Monthly Archives: Ocak 2011

Ben yokken

Bugün ben yokken diye başlayan kaç cümle kuracağım kim bilir? Açılışı yapalım, bugün ben yokken ilk adımını atmışsın tam 10 ay 2 haftalıkken….

Telefonda öğrendim, sevinemedim, boğazıma bir yumru oturdu. 4 haftadır çalışıyorum ve gayet iyi gittiğimi düşünüyordum. Taa ki bu habere kadar. Neden yanında olamadığım kısmına o kadar takıldım ki, yaptığın şeyin büyüklüğünü idrak edemedim. Birkaç saat sonra Gaye Teyzen uyarınca dank etti ki SEN BİR ADIM ATTIN.

Bir devri kapattın,  artık bebek değil çocuksun.  Hayatın tam içine doğru yola koyuluyorsun. Atacağın pek çok adımda fiziksel olarak yanında olamayacağım besbelli. Olmamalıyım da zaten, sağlıklı olan da bu. Ama sevgimi, desteğimi yanında hissetmen için elimden geleni yapacağım. Hep güzelliklere atılan nice güzel adımlarına…

Hoşçakal Alerji

10. ay kontrolündeki verilere göre sen bu ay tam tamına 450 gr almış ve 1 cm uzamışsın. 3.320 gr ve 47 cm olarak başladığın hayatına 10 ay 9 gün itibariyle 8.620 gr ve 71 cm olarak devam ediyorsun. Halen 25 pesentilde olsan bile hem büyümendeki ciddi artış hem de alerjik belirtilerinin tamamının yok olması nedeniyle artık alerjimize gönül rahatlığıyla kocaman bir HOŞÇAKAL dedik.

Oldukça katı gıda alerjisi diyetini ve ilaçlarını bırakma kararı alırken doğru yapıp yapmadığımı bilmiyordum. Aldığım karar senin sağlığını ilgilendiren çok büyük bir riskti. Ama annelik içgüdülerime güveniyordum. Doktorlara körü körüne inanmak benim karakterime aykırı. Nasıl gerekmediği halde antibiyotik veren bir doktoru sorgulayabiliyor, eleştirebiliyor ve hatta gitmemeyi tercih edebiliyorsam, çocuğunuzun alerjisi var diyen bir doktorun söylediklerini de sorgulama hakkını kendimde görüyorum. Algıda seçicilik mi bilmiyorum ama son günlerde tedaviye ve diyete rağmen hiçbir  iyileşme göstermeyen öyle çok alerji hikayesi duyuyorum ki, bu bebeklerin hepsinin alerjik olduğuna inanamıyorum bir türlü. Çok ileri belirtileri olan, kanda alerjisi pozitif çıkan çok bariz alerjik bebekler bir yana, bir kısım anne ve bebeğin yok yere mağdur edildiklerini düşünüyorum. Şimdi geriye dönüp gelişimine baktığımda en kötü değerlerimizi ilaç kullandığımız ve katı alerji diyeti yaptığım 6.7.ve 8.aylarda aldığımızı görüyorum.

1.ay—–1.090 gr – 6 cm
2.ay——-980 gr – 3 cm
3.ay——-780 gr – 3,5 cm
4.ay——-520 gr – 4,5 cm
5.ay——-350 gr – 0 cm
6.ay——-270 gr – 2 cm
7.ay——-150 gr – 0,5 cm
8.ay——-350 gr – 1 cm
9.ay——-360 gr – 2,5 cm
10.ay—–450 gr – 1 cm

Niye? Çünkü o dönemde sütüm çok azalmıştı. Ek gıdaları da alerji korkusuyla veremediğimiz için basitçe aç kaldın. Keçi pisliği gibi top top kaka yapardın, ben de sebze çorbasından sanardım. Meğerse doymayan bebek öyle kaka yaparmış. Gözlerimin önünde 20 cc’lere düşen sütüm, kendi açlığım, senin açlığın bir yandan, diğer yandan huzursuz bir sen. O zaman da söyledim böyle önemsiz sağlık problemine razıyım, yeter ki sen iyi ol dedim ama itiraf etmeliyim ki zor günlerdi.

