Monthly Archives: Ekim 2010

Daltonlar ve Calamity Jane

Önce x-raydeki güvenlik görevlilerini çıldırttık. Niye geçmiyorsunuz hanfendi? Hamileyim, ben de, ben de… Sonra yöneticilerimizi. Nasıl yani hepsi mi hamile? Ne yaptık ettik 2-3 ay arayla hepimiz hamile kalıp 2010 model 4 erkek annesi olmayı başardık. Bir de Calamity Jane’imiz var ki bizi beklemeyip önden gelen onu da ekleyince bu çete tadından yenmez oldu.

Çete tam kadro ilk buluşmasını bugün yaptı. Oğlanların adlarının karıştığı, kimin kimin çocuğuna baktığı belli olmayan, bol emzirmeli, beklenen kaosun aksine sakin, huzur dolu bir gün geçirdik kocalarla birlikte.

Dördümüzün aynı anda hamile olduğu tarihi kareyi de buraya eklemek istedim. Artık gelenekselleşecek bu buluşmanın yeni kareleri ile zamanda yolculuk yapacağız belli ki. Lal önde, filinta delikanlı Alp, sen, artist Batu ve yakışıklı Doruk arkada komik bir ekip olacaksınız ve biz sizi izlemeye doyamayacağız.

Bir işin bana kazandırabileceği en büyük hazinem canım arkadaşlarım sizler ve çocuklarınız iyi ki varsınız…

7.alerji ayı

Bu aya kadar az kilo almanı takmıyordum, gerçekten. Keyfin yerinde, çok hareketlisin, gayet güzel uyuyorsun, ne olur kilosu az olsa diyordum. Sana reflü ilaçları veren doktoruna kızıyor, boş yere yaptığımı düşündüğüm süt ve süt ürünleri diyetine devam ederken açlıktan sütümün azalmasına sinirim bozuluyordu. Ama yavaş yavaş tablo değişmeye başladı. Önce gece uykuların darbe aldı. Çok sık uyanmaya ve emmeden uyumamaya başladın, sonraları sancıdan kıvranmaya. Popondaki kızarıklık hiç geçmedi, vücudundaki pütürlü alerjilerse giderek artmaya başladı.

3 haftalık süt ve süt ürünleri diyetinin işe yarayıp yaramadığını görmek için geçen hafta sen tam 7 aylıkken doktorumuza yaptığımız ziyaret sonrası sadece 100 gr aldığını öğrenince içimdeki pimpirik anne ortaya çıkıp rahat anneyi bir süreliğine rafa kaldırdı. Kendi çocuğunda da çoklu alerji olan doktorun, “Benim bilgim buraya kadar, bundan sonrası haddimi aşar” diyerek bizi Prof.Dr.Fügen Çullu Çokuğraş’a yönlendirdi. Randevu günümüze kadar yerli, yabancı pek çok kaynağı yalayıp yuttuktan sonra biraz kendime kızdım. Tipik besin alerjisi belirtilerinin hemen hemen hepsini göstermişsin ve ben ısrarla birşeyin olmadığına dair bahaneler bulmuşum kendimce! İnternetten birşeyler araştırıp ne üdüğü belirsiz bilgilerle felaket senaryoları yazmayacağım diye bu kadar önemli bir durumu gözden kaçırmışım. Çoğu güvenilmez kaynaklardan olan bu akademik bilgiler yerine alerji sorunu yaşamış ve hali hazırda yaşamakta olan annelerin tecrübelerine itibar etmeye karar verdim. Meğer ne kadar çok anne ve bebeği bu dertten muzdaripmiş!

Adlarımız gibi oğullarımızın alerjik durumu da aynı olan Can Ali’nin annesi benden önce Fügen Hanım’a giderek beni ilk ağızdan aydınlattı. Ona verilen diyeti görünce 3 haftadır aç olduğumu düşünürken aslında aç olmadığımı, asıl açlık günlerinin şimdi başlayacağını anladım! Keçi peyniri, yumurta beyazı, domates, susam, turunçgiller de çıktı hayatımdan. Bir nevi boşuna geçmişti 3 haftam. İşe yarasa umrumda bile değil, senin için gerekirse 3 yıl yemem ama işe yaramadığını görmek, üstelik sütümün gün be gün azalışını izlemek çok moralimi bozdu.

