Monthly Archives: Kasım 2010

Bisküvi keyfi

Diyeti bırakma kararı aldığımda elimde sadece 2 veri vardı. Keçi peyniri ve domatesten sonra ishal olmuştun. Sebebin bu gıdalar olduğu da muallak! Hadi bunlara alerjiksin diyelim peki ya diğerleri? 5’er gün arayla herşeyi denemeye karar verdim. Tabii ki ilk yediğim şey döner dürüm oldu. Tıpkı hamileliğim boyunca canım çektiği üzere bu süre boyunca da canım en çok Flamingo Döner istedi. 2 dürüm döneri hüplettikten sonra o geceyi o kadar huzursuz geçirdin ki hemen o an oracıkta pes edebilirdim. İki dakikalık zevkim için için senin kıvranmanı izleyemezdim, belki de doktorlar haklı bense ukalanın ve bencilin tekiydim. Babacın imdadımıza yetişip önce seni sonra beni sakinleştirdikten sonra denemeye devam etmem için beni yüreklendirdi.

Ertesi gün tüm ilaçlarını kestik. Vücudundaki pütürleri azaltmak için de bir deneme yaptık. Her akşam kullandığımız Mustela yağ yerine daha önce yüzündeki egzama için kullandığımız Mustela kreme geçtik. SONUÇ: 2 gece masajı sonrası sıfır pütürlük! Belki de seni her akşam köpürte köpürte yıkıyoruz diye biz kuruttuk cildini, yağ da hiç iyi gelmiyordu. Doktor bunu bile sormamıştı saolsun!

Dönerin akabinde 5 gün ara verdikten sonra yine canımın çok çektiği süt ürünlerini denemeye başladım. Kendini bildi bileli ağzına süt sürmemiş, sütün kendisinden nefret eden ama ürünlerine bayılan annen muhallebiyi nasıl götürdü bilemezsin. SONUÇ: yine çok uyanmalı ama kıvranmasız bir gece.

Ertesi sabah kahvaltıda canım çaya bisküvi batırmak isteyince mama sandalyesinden nam nam yapışının verdiği ilhamla senin de eline Hipp Bebe Bisküvisi tutuşturdum. Yiyişini izlemek harikaydı. Kahkalar ata ata, bisküvini eme eme bir hal oldun. SONUÇ: yanaklarında uzun süre beklettiğim bisküvinin içindeki süte rağmen sıfır kızarıklık!

Bisküvi denemesinden sonra hızımı alamayıp evde yoğurt mayalayıp önce ağzının kenarlarına değdirip sonra 2 kaşık da ondan verdim. SONUÇ: sıfır kızarıklık, daha fazla veriyim diye ağlayan sen…

Bu deneysel çalışmalarımı koltuğumun altına alıp büyük bir güvenle bugün 8. ay kontrolün için doktorun Sema Hanım’a gittim. 7.810 gr ve 67,5 cm  ölçülerine göre son kontrolden bu yana 360 gr ve 1 cm büyümüş gözüküyorsun. Ki bu sürenin nerdeyse yarısında diyeti bozmuş olmama rağmen son 3. ayın en iyi büyüme rakamları bunlar. Beklediğimin aksine kararıma saygı duyduğunu, çocuğum için en doğrusunu benim bileceğimi söyledi. Senin için oluşturduğum sık sık ama azar azar yemeklerden oluşan menüyü sürelerini biraz açarak ve yoğurda onay vererek güncelledi. Bir de hala su içmediğini duyunca günde 300 cc su veya bitki çayı içmen için uğraşmamızı istedi. 9. ayın itibariyle beslenme ve uyku düzenin kabaca böyle olacak.

06.30 Kalkış&anne sütü

08.30 Bebelac mısırlı çavdarlı kahvaltı+70 cc anne sütü+2 tatlı kaşığı pekmez+ 1 kibrit kutusu inek peyniri

09.30-11.00 Uyku

11.30  Sebze çorbası

14.00-15.00 Uyku

15.30 Yoğurt+galeta

17.30 1 elma+1 armut+2 bebe bisküvisi( kaka durumuna göre kayısı veya muz da kullanılabilir)

19.00 Milupa 7  Tahıllı+70 cc anne sütü

19.30 Banyo&masaj

20.00 Anne sütü&uyku

23.00 Anne sütü(uyku beslenmesi-dream feeding)

02.00 Anne sütü

04.00 Anne sütü

Hali hazırda yoğurdun olduğu öğünde beni emiyorsun. İşe dönmeme 1 ay kala yavaş yavaş bu emmeyi kaldırıp yerine yoğurdu koymayı hedefliyoruz. İşte sağdığım sütle de sabah kahvaltını ve akşam tahılını yiyeceksin. Plan fena gözükmüyor hı?