Belirtilere gelince, vücudundaki kızarıklıklar banyo sonrası kullandığımız yağı değiştirince, popondaki kırmızı hare kullandığımız pişik kremini değiştirince, gece huzursuzlukların gecede 8 kez yerine 1 kez emzirmeye başlayınca, kilo alımın demir damlanı 12’ye çıkarıp, diyeti bırakınca artan anne sütüne ek olarak yoğurt dahil yeni şeyler yemeye başlayınca sihirli değnek değmiş gibi düzeldi. Ya bu süre içerisinde senin bağışıklığın arttı ve alerjin geçti ya da hiç alerji olmadın, biz tongaya geldik. Bu sorunun cevabını çok düşünmemeye çalışıyorum. Önemli olan geçmiş, bitmiş olması. Mutlaka bu yaşananların bir sebebi vardı ve öğrendiklerimiz ilerde kullanılmak üzere tecrübe hanemize yazıldı.

Her bebek, her anne, her insan farklıdır. Nasıl insanların yedikleri, içtikleri, kiloları boyları farklıysa, nasıl bazı insanlara su içse yarıyorken bir diğeri dünyayı yerken kilo almıyorsa, bebekler de aynen böyledir. Bebeklerin ne kilolarının, ne boylarının, hatta ve hatta meziyetlerinin karşılaştırılması son derece sağlıksız bir durumdur. Mama yiyen bir bebekle anne sütü alan bir bebeğin gelişimi, kendinden başka hiç bebek görmemiş bir bebekle abisi/ablası olan bir bebeğin motor gelişimini kıyaslamak elma ile armutu kıyaslamaktan öteye gidemez. İkisi de meyve, ikisi de bebek ancak bu sonuç çıkartılabilir. Doktorların da yönlendirmesiyle sürekli çocuğunun kilosunu ve boyunu başkalarıyla karşılaştırıp küçük diye üzülen aileleri duydukça ben kahroluyorum. Sen etrafımızdaki 20’ye yakın bebeğin en küçüklerinden birisin. Senden 6 ay küçük Doruk’tan bile küçüksün düşün yani 🙂 Gel gör ki bu durum beni zerre kadar üzmüyor, bilakis bu durumla dalga geçebiliyorum. Meraklı cüce dedik ondan öyle diyorum. Hatta son teşhisim dünyayı yediği halde hala manken gibi incecik olan anneanene çekmiş olduğun. Zira bana göre fil gibi yemek yiyorsun.

10.ay sonu itibariyle geçtiğimiz ve beni çok mutlu eden yeni yemek düzenin aynen böyle olacak:

07.00 Anne sütü

08.30 Kahvaltı bulamacı (40 cc anne sütü+1,5 kibrit kutusu beyaz peynir+1 tatlı kaşığı pekmez+1 tam yumurta sarısı+1 tatlı kaşığı tereyağı+1 ufalanmış ekmek içi) Bunların hepsini tek tek yediğin gün bulamaç kalkacak.

09.30-11.00 Uyku

12.00  Sebze, protein, karbonhidrat üçlüsünü alabileceğin tuzsuz ev yemekleri (Kabak dolması, kıymalı pirinçli ıspanak yemeği, kıymalı patates ve brokoli, tarhana çorbası ve köfte, kıymalı pırasa ve makarna, yoğurt çorbası ve haşlanmış tavuk ..vs)

14.30-15.30 Uyku

15.30 Meyve+galeta veya  yoğurt+galeta

17.00 İşten gelen anneden taze anne sütü

19.00 Ailecek sofrada, kendi tabağında, kendi elinle yemek üzere evde pişen tuzsuz yemeklerden 1’er yemek kaşığı

19.30 Yiyebildiğin kadar anne sütlü muhallebi

19.45 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

04.00 Anne sütü

Yediklerinden ben sıkılmıştım kimbilir sen neler hissediyordun. Şimdiyse çok heyecanlıyım. Bir gurme gibi herşeyin ama herşeyin tadına bakmanı istiyorum. Döke saça, oran buran yağ içinde yemek yemeyi öğren istiyorum. Seveceğin yemekleri sana pişirmek için sabırsızlanıyorum. Galiba artık büyüdüğünü yavaş yavaş kabulleniyorum…