Ara tartıdan tam 1 hafta sonra bugün rutin 7.ay kontrolümüz için Sema Hanım’a gittiğimizde moralim nispeten düzeldi. Sema Hanım her neyi kestiysen işe yaramış gibi gözüküyor dedi. 3 haftada aldığın 100 gr’a son bir haftada aldığın 50 gr eklenince bu ayı 150 gr ve yarım cm’lik artışla 7.460 gr ve 66,5 cm olarak kapattın. Kendisi de alerjik bir çocuğun annesi olarak içimi rahat tutmamı, gayet erken bir teşhis olduğunu, çok bilmiş seslere kulaklarımı kapamamı, sütüme sonuna kadar güvenmemi, her çocuğun er ya da geç ama mutlaka anne ve babasının genetik mirası kadar büyüyeceğini söyledi.

Tam muayne esnasında 1 haftadır hergün randevuyu öne çekmek için neredeyse yalvardığım Fügen Hanım’ın sekreteri arayıp  da bugün 3’te gelin deyince Sema Hanım’dan son taktikleri alıp Fügen Hanım’a doğru yola koyulduk. Gerçekten kıymetli bir hocaymış kendisi. Prof. antipatimi mütevazı ve sevecen tavırlarıyla bir dakika içerisinde yıktı. Kısa ve öz bir şekilde bu noktaya nasıl geldiğimizi, nelerden şüphelendiğimizi, kullandığın ilaçları bir çırpıda anlattım. Çocuğu 3 aydır büyümeyen bir anne olarak bunu söylemeye hakkım var mıydı bilmiyorum ama mümkün olan en mamaSIZ çözümü önermesini rica ettim. Gülümsedi, anladı ve anlattı:

“Alerjinin görünen belirtilerini iyileştirmek kolaydır, birşey sürersiniz geçer, geçti gibi görünür, asıl tahribatını içten yapar. Eğer tedavi edilmezse yemek borusu, mide, bağırsaklarda uzun vadeye yayılan hastalıklara yol açar. Asıl korktuğumuz da budur. Besinler ince bağırsakta enzimler aracılığıyla parçalanır ve emilirler. Eğer alerji varsa bu enzimler tırpanlanır, yok olur ve alerjen olmayan bir gıda gelse bile onları ememez. Böylece kilo alımı durur, hatta geriler. Tedavi için diyetleri tolere edebilirseniz diyetle devam ederiz, edemezseniz birtakım non-alerjen mamalar kullanmak zorunda kalabiliriz. Bu yaş grubunda bağışıklık sistemi henüz tam oturmadığından neye bağlı olduğunu bilmek çok kolay değildir. Başka testler yapmamamız gerekirse diye kan saklamaları rica ederek ilk etapta inek sütü, keçi ve total IgE bakacağız, kan sayımı ve demir değerlerini inceleyeceğiz. Alerjiler pozitif çıkarsa domates, soya vb alerjilere saklanan kandan bakacağız. Herşey normalse 15 gün sonra, değilse hemen  görüşüyoruz.”

