Monthly Archives: Haziran 2010

Çınar’la nasıl tanıştın?

Nereden başlasam nasıl anlatsam. Senin blogundaki bir yoruma mail ile cevap verirken şimdi geldiğimiz noktayı hayal bile edemezdim tabii ki. Tek ortak noktamız aynı anda hamile olup aynı doktora gidiyor olmaktan öte değildi başlarda. Gün geçtikçe daha çok yazıştık, yazıştıkça daha çok anlaştık. Sonra bir bakmışım ki o senin doğumunu en az benim kadar heyecanla bekliyor, ben doğumhanede onun kulaklarını çınlatıyorum doktorunla, en uykusuz gecelerimde ona doğumla ilgili son taktikleri veriyorum, o doğumdan çıkar çıkmaz telefonun diğer ucunda bana-aslında dış kapının dış mandalı olması gereken bana- heyecanla Çınar‘ın doğumunu müjdeliyor. 

İşte biz o Gökçe teyzenle ve Çınar efendiyle sonunda bugün buluştuk. Siz uslu uslu uyurken, biz yıllardır görüşmeyen iki dost gibi saatlerce konuştuk durduk. Hislerim beni yanıltmamış. Aynı anda hamile olan iki kadından çok daha öteymiş benzerliklerimiz. Tevekkeli boşuna değilmiş bu soğuk nevale annenin daha tanımadan kanının kaynaması! Pek çok güzel şeye vesile olduğu gibi, artık yeni bir dostum olamaz herhalde dediğim 30’lu yaşlarımda piyangodan çıkan bu dostluğa da vesile olduğu için sevgili doktoruna teşekkür etmemiz lazım aslında. Siz CA Babies olarak, doktordaş, hastanedaş, sünnetdaş ama en önemlisi şimdi ve bundan sonra arkadaşsınız. Tıpkı bizim ve hatta babalarınızın da olacağı gibi…

Sonra annecim biz Çınar‘la nasıl tanıştık diye merak edersen bu yazıya bakabilirsin canım oğlum benim.

Altı

Davetiyemizde Yirmibeş Haziran İkibindört Cuma yazıyordu rakamla değil yazıyla. Dün Yirmibeş Haziran İkibinon günlerden de Cuma’ydı yine. Aradaki fark, 2 değil 3 kişiyiz, geçen yılki yıl dönümü hediyemiz seninle birlikte…

Sana gün boyu gerekli izahatleri yaptım. Eğer izin verirsen, anne ile baba seni yatırdıktan sonra yemeğe gidecekler, sen daha uyanmadan geri gelecekler, sen de güzel güzel uyuyacaksın, gözünü açtığında yine karşında bizi göreceksin dedim. Başbaşa güzel bir yemek, 6 yılın durum değerlendirmesi, evliliğimizin en güzel günü olarak senin doğduğun günü ilan etme,  körler sağırlar birbirini ağırlar şeklinde ne kadar iyi birer anne baba olduğumuz konusunda birbirimizi tebrik etme fasılları, kapanış olarak da gelecekle ilgili hayallerimizden bahsettikten sonra baban geceye devam etmek isteyip istemediğimi sordu. Cevap netti. Hayır sana dönmek istiyordum! Uyanıp uyanmadığın konusunda bahisleri açıp, evin yolunu tuttuk.

Kimin kazandığı meçhul, zira döndüğümüzde hiç uyanmamıştın ama döndükten kısa bir süre sonra hiç de adetin olmayan bir saatte uyandın. Sanki geldiğimizi teyit etmek ister gibiydin. Belki de bizi merak ettin, tıpkı ilerde bizim seni merak edeceğimiz gibi. Bizi gördün, çok mutlu oldun ve uykuya geri dönemedin. Azıcık emzirdim seni, sevdim, kokladım geri yatırdım. Böylece ilk gece çıkma maceramız da hasarsız olarak atlatıldı.

