Monthly Archives: Eylül 2010

6.ay kontrolü

Şu hayatta en sevdiğim ve başarılı olduğum ders sadece matematik olmuştur. Üstüne bir de iktisat okuyunca bir eğrinin eğimi nedir, değişirse başka şeyler nasıl etkilenir gibi konulara gayet hakimimdir sevgili oğlum. Gel gör ki bu bilgilerin bir gün oğlumun büyüme eğrisindeki milimetrik(!) iyileşmeyi kolayca görebilmeme vesile olacağını tabii ki bilemezdim.

6 ay 9.gün itbariyle boyun 66 cm kilon 7.310 gr. Yani bu ayı 260 gr ve 1,5 cm ile kapatmış durumdayız. Tam “Sema Hanım bakın yine kilo almamış, hadi gelin bırakalım ilaçları, benim oğlumu böyle kabul edelim, artık daha fazla kurcalamayalım bu meseleyi” diyecektim ki “Aaaaa bak Nihan reflü ilaçları işe yaramış büyüme eğrisinin eğimi yukarıya doğru dönmüş.” demesin mi? Tamam evet dönmüş görüyorum ama sebebi ilaçlar mıdır yoksa senin paşa gönlün müdür onu bilemiyorum işte! Ben tedaviyi bırakma niyetindeyken sabah akşam aç karnına 1 çay kaşığı Zantac şurup eklendi iyi mi?

Bir de başımıza süt alerjisi şüphesi çıktı. Poponda pişik olmayan ama kırmızı bir hare vardı ki bu gıda alerjisi belirtisiymiş. Daha önce yapılan testlere ek olarak bir daha test yapılması gerekiyormuş. Önceki kan aldırma tecrübemiz gözümün önüne geldi, hemen akabinde bu testleri yaptırmış olan arkadaşın Duru‘nun annesinin söyledikleri “Onca test yapıldı gıda alerjisi çıkmadı, aaaa ama bu yok anlamına gelmez 1 yaşından önce anlaşılmaz dediler!” O zaman koro halinde kızmıştık bu zihniyete, e be kardeşim madem anlaşılmıyor niye el kadar bebeği delik deşik ediyorsunuz diye. Hemen itirazı yapıştırdım. Doktorunun hiçbirşeyi atlamamak için titizlenmesini saygıyla karşılamakla beraber, az kilo alma durumunda hala endişelenecek bir yön bulamadığımdan mıdır nedir bu konudan ciddi şekilde sıkılmış vaziyetteyim. Zorunlu bir sebep olmadıkça senden kan filan aldırmayacağımı söylediğimde artık ne kadar ciddiysem doktorun hemen bana hak verip başka bir çözüm sundu. Önümüzdeki 3 hafta boyunca ben hiçbir şekilde dana eti, süt ve süt ürünleri tüketmeyeceğim ve dolayısıyla sen de anne sütü aracılığıyla bu gıdaları almamış olacaksın. 3.haftanın sonunda tartılmaya gideceğiz ve bu deneysel çalışmanın sonucuna göre ne yapacağımıza karar vereceğiz. Benim niyetim yine az kilo alırsan kibar bir dille tüm ilaçları bırakacağımı belirtmek, zorluk çıkartırsa he he diyip yine de ilaçları vermemek 🙂 Yani dayan oğulcum sadece 3 hafta kaldı.

Bu ayın asıl gelişmesi 2 ay süren büyük uğraşlar sonucu ilk dişini çıkartmış olman. Tarihe not 19 Eylül 2010 Pazar sabahı sen tam 6 ay 6 günlükken tarafımca tespit edilen ilk dişini sağ alttan çıkartmış bulunmaktasın. Korktuğum kadar dramatik olmasa da acaba oğlumun huyu mu değişiyor diye düşünmedim değil. Dişten birkaç gün öncesinde başlayan biraz mız mız ve bana yapışık yaşamak isteyen bir hal vardı üzerinde. Dişi görünce tüm bunlara bir anlam verebildim. Gerçi diş patladıktan sonra rahatlanırmış diye bilirdim ama gece çok sık uyanmaya başladın ki doktorun bunu hemen patlamak üzere olan yandaki dişe bağladı. Senin çektiğin sıkıntıyı ve başardığın şeyin büyüklüğünü düşündükçe gecede 18 kere kalkıyor olmamın hiçbir önemi yok inan ki. Başta bir sarsıldım tabi gecede en fazla 2 kere kalkmaya alışmış bünyeye ağır geldi ama hemen yeni duruma adapte oldum. İlk 40 günümüzü yad ede ede her kalkışında geldim önce pışpışladım, olmadı emzik verdim, olmadı sarıldım, olmadı kucağımda dolaştırdım. Ama emzirme konusunda diş öncesi klasik kalkış saatlerin 3.30-5.30’a sadık kaldım. Öyle inleyerek uyanıyorsun ki aç olmadığına emin oluyor insan, sadece canın yanıyor, ilacınsa anne şevkati. Umarım kolayca atlatırız bu süreci.