En uzun ve hararetli konuşmamızı gece kalkışların üzerine yaptık. 4-8 ortalama 6 kalkış ve her birinde emmek isteyen sen, başta ezirmeye direnen ama sonrasında sana kıyamayıp her defasında emziren ben! Bu model gündüzleri dinlendiğim için şimdilik sürdürülebilir olsa da işe döndüğümde kaldıramayacağım için bugünden birşeyler yapılması gerekiyormuş. Eğer işe döndükten sonra gece emzirmeyi azaltmaya çalışırsam senin daha çok tepkini çekermişim. Bu kadın zaten gündüz bıraktı gitti beni şimdi bir de gece emzirmiyor ben gösteririm ona der geceleri zindan edermişsin bana! Bu yüzden gece boyunca en fazla 3 kez emzirecekmişim. Bunun dışındaki seferlerde baban elinde bir biki çayı ile odana girip onunla seni sakinleştirecekmiş! Israrla benden başka birisi tarafından uyutulman gerektiğini söyleyip durdu, bize de gece geç saatlere kadar dışarı çıkmamızı salık verdi. Hem sonra artık bebeklikten çıkıyormuşsun, bu aşırı düzenli ve planlı hayatını biraz esnetmeliymişiz. Aksi takdirde ilerleyen aylarda programındaki en ufak değişiklikte(ki bu sana keyif verecek bir değişiklik de olsa) krizler yaşamamız kaçınılmazmış da filan falan.

Belki söylediklerinin hepsinde haklı, belki değil. Tek bildiğim benim tüm bu söylenenleri biraz sindirmem ve kafamda tartmam gerektiği. Çünkü benim annelik anlayışıma çok aykırı şeyler bunlar. Şu anda iç sesim aslında uyumayı gayet iyi bilen ama dişinin ağrısından uykusundan uyanıp memede sakinleşmek isteyen oğluma bunu çok görmememi söylüyor. Ne bugün ne de 1 ay sonra! Sıkıntın geçtiğinde bunun bir alışkanlık olarak kalmayacağına inanıyorum nedense. İşe başladıktan sonra, yorgunluk başıma vurduğunda böyle düşünürmüyüm onu da bilmiyorum ama şimdilik içsesimi dinlemeye devam edeceğim. Seni sakinleştirecek ilaç bendeyken seni bundan mahrum etmeyeceğim.

Biz hep iyi bir ekip olduk, bunu da halledebiliriz ben inanıyorum canım oğlum benim…

Bayram hediyesi

Kendini Nisan zanneden bu güzel Kasım ayında, ikinci bayramının açılışını Bursa’da babane, dede ve amca ziyareti ile yaptın. Dönüşünde İstanbul ziyaretlerini tamamladın. Koç Müzesi‘ni gezdin. Çınar senden küçük olmasına rağmen onu ziyarete gittin, büyüklük sende kaldı 🙂 Ela ve bilimum teyzelerinle brunchta görüldükten sonra kapanışı Mina ile caddede fink atarak tamamladın. Babanla bol bol hasret giderdin, özetle yine çokça gezdin.

Aldığın tonla hediye ve harçlığa rağmen bence bu bayramın en güzel hediyesi sonunda patlayan sağ üst dişin oldu. Alt dişinden tamı tamına 2 ay sonra sen 8 ay 6 günlükken 3. dişine kavuştun. Ne gariptir ki yine Samikolarda fark ettim dişinin çıkmak üzere olduğunu. O evde var bir keramet 🙂 Yalnız bu seferki çok farklı, önce bembeyaz oldu, sonra direkt iki başıyla birlikte resmen yarılarak çıktı dişin! Gecede 8 kere kalkıyor olmana şaşmamalı bence. Yanındakini de tez vakitte patlatır rahatlarsın umarım.

Sekkk-kiz

8.ayın sonu itibariyle boyun 67,5 cm kilon 7.730 gr. Her ne kadar sana bu kış için hazırladığım kreasyonlar halen büyük gelse de, yavaş ama kararlı adımlarla büyüyorsun canım oğlum benim.