Bu süre içerisinde bana yasak olan besinler: inek sütü ve türevleri, keçi sütü ve türevleri, dana eti, domates, kabuklu deniz ürünleri, somon balığı, çilek, vişne, portakal, mandalina, greyfurt, avokado, nar, susam, tahin, soya, yumurta beyazı, yaban mersini, dut, hurma ve tabii söylememe gerek olmayan çikolata, pasta, kakao vb. herşey! Bunu yapmayan anlayamaz gerçekten zorlu ve insanı mutsuz eden bir yasak listesi. Hele de benim gibi hamileliğinin başından bu yana tam 15 aydır kilo alacağım korkusu olmadan hem sağlıklı hem de canının her istediğini yemeye alışmış biri için! Sana gelince, sen de kahvaltındaki keçi peynirinden oldun. Bir de pek çok yaşıtının aksine yoğurt ve muhallebiye geçemiyorsun. Onun yerine sabah kahvaltısı olarak 1 tatlı kaşığı pekmez ile anne sütüne katılmış, piyasada satılan balsız 7 tahıllı karışımı yiyeceksin. Kendisi mama değilmiş sadece tahıllardan oluşan bir karışımmış! Akşamları da HiPP marka sütsüz pirinçli muhallebiye anne sütü katıp verecekmişiz. Buna hemen itiraz ettim. Ben kendim su ile pirinç unundan muhallebi yapsam içine anne sütü katsam dedim. Anne sütü kesileceğinden bu karışıma katılamazmış. Anne sütü olmadan karışım proteinsiz bir karbonhidrat yığını olurmuş ki seni bu şekilde beslememiz uygun olmazmış. Su muhallebisiyle çocuk beslenmez dedi! Su muhallebisi yapmak konusunda ısrarcıysam bunun içine anne sütü değil formül süt denen mamadan koymam gerektiğini söyledi. Hani ufak çocuğa aslında istemediği 2 seçenek sunulur da kendisi nispeten daha iyi olanı seçer ya benimkisi de aynen öyle oldu. Anne sütlü versiyonu seçtim. Fügen Hanım da defalarca anne sütünden yana olduğunu, eğer diyete dayanabilirsem anne sütü ile ilerlememizin çok daha işine geleceğini çünkü bu saatten sonra anne sütüne alışmış bir bebeğin tadı berbat non-alerjen mamalara alışmasının çok zor olduğunu söyledi.

Velhasıl emin ellerdeyiz buna eminim! Hastalık kaçınılmazsa, hep böyle çareli olsun. Biz seninle iyi bir ekibiz ve bunun da üstesinden gelebiliriz. Hadi şimdi söyle o enzimlerine adam gibi çalışsınlar, güzel güzel beslen ve büyü canım oğlum benim…

19.30 meselesi

Nasıl yani siz her akşam 19.30’da evde mi oluyorsunuz? Akşamları gezmiyor musunuz? Sizin hayatınız bitmiş! Sıkılmadınız mı? Aman canım bir akşamdan birşey olmaz? Senden başkası uyutamıyor mu? Bizde uyumaz mı? Uyurken taşınmaya alışsın! Uyurken üstünü giydiriverirsiniz canım. Bu akşam yıkanmasa ne olur? Sen takıntılısın. Yazık çocuğa gestapo kampında yaşıyor…..

Niyeyse bu 19.30 meselesi bizden başka herkese dert olmuş durumda oğlum. Kabul ediyorum bazen zorlayıcı olabiliyor ama yine de sürprizlerle dolu gündüzlerimize inat senin her akşam aynı satte uyuyacağını bilmek beni çok rahatlatıyor. Belki bıkmadan usanmadan her akşam aynı şeyleri tekrarlayarak ben alıştırdım belki senin mizacın uygundu bilemiyoruz sonuç olarak biz ailecek gayet memnunuz durumumuzdan. Yine bardak diyeceğim yine dolu tarafı diyeceğim.

Evet 7 aydır bazı istisnalar hariç gece gezmeye gitmiyoruz amaaaa karşılığında akşamları 8’den sonra çocuksuzmuş gibi başbaşa kalabiliyoruz. Kafamızı sakinleştiriyor, günün yorgunluğunu atıyoruz. Gündüzleri misafir geceleri ev sahibi oluyor, süper misafir ağırlıyoruz. Birikmiş kitapları okuyor, film izliyoruz. Hatta belli bir süre sonra seni özlüyor resimlerine bakıyoruz!

Sıcak yaz akşamlarında sahilde yürüyemedik belki, birkaç konserden, pek çok arkadaş ziyaretinden olduk, güzelim akşam yemeklerini kaçırdık. Ama seni yakaladık! Ha istesek uyutup çıkamaz mıydık? Çıkardık elbet, şu diş mevzusuna kadar saatlerce uyanmıyordun da. Ama istemedik işte. Ya senden önceki 5 yılda doyduk tüm bunlara, ya da abartıyoruz dünyayı senden ibaret sanıyoruz. Kimin umurunda?