Sebze çorbasında kat ettiğimiz mesafe gerçekten umut verici. Yarım kaseden çok bir kaseden az yiyorsun. Teklif var ısrar yok. Artık pirinç, arpa şehriye, tel şehriye, irmik, köftelik bulgur, makarnayı değiştire değiştire kullanacakmışız. Bir de kuzu kıyması yerine bazı günler tavuk kullanacakmışız. 1 minik but, 1 minik göğüsü sebzelerle birlikte haşladıktan sonra sadece tavukları rondodan geçirip geri kalanını kevgirden geçirecekmişiz. Tel süzgeçten kevgire geçmemize çok sevindim zira neden herkesin üşenip rondo kullandığını bizzat anlamış bulunmaktayım.

Meyvelerde ise sadece ilk göz ağrın armudu seviyor elma ve şeftaliye burun kıvırıyorsun. Karıştırdım mı da hemen anlıyorsun. 7.ayımızın ortalarına gelmiş olmamız sebebiyle bu ay bir de kahvaltı eklendi menümüze. 30 cc anne sütüne karıştırılmış 1 tatlı kaşığı pekmez, ufalanmış 1 dilim ekmek içi, 1 kibrit kutusu beyaz peynir(ajerji ihtimalin dolayısıyla keçi peyniri) yiyecekmişsin. Tabii yine önce 2 kaşık sonra 4 şeklinde yavaş yavaş arttırarak. Bakalım buna alışman ne kadar sürecek?

Kahvaltıyı da ekleyincegünlük yeme ve uyku düzenin böyle olacak. Anne sütü sandığım kadar azalmadığından mütevellit katı gıdalara eskisi kadar kıl değilim galiba. 

06.00-06.30 Kalkış

07.30 Anne sütü

08.00 İlaç saati (Motilum, Zantac, Ferro Sanol)

08.30-09.00 Kahvaltı + dilediğin kadar anne sütü

09.00-09.30 civarı uyku (keyfine göre min 30 dk max 1.5 saat)

11.45 İlaç saati (Motilium)

12.00 Sebze çorbası

13.00 Anne sütü

13.00-13.30 civarı uyku (keyfine göre min 30 dk max 1.5 saat)

15.00 Anne sütü

16.30-17.00 civarı şekerleme (keyfine göre min 20 dk max 40 dk)

17.30 meyve püresi

17.45 İlaç saati(D-flor, Vitagil)

18.00 Anne sütü

19.15 İlaç saati (Motilum, Zantac )

19.30 Uyku ritueli (Yıkanma&masaj)

19.45 Anne sütü (bir kısmı Gaviskon katılmış sağılmış anne sütü)

20.00 Yatış

03.30 Anne sütü

05.30 Anne sütü

Bu çok genel bir program, sabah kalkış ve akşam yatış dışındakilerde tabii ki sapmalar oluyor. Mesela diş nedeniyle gece uykusunda yaşanan sapmalar geçici oldukları varsayımıyla dikkate alınmamıştır 🙂 Uykudan kalkış saatine bakıyor en fazla 2-2.5 saat uyanık kalabileceğini bilerek yeni yatış saatine karar veriyorum. Oyun&kitap okuma saatlerimiz ne uykudan hemen kalkar kalkmaz ne de çok uykun gelince tam ortada biryerlerde. En sevdiğin oyunlar ce-eee, Demir nerdeymiş, karşılıklı ses taklidi yapmaca. En sevdiğin kitaplar İş Kültür’ün Hareketli Kitaplar Serisi. Gezme durumumuz o günkü programımıza göre değişiyor. Arabayla çıkacaksak uyku saatlerine denk getirip stres yaşamıyorum, yürüyerek çıkacaksak uyanır uyanmaz çıkıyorum ki keyifle etrafı seyredebil, akşamüstü huysuzlanırsan bir daha çıkıyoruz falan filan.

İşte devre arasını bu gelişmelerle geride bıraktık, sıra ikinci yarıda. Bu annelik ligi giderek daha da zevkli oluyor.

