Monthly Archives: Mart 2010

Şişede durduğu gibi…

Hastaneden çıkarken  prosedür gereği ben tekerlekli sandalyede sense ana kucağı içinde benim kucağıma verildin. Otoparka inen asansörün kapısı açıldığında 3 tane kokoş kadın bize bakıp ” Bakalım şişede durduğu gibi duruyor muymuş?” gibi anlamsız bir laf ettiler. O kadar sinirlendim ki sana anlatamam. Nasıl bir milletiz biz, nasıl bir temennidir bu, birbirimizin yaşadığı sıkıntılardan içten içe keyif mi alıyoruz nedir hiç anlamıyorum. Sen doğmadan o kadar çok kişi uykusuz gecelere hazırlanın, bugünlerin tadını çıkartın, bol bol uyuyun dedi ki inanamazsın. Uykusuz gecelere nasıl hazırlanılır, uyku depolanabilir birşey midir, bugünlerimin tadını çıkartmak istiyor olsam niye çocuk yapayım diyesim vardı ama hep sustum, vardır bir bildikleri dedim, yaşamadan ukalalık yapma dedim!

Belki yine bunu söylemek içn erken ama , yokmuş canım oğlum benim, kimsenin birşey bildiği yokmuş! Babanla beklentilerimizi o kadar düşük tutmuşuz ve öyle hazırmışız ki gelişine hiçbirşey bizi şaşırtmıyor, senin güzel yüzün herşeye tahammül gücünü kendiliğinden veriyormuş. Sakın yanlış anlama uslu bir bebek filan degilsin, yeni doğmuşa hiç benzemiyorsun. Çok çok az uyuyorsun- tüm gün toplamın 9 saat filan! Onun dışında meraklı cüceliğine yakışır şekilde sürekli gözlerin açık cin gibi etrafı seyrediyorsun, tıpkı karnımdan çıktığın anki gibi…

15 gün geride kaldı. Sanki hep hayatımızdaymışsın gibi sana alıştık, diğer taraftan da sanki dün doğmuşsun gibi geliyor, zaman jet hızıyla geçiyor. Bakalım  bizim dünyamızda neler olmuş bu 15 günde? Bizim dünyamız diyorum zira dışardaki dünyayı bilmiyorum ne gazete okuyorum ne televizyon seyrediyorum!

  • 13-15 Mart Hastane Günleri

Seni seyretmetmekten uykulara dalamadığım, bol ziyaretçili, lohusa şerbetli, çok güzel 2 gün geçirdik hastanede. Kuzenin Mina’yla ilk karşılaşmanız  aklımdaki en güzel karelerden biri. Umarım hayatınız boyunca kardeşten de yakın olursunuz canlarım benim. Bu diyalog kayıtlara geçsin istiyorum. Babanla koridor yürüyüşlerimizden birinde acaba emiyor musun doyuyor musun konulu konuşmalar yaparken anneanen ilk kakanı görmek üzere bizi çağırdı. Birden ağzımdan şöyle bir laf çıktı “O bok benim karnem!” Herkes anlamsızca suratıma bakarken, “Ya emiyor işte bakın kaka yapmış!” Demek kafama takmışım 🙂

  • 15 Mart Pazartesi-Sünnet

Babanla sünnet konusunu sen doğar doğmaz halletmeyi kafamıza koymuştuk. Zaten o an yaptırmasaydık sanırım bir daha asla yaptıramazdık. Hormonlardan herlade seni sünnet için götürürlerken o kadar kötü oldum ki, bi an annenanenle göz göze geldik ve ‘İşte ben de sen doğururken böyle oldum kızım anneliğe hoşgeldin’ dedi! O an anladım ki hayat boyu sürecek mesaim başlamıştı, içinin sürekli cız etme mesaisi!!! En sevdiğim eniştem Alper kirven olmak üzere senle sünnete girdi. Çok uslu durmuşsun içerde, eniştenin elini tutmuş gıkını çıkartmamışsın. Bense ağlama komasına girmek üzereyken oldukça ağır misafirler gelince kendimi toparlayarak 15 dakikayı atlattım. Anlayacağın iyi ki gelmişler yoksa gün boyu ağlayabilirdim. Daha dün doğdun biz ilk mürvetini gördük bile. Daha kimbilir nelere ağlayacağım böyle…

