Monthly Archives: Temmuz 2010

Juan les Pins Günleri

Güney Fransa sahillerinde Nice ve Cannes’ın ortasında bulunan otantik şehir Antibes’in jazz festivaliyle ünlü sevimli tatil beldesi Juan les Pins‘teyiz. Pek çok turistin bi haber olduğu bu güzel yeri, 98 Dünya Kupası için Fransa’ya gelen babacığın tesadüfen keşfetmiş. Seninle yapacağımız ilk yurtdışı seyahatimizde bildiğimiz biryerde olmak istediğimizden, son 6 yılda üçüncü kez yine buradayız. Bu kez farklı olarak otelde değil kat be kat ucuza mal ettiğimiz kiralık bahçe katımızdayız. Aslında ilk plan Toscana’da ıssız bir bağ eviydi ama bu yıl için ona cesaret edemedik.  Kimbilir, belki seneye ilk adımlarını atıyor olduğun günlerde kendini uçsuz bucaksız çimlerde bulabilirsin  🙂

Tatilimizin ilk 10 günlük kısmı geride kalırken, senden ne kadar memnun olduğumuzu belirtmek isteriz. Her ortama elinden geldiğince uyum sağlıyor, bize hiçbir zorluk çıkartmıyorsun. Sabahları uyanır uyanmaz babacığınla uzun yürüyüşlere çıkıyor, doğduğundan beri belki de ilk kez bu kadar yakınlaşıyorsunuz. Annen de fırsattan istifade sabah uykularının tadını çıkartıyor. Sonra hepbirlikte plaja gidiyor, sen gölgede uykunu uyurken biz de sırayla denize giriyoruz. Henüz aşıların bitmediğinden, maalesef sen giremiyorsun. Yine de mayonu giydirip ayaklarını denize sokma teşebbüsünde bulunduk, pek başarılı olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Sanırım deniz soğuk geldi, suratını ekşittin, biz de ısrarcı olmadık.

Akşamüstleri yaptığmız yürüyüşlerde araban yerine slingde dolaşmaktan çok keyif alıyor, durmaksızın auauaoooo şeklinde şarkı söyleyerek meraklı meraklı etrafı seyrediyorsun. Şarkı söylemeye başlaman dışında bir yeni gelişme de artık minder dışına çıkacak kadar emekliyor olman. Azıcık ilerledikten sonra yorulup hemen sırtüstü dönüyorsun. Eve döndüğümüzde emekleme becerilerini iyice geliştireceğin düşünülürse uzun zamandır ertelediğim “Evdeki Güvenlik Önlemlerini Artttırma” projemi devreye almam farz oldu artık!

Tek kötü gelişme yine gündüz uykularının 15-30 dk’ya inmesi ve kendi kendine uyumayı bırakmış olman. Aydınlıkta yatağını yadırgadığını, etrafı incelemekten kendini uykuya veremediğini düşünüyordum ama dışarıda da az uyumaya başlayınca bu tezim çürüdü. Acaba diş mi diyorum ama ortada diş miş yok. Gerçi beni yalancı çıkartmak istercesine ne zaman resim çekilecek bir atraksiyon olsa hemen uyuyuveriyorsun ya neyse.

Seninle olmak normal gezme tempomuzdan hiçbirşey kaybettirmedi. Bebek arabanı o kadar randımanlı kullanıyoruz ki, herhalde standart bir bebeğin 1 yılda kullanacağı kadar yolu sırf bu tatilde kat etmişizdir. Kızgın kumlardan serin sulara, Monaco’daki Formula 1 pistine kadar heryere girdi çıktı araban. Herkes Ferrari ve Porshe’lerini çekmişken Monte Carlo’ya sen de Buggster’ınla kuruldun baş köşeye.

Velhasıl iyi ki gelmişiz be oğlum. Gerçi burada minimum üç çocukla büyük bir harmoni içerisinde gezen yabancıları gördükçe kendimizi tebrik etmeyi bırakmış vaziyetteyiz ama olsun. Şimdi bol bol gezin bebeğiniz olunca gezemeyeceksiniz diyen zihniyete sevgiler, saygılar…

Marsilya Yolcusu Kalmasın!

