Monthly Archives: Mayıs 2010

Anne hamileyken…

Varlığını öğrendiğim 8 Temmuz 2009 sabahından bugüne 248 günü karnımda 79 günü dışarda olmak üzere tam tamına 327 günümüz birlikte geçmiş. Son 79 günün güzelliğini bizzat yaşarken bile o 248 günü ne kadar özlediğimi itiraf etmek istiyorum. Sokakta gördüğüm hamilelere özenerek bakarken yakalıyorum kendimi. Çoğu zaman onlar da bebeğine kavuşmuş vaziyetteki bana özenerek bakıyorlar ya neyse!

Çok ama çok güzel bir yolculuktu bizimkisi. Belki benim de klasik hamilelik şikayetlerim vardı ama varlığının verdiği mutluluktan olsa gerek farkedemedim bile 🙂 Her anımızın kıymetini bilerek, tadını çıkartarak hayatımın en huzurlu günlerini geçirdim sen içimdeyken. Öpüp koklamaktan kendimi kaybetmişken seni tekrar içime sokasım gelmesi bundandır belki de…

Sanma ki içerdeki halini şimdiki haline tercih ederim, asla! Ama bu özlemin de adını koyamıyorum. Hayatımız boyunca anne rahmindeki huzuru ararmışız oğlum. Senin için huzurun merkezi olmak beni de aradığım dinginliğe kavuşturdu galiba. Başka bir açıdan baktım hep uykusuz gecelere çünkü aynı yoğun huzuru sadece tek bir anda tekrar hissedebiliyorum. Gün doğumunda seni emzirirken, sen gözlerimin taa içine merakla bakar, bir yandan da derin derin iç çekerken, mis kokun etrafa yayılmışken…Bu anı beynime kazımak istiyorum.

Bardağın dolu tarafını görmek diye klişe bir laf vardır oğlum ama doğrudur. Nereden baktığına bağlı. Ben birşeylerden şikayet edeceğime buradan bakmanın keyfini yaşıyorum. Bana ne yaptın bilmiyorum ama şu an içinde bulunduğum ruh halini seviyorum. Teşekkür ederim, gelip kucağıma konduğun, içimi tarifsiz mutluluklarla kapladığın için…

Ironman

Adının Demir olacağı belli olduktan sonra Ironman aşağı Ironman yukarı gibi bir durum oldu evimizde. Sinemada niyeyese izlememişim, bilmiyordum bile Ironman kimdir necidir. Hamileyken tesadüfen bir gece izledik filmi. İyi ki de izlemişiz, karaktere de mevzuya da bayıldım. Sonraları özellikle de seni gecede 9-10 kere emzirdiğim günlerde, babacığın senin yatağınla bizim yatak arasında taşımacılık hizmetleri yaparken  “Ironman uçarak geldi, hedefe kilitlendi” gibi espiriler yaparak bana moral veriyordu. Sen de bizim evimizdeki minik kahramandın ve senin enerji kaynağın da bende gizliydi 🙂

Yogaya giderken 2.5 saat ayrı kalabilidiğimize göre babacığınla başbaşa vakit geçirmek için de bize müsade edersin diye düşündük ve bugünün tatil olmasını fırsat bilerek sinemaya gitmeye karar verdik. Babacığınla tutuştuk el ele biz sinemaya, sen de Nezahat ablan ve 100 cc sütünle parka gittiniz. Tabii ki seçtiğimiz film tartışmasız Ironman oldu. En arkadaki sevgili koltuklarına oturduk, sağımız solumumuz önümüz arkamız liseli aşıklarla dolu, onlara özenip sokulduk birbirimize sarmaş dolaş izledik filmimizi. İkimize de iyi geldi bu romantik randevu 🙂

Bol bol sinemaya gidin, bebek olduktan sonra nasıl olsa 2-3 yıl gidemeyeceksiniz diyerek korkutmuşlardı bizi. Seni parkta dolaştıracak bir gönüllü bulduğumuz sürece ve 3 saatten az kalmak kaydıyla aya bile gideriz biz oğlum!

