Monthly Archives: Şubat 2011

Minik penguen

Babanın adının kimyasal element numarası ile doğum tarihin arasında kurduğu bağlantıyı daha önce anlatmıştım. Biz senin 26  Şubat’ta doğmayarak kızlara anlatacak değişik hikaye bulamayacağını sanaduralım, sen ani bir mavera ile 26 Şubat’ta tam 11 ay 13 günlükken yürümeye karar verdin. İlk adımından tamı tamına bir ay sonra. Aslında çok akıllı bir bebek olarak annen yürüdüğünü görebilsin diye Cumartesi günü yürüdün ammaaaa annen yine iş için bir eğitimde olduğu için ilk seriyi göremedi.

Baban sana tüm gün bakmaya cesaret edemediği için planı önceden yaptık. Sabah seni bırakırken geç kalmayayım diye Cuma akşamından anneanene kamp kurduk. İlk yatıya kalma simülasyonunu yapacak, seni onların odasında yatıracak, ben de aylar sonra ilk kez deliksiz bir uyku çekecektim. Aslında gayet güzel uyudun ama 4.30’daki ilk kalkışında anneanen ağzına emzik verene kadar ben uyandım, sonra da bir daha uyuyamadım. 05.50 gibi ikinci kalkışında anneanen seni bana getirdi, emzirdim geri yatırdım. Yatağında güzel sesler çıkararak uykuna geri dönmeye çalışırken, anneanenle deden gülme krizine girdiler. Hal böyle olunca sen zaten farklı bir evde olmanın merakıyla tamamen uyandın. Ben azimle gelmedim yanınıza ama sonunda dayanamayıp bir gittim ki anneanen almış bir güzel seni ayağında sallıyor! Yuh dedim yaaa bu çocuk ne zaman öyle uyudu, niye böyle birşeye gerek duyuyorsunuz diye uyku sersemi söylendim durdum. Biliyorum bir gecede buna alışmazsın ama yine de daha önce hiç yapmadığımız birşeyin yapılma gerekçesini anlayamıyorum. Seni aldım, biraz daha emzirdim yanıma yatırdım filan ama bu sefer de benimle yatmaya alışık olmadığın için uyuyamadın. 06.30 gibi buyrun alın kaldırdınız oynayın diyerek teslim ettim. Yani deliksiz uyku uyuyacağım diye gitmiştik, hep birlikte mevcut uykumuzdan da olduk! Tabi yine benimle gestapo subayı, jandarma filan diye dalga geçip durdular. Anladım ki henüz seni oraya bırakmak için erken. Ne zaman akşam 20.00-06.30 kesintisiz uyumaya başlarsın o zaman deneyebiliriz, aralarda uyanman bu ekiple çok tehlikeli olabilir 🙂

Akşamüstü seni almaya gittiğimde yürüyor dediler. Bir yandan büyük teyzen, bir yandan anneannenle deden, bir yandan Sarp karşında anahtarlık telefon ne buldularsa sallamışlar sen zevkten çığlık ata ata ilk arka arkaya 7-8 adımını atmıştın. Ben yine göremedim diye üzülürken anneanen lafı patlattı, “İşe gitmesen bize bırakmayacaktın, çocuk da yürüyemeyecekti. Biz yürüttük.” Güldüm peki dedim, zira haklı olabilir. Ben seni şimdiye kadar hiçbirşeye zorlamadım, buna da zorlamak denmez tabi ama ne bileyim doğal akışında bir gün ben işten gelince bana doğru yürümeni hayal etmiştim i phone’a doğru değil!

Ben geldikten sonra yine binbir şaklabanlıkla seni yürüttüler. İçimdeki kıkırdamaya engel olamadım, sanki yürüyecek yaşa gelmemiş gibisin, küçücüksün tam yerden bitme meraklı bir cücesin. Yürürken tıpkı bir penguene benziyorsun. Seni alıp eve getirdiğimde o kadar yorulmuştun ki babana yürüdüğünü ancak bugün gösterebildik. Gece de harika bir uyku çekererek aylar sonra ilk kez bir emme molası dışında 8-8 uyudun ve beni çok mutlu ettin.