İlk yurtdışı uçuşunu 21 Temmuz 2010 Çarşamba akşamı saat 23.00’da(rötarla brlikte 23.30 diyelim) İstanbul-Marsilya arasında yaptın.

Düğün tecrübemizden sonra gece rutinini kökünden sarsacak bu yolculuk gözümü ciddi şekilde korkutuyordu. 1 saatlik iç hatlar uçuşu olsa neyse 3,5 saatlik üstelik de gece yolculuğunda düğün dönüşü ağladığın tonda ağladığını gözlerimin önüne getiriyordum da, kaç çift göz bize kınayarak bakarak küfür edecekti onu hesaplayamıyordum. Çocuksuz yaptığımız onlarca yolculuğu düşündüm, bebekli aileler hakkında atıp tutmuş muydum acaba diye. Yok çok şükür “Aman canım madem bebekleri var gezmesinler onlar da” gibi empati yoksunu bir yaklaşım içinde olmamışım hiçbir zaman. Ama bebekli bir ailenin önüne, arkasına, yanına denk gelince “Eyvah yandık hiç uyuyamayacağız” dediğimi hatırlıyorum!

Evden çıkmadan herzamanki saatinde seni yıkadık ve emzirdim. Yatağın yerine ana kucağına koyup taksiyle havaalanına doğru yola koyulduk. Alana geldiğimizde hala uyumamış olman hiç iyi bir gösterge değildi. İçeri girerken seni slinge geçirdim ve yüzünü örtünle kapattım. Ama onca ışık, ses, anons derken sen yine gözlerini kocaman açıp etrafı incelemeye başladın. Hiç uyumayacağını sanırken, yarım saatin sonunda pasaport kuyruğundayken gözlerini kapadın. Kapayış o kapayış kalkış ve inişteki emzirmeler dahil bir daha Marsilya’daki otelimizde sabah 7.30’da gözlerini açtın! Uçakta babacığın horul horul uyurken kucağımda seninle uyuyamayacağımı anlayınca tadını çıkatmaya karar verdim. Tüm yol boyunca seni seyrettim, tıpkı kucağımdan başka yerde uyumadığın ilk ayımızda olduğu gibi. Kucağıma sığmayan bacaklarına baktım da öyle büyük geldin ki gözüme. Hayran hayran oğlunu seyreden anne hakkında kabin ekibi ne düşündü bilinmez ama anne zevkten dört köşe bir yolculuk yaptı orası kesin.

Gece 4 gibi otelimize vardığımızda bebek yatağı istemediğimizi fark edip yıkıldık. Elin Fransızı da durun iki dakika ayarlayayım demedi! Anneler içgüdüsel olarak bebeklerini ezmezlermiş de baba kısmısından biraz korkulurmuş. Aynı yatakta ailecek hiç yatmadığımız için bir çözüm bulmak zorundaydık. Duvarla yatak arasına bavulları koyup üzerine yastıkla barikat yaptıktan sonra seni duvar tarafına yatırp kendim de ortaya konuşlandım. Hoşuma gitmedi desem yalan olur bir yanımda mis kokulu oğlum bir yanımda kocam. Babanla halimize bakıp kikirdeyerek uykuya daldık.

Tüm korkularımı boşa çıkartıp bu kadar rahat bir yoculuk yapmamıza izin verdiğin için sana teşekkür ederiz Demircim. Tamı tamına 26 gün buralardayız, bakalım neler yapacaksın?

4.ay biterken

Doktorunun tatilde olması sebebiyle bu ay kendisinin yönlendirdiği başka bir doktora gittik. Doktorumuzun kıymetini anlayıp hızlıca geri çıktık!