Bugün uslu durduğun, biberonundan süt içtiğin ve bize gösterdiğin anlayış için sana çok teşekkür ederiz. Yalnız bu bölümde Ironman yeni bir element geliştirip enerji kaynağını değiştiriyordu. Aman diyim en az 6 ay senin enerji kaynağın sadece ben olayım tamam mı?

Demir 2 aylık

Canım oğlum nasıl olduğunu anlayamadan bir ay daha geçti işte. Sen hala sokakta görenlere göre miniciksin, oysa benim gözümde kocaman oldun bile. 56 cm ve 5.390 gr boyutlarında küçük bir adamsın sen. Sanırım her ayımız bir öncekinden daha güzel olacak. Son bir ayda o kadar çok değiştin ki. Gece rutinin oturdu, gaz sancıların neredeyse kalmadı, gülücükler saçan yakışıklı mı yakışıklı bir çocuğa dönüştün.

İkinci ay doktor kontrolümüz ilkine kıyasla oldukça kısa sürdü. Havaların ısınmasını fırsat bilerek giydirdiğim şortlu takımınla doktorundan kocaman bir aferin aldık seni bu kadar erken soymayı becerebildiğimiz için. Terlememene o kadar takmış vaziyetteyim ki yaşlı teyzelerin cıbıl cıbıl kol ve bacaklarına dehşet dolu bakışlarına ve cık cıklamalarına rağmen günün hava durumuna göre kıyafetlerini seçiyorum. Hava 25+ ise kısa kollular devrede. Sen de bu durumdan çok memnunsun.

Bu sefer anneanenle gittiğimiz kontrolde yine gaz çıkartma ve Sub Simplex konusu gündeme geldi. Hayır sırtına sert vurmuyormuşuz, hayır Sub Simplex’in içerisinde kesinlikle uyuşturucu yokmuş, hayır katiyen ilaç değilmiş, hayır alışkanlık yapmazmış, hayır bağırsakları tembelleştirmezmiş, hayır azaltmaya çalışmama gerek yokmuş, evet düzenli kullandığım zaman işe yararmış, hayır en az 1 ay daha kullanma marjımız varmış, evet  huzur bulmuş çocuğun düzenini bozmaya gerek yokmuş. Herşeyin doğalından yana olan ben birçok kişinin “Aaaaaa ilaç mı veriyorsun, ama…..”şeklinde burun kıvırmalarını takmamaya karar verdim. Uzun gece uykuların başladı, eskisinden de huzurlusun, gelişimin gayet güzel gidiyor maşallah. Daha ne isterim? Bir dahaki kontrole kadarki ödevimiz seni bol bol yüzüstü yatırmak ve senin kollarının üzerinde yükselerek uzun süre kalabilmeni sağlamak. Yogada kobra diye tabir edilen haraketi çalışacağız yani 🙂 Doğduğun günden beri yüzüstüyken kafanı sağa ve sola rahatçe çevirebilen sen, bunu da kolayca başarabilirsin kanaatindeyim.