Oğlum bu akşam eve yemeğe gel de yüzünü görelim bari diyeceğimiz günlere ne kaldı ki şunun şurasında? Bu 7 ayın geçtiği hızla geçecekse hayat, göz açıp kapayıncaya kadar gelecek o günler. O vakte kadar bizde 19.30’da yat borusu çalar, minik kurbaaa küvete dalar, çıkışında baba spa hizmetleri yapar, anne en güzel sütlerini verir. Her akşam  baba iyi uykular oğlum der, anneyse tatlı rüyalar meleğim…

Ekim’de Antalya

Bu seyahatin 2008 versiyonunda yoktun, 2009’da eve dönerken uçakta karnımdaki  ilk hareketini hissettim, 2010’da eve dönerkense zaptedilemeyen bir çocuk olmuştun. Seneye yürüyor, ondan sonraki sene konuşuyor olacaksın. Bunları düşündükçe heyecanlanmadan edemiyorum.

Babanın işi dolayısıyla her yıl aynı tarihlerde yaptığımız bu seyahate ilk kez aile olarak katıldık. 2010 yazına denize girerek veda etmek isterken, bunca yıldır harika olan hava bu yıl senin şansına 20 derece civarında olunca kös kös geri döndük. Olsun sonca dence bol bol sonbahar havası aldın, başta Başak olmak üzere seni merak eden pek çok kişiyle vakit geçirdin, golf sahalarının tozunu yuttun. Yine çok uyumlu ve sevimliydin. Dönüşte uçağın dışında 1, içinde tıkılı halde 1 olmak üzere, toplam 2 saat rötar olunca biraz cozuttun ama bizim bile o daracık koltuklarda cozutasımız vardı o yüzden sana hak verebildik.

Sen ilerde bu durumdan ne kadar memnun olacaksın bilmiyoruz ama babanla biz bu tatil fabrikalarını sevmiyoruz. Geçen yıl sana hamileyken doktorun ücra biryere tatile gitmemize izin vermediği için 5 yıldır ilk kez kendi istek ve arzumuzla bir tatil köyüne gitmiştik. Bütün gün kaydırak başında oturan aileleri, cıyak cıyak yemek salonlarını, gece benim gözlerim kapanırken diskoda zıp zıp zıplayan 1-2 yaşındaki çocukları görünce tüm günü bizden ayrı bir şekilde geçirebileceğin yaşa gelene kadar sessiz sakin butik tatiller yapmaya devam etme kararı almıştık. Her akşam oda servisini ararken kararımızı tekrardan doğru bulduk. Ben mi düzen manyağıyım yoksa herkesin bebeği senden daha mı uslu bilmiyorum ama sen 19.30’dan sonra herhangi bir dam altında herhangi bir bebek yatağında uyumazsan Dr.Jekyll’dan Mr.Hyde’a dönüştüğünden hakkını veremedik onca atraksiyonun.

Ha şikayetçimiydik bu durumdan? Kesinlikle HAYIR. Seni uyutup yatağın üzerinde oda servisi mamülleriyle piknik yaparken hiçbirşey kaçırmadığımızı düşündük. Çok dışarda olmuştuk, varsın odada olalım ama seninle olalım biz başka birşey istemiyoruz dedik durduk.

Demir üst dişlere karşı

Canım oğlum ilk dişini fark edişimden tam 4 gün sonra ikinci dişin de patladı. Sonra 10 gün süren huzur ve güven ortamımıza geri döndük. Gece uykuların, gündüz kikirdemelerimiz geri geldi. Taaa ki evvelsi güne kadar. 2 gecedir yine 8-10 kez inleye ağlaya kalkıyor, bu sefer de üst dişlerinin sancısını çekiyorsun. Tecrübeli anneler üstlerin en az 1 ay sonra çıkacağını söyleseler de daha erken çıkacağına inanmak istiyorum. Çektiğin sıkıntıyı izlemek ve birşey yapamamak çok zor.