Yine felaket tellalları şimdi yandınız diyorlar, bense hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Oyun parkı, yürüteç gibi şeyleri hiç kullanmadığımız için asıl değişiklik ilk mobil olduğunda meydana gelmişti, şimdi ha yürüyerek biryere gidip birşeyleri karıştırmışsın ha emekleyerek gidip tutunup ayağa kalkmışsın, bence çok büyük bir fark yok. Tek fark ilk ayakta durmayı öğrendiğin günlerdeki gibi sürekli düşüp biryerlerini morartma günlerine geri döneceğiz o kadar. O da kısa bir süre için.

İnsanlık için küçük, kendin için büyük bir adım attın bebeğim. Bir dönemi kapattık, yepyeni bir döneme adım attık. Hoşgeldin toddler Demir…

Ni-yeeeee?

Sen misin bu ay doktora gitmek istemeyen der gibisinden, kızamık salgını şüphesi ile 9-12 ay arası tüm çocukların aşılanması, 12. aydan sonra ikinci doz aşılanması gerektiği ile ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama geldi. Hemen doktorunla konuştuk ve gerçek aşı tarihine 17 gün olmasına rağmen aşıyı yapma kararına vardık. Tekrarı konusunu bir dahaki ay konuşacağız. Yaşıtlarının anneleri ile de bir telefon trafiği çevirdik ve herkesin aynı yönde karar verdiğini öğrendik. Çocuk yetiştirme konusunda beni deli eden iki başlı yaklaşımların bir diğeridir aşı konusu. Kimi hiç aşı yaptırmamayı tercih eder, kimi de aşı takvimine uymayı. Senin anneannen yıllar yıllar evvel aşıların kötü şöhreti nedeniyle bizleri aşılatmamış bedelini tüm çocuk hastalıklarını hastanelik olacak kadar ağır geçiren çocuklar ile ödemiştir. Bakınız ben, 6 yaşında kızamık olduğumda nefes borumun tıkanması sonucu neredeyse ölüyormuşum, evdeki oksijen tüpü hala gözümün önündedir. Bu nedenle ben aşı yaptıran ikinci gruba dahilim. En doğrusu da budur diyemem ama bizim şartlarımızda en akla uygunu buydu diyebilirim.

Neyse bugün aşını olmaya gittiğimizde, herhangi bir enfeksiyon riskine karşı tüm kulak, burun, boğaz muaynen yapıldı sorun yok. Hemen hemen hiç mızırdanmadan aşını da oldun. Bir de gitmişken tekrar tartalım dedi. Seni tartıya koymamızla ufak çaplı bir şok yaşamamız bir oldu. Sadece 5 gün önce yapılan son tartında 8.900 gr çıkan sen 8.710 gr’a düşmüşsün. Nerdeyse 1 ayda aldığın kiloyu 5 günde geri vermişsin. Gözlerime inanamadım. Son 2 gündür kahvaltını etmiyor, akşam muhallebini yemiyordun ve gece huzursuzdun. 7.dişin geliyor diye hiç umursamıyor, yemek istemediğin öğünü atlıyorduk, bir sonrakini garanti yiyordun. Bunu çocuğu güzel yiyen ve kilosu iyi giden bir anne çok daha kolay söylüyordur eminim ama ben senin bunca küçüklüğüne rağmen yemek konusunda ısrarcı bir anne değilim, olmayacağım da. Sen ye diye televizyon açmam, reklamları kayıt edip seni hipnotize etmem, peşinde kaşıkla dolaşmam,  en fazla önüne kitap veya oyalanabileceğin bir oyuncak koyarım ki bu da mama sandalyesinde oturmaktan bir süre sonra sıkıldığın içindir. Tekrar tekrar sordum doktoruna benim bu yaklaşımda olmamın çocuğuma bir zararı var mı, zorla ya da hileyle yedirmeli miyim diye. Kocaman bir HAYIR dedi. “Söz konusu ilaç içmekse(demir damlası, vitamin vb.) her türlü zorlamayı yapabilirsin çünkü istemediği için ilaç içmeyebileceğini öğrenmesi hoş olmaz ama söz konusu yemekse dilerse yemeyebilir. Senin bu dönemde yapacağın, her gün her öğün aynı şeyi yedirmek pahasına ne yemek istiyorsa sürekli onu sunmaktır.” Böyle deyince bana dank etti biz öğünü atlamayacağız onun yerine gerekirse kahvaltıda da sebzeli tavuklu şehriye çorbası içeceksin.