Nedir bu doktorların anne sütüyle problemi bilmiyorum. Daha kapıdan girmez neyle beslendiğini sordu. Anne sütü diyince “Tabi yetiyorsa” gibi manasız bir reaksiyon verdi. Daha seni tartmamış etmemiş! Hadi dedim sus asabiyet yapma daha bizi tanımıyor genel bir laf etti herhalde. Kilon 6.695 gr, boyun 64 cm. Yani bu ay 525 gr almış ve 4,5 cm uzamışsın. İçimden “Vay be süper gitmişiz” diye düşünürken, “Sütünüz azalmış” demesin mi? Önce espiri yapıyor sandım, meğer ciddiymiş. Efendim geçen ay 800 gr almışmışsın da bu ay 500’e düşmüşmüş de, bu ay için söylemiyormuş ama önümüzdeki ayı çıkartamayabilirmişiz de. Hiç ciddiye almadım he dedim geçtim. Ben mi anlatıcam koskoca doktora bu çocuk her ay 800-800 alırsa bir noktada patlar diye! Ayrıca bu ay boya gitmişsin o konuya değinmedi bile.

Motor gelişimini muayne ederken, daha doğrusu sen yerinde durmadığın için edemezken, “4. ay için çok hareketli bir bebeğiniz var, bu tip bebekler çok kalori harcadıkları için zor kilo alırlar” demesin mi? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? E be adam az önce 525 gr az diyen sen değil miydin? Bu çocuk belli ki bu ay hareketlenmiş lafımı geri alıyorum bile demedi. Tamam takmıyorum filan ama nedense doktordan geldiğimizden beri hep tek meme emen sana ikinci memeyi sunarken buluyorum kendimi! Eşşeğin aklına karpuz kabuğu soktu bi kere…

Artık kucağa alındığında oturmak istiyor olmanın bir mahsuru yokmuş, ama ayakta durmak istemeni ciddiye almayacakmışız. Henüz bacakların yeterince güçlenmediği için ayakta durursan parantez bacak olabilirmişsin ki bu yanlış konusunda kuzenin Ryan’dan dolayı tecrübeliyiz zaten.

Karma aşını yaparken 2 iğne hazırladığını gördüm. Sema Hanım bunları bir arada yapıyor dediğimde, “Pek tavsiye edilmez ama siz bilirsiniz” dedi ve aşıları birleştirdi. Yoksa delik deşik olacaktı bacağın. Hangisi doğru bilmiyorum, çok da ilgilenmiyorum. 3 aydır hiçbir aşımızda ne ateş oldu ne de huysuzluk. Aşını yapmadan önce ben her zamanki gibi parmağımı hazırladım, seni oyalamak için oyuncaklarını aldım yanına geldim. Sema Hanım’ın aşıyı çok ama çok yavaş yaptığı konusunda adamı uyardım. “Ben de yavaş yapacağım” diye geçiştirdi. Ben daha parmağımı ağzına sokamadan aşı bitmişti! Gözlerime inanamadım Sema Hanım’ın milim milim en az 1 dakikada yaptığı aşıyı 5 saniyede yapmıştı. Ağlamadın ama ben bi tedirgin oldum tabi. İçimden “Umarım ateş yapmaz” dedim. Veee bingo! Akşam eve geldiğimizde 38,2 ateşin vardı.

Hemen Sema Hanım’ı aradım. Kadıncağız burnumun dibindeyken hiç aramam gerekmedi. Şimdi tatilden 3. kez rahatsız ettiğim için özür dileyip, kontrolde yaşadıklarımızı anlattım. Yönlendirdiği doktora tek bir kötü laf etmeden hemen beni rahatlattı. “Persentil değişmediği sürece kaç kilo aldığı umrumda bile değil, rahatına bak” dedi. “Anne sütü mucizevi birşey, çocuğun neye ihtiyacı varsa orayı tamamlar, demek ki bu ay boyunu eksik görmüş” diye de ekledi. Diyemedim ki adam persentile bile bakmadı, neyse.