Verem aşını, özel bir aşı olması ve tecrübeli ellerde yapılması gerekçeleriyle, doktorunun tavsiyesi ile Verem Savaş’ta yaptırdık. Ama pişmanım, çok kaba bir hemşireye denk geldik. Yanımda aşı kartın olmadığı için önce aşıyı yapmayacağını söyledi, hemen getireceğimi söyleyince ikna oldu. Tıpkı sünnet olurken ve doktorun aşı yaparken olduğu gibi seni rahatlatmak için parmağımı emdirmek istedim kadın resmen böğürdü. Sen çok ağladın ve ben kadını boğazlamak istedim. Daha sonra aşı kartını götürdüğümde sadece tarih attı! Bu sefer de ben “Bunun için mi beni buraya getirdiniz ben de aşının kodunu filan yazacaksınız sandım, tarihi ben de atabilirdim.” diye bağırındım. Hiç gelemiyorum böyle işgüzar, insan hayatını zorlaştıran, kraldan çok kralcı kişiliklere! İkimiz için de kötü bir gün oldu. Allahtan akşam huzursuzluk yapmadın. Aşıdan sonra 3 gün yıkanmaman gerekiyordu. Uykuya dalmanı yıkanmana borçlu olduğumuzu düşündüğümden başta çok korktum, ama korktuğum gibi olmadı. Doktorunun kolunu ıslatmadan seni yıkayabileceğimizi söylemesine rağmen, ılık suya batırılmış bir havlu ile seni silerek yıkanma benzeri bir hava yarattık ve sen de uyudun. Bu ay olduğun diğer aşıların da Difteri, Tetenoz, Boğmaca, Çocuk Felci ve Menenjit. Bu aşıların da hiçbir yan etkisi olmadı çok şükür.

Kontrolümüzün diğer gündem maddeleri ise güneş kremi ve sivrisinek ilacıydı. Malum her gün 3 ila 6 saat arası dışarıda kalıyoruz ve güneş giderek şiddetini arttırıyor. Ama değil korunmak  bilakis, öğlen 12.00-14.30 arası hariç sokakta güneş ışığına maruz kalman gerekiyormuş. Ancak tatile gittiğimizde ve uzun saatler plajda kalacağımız zaman 50+ güneş kremi kullanmalıymışız. Bu kremler tam blokaj sağladığı için sürmeden önce sabah saatlerinde ve etkisinn azaldığı akşam saatlerinde özellikle bacakların yine güneşe çıkmalıymış. Sinek ilacı olarak da evde sıvı olanları kullanabilirmişiz. Direkt sana sürmemiz gereken ortamlarda tamamen doğal olan Euphia Sivrisinek Kovucu Feralatıcı Sprey’i kullanmalıymışız. Yazlıkta seni sivrilerin yiyeceğinden çok korkan dedene müjdeler olsun 🙂

Araştırmacı kişiliğime tezat, tıpkı hamileliğimde olduğu gibi, bebek bakımı konusunda da tonlarca kitap okumamaya kararlıydım. Özellikle de ülkemizde hamile olan kadınların % 80’inin okuduğu “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler?” kitabına daha okumadan uyuz oluyordum. Sırf fikir edinmek için tek bir kitap okumaya karar verdiğimde Aybala Teyze’nin tavsiyesi ile Tracy Hogg’un “Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler” kitabını okudum. Kitap özetle rutinin öneminden bahsediyor. Senin dilini çözebilmek, ihtiyaçlarını anlayabilmek ve kendime vakit ayırabilmek için yedir,oynat, uyut, kendin de yayıl yat prensibini öneren bu  kitabı birebir uyguladığımı söyleyemiyeceğim. Ama birinci günden beri seni bir birey olarak kabul etme ve olaylara senin açından bakabilme konusunda bana ciddi katkıları olduğu kesin. Uyku rutinini de Tracy’ye borçlu olabiliriz. Gerçi anneanen ve onun jenerasyonundaki herkes aynı şeyi önerdiği için sadece Tracy’ye mal etmek onlara haksızlık olur. Yıkanmaya başladığın günden beri seni hep aynı saatte yıkadık, spa hizmetleri verdik, kundakladık, müziğini açtık ve hep aynı saatte yatırdık. Başlarda sen hiç uyumadın, 3-4 saat boyunca belki 50 kere seni kucağıma alıp sakinleştirip, öpüp koklayıp tekrar yatırdım. Tam ümitsizliğe kapılmaya başladığım sırada gaz sorunun çözülünce bir gece mucizevi şekilde uyumaya başladın. Gündüzleri ise hala evde hiç uyumuyorsun. Dilediğin sıklıkta, dilediğin kadar emiyorsun. Geceleri çok uyuyup az emdiğin için doktorun özellikle saatlere bağlı kalmamamı seni istediğin kadar emzirmemi rica etti. Biberonu da tıpkı emzik gibi red etmeye başladığın için seni hiç bırakamıyorum, sürekli yanımdasın 🙂 Allahtan çok uyumlusun. Saçlarıma röfle yaptırırken 3 saat boyunca fön makinası sesinde, Polonezköy’de yoga kampına giden anneni rahat ettirmek için açık havada pestil gibi uyuyor, manikür yaptırırken gülücüklerle seyrediyor ve anneni hiçbirşeyden eksik bırakmıyorsun.