Bu arada aynen tahmin ettiğim gibi 7. dişini doktorun buldu,  bugün çıkmış alt sol yan kesici. Asıl enteresan haber köpek dişlerinden önce üst 2 azının da aynı anda geliyor olması. Yani tüm suçlu dişler büyük ihtimalle. Ama yine de üzüldüm be oğlum ya. Niye çocuğun kilosuna taktı diye doktoruna kızarken kendimi de ni-yeeeee diye sorarken buldum. Diğer taraftan bir itiraf da doktorundan geldi “Bu kadar mutlu, huzurlu, yapması gereken her şeyi zamanında yapan, güzel uyuyan, gürbüz yaşıtları hastalıktan kırılırken daha hasta bile olmayan en sağlıklı çocuğum Demir  niye kilo almıyor bulamazsam çatlayacağım” dedi.

Pazartesi günü kan tahlillerini yaptıracağım. Umarım bu işin altından hiçbir şey çıkmasın, varsın biz çatlayalım.

1’e 1 var

Bu ay canım doktora gitmek istemedi. Soracak bir şeyimiz yok, hasta değilsin çok şükür, keyfin yerinde, yemek yiyorsun, uyuyorsun, daha ne isteyeyim. Doktorun da sadece tartıya getirin eğer bir terslik yoksa kontrole gelmenize gerek yok buyurdu. Bugün, yani 11 ay 5 gün itibariyle 8.900 gr çıkmışsın. Tartıya göre bu ayı 280 gr’la kapatmışsın.  Yine benim için sorun yok gayet rahattım taaa ki az önce doktorun arayana kadar. Eğer Demir bu söylediklerinizi yiyorsa(ya vallahi yiyor, kadın resmen inanmıyor bana!) mutlaka kilo alması lazım, bir yerde bir kaçak var(ne demekse!), yaşında yapacağımız kan testlerini bu aralar yaptırabilir misiniz? İnsanı kendinden şüphe ettiriyor yahu. Gerçekten endişe etmem gereken bir durum var da ben mi rahatın önde gideniyim yoksa doktorun mu çok titiz inan anlayamıyorum. Tam kan sayımı, demir, alerji için son kez total IgE ve süt, daha önce yüksek çıkan karaciğer enzimlerine bakılacak. Telefonda tam anlayamadım ama sanırım bağırsaklarınla ilgili bir şeylere de bakılacak. Hiç kan aldırmak istememekle beraber yine bize laboratuar yolları gözüktü anlayacağın. Her ne kadar doktor doktor dolaşmayı sevmesem de, bu konuda çok dirensem de, sonu olmadığını bilsem de sanırım bu testleri yaptırdıktan sonra 1 yaş kontrolün için başka bir doktordan daha görüş alacağım. Niyetim doktor değiştirmek katiyen değil, sadece gerçekten endişe edilecek bir şey varsa bunu bana bir kişi daha söylesin istiyorum.