  • 18 Mart  Perşembe- İlk kontrol ve ilk gezme

Doğum doktorun Sinan Bey‘e kontrole gittik. Ben kendisine bayıldım, keşke anadolu yakasında olsaydı da ona devam edebilseydik 🙁 Hastaneden 3.135 gr ve 47 cm çıkmıştık. 5. gün itibariyle 3.170 gr ve 49,5 cm olmuşsun. Besleniyorsun çok şükür. Sinan Bey ‘Hemen dışarı çıkın büyükler geyik yapar yok 40 gün filan diye dinlemeyin’ dedi. Biz de o gazla çıkışta benim lise yıllarımdan beri en sevdiğim dönerci olan Flamingo’ya gidip dürüm dönerleri götürdük. Sen hep uyudun, bundan sonra her dışarı çıktığımızda uyuyacağını biliyorduk. Cuma bahçeye, cumartesi yürüye yürüye benim doktor kontrolüme, pazar da caddeye çıktın. Uyumayışının panzehiri oksijenmiş yani!

  • 24  Mart Çarşamba-Göbeğin düştü

Bizi birbirimize bağlayan sembolik bağ koptu, gözükmeyen bağlarmız ise giderek güçleniyor canım oğlum benim…

  • 25 Mart Perşembe- İlk banyon

Anneaneciğin 7 yıldır bebek yıkamamanın verdiği heyecanla ama gayet profesyonelce tek eliyle yıkadı seni. Sonra güzelce zeytinyağlandın ve misler gibi halini ilk koklama hakkı anne kontenjanından bana verildi. Seni bir içime çektim ki ne misi sen tam bir zeytinyağlı dolma olmuşsun! Haftada 1 zeytinyağı kullanmaya onun dışında bebe yağı sürmeye karar verdik hemen, yoksa yemek sanıp yiyecekti biri seni! Biz de babanla 2 günlük eğitimin ardından seni yıkayabilmeye başladık ama tek elle değil tabi, ben tutuyorum babacın yıkıyor. Şimdilik banyoyu sevdin gibi, bir de üzerine giyinme faslı olmasa ne iyi olur değil mi? Günün tek güzel uykusunu banyodan sonra 8-11 arası yapıyor olman da benim çok sevdiğim birşey. Babacınla başbaşa bir yemek, günün kritiği ve 2 saatlik bir uyku, daha ne isterim 🙂

  • 29 Mart Pazartesi-Doktor kontrolün

Sana hamileyken yazdığım gibi yazayım cnm, 15. gün itibariyle boyun 52 cm, kilon 3.600 gr, annen – 8 kg… Annen küçülsün sen büyü diyen babanı dinlemişsin cnm. Doktorun 15 günde 5 cm uzayamayacağını doğum boyunun hatalı olduğunu söyledi ki ben de fark edip uyarmıştım hemşireleri ama beni dinleyen olmamıştı. Çocuk doktoru adaylarının ilkine gittik ve sanırım kendisine devam etmeyeceğiz. Nedense içime sineyen birşey var adını tam koyamadım. Baban ‘Geceyarısı gönül rahatlığıyla arayabilir misin bu kadını?’ diye sordu, cevabım maalesef hayır 🙁 1. ay kontrolüne diğer adaya gideceğiz bakalım doğru kişi o mu? Back up 3. ve 4. adaylarım da var sen merak etme, birine kanımız kaynayacak elbet!

Özetle henüz pilim bitmedi Demircim. Tabii bunda 13  gün boyunca bizde kalan anneanenin, görevi ev işleri ve bana iyi bakmak olan yatılı yardımcımızın, beklemediğim kadar iyi bir performans gösteren babacığının payı büyük. Elbette benim de bunalacağım günler olacak ama sırf senin yüzüne bakmak bile bana güç veriyor. Varlığına şükretmek de öyle…

Nasıl doğdun?