Seni çok ama çok sevdiğimi söylemiş miydim? Çok öpüyorsam söyle olur mu 🙂

Karşıyım…

Geçen yıl bu yazımda anlatmıştım bu günü ne kadar ve niye sevmediğimi. Anne olmam sonucu değiştirmediği gibi, tüm bu hislerimi pekiştirdi. Annesi başında çocuğu kucağında, kısacası tuzu kuru kitleden biriyim. Ama ikisinin de kıymetinin fazlasıyla ve herzaman farkında, sürekli şükrederek yaşayan biri. Benim kadar şanslı olmayanları her zaman anladım ve onlar için hep dua ettim/ediyorum/edeceğim.

Anneliği görev sanan, sürekli çocuğundan şikayet eden, ilerde bana bakar diye kız çocuk isteyen, çocuğu olduğu için yapamadıklarına yanan annelerle, yılda bir gün hariç her günü anneleri için işkenceye çeviren, anne sevgisini süistimal eden evlatların yapay günah çıkarma günü değil bugün. Biricik annesine doyamadan kaybedenlerin, anne kimdir bilmeyenlerin, evlat acısı yaşayanların, evlat hasreti ile yanıp tutuşanların yarasına topluca tuz basma günüdür aslında.

Sana sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşünmem için bir güne ihtiyacım yok ki. Sana her baktığımda, kokunu içime çektiğimde, başını gögsüme yasladığında burnumun direği sızlıyor, mutluluktan gözlerim doluyor. Sen de şanslısın ama. Böyle sevilmenin ne demek olduğunu ben de biliyorum çünkü ben de böyle bir anneye sahibim. Anne olunca anlamadım ben annemin kıymetini,  hep bildim. Onun yarısı kadar anne olmak bana yeter dedim.

O yüzden karşıyım oğlum, anneler gününe karşıyım! İçindeki  sevgiyi bana göstermek için bir güne ihtiyacın yok senin de. Eğer bu anneden çocuğa geçen bir bayraksa, ben annemden gördüğüm sevginin karşılığını seni severek vereceğim. Sen de çocuğunu severek.

Şimdi anlıyorum babanı, bak işte biz sonsuz olduk canım oğlum benim…

Hızır’ın Hediyesi Demir

Geçen yıl Hıdırellez gecesi saat 03.00 civarı bu pastayı bitirdiğimde, şeytan dürttü. Hayatımda ilk kez gülün dibinden birşey dilemek istedim. Herkes kağıtlara çizermiş dilediklerini, bense çöp adam bile çizemediğim için pastadan artan hamurlarla figür olarak yaptım dileklerimi. Yanarım yanarım uyku sersemi çekmeyi unuttuğum resimlere yanarım. Tek başıma aşağıya inmekten koktuğum için babandan benle gelmesini rica ettiğimde suratındaki bakışı görecektin oğlum, iyice kafayı sıyırdın bakışı 🙂

Bahçeli bir ev, bahçesinde de mavi body’siyle emekleyen kel bir erkek çocuğunu gülün dibine bıraktım. Bir sonraki Hıdırellez’de kel erkek çocuğu kucağımdaydı. Hızır gibi yetişti Hızır, saolsun varolsun!

Bu seneyse Hızır’ı meşgul etmedim bilerek. Benden daha çok ihtiyacı olanlara koşsun istedim. Geçen seneden borcu bahçeli ev baki ama…

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company