Bu ay yapabildiklerine gelince. Yürüdün yürüyeceksin. Ama çok temkinlisin,  kendini güvende hissetmediğin yerlerde, ki bu genelde ev dışında oluyor, denemiyorsun bile. Evde de etrafın boşken ayağa kalkarsan adım atmıyorsun ama 1-2 adım yakınında ben veya bir mobilya varsa ona güvenip atıyorsun. Gözü kara olmaman hoşuma gidiyor. Buraya bir kuş konmuş yapmayı öğrendin. Sabah gözünü açar açmaz parmağın avucunda bu bu buuuu yapıyorsun, o minik parmağını yiyesim geliyor. Sanırım yazmamışım geçen ay alkışlamayı öğrendiğinde de, seni yatağına uyumak üzere yatırdığımda, gece uyandığında, sabah kalkar kalkmaz hep alkış yapıyordun. Çok komik bir görüntüydü yatakta alkışlayarak oturup ağlayan halin. Sanırım yeni bir şey öğrenince 24 saat onu çalışıyorsun. Biraz alkış meraklısı olduğunu da söylemeliyim. Henüz sırasına göre dizemesen de renkli halkaları çubuğa sokar sokmaz çılgınca kendini alkışlıyor ve etrafta kim varsa alkışlasın diye suratlarına bakıyorsun. Bu ay diş yok çok şükür, gece huzurundan da belli oluyor. 2-3 kez kalkıp 1 kez emiyorsun, diğerlerinde de emzik ve pışpışla kolayca uykuya dönüyorsun.

İlk yılın son düzlüğüne girdik, hadi başlasın bol kutlamalı 12.ayımız…

Sizi tanıyorum

Sonunda 11 ay boyunca çektiğim binlerce resmi ayıklayıp içlerinden en güzel 600 tanesini seçip, neredeyse her gün bize sitem eden büyüklerimize de bastırmak suretiyle herkesin kalbini kazanmış bulunmatakyım. Burada sevgili Teknosa‘ya aile bütçemize yaptığı katkıdan ötürü teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Teknosa Fuji Fotolab diye bir uygulama başlatmış ve 10×15 ebadındaki resimleri tamına tamına 10 kuruşa bastırıyormuş. Bu işe sıkı bir bütçe ayırmam gerekeceğini düşünürken, sadece 60 TL vermek nasıl hoşuma gitti bilemezsin. Baskı kalitesi de hiç fena çıkmadı. Hele de resimlerin çoğunun seni  sevenlerin buzdolaplarını süslemek üzere bastırıldığı düşünülürse.

Hazır bu kadar fotoğraf bastırırken aylardır yapmayı ertelediğim aile ve arkadaş albümünü de hazırladım. Çok yakınlarımızı üzerilerine adlarını ya da akrabalık derecelerini yazarak bir albüme koydum. Şimdi hergün o minik işaret parmağınla bu bu buuuu diyerek albümüne bakıyor, çok eğleniyorsun. Fikir yine Montessori bloglarından…

1.Saklıköy Kuzen Buluşması

Bu hafta sonu Bursa’dan gelen amcan, yengen ve kuzenin Ryan ile birlikte Polonezköy’de çok sevdiğimiz bir otel olan Saklıköy’deydik. Önce bu mevsimde iki bebekle rahat edebilir miyiz diye endişelendiysek de,  şansımıza hava erken bir bahar yaşattı bize. Siz çimlerde koşup emeklediniz, biz de hasret giderdik. Ryan annesinin Faslı olması nedeniyle 3 dilli(Fransızca,Türkçe,Arapça) bir bebek olmasına rağmen konuşmayı o kadar güzel öğrenmiş ki söylediği çetrefilli sözcüklerle bizi çok eğlendirdi. Bir kere daha anladım ki siz bebek milleti ile her dönem ayrı bir güzel oluyor. Biz Ryan’ın tatlı diline vurulmuşken onlar da senin henüz yürüyememene özendiler. Zira 26 aylık Ryan 0-100 metre rekorlarını kıracak bir hızla koşabiliyor. Mekan alabildiğine uçsuz bucaksız olunca uzakta küçük bir nokta haline dönüşmesi an meselesi oluyor. Gel gör ki atları o kadar çok seviyor ki, o yerinde durmayan çocuk 45 dakika boyunca gıkını çıkartmadan ata binebiliyor. Aslında bir binicilik klübü olan bu güzel yerde,  baban ve Ryan ata binerken sen de manejde güzeeeeel bir uyku çektin.