Yarım yaşında bir küdam

Kimi diyor ki zamanla anladım anne olduğumu, zamanla bağlandım bebeğime, ilk gördüğüm an değildi, sonraları sevdim… Benim için böyle olmadı oğlum, ilk gördüğüm an aşık oldum sana. Büzük dudağına, kirpiksiz kocaman gözlerine, bakışlarına, düğme burnuna, mis kokuna görür görmez aşık oldum ben. Belki görmeden oldum, belki de zaten hep aşıktım bilmiyorum 🙂 Ve bu aşk her geçen gün şiddetini arttırıyor, sonu nereye varacak merak ediyorum. Sevme kapasitem karşısında şaşırmış vaziyetteyim.

Hala inanamıyorum dolu dolu yarım yıldır anne olduğuma, yarım yaşında bir küçük adam olduğuna. Ne güzel günler geçirdik/geçiriyoruz seninle, göz göze, diz dize, kucak kucağa, huzurla. Ama artık  zaman bu hızla geçmese diyorum. Çember daralıyor, seni bırakıp işe gitme vakti gelmek üzere. Nefes al artık diyor etrafımdaki herkes, kendin için bunu yap diyorlar. Oysa ben varlığınla nefes alıyorum. Normal olan ben miyim herkes mi bilmiyorum, umursamıyorum da. Annen olmayı, evde sana bakıyor olmayı çok seviyorum.

İyi ki doğdun benim oğlum oldun, iyi ki SENİ doğurdum. Yarımıncı yaşın kutlu olsun bebeğim…

Oyuncaklar ve diğerleri

Daha önce yurt dışına gittiğimde Mina’ya birşeyler almak için hızlıca girip çıktığım oyuncakçılara Fransa’da daha bir alıcı gözle bakar oldum. Hani taşımaya üşenmesem başta şu eski tip arabalar ve tahta atlar olmak üzere tonla şeyi sana almak istedim. Zihniyet o kadar farklı ki. Bizdeki ne üdüğü belirsiz Çin malı plastiklerin yerine çeşit çeşit tahta oyuncaklar var orda. Daha nostaljik, orasından burasından uyuz sesler çıkmayan, daha basit ve bence gayet yeterli. Bunu nasıl başaracağım inan bilmiyorum ama evi oyuncak çöplüğüne dönüştürmeden, ayıp olması pahasına hediye gelenleri de kibarca red ederek ya da çaktırmadan değiştirerek az ve öz oyuncağın olmasına özen göstereceğim. Lego gibi markalı plastikler haricindekileri de zevkle geri dönüşüm çöpümüze atacağım. Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapalım, oyunlarımızı kendimiz kuralım diye Montessori  ve aktivite bloglarını takip ediyorum şu sıralar. Bunu başaran anneler var ve bu beni çok mutlu ediyor.

Özellikle plastik konusunu babanla çok konuşur olduk son günlerde. Kolay değil tabi bir anda hayatımızdan plastikleri çıkartmak ama deniyoruz en azından. Yenilerini almıyor, eskileri de yavaş yavaş atıyoruz. Yanımda taşıdığım su şişemi cama çevirmiş olmak bile iyi geldi. Geç kalınmış ama zararın neresinden dönersek kar edeceğimiz bir hareket.

Başta fazla umursamadım. Eskiden BPA mı varmış dedim, geçen yıl çocuğu olan anneler naapsın dedim, dedim de dedim. Ama sonra bu konunun yavaş yavaş ve çaktırmadan beynimi kurcaladığını farkettim. Biberonları ve süt sağma makinasının BPA’lı parçalarını evden defettim, rahatladım. Hatta hızımı alamadım Mina’dan kalma steril aletini ve Baby Cook’u da gönderdim. Var mı kaynatıp pişirip taşırmak gibisi 🙂

Şanslıyız ki anne sütü ile besleniyorsun ve umuyorum ki hiç mama almadan katı gıdalara geçiş sürecini tamamlayacaksın. Böylece mamalarda GDO var mı yok mu bunu düşünmüyorum. Kendimiz  için çok özen göstermiyoruz bu konuya ama senin için göstereceğiz. Hazır gıdalarla tanışmaman, şeker/çikolata/kola üçlüsünden mümkün olduğunca uzak kalabilmen için herkesin şimdiden başlayan burun kıvırmaları ile mücadele edeceğim. Kendini bilip de bilinçli olarak istemeye başladığındaysa, ne mutlu ki hazır kek yerine evde sana harikalar yaratabilecek potansiyele sahibim 🙂