12 Mart’taki son doktor kontrolümüzden biraz moralim bozuk çıkmıştım. Şiddeti 80’i bulan düzenli kasilmalar ve nerdeyse 10 gündür 1 cm’de duran bir rahim açıklığı! Kendi kendine geleceğine dair inancımı kaybetmiştim. O akşam, aynı gün doğmanı çok isteyen dedeciğinin doğumgünü için onlara gittik. Ben yine hiç doğuruyor gibi değildim. Gece eve döndük ve yatarken saat 1 gibi nişanın geldiğini gördüm. Bu, 1 gün içinde de 1 hafta içinde de doğuruyor olabileceğim anlamına geliyordu. Hemen salona gelip babana söyledim. O da x-box live’da oyun oynadığı kirve-enişten Alper’e söyledi. Ama ikisi de beni pek ciddiye almadılar. 39+4 te gelen nişanın 1 hafta sonra değil de daha yakın bir zamanda doğacağının işareti olduğunu düşünerek huzur içinde uykuma daldım. Sabah 5.30 da tuvalete kalktığımda hafif bir regl sancısı vardı. Saymaya başladım, 15 dakkikada bir 40 saniye süren sancılarım vardı. Ama şiddeti 10 üzerinden en fazla 2 alabilirdi benden. 1 saat sonra sancilar 8 dakikada bire inince gülümsemekten kendimi alamadım. Dışarda muhteşem bir güneş, doğmak çin harika bir gün seçtin oğlum dedim. Babanı uyandırdım, Dilek‘i aramamı söyleyip uyumaya devam etti 🙂 O kadar iyi biliyordu ki daha doğuma saatler olduğunu hiç panik yapmadı. Canım yoga hocam Dilek’e mesaj gönderdim. 1 saat sonra bizdeydi. Kapıdan girer girmez yanlış alarm vermediğimi umduğumu çünkü sancının çok hafif olduğunu söyledim. O da yanlışsa canın saolsun dedi ve ilk muaynemi senin odanda yaptı. Açıklık 3 cm olmuş, evet doğum başlamıştı. Bense hala inanamıyordum. Hemen doktorunu aradım. Hastanede olmadığı yegane cumartesiyi seçtiğim için beni tebrik etti. Telefonla takip edeceğini, işi biter bitmez de geleceğini söyledi. Dilek yanımda olduğu için çok problem etmedim bu durumu.

Bir duş aldım, sakin sakin hazırlandım, uzun süre yemek yiyemeyeceğimi bilerek güzel bir kahvaltı yaptım. Babacığın da aynı şekilde sallana sallana hazırlandı, duşunu aldı, kahvaltısını etti. Hatta keyif kahvesi ve sigarasını bile içti. Doğuma bu kadar sakin gideceğimizi adım gibi biliyordum. Baban, ben, Dilek saat 10 civarı köprüdeydik. Güneş içimizi ısıttı, boğaz herzamankinden daha güzeldi. Filmlerdeki gibi değilmiş dedi baban, çığlık çığlığa bir durum yokmuş 🙂

Hastaneye vardık. Başka bir doktor muaynemi yapıp yatışımı verdi. O zaman inandım ki gerçekten doğuruyorum. Doğumla ilgili, doktorunla mutabık kaldığımız bazı hususlar vardı. Suni sancı almadığım sürece serum takılmayacak, sürekli NST’ye bağlanmayacağım, mobil olmama izin verilecek ve ben istemediğim sürece kimse epidural sormayacaktı. Bunların karşılığında doktorun tek birşey istemişti o da hastaneye girer girmez sancım artmadan epidural için kateterin takılması. Bir noktada epidural isteyeceğime emindi sanki. Ya da bir terslik olur da sezeryane dönersek genel anestezi almama gerek kalmasın diye istedi bunu. Ben de kabul etmiştim. Sırtımı kedi kamburu yaptım ve kolayca takıldı kateter. Kolumdaki damar yolu açılırken daha çok acımıştı, öyle diyeyim sana.

Gerçi doktorun geç gelince benim tercihler gümbürtüye gitti ama olsun. Nöbetçi doktor hastane prosedürü dedi başka da bişe demedi. Dayadı serumu ve devamlı NST istedi. Bense moralimi bozmamaya kararlıydım, peki dedim.

Yavaş yavaş herkes damlamaya başladı hastaneye. Uzun süreceğini biliyor bu yüzden de bana endişeli gözlerle bakan kimseyi istemiyordum aslında ama ne yapalım. Saat 3 ‘e kadar güle oynaya, herkesle muhabbet ede ede sancılarımı çektim. Nöbetçi dr muayne edip de hala 3 cm’de olduğumu görünce doktorunla konuşup suni sancı almama karar verdiler. En istemediğim şey oluyordu işte.  Normal sancılar gelirken vücüt onlara baş edecek gücü de veriyor oğlum, ama suni sancı başka birşey! O kadar almak istemiyordum ki vücüdum şiddetli bir kusma isteğiyle tepki verdi suni sancılara ve bu senin annen deli gibi korkar kusmaktan! Ama mecburen kustum tabi.