Bugün doktorundan binbir rica ile ağrına bir çare istedim. Yine fitillere izin çıkmadı! Gerçekten ama gerçekten kötüysen yarım ölçek İbufen şurup verecekmişiz. Babana sordum ben mi hassasım yoksa Demir gerçekten kötü mü diye. Meğer onun da içi parçalanıyormuş. Ortaklaşa kararla şurubunu verdik.  Bakalım bu geceyi nasıl geçireceksin?

Büyüyüşünü keyifle izlerken kimbilir daha nelere canın yandığını göreceğim. Daha bisikletten düştüğünde çekeceğin acıyı izleyeceğim, sonra ilk kız arkadaşından ayrıldığında çekeceğin acıyı…Yaşlı nineler gibi oldum çıktım anne olalı beri ama ne yapayım elimde değil. Bu ilk acında olduğu gibi sen istedikçe hep yanında olmayı diliyorum canım oğlum ve hep böyle geçeceğini bildiğim çareli acılar olsun hayatımızda…

Çember daralıyor

3 Ocak 2011’e tam tamına 3 ay kaldı. Bardağın dolu tarafı of be dolu dolu 3 ay, çocuğuyla sadece 3 ay birlikte olabilen anneler var buna da şükür diyor. Bardağın boş tarafıysa karabasan gibi üzerime çöküyor. Çalışmalı mı çalışmamalı mı? Terazi öylesine hassas ki, bugününden çalarak senin geleceğin için çalışmak mı, geleceğinden çalarak bugünü doyasıya yaşamak mı? İnan doğru cevabı bilmiyorum, belki de doğrusu  olmayan  bir cevabı aradığımdan bulamıyorum. Şimdi yaşamımızı sürdürebilmek için benim çalışmama ihtiyaç yok bunu biliyorum. Ama ileride nelerden geri kalırsın/ız(sen ve muhtemel kardeşin) onu öngöremiyorum.

Atıp tutuyordum sen doğmadan önce, erkenden başlatacaktım bakıcını işe, alışacaktık hepimiz birbirimize, güle oynaya dönecektim işe, sen de kendini yalnız hissetmeyecektin evde. Denedim de gerçekten. Ama kazın ayağı öyle olmadı işte! Çıkmadı benim karşıma doğrusu. 2 bak(amay)ıcı adayından sonra iyice sarsıldım galiba. İyice düştük seninle birbirimize. Eskiden gülerdim el kadar bebek için o şunu şöyle yapar, hayır onu sevmez bunu sever diyenlere. Ama doğruymuş. O kadar ince detay var ki seninle ilgili, yaşanan onca gün var ki, bunları şimdi bir başkasına aktarmak, onun anlamasını beklemek ve benimle aynı şevkatle sana yaklaşmasını ummak imkansızmış gibi geliyor. Ama deniyorum, inan deniyorum.

Bugüne kadarki bakıcılar ben işe dönene kadar ev işi yapacaklar ben döndükten sonra sana bakacaklardı. Aksi anlamsız gelmişti. Niye bunca ay evde oturuyordum? Seninle birlikte olamadıktan sonra ne anlamı vardı? Şimdiyse çember daraldı. Seninle geçireceğim son günlerimde sırf yeni bakıcına alışabil diye kendimi odama kapıyor, uyuyorum adı altında tavanları seyrederek işkence çekiyorum.

Bugün ben ona öğretirken yarın o bana öğretecek Demir onu sevmez bunu sever diyecek. O hafta sonları evine giderken peşinden ağlayacaksın sen de. Bunlar bana dokunmasına dokunacak belki ama iyi bakıldığını bilerek rahatlatacağım kendimi. Hadi oğlum birlikte gayret edelim bu seferki olsun. Yoksa zaten emin olmadığım kararımı değiştirmem gerekecek.

İleride bu satırları okuduğunda çalıştığım için bana kızarsan bil ki koşarak işe dönmüyorum ben. Havam değişsin, sosyalleşeyim, kendime bakayım, kendimi işe yarar hissedeyim bir yandan da kafamı dinleyeyim gibi kaygılarım yok benim. Benim havam seninle değişti, seninle sosyalleştim, gözlerimin içi güldü, kendimi hiç olmadığım kadar işe yarar ve mutlu hissettim bunu bil.

Niye dönüyorum peki? Neyse gün ola hayrola…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company