Önceki kış, yararından çok ne yemek pişireceğim derdinden kurtulmak için her hafta eve organik sebze kutusu söylüyordum ve çok da memnundum. Araya yaz girdi unuttum gittim sonra. Halbuki sana hamileydim daha bi dikkati olabilirdim. Sana pişirdiğim sebze çorbasında kullanmak için her hafta pazara gidip taze taze alıyordum ki doktorun bir laf etti yine takmıyorum dediğim konu beynimi kurcalamaya başladı. Tarım alanları ilaçlanırken ortalama 70 kg bir insana zarar vermeyecek dozda olmasına dikkat edilirmiş. Yani bizler için çok önemli olmayan bu kimyasallar senin için zararlı olabilirmiş. Hadi bakalım bunu bilirken çık şimdi pazara! Cahillik bazen gerçekten mutluluk getiriyor galiba. Nerede benim orgnik kutu söylediğim kadının mail adresi kıvamına geldim yine!

Daldan dala atladım gibi oldu ama bunların hepsi bence aynı konu. Gördüğün gibi oldukça sağlıksız bir dünyada yaşıyoruz aslında. Plastikler, BPA, GDO, zirai ilaçlar, hazır bezler, kimyasallar, çevre kirliliği, hava kirliliği, radrasyon… Bunlar şimdilik bildiklerimiz ve nispeten önlem alabildiklerimiz. İnsan fazla sararsa rahatlıkla kafayı üşütebilir. Kimbilir bilmediğimiz daha neler var ve olacak hayatımızda? Bunların hepsinden seni korumak mümkün değil biliyorum, pimpirik anne modeli de olmak istemiyorum.

Kat kat giydirmedim mesela seni hiç, üşürsün diye korkmadım, hijyen konusuna da çok takık değilim. Sürekli steril edilmedi senin biberonların, yere düşen oyuncaklar, emzikler kaynatılıp taşırılmıyor bizim evde. Evde yerleri yalayarak emeklemen serbest, muhtemelen ayaklandığında da orda burda yere oturup hatta yatan bir çocuk olmana da sesimi çıkartmayacağım. Baban gibi, benim gibi, bizim jenerasyonun çoğu gibi bahçede büyüyen, ağaca tırmanan, dizleri yara bere içinde dolaşan, eli topraktan çıkmayan, böcekten korkmayan, karınca gözleyen bir çocuk olman için sana bu koca şehrin içinde uygun bir ortam bulma çabalarımız sürüyor.

Şimdi anne baba olmak daha kolay diyor büyüklerimiz! Hazır bezler, hazır mamalar, çamaşır makinaları, deterjanlar… Mı acaba demek istiyorum? Bir yanda bunlar, diğer yanda seni doğru yetiştirme kaygısı. Günün anlam ve önemi sebebiyle ülkenin politik gidişatından duyduğum endişeyi de bunlara ekleyelim! Benim kafam yoruluyor.

İlk Bayram

 

Nerde o eski bayramlar diye bir laf vardır oğlum büyüyünce sen de duyacaksın. Burada özlenen bayram konsepti tam olarak nedir bilinmez, benim  kişisel tarihimde bayramlarla ilgili hatırladığım en güzel kare, annemle annenanemin teyzen ve benim için diktiği bir örnek kıyafetlerdir. Nasıl bir alışkanlıksa, hala her bayram yeni elbise alırım kendime. Dilerim sen de önemser, özenir ve bu alışkanlığı devam ettirirsin.

Karnımda geçirdiğin 2 bayramı saymazsak, bu ilk bayram sabahında senin de mama sandalyenden eşlik ettiğin kahvaltıdan sonra büyük bir zevkle sana yeni kıyafetlerini giydirdim. Evden çıkarken aynadaki aksimiz çok hoşuma gitti. Bu güzel günler geçtikten sonra değil de bizzat bu anların içindeyken ne kadar güzel olduğunun farkında olabilmek çok güzel. Bir cümlede kaç güzel daha diyebilirim bilemedim!

Sadece varlığın bile beni mutlu etmeye yetiyor. Birlikte nice bayramlara canım oğlum benim…

Elma dersem çık reflü dersem?