Yürümeye az kala

Nerdeyse doğduğu andan beri zıplayan, çılgınca yürüteç ve hoppala kullanan sonunda da 9 aylıkken yürüyen kuzenin Ryan’ın bacaklarındaki eğrilik hepimize ders oldu ki, hoppalada zıplayan çocuk görüntüsüne bayılmama rağmen bunların hepsinden uzak durmayı seçtik. Hatta Ryan’ın hoppalasını biz almıştık ki o da hala içime dert olur 🙁

Özellikle bu ay tay tay dururken sürekli yere çakıldın ve oranı buranı morarttın. Hal böyle olunca yürüteç olmayan, plastik olmayan ama yürümene yardımcı olacak ELC marka el arabasını almaya karar verdim. Daha sana hamileyken bu arabayı bir montessori blogunda görmüş, Mothercare’de satıldığını fark edince çok sevinmiştim. Yürüyene kadar yürüteç amaçlı, sonra da oradan oraya oyuncaklarını taşırken kullanırsın diye düşündüm.

Gerçekten de güzel bir oyuncakmış, resmen bayıldın. Yürümüyor neredeyse koşuyorsun, artık dilediğin heryere ayakta gidebiliyorsun. Senin için yaramaz diyemem ama  muzur bir çocuk olacağın kesin. Nereden aklına geldiyse tersten binip scooter olarak kullanıyor, bizi çok güldürüyorsun. Yalnız bunu almakla yürümene yardımcı mı olduk yoksa geciktirecek miyiz tam emin değilim. Zira bu oyuncağa kavuştuğundan beri daha az tay tay durur daha çok oyuncağına tutunur oldun. Kolayına geldi sanırım. Çok da önemli değil zaten,  sen nasıl mutluysan öyle olsun canım benim…

Yaklaşık 2 ay önce çok büyüdüğün ve seni mini küvetinde zaptedemediğimiz için yine Mothercare’den aldığımız bu küvet aparatına da bayılıyorsun. Onu da kayıtlara geçirelim. Yalnız ben senden daha çok bayılıyorum çünkü baban olmadığında seni yıkamak artık hiç zor olmuyor. Minik kurbaaa minik kurbaa kuyruğun nerede diye çığlık çığlığa yıkanıyoruz…

Sapanca

Hafta sonu, yine babanın bir toplantısı için bu sefer de Sapanca Güral Otel’deydik. Cuma-Pazar  gitmemize rağmen sebze çorban, köften, peynirin, pekmezin, muhallebin, tedbir amaçlı ilaçların, süt sağma makinemiz derken yine klasik kırmızı mini bavulun tıka basa doldu. Sadece emdiğin günleri o kadar özlüyorum ki. Hayat benim için çok kolaydı o zamanlar. Bizim yediğimiz herşeyi yemeye başlayınca tekrar rahatlayacağız sanırım. Yemek sorunsalı yüzünden 2 günden uzun seyahatleri geri çevirmek zorunda kalıyorum ki bu durum hiç hoşuma gitmiyor. Baban Mart’ta yine Londra yolcusu, bizse ilk kez ben istemedim diye evde kalacağız. Seyahatler bir yere kaçmıyor ya! Mayıs’ta sen herşeyi yemeye başladığında bir sürpriz yapabiliriz. Sen böyle uyumlu olduktan sonra J