Yeme içme derdine düştüm geçen ay da neler yapabildiğini yazmamışım. Tam 7. ayını bitirdiğin gün yatağında kendi başına ayağa kalkmayı öğrendin. O gün bugündür de gece gündüz fark etmez uyanır uyanmaz anında ayaklanıp beni öyle bekliyorsun. Sadece yatağına değil artık her bulduğun şeye(hatta bazen arkadaşlarının sırtına) tutunup ayağa kalkma eğilimindesin. 5. ayından beri alçak sürünme hareketi ile sürdürdüğün emekleme çalışmalarını 8 Kasım 2010 Pazartesi günü 8. ayının bitmesine 5 gün kala nihayetlendirdin. Artık “pata pata” diye tabir edebileceğimiz hızda emekliyorsun. Ellerinden şlap şlap sesler çıkartarak tutun şunuuuuu nidalarımızdan kaçısını izlemek paha biçilemez.

Bu arada bolca düşüyorsun.  Ayakta duruken direkt sırt üstü hatta kafa üstü, ayağa kalkmaya çalışırken ayağın kayarsa direkt yüz üstü, kaygan zeminlerde ani dönüşler yaparken yine yüzüstü. Abartılı bir tepki vermiyoruz ama kalk kalk hadi hiçbirşey olmadı gibi acını hafife de almıyoruz. Bu kısımda kendimi kontrol edememekten korkuyordum. Her düşüşünde içim cız etse de iyi idare ettiğimi düşünüyorum. Sen de çok ağlak bir çocuk değilsin onu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Sanırdım ki sen mobil olunca işler çok zorlaşacak. Pek çok şeyde olduğu gibi bu da(henüz!) sandığım kadar zor olmadı. Evde ufak tefek güvenlik önlemleriyle az yasaklı bol özgürlüklü bir dünya kurmaya çalışıyoruz sana. Alçak çekmecelerde sana zarar  verebilecek şeylerin yerleri değiştirildi, çekmecelerle oynamak istediğinde elin sıkışmasın diye başında bekliyoruz o kadar. Hiç izin vermezsek daha çekici olabilir ama izin verirsek bir noktada sıkılırsın diye umuyoruz, sıkıl olur mu 🙂 Sivri köşelere korumalıklar takıldı, açık pirizler kilitlendi, her daim fişi takılı pirizlere yöneldiğinde ise kesin ve sert bir şekilde “HAYIR” diyoruz . Üçüncüde filan anlıyor, dudağını büzüp ağlamaya başlıyorsun. Dikkatini başka yöne çekince fazla ısrarcı olmuyor hemen susuyorsun. İkinci ve son yasağımız ise cam nesneler. Evin normal düzeninde bir değişikliğe gitmediğimden ortalıkta kırılabilecek şeyler var. Onların oyuncak olmadığını öğretmeye çalışıyoruz. Ne kadar başarılı olabiliriz bilmiyorum ama önümde bunu başarmış bir örnek var. Bebekliğime olmasa da kendi çocukluğuma dair hatırladığım çok net birşey var ki annemin bir bakışı ile neyi yapıp neyi yapmayacağımı gayet iyi bildiğim. Hem lafını bir göz hareketi ile dinletecek kadar otoriter hem de bu kadar sevgi dolu bir anne olmayı nasıl başardığını hep merak etmişimdir. Umarım ben de becerebilirim.

Hamileyken elim karnımda etrafa bakıp senin ortalıkta dolaşacağın günleri hayal etmeye çalışırdım. Bu kadar keyifli olacağını hayal edememişim tabii ki. Artık bu evde nereye koyarsak orada duran bir paketten çok tercihleri ve zevkleri olan kaşif bir birey var ve biz o meraklı bireye bayılıyoruz…

Bir tatlı huzur…

Aradığımda adımı bilen, simamı hatırlayan doktor seviyorum ben. Yoğunluktan beni başından savacak doktor değil! Sorduğum tonla şeye cevap alabilmek için 3 gün uğraşıp, 3.günün sonunda 20 saniyelik bir konuşma yapacağım doktoru hiç mi hiç istemiyorum. Cevap “Hiçbirşey yemeyin, tekrar herşeyi kesin, oğlunuza da hiçbirşey vermeyin!” Aaa hakkaten bunlar benim hiç aklıma gelmemişti! Ya ishal hakkaten demir damlasını kestik diyeyese? Ya başka birşeydense? 9.ayına girerken yediklerin sana az geldiği için az kilo alıyor olmayasın? Ben bunları oturup konuşmak birlikte yorumlamak istiyordum. Ne kolay öyle kes onu bunu demek. Bir veya iki gıdaya (belki!)alerjin var diye dünya nimetlerinin %90’ından ana-oğul geri kalmak, şüphecilikte tavan yapmak, süt bitti stresi yaşamak, mutsuz olmak İS-TE-Mİ-YO-RUM! Tekrar arayıp giydirmek vardı da, artık daha fazla negativite istemiyorum hayatımızda.