Her ne kadar evlenince aile cüzdanı veriyor olsalar da, biz senin gelişinle aile olduğumuzu hissettik bebeğim. Geçen 6 yılda, aşk ilk günkü kadar taze mi diye merak ediyorsan, belki değil! Ama doğduğun o an, o doğumhanede önce seninle sonra birbirimizle göz göze geldiğimizde artık adını bilmediğim başka bir boyuta geçtiğimizi hissettim. Bunun adı her ne ise sana her baktığımızda artarak devam ediyor. Mesela sen bu aşk tanrısı Eros pozlarını verirken…

Baba kucağı

Başından beri hep söyledim, 0-1 yaş benim uzmanlık alanım çünkü ben bebeklere bayılırım. Babanın uzmanlık alanı ise 1+ çünkü o da çocuklara bayılır. Aradaki fark ne biliyor musun? Biri bebek bakmak ,diğeri insan yetiştirmek. Ne yalan söyleyeyim senin büyüdüğün ve dünyayı keşfedeceğin dönem nedense bana daha zor geliyor. Şimdiye kadar verdiği destek bir yana,  asıl o dönemlerde yanımda baban olacağı için çok şanslıyım. Çocuğumun babası olması için ne kadar doğru bir insan seçmişim şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Sense baban olmak için seçtiğin bu insanın ne kadar doğru olduğunu zamanla anlayacaksın. Oyunlarını genelde onunla oynarken, bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme açlığını onunla doyururken, birlikte balık tutarken, uçurtma uçururken, maça giderken, koridorda maç yaparken, sen gözlerini kocaman açmış dünya savaşlarını babandan dinlerken, dünya klasiklerini sana tanıtırken, müzik zevkini aşılarken, dünyayı dolaşmak istediğinde, hayallerinin peşinden gitmek isterken, ilk içkini tadar, ilk aşk acını çekerken benim eksik taraflarımı onda bulacak, hayatı ondan öğreneceksin.

Hayatımın iki büyük aşkı, size bakmaya doyamıyor, birlikte görmekten büyük haz alıyor, gelecekteki halinizi hayal etmeye bayılıyorum. Babalar günün kutlu olsun kocacığım…

3 koca aylık

Hala inanamıyorum 3 koca aydır anne olduğuma. Düşününce sanki dün doğmuşsun gibi geliyor, bir yandan da bu süreye sığdırdıklarımıza tek tek bakıyorum sanki sen yıllardır hayatımızdaymışsın gibi hissediyorum. İşe gitmeyince zaman kavramımı tamamen yitirdim galiba!

3.ay itibariyle 6.170 gr ve 59,5 cm ebatlarındasın. Herşeyin 50-75 persentilde, tam bir ortalama bebeksin. Babanın tabiriyle “offical bebek” sin. Doktorun son damlasına kadar anne sütü dedi, yazı ek gıdalar yerine göz göze emzirme modelinde geçireceğimiz için çok mutlu oldum.  7.ayının başında yani 13 Eylül’den sonra sebze çorbasına geçecekmişiz. Neyse buralara daha var.

Bu ayının en büyük gelişmesi artık dönebiliyor olman! Ortalama bebek olmanı, hiçbirşeyi erken yapmamanı tercih ederdim ama sen kurtlu olduğundan normalden 1 ay erken olarak, 10 Haziran Perşembe günü sırtüstü yatarken ayaklarını ellerinle tutup sağa yatıp ilk dönüşünü tamamladın. Sonra da sağ kolun altta kaldı diye ağladın 🙂 Bebekler genelde yüzüstü yatarken sırtüstü dönerek başlarmış ama sen tersiyle başladın. Dedim ya kurtlusun daha doğar doğmaz yüzüstü yatıp emeklediğin için, yüzüstü yatabilen bebeklerden olamadın hiç. Seni yüzüstü yatırdığımız anda minik bir asker gibi alçak sürünme hareketleriyle çığlıklar atarak ciddi şekilde ilerliyorsun. Bazen yeterince güç aldığında ayaklarını karnına çekip kendini bir anda ileri itiyorsun tıpkı bir tavşan gibi. Bu ara sürekli bizim yatağın üzerinde takılıyor, bu hallerine gülerek günlerimizi geçiriyoruz. Tam doktor teyzene yok yüzüstünden dönemiyor dediğim sırada bir de öyle dönerek sen de benimle dalganı geçtin!

Artık dönüyor olman nedeniyle gece kundaklama faslının da sonuna gelmek durumunda kaldık. Bu benim için aşılması zor bir engeldi. Uykunu kundağa borçlu olduğumuzu düşünüyor ve bırakmamak için direniyordum.Pazartesi gecesi seni kundaklayıp yatırdım, tam kamerayı aldım bir de ne göreyim sen elin kolun bağlıyken  nasıl becerdiysen yüzüstü dönmüş debeleniyorsun. Anında geri dönüp kundağı kaldırdım. İlk gece çok hareket edip kendini çok uyandırdın ama olsun ikinci gece ona da alıştın uyumlu oğlum benim.

