan çocuğundan yediğin tef ve davul tokmağına rağmen huzursuzluk çıkartmadın ki mızmız olmaman ayrıca çok hoşuma gidiyor.

İtiraf edeyim, bu hediyeyi görür görmez kursun başka bir amaca daha hizmet edebileceğine dair hayaller kurmaya başlamıştım. İlk dersteki bu üstün performansından sonra niyetimi açıkça dile getirdim. Bu kursa baba&oğul birlikte gidecektiniz. Sen çok çok bebekken yaptığınız yürüyüşlerden sonra babanla aranıza mesafe girdiğini düşünüyor, hem buna sebebiyet verdiğim için kendimi suçluyor hem de işe döndükten sonra çok yorulduğum için böyle zamanlara ihtiyaç duyuyordum. Baban şaka yollu ikinizi başımdan atmakla beni suçlasa da kısa bir tedirginlikten sonra teklifimi kabul etti. Burada bir parantez açmak isterim ki kesinlikle ikinizi başımdan atmak gibi bir niyetim yok. Hafta sonu Güler Ablan olmasa da seni bırakabileceğim tonla insan var ama ne kadar yorgun olursam olayım bizimle birlikte olman gerektiğini düşündüğüm için bunu yapamıyorum. Ancak ve ancak babanla vakit geçirirsen kendimi rahat hissedebilir, gerçekten ihtiyacım olan bu 2 saati huzurla geçirebilirim.

Velhasıl, bu haftaki kursa babanla gittin. Sizi uğurlarken babana tek bir nasihatte bile bulunmadım. Başta sana sonra da ona güveniyordum çünkü. Tam 2,5 saat boyunca evde tek başıma kaldığımda sadece ve sadece durmayı hiçbir şey düşünmemeyi hayal ettiysem de önce evde biriken işleri yaptım, sonrasında da uyumaya çalıştım. İşe döndüğümden beri gündüz uyuma alışkanlığımı yitirdiğim için bir türlü uykuya dalamadım ve geliş saatiniz yaklaşınca kalkıp sizi beklemeye koyuldum. Geldiğinizde sen arabada mışıl mışıl uyuyor babansa gururla sırıtıyordu.

İşten gelince ben sofrayı hazırlarken sadece babanla oynaman, akşam uyku rutinimize eklediğimiz babadan masal saati, gece uyanmalarında uyanıksa babanın senle ilgilenmesi gibi son bir aydır süregelen sizi yakınlaştırma projem kursta geçirdiğiniz bu harika bir günden sonra amacına ulaşmıştı. Kursta olanları anlatırken onun da zevk aldığı çok belliydi. İnanması güç ama sadece 2,5 saatte acaba becerebilir miyim noktasından çıkmış biz daha oğlumla neler neler yapacağız durumuna gelmişti. Bu bir eşikti ve eşiği başarıyla atladık.

Zeynep teyzene senin müzik eğitimine yaptığı önemli katkının yanı sıra baba&oğul ilk yalnız aktivitenize vesile olduğu için ne kadar teşekkür etsek azdır.

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company