Gelelim orada neler yaptığına. Uzun zamandır bir araya gelmenizi merakla beklediğim fasulye sırığımız Ömer ile oynadın. İkiniz de çok tatlıydınız. Unutkan annen sizin resminizi çekmediği için çok pişman! Çoktan abla olmayı hak etmiş Lal’le de çok güzel vakit geçirdin. Seni emeklemen için yerlere bırakıyor olmam, yere düşen oyuncaklarını silmeden yıkamadan sana geri vermem insanların dehşet dolu bakışlarını üzerimizde toplasa da ikimiz de durumdan çok memnunduk. Şu anda seni zapdetmeye çalışsam, onu atma, bunu yapma, dur oraya gitme desem kendimi ve seni sıkmaktan başka bir işe yaramayacak. O yüzden evet kabul ediyorum ben hijyenik bir anne değilim. Şimdiye kadar da bir zararını görmedim. Bilakis bu kadar huzurlu oluşunu buna borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Benim çocuğum ne zaman 2 saatlik öğlen uykuları uyuyacak diye merak ederken beklenen oldu. Sapanca’nın havasından mı suyundan mı bilmiyorum ilk kez tam 2 saat 15 dakikalık bir öğle uykusu yaptın. Gel gör ki bebek yatağını beğenmediğin için yanımda yatıyordun ve ben hiç uyuyamadım. Çünkü bir gece önce yatağın ayak  ucuna kadar gitmiş uçurumun kenarında uyuyakalmışsın ve benim ruhum bile duymamış! Birlikte yatma işi hiç bize göre değilmiş oğlum. Hem sen rahatsız olup bizden uzaklaşabildiğin kadar uzaklaşıyorsun bense varlığını unutup uyuyakalıyorum ve çok tehlikeli durumlar oluşuyor. Neyse akşamüstü 5’te öğle uykundan kalkınca gece yatış saatini 1 saat ileriye çekerek, katılmayacağımı düşündüğüm akşam yemeğine  de katıldım. Ertesi gün sana bakmak için gönüllüler artınca bir de SPA kaçamağı yaptım ki nasıl iyi geldi bilemezsin.

Hafta sonları hatırladığımdan da kısaymış meğersem. Oldukça yapışık yaşamamıza rağmen sana hiç doyamadığım gibi, bugünkü Pazartesi sendromum da çok ağır oldu. Allahtan hafta içleri de hatırladığımdan hızlı geçiyor da tekrar sana kavuşmam uzun sürmüyor.

İlk Arkadaş

Bu blog basılı bir anı defteri olsaydı ilk arkadaş bölümü tartışmasız tek isimle dolu olurdu, OĞUZ…Etrafımda bunca hamile ve yeni doğum yapmış arkadaşım varken senin en yakın arkadaşının eski bir üniversite arkadaşımın oğlu olacağını söyleseler hayatta inanmazdım. Üstelik arkadaşım bebeğin babasıyken! Ama hayat tesadüflerle dolu işte. Önce 2 yan apartmanımıza başka bir arkadaşlarımın taşındığı eve taşındılar, aaa komşu olduk derken aylarca hiç görüşemedik, sonra bir baktık Seda’yla peşpeşe hamileyiz, sonra bir baktık ikimiz de 2 ay arayla ayın 13’lerinde tam 39+4’lerde doğurmuşuz.

Daha 40 günlüktü Oğuz’u ilk gördüğümde. Ben doğum iznime yeni çıkmış merakla oğlunu bekleyen anne olarak ziyaretine gitmiştim. Melek gibi uyuyordu, Seda’ysa yorgun savaşçıydı. Sonra sen doğdun, ben yorgun savaşçıyken Seda geldi. Yüzünde güller açıyordu, herşey yoluna girecek dedi. Bundan sonraki aylar boyunca bir ben ona bir o bana moral verdik durduk. Aylarca huysuz saatleriniz 17.00-19.00 arasını birlikte geçirdik. Kah sokalara vurduk kendimizi, kah sadece bahçede oturduk, kah birbirimize gittik geldik. Önce biz annelere iyi  geldi bu buluşmalar, sonra sizlere iyi geldi.

Taban tabana zıt çocuk yetiştirme tarzlarımıza rağmen öyle temel noktalarda kesiştik ki, Seda olmasaydı evde geçirdiğim süre bu kadar keyifli olabilir miydi inan bilmiyorum. Sürekli kapıda çantası hazır, hadi dedikten 10 dk sonra İstanbul’un öbür ucuna gidiyoruz desem yüzünde koca bir gülümsemeyle tamam diyen, herkesin hava soğuk diye çocuğunu dışarı çıkartmadığı günlerde benim gibi battaniyesini evde unutan rahat anne, müstesna insan. Benim tüm absürd annelik takıntılarımı aklından en ufak bir kötü düşünce geçirmeden sabırla dinleyen, bir kere bile senin çocuğun benim çocuğum, senin doktorun benim doktorum demeyen(demeye yeltenen kocasına kızan :)), akıl öğretmeyen, sırf fikir vermiş olmak için konuşmaktansa sadece sakinleştiren, beni benden iyi anlayan gördüğüm en temiz insanlardan biridir Seda Teyzen. Annelerimiz gibi annedir, herşeyini kendi yapar, arada yorulur arıza da yapar, ama oğluna bakarken hep gözlerinin içi parlar, en güzel en yaratıcı oyunları o bulur oynar, böbürlenecek tonla şeyi vardır ama o hep mütevazilik yapar.