Gece uykularının uzamasını fırsat bilip kendimi uykuya veren ben, geceleri süt sağmadığım için suçlu hissediyordum. Doktorun bu konuda da beni rahatlattı. İşe çok geç döneceğimden böyle bir stoklama ihtiyacımız olmadığını, geceleri boşalmıyor diye süt üretimimin azalmasının artık mümkün olmadığını belirtti.

Bu ayın ikinci önemli gelişmesi de gündüzleri uyumaya başlaman. Eğer evdeysek sabah 8 akşam 8 bir saniye bile gözünü kırpmadan geçirilen günlerden sonra şimdi uyuyor olman bana acayip enterasan geliyor. Ne oldu da birden uyumaya başladın tam emin değilim ama birçok faktör bir araya geldi galiba. Ya da basitçe sen uyumaya karar vermiş de olabilirsin 🙂 Öncelikle bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar nedeniyle sadece 1-2 saat dışarı çıkabildik ve evde daha çok vakit geçirmek zorunda kaldık. Bu durumu fırsata dönüştürmek için uyku konusuna eğilmeye karar verdim. Sanki beni duymuşcasına gerçekten tam o sırada Baby Center’dan mail geldi ” How can you make your baby nap longer?” diye! Bunun birişaret olduğuna kanaat getirip, maili, Tracy bilgilerimi, biraz da içgüdülerimi birleştirip, seni daha yakından gözlemlemeye, uyku emarelerini yakalamaya çalıştım. Harika bir ıh-ıh sesi keşfettim, nasıl daha önce farkedemediğime hayıflanarak! Uykun gelmeden yatağına koydum, uyusan da uyumasan da en az 45 dakika orada kalmanı sağladım. Ben de kitabımı alıp yanında oturdum, sen huysuzlandıkça kucağıma alıp sevdim geri koydum. Tıpkı seni gece uykuna alıştırırken yaptığım gibi. Odanda geçen saatler ve 3. günün sonunda 10.00-13.00-16.00-18.00 civarında battaniyenle oynayarak, azıcık da emzik alarak (evet sen ve emzik…azmin zaferi!) kendi kendine 15 dakikalık uykular uyumaya başladın. 1. haftanın sonunda 45 dakikaya kadar uzatmış durumdayız. Uyumayışını o kadar kabullenmişim ki, kendimi sokaklara atacağıma biraz seni anlamaya çalışsaymışım çok daha erken halledebilirmişiz bu durumu! Olsun geç olsun güç olmasın di mi? Zamanlama harika oldu, havaların çok ısındığı bu günlerde  istesek de 6-7 saat dışarda kalamazdık zaten. Evde de uykunu alabileceğini bilmek harika bir his. Alışmandan korkmakla beraber 16.00 uykunu bizim yatakta senle birlikte yapıyor, iç çekişlerinin sesi, kokunun güzelliği içinde kayboluyorum. Meğer ben de ne çok yoruluyormuşum sokaklarda. Evim evim güzel evim demek istiyorum.

Şimdiye kadarki en kısa doktor randevumuz oldu bu seferki. Rota aşını içtin ve pnömokok aşını vuruldun. Bu aşılar da ateş yapmayacakmış. Ama pnömokok olurken sonlara doğru ağladın, en çok yakan aşı buymuş 🙁 Rota aşısından sonra doktorun hiçbir uyarıda bulunmayınca ben sordum, etraftan duyduğuma göre 3 gün boyunca altını sadece ben üstelik de eldiven kullanarak değiştirmeliymişim, nedir bu diye. Bu konuda fikir ayrılıkları varmış, 1 yaşından küçük bir bebeğin veya bir hamilenin senin kirli bezine dokunmaması yeterli bir önlemmiş, abartmamıza gerek yokmuş. Her zaman olduğu gibi alt değiştirmeden önce ve sonra ellerimi iyice yıkamam yeterliymiş. Bir de evde kolonya bulundursak iyi olurmuş, genel olarak tüm mikroplara karşı. Doktorunun  başka muhim tavsiyesi de seni gün içinde birkaç kez yıkamamız oldu. Alerjik bünyen ve sıcak birleşince fısır fısır döküntülerin çok arttı, her seferinde şampuanlı sabunlu değil ama poponu yıkama aktivitesi esnasında tüm vücüdunu ıslatmamı istedi. Yalnız poponu kuru bırakmamız çok muhim. Lakin bugünlerde pişik olur gibi oldun ama sudocrem ile hemen toparladık. Ela’nın doktoru sudocremin içinde kortizon olduğunu söylemiş ama doktorunla tekrar içindeki maddelere baktık kortizon yok. Niye öyle demiş anlamadım, hangi maddeyi kast ederek kortizonlu dedi tekrar sormasını rica edeceğim. Doktorun, içeriğindeki alkol nedeniyle sıklıkla kullanmamızı istemedi ama en ufak bir kızarklık gördüğümüzde hemen kullanmamız gerektiğini de ekledi.