Akşam yemeğine katılabilmek için saat 18.00 gibi seni yatırmayı denedim.  O saatte yatmaya alışık olmadığın için 45 dakika kadar yatakta tepindikten sonra uykuya daldın. Yatış o yatış, bir daha kaldıramadım. Benim seni birazcık geç yatırma ve hep birlikte akşam yemeği yeme hayallerim suya düştü tabi. Buradan çıkartacağımız sonuç: seni geç yatırmak üzerine plan program yapılmamalı, pirince gideceğim diye evdeki bulgurdan da olmamalı 🙂  İşin enteresan tarafı hem akşam yemeği yemeden hem de emmeden gece uykuna geçmiş oldun ve 6 saat sonra kalktın. Demek gece uykusu ve tokluk arasında sandığım kadar sıkı bir ilişki yokmuş, senin biyoritmin uyku saatin yaklaşınca diğer değişkenlerden bağımsız olarak uykuya geçiyormuş. Bu iyi haber sanki, hani emme faslı kapanınca uyuma, ya da benden başka birinin seni uyutması açısından bakılırsa. Peki neden hala denemiyorum? Bilmiyorum, sanırım gerek görmüyorum. Seni her akşam uykuya yatırmayı seviyorum.

Bebekleri bu derece özgür olmak istedikleri bir dönemde kucakta tutmaya çalışıp, durmayınca da ay çok hareketli bu diye şikayet etmek,  kendi keyfimiz için bir cafeye götürüp 2 saat boyunca mama sandalyesinde oturmalarını beklemek, durmayınca da ama bebekle de hiç birşey yapılamıyor diye hayıflanmak bize göre değil. Sen bize değil biz sana uymalı senin de zevk alabileceğin seçimler yapmalıyız. İşte Saklıköy böyle biryer. Gerçek bahar geldiğinde, sen de koşmaya başladığında sıklıkla buraya kaçma kararı aldık. Senin dediğin gibi dellll bahar delllllll….

Beraberlik

Ben işe başladıktan sonra bir de sabah ritueli eklendi hayatımıza. Sabah 6.30 gibi güne merhaba dediğinde seni yanımıza alıp yatakta emziriyorum. Böylece ben de bir yarım saat daha gözlerim kapalı senin kokunu içime çeke çeke dinlenebiliyorum. Hem sonrasında da uyanma özürlü babanı alarm yerine senin müdahalelerinle uyandırmak çok daha kolay oluyor. Emzirme faslından sonra, üçümüzün yatakta geçirdiği bu 5-10 dakika benim için paha biçilemez.  Fırından yeni çıkmış gibi sıcacık hafif kırmızı puf puf yanakların, gülünce kaybolan uykudan şişmiş gözlerinle seni gıdıklayan babana kıkırdamalarını seyrederken içimi kocaman bir huzur kaplıyor. Neden sonra fark ettim ki, bu huzur sadece o anın kendisinden gelmiyor, ben aslında kendi çocukluğuma da dönüyorum. Senin kadar bebekken değildi belki ama kendimi bildim bileli her hafta sonu uyanınca annemle babamın yatağına giderdim, pek tabi teyzen de gelirdi. Yatakta dördümüz öylece yatar, o hafta olanları, hafta sonu yapacaklarımızı konuşur, deden tarafından gıdıklanır, anneannen tarafından bolca öpülür, koklanırdık. Artık kalkma zamanı geldiğinde hepimiz kafalarımızı ortada birleştirir öpücük yapardık. Bunun kod adı da BERABERLİK’di aramızda. Hala hatırladığımda içimden sıcak bir şeyler akıtan bu rituelin bir benzerini senin hafızana tatlı bir anı olarak yerleştirebilirsek ne mutlu bize…