“Ateş 38’i geçtiği için fitil vermek zorundayız, ateşle yormak doğru değil” dedi. Daha önce hiçbir aşımızda ya keyifsizleşirsen diye peşinen fitil vermediğinden 3 fitil kardaydık. Ama bu sefer gerekli olduğu aşikardı. Çok durgunlaşmış, emecek halin bile kalmamış, sıcağın da etkisiyle iyice yanmaya başlamıştın. Seni önce yıkadık, ateşin 37,5’a kadar düştü. Biraz açılıp güzelce sütünü emdin. Emmenin de etkisiyle tekrar 38,2’yi gördüğümüz an fitilini koyduk ve seni yatırdık. Normal uyku saatinde güzelce uyudun. Gece 12 gibi ben yatarken baktığımda hala ateşin vardı. 4’te emmeye kalktığında çok şükür düşmüştü. Sonra da bi daha 8 de kalktın. Ya ateş yordu ya fitil yorgunluk yaptı ki böyle güzel uyudun. Sabah güler yüzünle beni karşıladığında dünyalar benim oldu.

Anladım ki hastalık benim zayıf karnım. Şu son 1 haftadır yaşadıklarımız bana bunu gösterdi. Hemen suratım asılıyor ve soğukkanlı olamıyorum. Allah beterinden saklasın seni ve tüm bebekleri..

1 düğün 1 diş

Gitmek zorundaydık. Babanın sevgili kuzeni evleniyordu. Herşeyimize koşan, daha biz arayamadan hep arayıp bizi mahçup eden babanın amcası için gitmeliydik. Hem kağıt üzerinde harika bir fikirdi. Sen en geç 8.30’da uyuyordun. Düğünde de uyuyacaktın nasıl olsa. 1 saat kalıp dönecektik. Aslında düğünlere bebek götürülmesinden nefret ederim. Seni 10 gündür görmeyen teyzemin sana bakmaya çoktan gönüllü olmasına rağmen yoldan geldik, diş çıkartıyorsun huysuzlanabilirsin diye yanımda olmanı istedim. 1 gecelik rutin değişikliğinden ne çıkabilirdi ki???

Evdeki hesap çarşıya hiç mi hiç uymadı. Ortaköy-Kuruçeşme arasındaki 5 dakikalık yolu 1 saatte gidince, zaten tüm gün arabada olmaktan sıkılan sen uykuya dalamadın. Düğüne sen uyanıkken girdiğimiz için, haklı olarak tüm akrabalar seni görmek ve sana şirinlikler yapmak için sıraya girdiler. Bir ara terledin mi diye bakmak için seni kucağıma almak gafletinde bulundum. Daha nasıl olduğunu anlayamadan kucaktan kucağa dolaşmaya başladın. O saatlerde değil dışarda olmaya, uyanık olmaya bile alışık olmayan sen hipnotize olmuş gibi kocaman gözlerle etrafı seyrettin. Katiyen ağlamadın ama bir gariplik olduğu kesindi. 9.30 gibi seni içerde sessiz ve karanlık bir yere götürüp tekrar emzirdim.  Bu sırada babana “Gelmemeliydik, hata ettik, biz evde kalmalıydık, sen gelmeliydin” diyip durdum. Uyumayınca 10’da kalktık. Daha arabaya biner binmez uyudun. Çok şükür dedim ucuz atlattık.

Eve geldiğimizde, asansörün kapısında bir ağlamaya başladın ki daha önce kolik ağlamaların dahil biz senin bu tonda ağladığını ne görmüş, ne duymuştuk! Senden öyle bir ses çıkabileceğini bile bilmezdik. Eve girdik, üzerimdeki gece elbisesini nasıl çıkardım hatırlamıyorum bile, bir baban bir ben seni sakinleştirmeye çalıştık. Sense gitgide ağlamanın şiddetini arttırıyor, hatta katılmaya başlıyordun.  Sanki biz senin annen-baban değilmişiz de yabancı insanlarmışız gibi kucağımızda durmak istemeye istemeye ağlıyordun. O an kontrolümü kaybettim ve ben de ağlamaya başladım. Her ağlamanın ne anlama geldiğini çözeli çok olmuştu ve bu seferkinin de tercümesini yapabiliyordum. Hayatımda ilk kez bu kadar uzun yol yaptım, daha evimi bile yadırgarken, beni aldınız paket gibi oraya götürdünüz, arabadan sıkılmışken yine tıktınız beni, sakin sakin uykuya dalmaya alışmışken önce trafiğin ortasına sonra da 500 kişilik kalabalığa soktunuz, bana bakan gözler, oramı buramı mıncıklamalar, ağır parfüm kokusu,  gürültü,  aşırı uyarıldım neye uğradığımı şaşırdım, tam uyudum yine uykumu böldünüz, zaten dişimin ağrısından zor duruyorum, bugün biraz iyiyim dedim hemen ilacımı da kestiniz, bana bu işkenceyi neden yaptınız, ben ağlamayım da kim ağlasın diyordun resmen!