Saat 6’ya kadar  pilates topu üzerinde, tepemde serum, karnımda NST tolere edebildiğim sancılar daha sonra ciddi şekilde artmaya başladı. Son kozumuzu oynamak üzere hipnoterapimizi yapmaya başladığımızda aniden odaya dalıp, ışıkları yakıp “Ben bi muayne edicektim deeeee” diyen nöbetçi doktor sayesinde tüm konsantrasyonum bozuldu. Akabinde suyum geldi. Suni sancıyı yedim, olay doğallıktan çıktı, battı balık yan gider diye epidurali istedim ama artık çok geç kalmıştık. Bir deneme dozu yaptılar bana mısın demedi. Sadece şiddetli bir titreme geldi ki, o da kendimi rahatlatmama iyice engel oldu.

7’de doktorun geldiğinde 5,5cm’deydik ve onu görmenin rahatlığıyla kontrolümü iyice kaybettim. Ama her işte bir hayır vardır ki, epidural olmadığı için 1 saat içinde anormal bir hızla 10 cm’e geldim ve ne olduğumu anlayamadan kendimi doğumhanede buldum. Doğumhaneye giderken verilen morfin sayesinde ve işin zor kısmını atlatıp kolay kısmına geldiğimizi bilerek huzurla gittim oraya. Bu arada sen hep uslu durdun. Tehlikede olduğuna dair en ufak bir mesaj vermedin. Ben de sana kavuşacağımı hayal ederek hiç isyan etmedim. Biraz bağırmış, artık dayanamıyorum demiş olabilirim ama katiyen beni sezeryane alın filan demedim 🙂

Doğumhane kısmı o kadar büyüleyiciydi ki yaşanan herşeye değermiş dedirtti. Epidural olmadığı için sancıları ve birlikte gelen ıkınma hissini gayet güzel algılıyor, içgüdüsel olarak ıkınyordum. Aylardır yaptığım yoga ve nefes teknikleri sayesinde, Dilekciğimin de büyük yardımıyla 10 dakika içinde 3. ıkınmada içimden balık gibi birşey kaydı. Ve sen karşımdaydın! O kadar güzel, o kadar hayal ettiğim gibiydin ki gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Kelimelerle ifade etmek çok zor o an hissettiklerimi. Müthiş bir huzur, başarmış olmanın gururu, seni görmenin büyüleyiciliği,  inanılmaz bir mutluluk, babacığının güzel sözleri, hepsi rüya gibiydi. Kadın olmanın ne kadar ulvi birşey olduğunu, taa derinlerde biryerde bir egomun okşandığını hissettim. Anne olmuştum, aile olmuştuk…

Sen de hemşireler seni temizlerken, meraklı cüceliğine yakışır bir şekilde direkt bana baktın, gözlerimin taa içine, sanki görür gibi…Sonra babacığınla sen çıktınız, biz de doktorunla geyik yapa yapa 1.5 yoğurtlu iskender hayalleriyle 3 dikişimi bitirdik.

Planladığımız kadar doğal olamasa da, kendi istediğin gün normal yollarla dünyaya gelebildiğin için çok mutluyum canım oğlum, Demirim benim. Söylemiştim sana biz iyi bir ekibiz ve dünya döndükçe de öyle olacağız. Hoşgeldin hayatımın anlamı…

Canım oğlum…

Bakmaya kıyamadığım, koklamaya doyamadığım, hoşgeldin..

Dananın kuyruğu 19.03.2010

39 hafta 3 gün itibariyle boyu 53 cm, kilon 3.600 gr, annen 14 kg… Bugün hiç kasılmam yok diye düşünürken,  en azı 40 olmak üzere yarım saat içerisinde 3 tane 80 üzeri kasılma çıktı NST’de! Ama açılma hala 1 cm’de duruyor 🙁

Doktorun en fazla 19/03’e kadar yani 40 hafta 3 güne kadar bekleyeceğini, gelmezsen suni sancı vereceğini beyan ederek tüm belirsizliğe noktayı koydu. Daha fazla beklemenin anlamı yokmuş çünkü kendiliğinden açılmaya meyilli olsaymışsın bu kasılmaya çoktan açılırmışsın. Kilonda bugün veya 1 hafta içerisinde normal doğuma engel bir durum yokmuş, yeter ki kendiliğinden veya suni sancıyla açılma olsun!