Gel gelelim günün geri kalanına. Çalışan annenin çocukları daha mutluymuş, yok kendi kendine yetermiş, çalışan anne sosyalleşir mutlu olurmuş, eve çocuğunu özlemiş gelir, çok kaliteli zaman geçirirmiş! Çocukla ilgili kısmını sen büyüyünce göreceğiz de, anneyle ilgili kısmı diyenler benim külahıma anlatsınlar. İşteki beşinci haftam bitti. Süt iznimi ilk dört hafta her gün 1,5 saat erken çıkarak, son hafta ise Çarşamba gününde birleştirerek kullandım. Ortada büyük bir problem yok çok şükür, sen alıştın, ben alışmasam da kabullendim diyelim. Ama gel gör ki ben eski ben değilim. Yorgunum, çok! Hem de işlerim henüz doğum öncesi yoğunluğuna ulaşmamasına rağmen. Sırf trafikte geçirdiğim 2,5 saat bile beni yormaya, başımın çatlamasına yol açmaya yetiyor da artıyor bile. Hafta sonu hiç dinlenemeyip, yeni haftaya yine yorgun başlamak zor geliyor. Kesinlikle daha tahammülsüz bir insana dönüştüm, sana, babana ve herkese karşı. Evet seni deli gibi özlüyorum ama buna rağmen ay keşke uyumasa da 1 saat daha göreyim filan demiyorum, bilakis 15 dk geç uyusan sinirlendiğimi hissediyorum. Bu hisler bana çok yabancı çünkü ben seninle geçirdiğim en uykusuz, en huysuz günlerde bile hiç böyle şeyler hissetmedim. Bırak lohusa depresyonu yaşamayı, teğet bile geçmedi bana. Hep nasıl olsa evdeyim, oh iyi ki evdeyim, çok şükür evdeyim diye diye geçirdim o herkesin zor diye anlattığı günleri. Babandan senin öz bakımınla ve evle ilgili hiçbir yardım talebim olmadı. Çünkü o işe gidiyordu ve yoruluyordu, bense nasıl olsa evdeydim, bugün olmasa yarın dinlenirdim. Şimdiyse işe döndük, şartlar eşitlendi. “Sen yorulma”ların meyvesini toplayacağımı sandığım bu günlerde, babanın aslında seninle ilgili hiç bir şey bilmediğini anlamış bulunmaktayım. Hareketli bebeğin altı nasıl değiştirilir? Gece hık mık eden Demir uykuya nasıl geri yönlendirilir? Nasıl yemek yedirilir? Hatta ne zaman ne yer ne içer? Öyle çok şeyi zevkle ve şevkle üzerime almışım ki şimdi bu işlerin bir kısmının babana devri için kapsamlı bir eğitim vermek zorundayım. Yoksa sen büyüyüp de baba-oğul aktivite yapacak kıvama gelene kadar bana dinlenmek haram olacak gibi gözüküyor.

Bir de süt sağma meselesi var ki beni müthiş derecede sıkıyor. Bayıla bayıla 2-3 yıl daha seni emzirebilirim ama bu süt sağma işkencesine daha ne kadar dayanabilirim inan bilmiyorum. Sen biberondan süt almadığın için aslında günlük süt ihtiyacımız sadece 80 cc, sabah kahvaltın için 40 akşam muhallebin için 40. Ben de günde sadece bir kez saat 14.30 gibi gayet sakin steril bir ortamda rahatsız edilmeden 100-130 cc sağabiliyorum. Biliyorum hem hala sağacak sütüm olduğu için hem de böyle bir ortama sahip olduğum için çok şanslıyım bunun için de koca bir şükür. Buna rağmen niye bu kadar sıkılıyorum bilmiyorum.

Kendine göre haklı sebeplerle( gögüs yaraları, emzirmeyi sevmeme, estetik kaygılar..vb) emzirmeyip sadece sağmayı tercih eden anneleri değil yargılamak önlerinde saygıyla eğilmek istiyorum. Bu işkenceye 6 ay boyunca 3 saatte bir dayanabilmek her ana yiğidin harcı değildir bence. Yani en azından benim değil. Ben emzirme insanıyım, emzirmeyi çok seviyorum, ağzın açık bir şekilde heyecanla memeye gelişini, tam o kaptığın andaki huzurunu, çıkardığın sesleri, özellikle gece sessizliğinde duyabildiğim süt sesini, bir elinle beni sevmeni, bu yakınlaşmayı o kadar çok seviyorum ki bunu bir gün bırakacağımızın bilinciyle her emzirmenin tadına varmaya fazlasıyla özen gösteriyorum.

İşte çalışan yorgun annenin güncesi şimdilik böyle sevgili oğlum…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company