2 aydır ne dedilerse yaptım ama içgüdülerim birşeylerin yanlış olduğunu söylüyor. Babanla oturduk konuştuk. Fügen Hanım’a gitmeyeceğiz artık. Hatta başka doktora da gitmeyeceğiz! İkinci, üçüncü görüş alıp kafamızı karıştırmayacağız. Hatta kademeli olarak diyeti ve aldığın ilaçları da keseceğim. Çünkü canım öyle istiyor!

Az önce 3. bakamayıcını da gönderdim. Şimdi işe dönmeme 1,5 ay kala, gönlüme göre birini bulabilecek miyim bilmiyorum. Diyeti bırakmakla doğru yapıp yapmadığımı da bilmiyorum. Tek bildiğim şu anda çok huzurlu olduğum. Bugünlerimiz saçma endişelerle geçemeyecek kadar kıymetli canım oğlum benim. Verdiğim geçici rahatsızlık için özür dilerim…

Sobe

İçime fenalık geldi alerji yazıları yazmaktan gel biraz da eğlenelim oğlum. Blog dünyasında SOBE diye bir uygulama varmış, Eylem Teyzen sayesinde nasibimizi aldık. Ama bu sobe bilimsel sobe. Hernekadar bu günlük sana hitaben yazılıyor da olsa bir blogger olarak sobelenmişsek vazifemizi yerine getirmemiz gerekir. Cevaplıyorum efenim…

1. Bir zamanlar “bebek günlükleri” vardı. Sizce bloglar onların yerini aldı mı?

Evet bir zamanlar bebek günlükleri varmış. Annemin var, ablamın var ama benim yok. Niye? Çünkü ikinci çocuğum! Ne resmimi çekmişler, ne günlük tutmuşlar. Oysa ben çocukluğumda gider gider annemin günlüğünü okurdum. Bir zamanlar annemin bebek olması fikri çok hoşuma giderdi. Canım anneanenmin onun için yazdıklarını okumayı, eski resimlere bakmayı, hatta annemin bir bukle saçına dokunmayı çok severdim. Şimdi el yazısı ile birşeyler yazmayı unuttuk neredeyse. Çağa uydum ve ben de oğlumun hoşuna gideceğini düşünerek online bebek günlüğü tutmaya başladım. Belli mi olur belki torunum da okur.

 2. Blog yazarlığı ebeveynlik tarzınızı etkiliyor mu? Nasıl?

Hayır etkilemiyor, çünkü ben mesaj kaygılı bir blog yazmıyorum. Kimseye akıl verme, örnek olma gibi bir çabam yok. Başta düşündüğümden çok daha detaylı bir blog olmaya başladığının farkındayım ama bu planlı değildi. Şimdi birileri beni severek okuduklarını, benim tecrübelerimden faydalandıklarını söyleyince hoşuma gidiyor o da ayrı.

3. Anne-baba-çocuk blogları blog dünyasını etkiliyor mu? Nasıl?

Blog dünyasının tamamına hakim olduğumu söyleyemeyeceğim. Bu işe pasta blogum Pasta Siempre‘yi yazarak başladım ve pasta bloglarını halen takip ediyorum. Ama aile blogları ayrı bir derya. Blog dünyasına etkisi ise tez konusu gibi geldi bana, cevabı bilmiyorum.

4. Çocuk büyütmekle ilgili olarak, bloglar olmasaydı kesinlikle farklı davranırdım dediğiniz bir şey var mı?

Sanmıyorum. Annelik tarzım anne olmadan önce de netti, anne olunca da hiçbir değişikliğe uğramadı. Ama bazı bloglardan çok faydalı şeyler öğrendiğimi de belirtmeden geçemeyeceğim.

5. Anne-Baba olmak meslek mi yoksa üstlendiğimiz toplumsal rollerden biri mi?

Birşeyleri etiketlemeyi sevmiyorum. Meslek ya da toplumsal rol adı herneyse fark etmez. Bu bir içgüdü, neslimizi devam ettirmekle ilgili. Hayatın yeni ama çok güzel bir fazı.