O güzel yüzünü azıcık da olsa gösterdin, seni iyice göresim geldi! Bak Demircim önümüzde koca bir hafta ve Salı günü bir kontrol daha var. Unutma ki biz iyi bi ekibiz ve Cuma’ya kalmadan bu işi halledebiliriz. Yok ben tam bir yavru kartalım illa 1903 Cuma doğacağım diyorsan, baban zevkten dört köşe olur ama annen suni sancıyı yer! Ona göre sen kararını ver işte:)

Kafası karışık annen ve nutella

39 hafta 0 gün itibariyle boyunu bilmiyorum gene sormayı unuttum, kilon 3.500 gr, annen hala 13,5 kg…Hastaneye üstelik de bavullarımızla gittiğimiz kontrolümüzden de kös kös eve döndük.  Hazır oraya kadar gitmişken, doğumhaneyi ve odaları da gezdik. Doğumhaneyi görünce biraz heyecanlandım ne yalan söyleyeyim. Şimdilik benim için bir anlamı olmayan o odada, bundan en fazla 1 hafta sonra sana kavuşacağımı düşününce bir garip oldum. Üzerimdeki aşırı sakinlik normal değildi zaten, azıcık heyecan iyidir 🙂

Resmi olarak 1 haftadır 1 cm açıklıkla geziyorum ama sen gelmiyorsun. Kendi kendime bile itiraf edemediğim ama dün anneanenin de dile getirdiği birşey var ki sanırım senin doğmana ben engel oluyorum! Yani hamile olmayı, içimdeki varlığını o kadar sevdim ki içten içe dışarı çıkmanı istemiyor olabilirmişim. Evet tüm bunlar doğru ama ben seni çok seviyorum, içimde veye dışımda bu değişmeyecek canım oğlum. Umarım istemeden sana yanlış bir mesaj göndermiyorumdur.

İtiraf edeyim ben senin 40. haftana kalacağını hiç düşünmemiştim. Çok haraketli  bir hamilelik geçirdiğim ve kasılmaların çok erken başladığı için çoktan doğacağını düşünmüştüm. Aslında geçen hafta sonuncusunu yaptığımız hypnobirthing derslerinden bu duruma hazır olmam gerekiyordu ama değilmişim anlaşılan. Dün geceden beri kilonun bu hızla artmaya devam etmesi halinde sezeryan olmak zorunda kalacağıma dair ciddi bir endişeye kapılmış durumdayım. Bir tarafta herşeyi doğal akışına bırakmak, suni sanci ve epidural almadan senin seçeceğin günde seni doğurmak isteyen ben, bir tarafta da yeter ki sezeryan olmiyim suni sancı alsam da çok muhim değil diyen ben var. İçgüdülerim senin bekleyerek bir bildiğin olduğunu ve doğanın dengesine güvenmem gerektiğini söylemesine rağmen neden böyle hissediyorum bilmiyorum. Cuma günkü kontrolümüzde- tabi o vakte kadar doğmazsann bu endişemi doktorunla paylaşacağım. Beni sürekli beklemeye teşvik edip sonra da kilosu çok arttı sezeryan yapıcaz diyeceğini hiç sanmıyorum ama yine de içimi rahatlatmam gerekiyor.

Gündüzleri neredeyse hiç hareket etmemeye başladın. Kahvaltıdan sonra elimde bir nutella, sen hareket edene kadar kaşıklıyorum- tatlının tadı hala çok kötü gelmesine rağmen! O ilk hareketini duyduğumdaki huzurumu sana anlatamam. Ha bir de göğsümden ciddi şekilde gelen sütlerin var. Yani aslında hazırız sanki be oğlum, gel kavuşalım artık?

Dr.Cem Ayhan randevu

Click to continue reading “Dr.Cem Ayhan randevu”

Powered by WordPress | Designed by: seo company | Thanks to seo services, seo company and seo company