Kontrolümüz blog dostlarımız olan iki Duru Bebek arasında kaldığından dilek hakkımı kullanmak istiyorum. Bir kontrolümüzün daha sonuna gelirken, hepimize sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.

İlk Oyuncakların

İlk ve en sevdiğin oyuncağın işte bu basit dönence oğlum. İkbal Teyze’nin tavsiyesi ile babacığının taaa Londra’lardan getirdiği bu tipsiz şeye 40. gününden beri bayılıyorsun. Yaşlı Teyzen önenceni görünce birşeye benzetemeyip kibarca “Nihan ya bunun daha güzel böyle renkli, müzikli filan olanlarından alsaydın bu pek olmamış” deyip bizi kopardı. Wimmer Ferguson tasarımlı ödüllü bir oyuncakmış kendisi Infant Stim Mobile. Hele bir erkek çocuk resmi var arasında Ali ismini taktığımız, işte en çok onu seviyorsun. Her sabah Ali’nin gecesinin nasıl geçmiş olduğunu, rüyasında neler gördüğünü soruyoruz. Geceleri de ona iyi geceler demeden yatmıyoruz 🙂

Babanın deyimiyle senin x-box’un, içinde sen ve diğer oyuncaklarının tamamı. X-box büyük amcanın hediyesi, Kaloo’dan. O rengarek şeyler gözümü yoruyordu bu bana çok sakin ve dingin geldi. Sen de çok seviyorsun, neredeyse evde ve uyanık olduğun zamanın tümünü burada geçiriyorsun. Kenarında Mothercare’den aldığım şimdilik siyah beyaz tarafını incelediğin My First Book, üzerine monte yine Mothercare’den titreyen zürafa nam-ı diğer Uzun Ömer, ortasında Esra Teyze’nin hediyesi ilk araban. Arabaya da hasta olduğuna göre annen gibi kaportacı çırağı olacaksın bence 🙂

Sling‘i de oyuncak kategorisine sokmak gerekir mi bilmiyorum ama ikimiz de çok sevdiğimiz için kayıtlara geçsin istedim. Ayça Teyze’nin tavsiyesi üzerine bu slingi almak üzere, babanı Londra’nın Ümraniye’sine kadar gönderdiğimize değdi anlayacağın. Gerçi satıcı teyze babanın Türkiye’den geldiğini duyunca ufak bir şok geçirip, gelmenize gerek yoktu biz gönderirdik demiş ama neyse! Böylesi daha sağlam oldu 🙂 Hava serinse-ki son günlerde genelde öyle, 1 saatten kısa bir yürüyüşe çıkıyorsak seni slinge koyuyorum. Zaten kullanmazsak baban bize kızar! Başını gögsüme yaslayıp uyuman müthiş bir his. Sokakta bizi durdurup güzel dileklerini ileten teyzeler de cabası. Ama en çok bizi böyle görünce içini huzur kaplayan Özge Teyze‘ne ithaf ediyorum bu kareyi. Sling sonra onun olacak, inşallah,amin…

Bir yanda ana kucağın, bir yanda oto koltuğun, bir yanda oyuncakların derken varlığınla birlikte salonumuzda acaip acaip ekipmanlar olmaya başladı velhasıl. Sen yattıktan sonra babacığınla salondaki dağınıklığa bakıp bir çocuğumuz olduğuna hala şaşırıp, sevinebiliyoruz 🙂 Ne yaptım ettim konuyu yine aynı yere bağladım di mi, iyi ki varsın canım oğlum…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company