Ben çocuğunun ağlamasından rahatsız olan annelerden hiç olmadım. O gece de rahatsız olmadım inan. Benimki suçluluk duygusuyla ilgiliydi. Bence 4 aylık ebeveynlik geçmişimizin en büyük hatasını yaptık. Daha kimbilir ne hatalar yapacağız tabi ama daha 3 gün öncesine kadar yazlıkta rutinin bozulmasın diye gestapo ilan edilen ben nasıl oldu da bu hatayı yaptım hala yediremiyorum kendime.

Sakinliğini hiç bozmayan babanın desteğiyle, 20 dakikalık senkronize ağlamamızın sonunda  derin bir nefes aldım ve duruma el koydum. Aşırı uyarılmış olduğunu gözönünde bulundurarak önce evdeki tüm ışıkları kapattım. Seni sakinleştirmenin en güzel yolu banyodur diye düşünerek hızlıca suyunu hazırladım. O panikle ve karanlığın da etkisiyle ayağında çoraplarınla seni suya sokmuşuz,ama olsun işe yaradı ya. Vücudundan süzülen damlalar gözyaşlarına karıştı ve sen normal tonda bir ağlamaya doğru vites küçülttün. Çıkar çıkmaz önce yarım ölçek Calpol verdim sonra da daha üzerinde havlunla seni emzirmeye başladım. 5 dakikanın sonunda kucağımda çırılçıplak uyuyakalmıştın. Babanın gözündeki zafer pırıltısı “E şimdi nasıl giydircez?” sorusuyla birleşince çabucak sönüverdi. Tekrar uykunu bölmeyi göze almayan sarsak ikili olarak bekleye bekleye önce başını sonra bi kolunu sonra diğer kolunu en son da bezini derken toplam 15 dakikada seni giydirdik. Çok yorgun ve moralman çökmüş bir anne olarak tekrar ağlaman durumunda hemen duyamama riskini göze alamayıp seni yanımda yatırdım. Tam 1 saat boyunca iç çeke çeke uyudun. Ben de sessiz sessiz ağlayayarak.

Gece boyunca  sadece 1 kere kalkıp emerek uykuna devam ettin. Sabah uyandığında yine gülücükler saçıyordun çok şükür ki. Oturma odasında geceleyen baban yanımıza gelip bizi öyle görünce derin bir oh çekti. Gece boyunca dilediğimiz onlarca özür kabul edilmiş, sonunda affedilmiştik.

Evdeki bu ilk günümüz bu gülücüklerle başlasa da gün boyu huysuzluğun üzerindeydi. Akşamüstüne doğru tekrar aynı tonda yarım saat kadar ağlayınca, akşamki suçluluk duygum biraz olsun azaldı. Evde geçirilen sakin bir günün ardından da o şekilde  ağlayabiliyorsan demek ki akşam bize sandığımız kadar kızmadın diye düşündüm. Tekrar doktorunu aradım. Emmek ağrına iyi geliyor diye çok emiyor olman nedeniyle gaz oluşmuş olabileceğini, bir de ishalin devam ettiği için ağrın olabileceğini söyleyerek birkaç gün Sup Simplex vermemizi istedi. Böylece, Pazartesi gününü Calpol vermeden atlattık.