5.ay kontrolümüzde “İstersen 15 gün sonra gel bir bakalım kilo alımına” demişti doktorun. İyi ki de gitmişiz, 15 günde sadece 110 gr almışsın ve artık %25’lik persentile inmiş bulunmaktasın. Ben kendi kendime ilaç vermeyeceğim havalarında dolanırken fırçayı yedik. Ama ben onun aklından geçenleri ve senin dosyana not aldıklarını nereden bilebilirdim ki? Meğersem kadıncağız senin meşhur kusmalarından dolayı reflüden hep şüphelenirmiş de kilo alımın iyi gidiyor diye söyleyemezmiş. Yani öyle sandığım gibi sırf kaka yapmıyorsun diye reflü yakıştırması yapmamış sana! Bebek reflüsü teşhisi zor bir hastalıkmış. Tıp tabiri ile “altın test” yani sonucu kesin doğru çıkan bir reflü testi yokmuş. Evet çıkarsa ne ala ama hayır çıkarsa  reflü olmadığın anlamına gelmezmiş. Testin yapıldığı anda mide kapakçığı uslu durup sonucu yanlış çıkartabilirmiş. Sen de o nükleer maddeyi yediğinle kalırmışsın! Bu yüzden emilip kana karışmayan Motilium ve Gaviskon verip düzelme olup olmadığına bakmak göreceli olarak daha doğruymuş. Bu açıdan bakılınca bana da mantıklı geldi ve ikna oldum. İlaçlarını vermeye başladık, bir de döşeğinin altına battaniye koyarak yatak başını yükselttik. 

Başından beri aldığın gramları sayan, sürekli elimde sağma makinası kaç cc çıktı, kaç cc içtin acaba diye ortalıklarda dolanan bir anne olmadım ben. İnan şimdi de umrumda değil, huzurlu ve mutlusun ya bu istatistiklerin/eğrilerin neresinde durduğunun hiç önemi yok benim nazarımda. Umarım ilaçlar işe yarar da kilo alımındaki bu düşüşün altında başka nedenler aramak zorunda kalmayız. Alerji testlerin de yapıldı süt alerjisi filan da olmadığını biliyoruz. Bu arada hala sütümle ilgili tek kelime etmediği için doktorunu çok seviyorum. Süt işi arz talep meselesi. Senin iştahın azalınca yine taşmaya başlayan sütler azalmasın diye hummalı bir sağma operasyonuna giriştim. Buzluk çaka çaka süt doldu. Ama aynı hızla eriyecek gibi gözüküyor çünkü Gaviskonun tadını sevmedin diye akşam yatmadan 1 paket gaviskonlu 110 cc sütü babanın elinden içiyorsun. Gerçi bir taşla üç kuş, hem ilacını içiyorsun, hem bensiz uykuya dalma alıştırmaları yapıyorsun, hem de babacığın seninle göz göze keyif yapıyor.

Vitaminler konusunda da içim biraz daha rahatladı. Kan sayımı sonuçlarına göre şimdilik bir problem yok ama demir deponu şimdi doldurmazsak 1 yaşında kansızlık çıkma ihtimalin yüksekmiş. Hadi Demir’in demir damlası sınıfı geçti peki ya Vitagil? Bundan 10 yıl önce besinlerden alınan vitamin miktarını yeterli görüp hiçbir hastasına vitamin verme gereği duymazken, şimdi ne üdüğü belirsiz şeyler yediğimiz için özellikle kış aylarında takviyeye ihtiyaç olduğunu söyledi doktorun. Katı gıdalara geçtiğimiz bu dönemde eğer mümkünse organik pazarlardan alışveriş yapmamızı önerdi. Ama bu konuda kafayı fazla sıyırmadan diye de ekledi! Organik kabak bulacağım diye deli danalar gibi dolaşmamamı buyurdu. Bu konuya başka bir yazımda ayrıca değineceğim.

Erkek değil misiniz hepiniz aynısınız, içinde et olmayan yemeğe yemek der misiniz hiç? Sebze çorbana bir ceviz büyüklüğünde kuzu kıyması eklenince işler değişti nedense. Artık ciddi bir olay çıkmadan yarım kase kadar yiyorsun. Zeytinyağından mı, armut püresinden mi, Sena Teyze’nin demir damlasını sabah verme tavsiyesinden mi, çorbana eklediğim pazıdan mıdır bilinmez, kabızlık problemin de geçti çok şükür. Hazır armuda başlamışken meyve püresine devam edelim dedi doktorun. Elma, şeftali, armut, kayısı tek tek veya kombinli, dilersem içine havuç suyu da katarak hatta bir öğüne dönüştürebilmek adına içine yarım galetayı rondodan geçirip ekleyerek vermemi istedi. Neden bebe bisküvisi değil diye sorduğumda daha lifli olan galetanın bağırsak harketlerine iyi geleceğini söyledi. Bağırsak durumunu bilmem ama yarım elma+yarım armut+galetayı bayıla bayıla yediğine göre sen bu meyve işini seveceksin gibi görünüyor.

Özetle elma dersem çıktın, reflü dersem ne olacak göreceğiz.

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company