Önce seni kutlarız Sedacım, anneliğinin 1. yılını. Bir kadının anneliği kutlanacaksa sen ilk sıralarda gelirsin buna emin olabilirsin. Sonra da seni, ikinci oğlum sevgili Oğuzcum. İyi ki doğdun, iyi ki oğlumun arkadaşı oldun, hep gülen yüzünle hayatımıza renk kattın. Oğlumun önünde örnek oldun, sana yetişmek için emekledi ayaklandı, yeri geldi sevgisini göstermek için seni ısırdı, yeri geldi sen gidiyorsun diye gözleri doldu. Siz en bi bebeklik arkadaşısınız, ilk arkadaşın kimdi sorusunun cevabısınız. Umarım hayat boyu yüzleriniz hep böyle güler. Tonla güzel dileğim var sizler için ama sadece tekini söylüyorum hep mutlu olun yavrularım….

TEG 101-Tuvalet Eğitimine Giriş

Aslında dünyanın en içgüdüsel mesleği annelik olmasına rağmen üzerinde bu kadar atıp tutulan başkaca bir iş var mıdır çok merak ediyorum sevgili oğlum. Her yıl doğrular değişir, doğru bildiklerin yanlış, yanlış bildiklerin doğru olur filan. Tuvalet eğitimi konusu da bunlardan biri. Bez yıkamaktan imanı gevremiş bizim annelerimiz tuvalet eğitimini en geç 1,5 yaşında tamamlarken hiçbir doktor çıkıp da ama kas gelişimi diye zırvalamamıştır herhalde. Ya bizim jenerasyon totoya çok hakimmiş ya da sizde bir bozukluk var oğlum!

Herneyse daha sen doğmadan bu işi tıpkı annemin yaptığı gibi yapmaya karar vermiştim. Bana yol göstersin diye Bezsiz Bebek kitabını okudum. Aslında kumaş bezlere geçmek için dayanılmaz bir istek duysam da bakamayıcı krizlerimiz sırasında bir türlü cesaret edemedim. Ben işteyken kimse senin bezini değiştirmek için benimle aynı özeni göstermez gibime geldi. Ama tuvalet eğitimine başlamama engel bir durum yoktu.

Gözüme bir kestirdiğim lazımlığı bir türlü bulamazken, Duru’nun annesinin verdiği haberle jet hızıyla gidip lazımlığını aldım. Aslında bu lazımlık anneanenle dedenin gecikmiş diş hediyesi onu da kayda geçirelim. 10. ayının başından beri tuvalete gitmeyi günlük rutinin bir parçası haline getirdik. Yemeklerden sonra yaklaşık 3-4 dakika üzerinde vakit geçiriyorsun ve çok eğleniyorsun. Ya da bazen ıkınmaya başladığını fark edip seni oturtuyoruz ki işte o zaman planlı bir tesadüf yardımıyla lazımlığa yapabiliyorsun. Daha hiç çiş yakalayamadık ama olsun. Zaten hiç acelemiz yok.

Kimi diyor ki kas ve beyin gelişimini beklemeden tuvalete yaptırınca bebekler korkarmış hiç yapmazlarmış, eğitimi çok geç tamamlarlarmış, kimi diyor ki bu işi oyuna çevirir canı isterse yaparlarmış filan. Diğer taraf da diyor ki 2’den sonra çok geç. Trouble Two sırasında bebekler sırf karşı gelmiş olmak için tuvalet eğitimini protesto edebilirlermiş. Kim haklı bilmiyorum. Ben kafama göre başladım ve zararlı birşey yapıyormuşum gibi gelmiyor. Nasrettin Hoca misali gölü mayalıyorum. Ya tutarsa?

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company