4. ayını doldurduğun bugünse sanki bunların hiçbiri olmamış gibi keyfliydin. Ya düzeleceğin vardı ya da Sema Hanım‘ın Sup Simplex önerisi işe yaradı. Sonuçta beni aklımda binbir soruyla başbaşa bıraktın. Acaba diş çıkarmıyorsun da sadece bağırsakların mı bozulmuştu? Belki de üşütmüştün, yoksa hava değişimi miydi? Boşuna mı Calpol vermiştim, yoksa işe mi yaramıştı? Ortada diş miş yok ama çok şükür eski huyunla suyunla sen varsın…

Yazlıkçı

4.ayında ilk uçak yolcuğunu yapmış, ilk kez anneane ve dedenin yazlığına gitmiş, çıkacak dişlerinin ilk sancılarını orada çekmiş, dönüşte arabayla ilk uzun yol deneyimini yapmış durumdasın.

Sırayla gidelim. Uçak yolculuğu beklediğimden çok daha kolay oldu. Uçaktaki 3 bebeğin en uslusu sendin diyebilirim. Yalnız kalkarken ve inerken emzirin diyen zihniyeti kınıyorum! 10 hadi bilemedin 15 dakika içinde tek memeyi boşaltabilen ve tek memeyle doyan 4 aylık bir bebek, 20 dakika kalkış ve yükselme, 10 dakika sabit yükseklik, 20 dakika alçalma ve iniş süresinde ne zaman emzirilmelidir? Hele de kalkıyoruz diyen pilot 10 dakika taksi pozisyonunda dolaşıyorsa? Havuz problemi gibi uçuş problemi resmen! Ben de kendi kulaklarımı baz almaya karar verdim. Uçağın tekerlekleri yerden kesildiğinde emzirmeye başladım, azıcık zorla kalkışı tamamladık. Sabit yükseklikte birşey yapmadım. İnerkense emzik vermeye çalıştım, almayınca parmak emzirme modeline geçtim. Başarıyla atlattık, darısı Fransa uçuşunun başına. Yalnız alandaki güvenlik kontrollerine sinir oldum. Herkesin pis bavullarının geçtiği x-rayden senin kafanı koyduğun ve genelde kemerlerini yediğin ana kucağını geçirmek zorunda kalmak çok can sıkıcıydı. Ayrıca bu demek oluyor ki daha rahat ederiz diye geceye aldığımız Fransa uçuşunda uykunun en  tatlı yerindeyken seni ana kucağından çıkartıp kucağımıza alacağız. Hava çok sıcak olmasa seni direkt slingde uyurtur öyle giderim ama bu ısıda sana daha büyük işkence olur gibime geliyor. Hem evden alana kadar oto koltuğu dışında biryerde yolculuk etmeni de doğru bulmuyorum. Off off bakalım nasıl olacak? İlerde bu satırları okurken anne dert ettiğin şeylere bak diyeceğine eminim 🙂

Yazlıktaki günlerimiz çok güzel geçti. Kuzenin Mina’dan kalma park yatağına hemen alıştın. Herkesin benimle gestapo diye dalga geçmesine kulak asmadım ve rutinini asla bozmadım. Sen de beni mahçup etmedin hiç. Yalnız sıcaktan mıdır nedir 3 saatlik döngüler yerine ancak 2 saat dayanabildin ve daha çok emmek istedin. Başından beri saatlere takılmadığım için ne zaman istersen emzirdim. EASY biraz şaştı tabi. Daha çok EAESY gibi birşey oldu. Evde geceleri 1-2 kere kalkarken orada mutlaka 3’ledin. Ama beni hiç yormadın çünkü hızlıca emip geri yatıyordun. Kucağımda uyuduğun günleri saymazsak, doğduğundan beri ilk kez bu kadar uzun süre aynı odada kaldık. Anne için daha kolay olduğu söylense de ben pek rahat edemedim, senin her hareketinde uyandım diyebilirim. Sabahları gık sesini duyup yanımızda biten dedeciğinle uzun yürüyüşler yaptın, seni ancak öğlenleri kuzenin Mina uyurken sevebilen anneanenle yatakta kahkahalar attın, annen denize kaçınca Eşfer Yengenin kucağında huzur buldun, Mina’yla akşamüstü hamak keyifleri yaptın. Hem çok emmekten, hem de açık havanın da etkisiyle çektiğin güzel uykulardan kocaman bir adam olup çıktın.