6. Anne-baba-çocuk blogları, babaları nasıl etkiliyor?

Çok baba “baba blog” yazarları var. Eskinin çocuğunu öpmeye çekinen, sadece uykusunda seven baba profili yerini anneye yardımcı babalara bırakmaya başlamış gerçekten de. Oğlumun babasına gelince, bizim blogumuzu bile okumakta zorlanıyor iş ki bir baba blogger olabilsin! 

7. Bloglar yoluyla gerçekleşen bilgi ve deneyim aktarımı büyükanne-büyükbabaların bilgi ve deneyimini değersizleştiriyor mu?

Asla. Ben bir önceki nesilin yaptığı hataları yapmayacağım gibi bir kaygı taşımaktan çok, bir önceki nesilden çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Tüm o imkansızlıklar içerisinde yapabildiklerine saygı duyuyor hatta şapka çıkartıyorum.

8. Anne-baba-çocuk blogları sözkonusu olduğunda, blog yazmayı daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?

Bilmiyorum, hiç düşünmedim. Belki Demir büyüyüp de hayatının bu şekilde deşifre edilmesinden rahatsız olana kadar!

9. Yazdığınız blog kapansa ya da kapatılsa bloglar yoluyla kurduğunuz sosyal ilişkiler devam eder mi?

Kesinlikle evet. Eski dostlarım ve ailem, benim gibi soğuk bir tipin bir blog aracılığıyla bunca insanla arkadaş olabilmiş olmasını şaşkınlıkla izliyorlar. Askerlite devre derler ya, bence bu da aynı onun gibi birşey…

Şimdi biz de birilerini sobeleyim. Hadi bakalım Sena Hanım, Nihan Hanım, Simge Hanım

Zıkkımın kökü

Dün akşam kıymasız domatesli patates yemeği ve domatesli makarna yedim. Bugün ne oldu bil? Sen ishal oldun! Tam 7 kez kaka yaptın. Domates mi dokundu yoksa sütüm artsın diye içtiğim kayısı kompostosundan mı oldu acaba? Demir damlasını kestik o etkilemiş olabilir mi? Yok yok daha keçinin etkilerini atamadık galiba üzerimizden. Yoksa dün durdurulamaz bir hızla emeklemeye başlayıp bütün günü taşların üzerinde bir oradan bir oraya emekleyerek geçirince üşüttün mü? Şimdi domatesi kesmeli mi kesmemeli mi?

Ben bu bitmez tükenmez soruları sormaktan çok sıkıldım. Kafam da çok karıştı. Doktorun Sema Hanım’a telefon açtım. Ben bıdıdı bıdıdı anlatırken kadına fenalık geldi tabi. NİHAN STOP! dedi ve başladı terapiye.

” Kendine gel, sakin ol! Zorlu bir süreçten geçiyorsun, haklısın ama sihirli değnek beklemeden önce sabırlı olmalısın. Ben doktor olduğum halde kendi çocuğumun alerjisinin içinden çıkamadım. Sen de kendi kendine doktorculuk oynama, bu kadar sorgulama.  Sana ne deniyorsa onu yap, belirtileri not al ve doktorunu ara. Bırak onun kafası karışsın, bırak sana ne yapacağını o söylesin. Senin sakin olman gerek, senin sütün bize lazım!”

Telefonu kapattığımda gözümden yaşlar süzülüyordu. Hakkaten bana ne oluyor böyle? Bu ben değilim. Ben normalde sakin bir anneyim, endişeli filan da değilim. Belirsizlik+açlık+uykusuzluk ayarlarımı bozdu! Baban gelip beni gülme krizine sokup fabrika ayarlarıma geri getirdi saolsun.

Telefonda tüm söyleyeceklerimi söyleyemem diye Fügen Hanım’a öyle bir mail döşendim ki! Oh be rahatladım. Şimdi o düşünsün bunların ne anlama geldiğini, hakkaten bana noluyor?  Babana gönderdiğim maili okudum, “Siz en iyisi zıkkımın kökünü yiyin hanfendi” diyecek bence dedi. Düşün yani neler yazdım 🙂

Sabah Can Ali’nin annesi ile konuşup onun başına gelen yeni gelişmeleri duyunca acaba bir doktora daha mı gitsem diye düşünmüştüm. Ama şimdi vazgeçtim. Bu işi daha fazla sorgulayıp iyice kafamı karıştırmayacağım. Biraz daha kafam atarsa tüm ilaçları kesip diyeti bırakıp bir 15 gün  de öyle geçireceğim. Bakalım kilo alman hakkaten diyetten mi yoksa o da mı bir tesadüf?

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company