Günler böyle güzel akıp giderken 4. ayını tamamlamana 5 gün kala önce ishal olup, kusmaya başlayıp, ağzın salyadan geçilmeyip, ayağın dahil ne bulsan ağzına sokup sinirli sinirli sağa sola hareket ettirip, akabinde çokça huysuzlanınca anneanen ve yengen diş çıkarttığına kanaat getirdiler. Hemen doktorunu aradık. Ailede erken çıkartan var mı diye sordu? Evet bendeniz 4,5 aylıkmışım ilk dişim çıktığında. Quzen kaansa 4  aylıkken 4 dişe sahipmiş! O zaman mümkündür dedi ve ateşin olmazsa katiyen fitil vermeyeceğini belirterek,  çok keyifsizleşirsen sabah akşam yarım ölçekten biraz fazla Calpol ve diş etlerine sürmek için Dentinox verebileceğimizi söyledi. “Ben çocuğuma ilaç vermeyeceğim!” diye atıp tutarken, acıdan kıvranmanı izlemeye dayanamayıp 2 gün bu ilaçları verdim. 2. gün baban bizi almaya geldiğinde nispeten daha iyiydin. Babanla birlikte gelen teyzen ve kirve eniştenin de katılımıyla yediğimiz tam kadro yemekte, onca gürültüye rağmen odanda huzurla uyudun.

Ertesi gün de keyifli kalkınca ilaç vermeden yola koyulduk. İshalin devam ediyordu ama her molaya denk gelecek şekilde o kadar usturuplu yapıyordun ki yolda fazla oyalanmadan vakitlice evimize geldik. Akşamına bize yapacağın sürprizlerden habersiz…

Emzirme Reformu

Geçenlerde sahilde yürürken bizim şirketin genel müdürüyle karşılaştık. O sana türlü türlü şirinlikler yaptı ama sanki sen onun beni senden er ya da geç çalacağını bilirmiş gibi astın suratını oturdun. Aslında ayıp ettin çünkü o kanunen mümkün olan en uzun izni kullanabilmem için gerekli anlayışı bize gösteriyor zaten. Ama kanun bozuk o ne yapsın???

Bizim kadar şanslı olmayan pek çok anne ve bebeği var etrafımızda. Değil ücretsiz izin kullanmak, pek çok anne daha bebeği 2 aylıkken işe dönmek zorunda kalıyor. Hele de emzirmek isteyen bir anne ise çok kötü şartlarda bebeğine süt sağmaya çalışıyor, çoğu sonunda pes edip bırakıyor. Türkiye’de ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin oranı yüzde 1 küsürlerdeymiş. Yani sen 100 bebeğin şanslı bir tanesisin. İlk 6 ay sadece anne sütü diye sağa sola yapıştıran devletimiz ise bu konuda hiçbirşey yapmıyor. Bizim 10 belki de 100 mislimizi kazanıp da bir yolunu bulup vergi vermeyenler dururken, her ay maaşımızın neredeyse yarısını vergi olarak veren maaşlı çalışanlar olarak 4 aydan daha uzun bir ücretli izni hak ettiğimizi düşünüyorum. Hatta keşke imkan olsa da ücretsiz izin de daha uzun olsa, ya da pek çok gelişmiş ülkede olduğu gibi part time işe dönüş mümkün olsa. Haftada 3 gün işe gitsem bayağı da verimli olur, sana vakit ayırabilir, maaşımın da 3/5’ini almaya razı olurdum mesela. Bu gibi temennileri ve yapılması gerekenleri Çakıl’ın annesi ve Deniz&Derin oğlanların annesi Emzirme Reformu Manifestosu‘nda derlediler. Çok da iyi ettiler, ellerine  sağlık.

Garip bir ülkede yaşıyoruz. Sen büyüyene kadar bazı şeylerin düzelmesini ümit etmekten başka tek çaremiz  bazı şeylerin düzelmesine bir nebze de olsa katkıda bulunmak. Emzirme Reformu‘nu DES-TEK-Lİ-YOR-UZ…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company